Merhabalar hocam, Benim nihai tek bir sorum var. Neden? Bunu açmak istiyorum çünkü içinde çok şey barındırıyor. Öncelikle diyelim ki bir yaratıcıya inandım (samimiyetle söylüyorum ki gerçekten inanmak istiyorum çünkü öbür türlüsü çok ağır bir yük). Sadece iyi ve faydalı bir yaşam sürerek inanmak yetiyor mu yoksa diğer kurallara uyulmalı mı. Neden bunu soruyorum çünkü en büyük engeli aşıp bir yaratıcının varlığını kabul etmişim ama koyduğu kurallar da bana pek mantıklı gelmiyor. Yanlış anlamayın toplumsal kurallardan bahsetmiyorum ve ibadet etmekten de kaçmıyorum. Yani gerekli görmüyorum mantık çerçevesinde. İyi bir insan olursak yeterli olur bence. Benim aklımın almadığı hikmetler vardır gibi bir olguyu da kabul etmiyorum. Yani koca yaratıcı beni şüphe tohumu ile donatmış ve ben bunun büyümesine engel olamıyorum. Yani şu noktaya geldim. Madem yarattı beni o zaman her şey onun sorumluluğunda olmaz mı. Yani eğer beni yaratmasaydı hiç var olmayacaktım ne cennete ne cehenneme gidecektim. Var olmak elbette güzel ama açıkçası böyle varoluş sancıları çekeceğimi ve yaptığım davranışlar için ödül ve ceza verileceğini bilsem var olmamayı seçerdim. Cennet gibi bir ihtimal olsa bile. Umarım derdimi anlayabilmişimdir. Şimdiden teşekkür ediyorum
Zeki Çelik.
11-11-2025
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
NEDEN ? Soru
fiilinin kapsamı içerisinde
her bir ayrıntı
ifadenizin ve ikna
edilebilmeniz isteğini de
içine alan, onlarca
ayetin de, sayfalar dolusu açıklamasının ele
alınmasının gerektirdiği, aslında
bir sorular dizisiyle
oldukça ekstrem açıklamaları
iletmişsiniz. Son zamanlarda sosyal
medyada yaygınlaşmış olan,
Allah’ı, Kur’anı ve
İslamı karalama adına
art niyetli sorular
olmadığı zaman bu
tür soruların sorulması,
Allah’ın da Kur’anın
da, yaratılmanın da sorgulanması peygambarlerdendir, meleklerdendir, Rahmanidir, gayet
insanidir, bir çok
ayette de belirtildiği
ve izin verildiği
gibi de serbesttir
ve Kur’anidir. Şeytan soru sormaz, ancak sadece aldatır. İnsan ise soru sormaktan çekinmemelidir. Bu bağlamda
özellikle son zamanlarda
genç kardeşlerimiz tarafından
“ Allah beni
niye yarattı, annemiz
bizi niye doğurdu ? Allah Evreni niye yarattı ? " gibi sorular dünya yaşamında da zaman zaman insanın karşısına çıkardığı zorluklar nedeniyle çok
sıklıkla gündemde olabilmektedir. Ancak bu soruların
ardından da kişinin doğru bilgilere ulaşarak
bir karara varabilmesi
için de nedenini dinimizin
ve inancımızın temel
kaynağı olan Kur’ana
müracaat etmesi, kendi
dilinden anlayarak okuyup,
düşünerek, araştırarak, sorgulayarak
aklını kullanarak, doğruya
ulaşabilme çabası içerisinde
olabilmesi, alt yapı temelinde de birtakım doğru bilgilere de sahip olabilmesi gerekmektedir. Unutulmamalıdır ki bilgi olmadan mantık olmaz. Dolayısıyla sorular da belli bir bilgi ve temele dayalı olmalıdır.
Din ve inanç olgusu bakımından neredeyse hemen hemen bütün Müslüman ülkelerde ve özellikle de ülkemizde maalesef Allah, Peygamber, Kur’anın İslam’ı Kur’anın içeriğiyle ve açık delilleriyle ortaya konulamamış, doğrular da insanlara aktarılamamış olduğundan birçok kişi Kur’anın dışında uydurma hadis ve rivayetlerle önlerine konulan yanlış düşünce ve uygulamalar içinde bocalayarak gerçek Mümin olamamaktadır. Tarih boyunca da yine maalesef insanlar din ve inanç adına namaz, oruç, abdest ve değişik ibadetler konularında Mezhep, Tarikat, Cemaat bölünmeleri sonucu bu gruplardaki Ulemanın Kur’anın dışında birçok hadis ve rivayetle abartılmış, mantığı da zorlayan kurallarla şartlandırılmışlardır. Din adeta zorlaştırılmış, yerine getirilemeyecek kurallar zinciri ile karmaşık hale getirilmiştir. Bu sonuç sizin tereddütler içeren açıklamalarınızda da görülmektedir. Bu bağlamda Sitemizdeki makalelerden okuduklarınız oldu mu ? veya hangilerini okudunuz bilmiyorum. Aslında değindiğiniz tereddüt içeren ayrıntıların birçoğunun karşılığını makalelerimizin içerisinde Kur’an ayetlerinin gerçeği ile bulabilirsiniz. Ama yine de size değindiğiniz ayrıntılarda ana hatlarıyla yapacağımız açıklamalarla yardımcı olmaya çalışalım !..Ama ikna olmanızı sağlayacak olan bizler değiliz, bizzat sizin kendi aklınız, mantığınız ve bu yolda doğru bilgilere ulaşmak adına göstereceğiniz çabalarınız olacaktır.
* Sadece iyi ve
faydalı bir yaşam
sürerek inanmak yetiyor
mu ? Yoksa diğer
kurallara uyulmalı mı ?
Ama Yaratıcının koyduğu
kurallar bana pek
mantıklı gelmiyor ve
gerekli de görmüyorum.
İyi bir insan
olmak yeter bence !
ifadenize ve görüşünüze
bir el atalım.
Bakara Sûresinin 256. ayetinde “ Dinde zorlamak / tiksindirmek yoktur. “ Kehf Sûresinin 29. ayetinde “ Dileyen iman etsin, dileyen bilerek reddetsin / inanmasın. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi Allah, insanlara irade ve seçme hakkı tanımıştır. İnanç ise bir gönül işidir. İnsanların kalplerine nüfuz etmek ve beyinlerini kontrol etmek mümkün değildir. İnanç konusunda insanları zorlamak, iki yüzlü kimseler üretmekten başka bir işe yaramaz. Sizin de değindiğiniz gibi dünya yaşamının sonunda bir ödül veya cezalandırma olması için insanın davranışları ve seçimlerinde hür olması gerekir. Siz uyulması gereken kurallar olarak bugün toplumumuzun önüne hayatın adeta her alanına Kur’anın dışında ulema tarafından Tarikat ve Cemaatler vasıtasıyla hadis ve rivayetlerle sünnet ve farz denilerek konulmuş olan büyük ölçüde bunlardır ki, abdest, namaz, oruç, zekat, hac ve diğer ibadet kurallarını mı, yoksa Kur’anda Allah’ın öğüdü olan ayetleri mi kastediyorsunuz. Çünkü Müslüman ülkelerinde ve bizim ülkemizde de din adına yaşananların maalesef Kur’anın İslamı ile hiç ilgisi yoktur ve Allah'a ait Hakk Din de değildir. Biz de sitemizde oluşturduğumuz makalelerle değişik başlıklar altında insanlara yanlış olarak aktarılmış olan konuları Kur’anın doğruları ile aktarmaya çalışmaktayız. Tamamen insanların iyiliğine, mutluluğuna, huzuruna, adaletine, barışına yönelik olarak belirlenmiş olan Kur'anın öğütlerinde de ulema tarafından saptırılmadığı, değiştirilmediği takdirde asla mantıksızlık, tutarsızlık, saçmalık ve insanların zararına olan her hangi bir şey yoktur.
Kur’ana baktığımız zaman birçok ayette değinildiği gibi İsra Sûresinin 9. ayetinde “ Şüphesiz ki bu Kur’an, insanları en doğru ve en sağlam şeye, rüşde kılavuzlar ve düzeltmeye yönelik işler yapan müminlere kendileri için kesinlikle büyük bir ecir olduğunu ve ahirete inanmayan kişiler için de Bizim can yakıcı bir azap hazırladığımızı müjdeler. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi Kur’an ilk hedef olarak, insanları iyiye ve en doğru yola sevk edeceğini belirtirken, insanları iyi insan yapmakla beraber, sadece iyi insan olmanın yetmeyeceğini ve Allah’a, peygambere, Kur’ana ve Ahiret gününe de iman etmenin de gerekliliği önemle dile getirilmektedir. Ankebut Sûresinin 2 - 3. ayetlerinde " İnsanlar denenmeden İman ettik demeleriyle bırakıverileceklerini mi sandılar ? Ve andolsun Biz, onlardan öncekileri de saflaştırılmaları için sıkıntılara sokmuştuk. Artık elbette Allah, doğru kimseleri işaretleyip gösterecektir ve elbette yalancıları da kesinlikle bildirecektir. " ifadeleriyle de insanların sadece iman ettik demelerinin yetmediği, imanın mutlak surette amel olarak, gerçekten imanlı iseler imanlarını dışa vurmaları, davranışlarına yansıtmaları ve bu uğurda bir takım sıkıntıları ve fedakârlıkları da göğüslemeleri gerektiği vurgulanmaktadır. Bunun yanı sıra kişilerce, iyi bir insan olmanın ölçüleri ve kurallarının da neler olduğunun ancak Kur’andan öğrenilmesi gerektiğinin inancında olunmalıdır. ( Sitemizde “ Gerçek Din Nereden Öğrenilir “ başlıklı makalemize bakabilirsiniz )
Zuhruf Sûresinin 2.
ayetinde " Mubin / apaçık
Kitap kanıttır ki : Biz onu aklınızı
kullanasınız diye Arapça bir okuma yaptık. " denilirken,
müşrik ve Allah'ın ayetlerini inkâr eden
kâfirler için de Furkan Sûresinin 44. ayetinde “ Yoksa sen onların çoğunun gerçekten
vahye kulak vereceğini yahut akıllarını
kullanacaklarını mı sanıyorsun. Onlar ancak
hayvanlar gibidir. Aslında yol bakımından daha
sapıktırlar. “ Enfal Sûresinin 22.
ayetinde “ Şüphesiz yeryüzünde dolaşan canlıların
Allah katında en kötüsü, aklını kullanmayan
şu sağırlardır, dilsizlerdir. “ ifadeleriyle aklını
kullanmayanların hayvanlardan bir farkının
olamayacağı, doğru ve iyi bir yola mı
? yoksa kesilmek
üzere kasaba mı götürüldüklerini bilemeyecekleri
mecazen belirtilmekte, işitmeyen, görmeyen, konuşmayan, aklını kullanmayanlar için onlarca ayette de
akledin diyen ifadelerle Kur'anın
İslam'ında okumaya, öğrenmeye, düşünmeye ve
sorgulamanın önemine dikkat çekilmektedir.
Anlaşılmak üzere okunmayan, Kur'anın doğrularıyla bütünleşmeyen Kur'ansız bir
Müslümanlık, fırsatçı birileri tarafından mutlaka istismar
edilir. Din adına
ülkemiz gerçeğinde olduğu
gibi böylece insanlar
Kur’anın dışındaki yanlışlara
mahkûm edilirler. Yanlış yollara sevkedilerek kullanılırlar. Aklın kullanılması ise imanı denetler, neye
göre sorusunu mutlaka sordurur. İnsan anlayarak
okuduğu zaman Kur'an ile ne kadar
kaynaşırsa, ona olan ilgisi, ülfeti daha
da artar. Böylece yaşayabileceği gerçek
İslam'a ancak bu yolla ulaşabilir. Bu
çabayı gösterebilecek insanlar için de Necm
Sûresinin 39. ayetinde " Gerçek şu ki insan için çalışıp
didindiğinden başka bir şey yoktur. "
ifadesiyle aklın ve kişinin kendi
çabalarının önemi teyit edilmektedir. Neticede İmansız bir amel veya amelsiz bir iman da işe yaramaz. Bütün çabaları boşa çıkarır. Her ikisinin de birlikte yürümesi gerekir. Bu
ayrıntılarla ilgili sonuç
olarak, imanlı iyi bir insan
olabilmenin gereklerini, mantığını, bunun için
uyulması gereken kuralların
neler olduğunu öğrenebilmeniz ve
karar verebilmeniz için
sitemizdeki birçok başlıktaki
makalelerimizle beraber öncelikle
dinimizin ve inancımızın
gerçek ve temel
kaynağı olan “ Kur’an
Nasıl Bir Kitaptır “
başlıklı makalemizi de
altını çizerek, geniş
zaman ayırarak dikkatle
okumalısınız.
* Koca Yaratıcı madem
yarattı beni, o
zaman her şey
onun sorumluluğunda olmaz
mı ? Yaptığım davranışlar
için ödül ve ceza verileceğini
bilsem var olmamayı
seçerdim. Cennet ihtimali
olsa bile. Şeklindeki
düşüncenize de bir
el atalım !..
Zümer Sûresinin 62. ayetinde “ Allah her şeyin oluşturucusudur. O, her şeyi belirli bir programa göre ayarlayan ve bu programı koruyarak, destekleyerek uygulayandır. “ yine aynı Sûrenin 6 – 7. ayetlerinde de “ O, sizi tek bir nefisten oluşturdu, sonra ondan eşini yaptı….. sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde bir oluşturuşla meydana getiriyor. İşte bu sahiplik, yönetim yalnız Kendisinin olan Rabbiniz Allah’tır. O’ndan başka ilâh diye bir şey yoktur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz ? 7 : Eğer küfredecek / Allah’ın ilâhlığını ve Rabliğini bilerek reddedecek / iyilik bilmezlik edecek olursanız, biliniz ki şüphesiz Allah size hiçbir ihtiyacı olmayandır ve O, kulları için küfre / nankörlüğe rıza göstermez. Eğer kendinize verilen nimetlerin karşılığını öderseniz, sizin için ona razı olur. Hiç bir taşıyıcı, bir başkasının yükünü çekmez. Sonra dönüşünüz yalnızca Rabbinizedir. “ denildiği gibi Yüce Allah, İlâhlığının olmazsa olmaz ve Rahmeti gereği olarak her şeyin ve her işin asıl yaratıcısıdır. Allah'ın insanların ibadetine ihtiyacı yoktur. Eğer yerine getirilebilirse aslında tamamen insanların kendi iyiliğinedir. Allah, İnsanları dünyaya getirerek yaşamlarını kolaylaştırmak amacıyla sayılamayacak kadar sınırsız nimetleri bahşetmiştir. Dalaleti / şerri de, hidayeti / hayrı da yaratan Allah’tır. Ne var ki bu yollardan birini tercih edecek ve o yönde davranışta bulunacak olan ise insanın kendisidir. Allah yarattığı kullarına yetenek ve olanaklar bahşetmiş ve irade ile seçmesi için de özgür kılmıştır. Seçim yapabilecek bir ortamın olmaması halinde özgür iradenin de bir anlamının olamayacağı da aşikârdır, sınav da zaten gerekli olmaz.
Bu bakımdan insanların eş seçmesi de, kendi istek ve seçimleriyle gerçekleştirdikleri bir iştir. Dolayısıyla eşlerin cinsel tercih ve seçimleriyle ilişkileri de özgürce yaptıkları bir ameldir. Bu özgür seçimli ilişkilerin sonucunda dünyaya gelen çocukların doğması da bu ilişkilerin sonucudur. İstese de istemese de anne ve babanın kendi iradeleriyle vesile olması sonucunda bu şekilde dünyaya geliş, çocuklar için mutlak kaderdir. Üstelik eşlerin seçimli cinsel ilişkileriyle bu tür amele dayanan çocuğun doğması, dünyaya gelmesi, cinsiyeti ise Allah’ın yaratılışta dünya hayatının üreme yoluyla devamlılığı için takdir ettiği kanun ve kurallara göre olmaktadır.
Allah, insanları, beni niye yarattı, annem beni niye doğurdu, öyleyse sorumlusunun da ben olmamam gerekir gibi düşünce ve soruların nedenlerine, sonuçlarına da bakacak olursak ;
Müminun Sûresinin 115. ayetinde " Peki siz, Bizim sizi sadece boş yere oluşturduğumuzu ve şüphesiz sizin yalnızca Bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız ? ifadeleriyle aslında yaratılışın gerisinde bir amacın, hedefin bulunduğu, değişik ayetlerde ve değişik ifadelerle açıklanmakta, Evrenin incelenmesi önerilerinin yer aldığı ayetlerle birlikte dünya yaşamında dahi “ Mimar Sinan bu muazzam eserleri neden yaptı, Leonardo da Vinci ilkel döneme rağmen Harika eserleri neden oluşturdu, Tesla muazzam buluşları neden gerçekleştirdi, bilim adamları neden sürekli bir yeni buluşun peşindedir ? “ gibi birçok alanda ve örnekle de bunların sorgulanması, Allah'ın yaratmasıyla birlikte sonuçlarının da düşünülmesi gerektiği anlatılmaktadır. Enbiya Sûresinin 17. ayetinde de " Eğer Biz bir eğlence edinmek isteseydik, elbette onu Kendi katımızdan edinirdik. " denilerek yaratılmanın gerekçeleri için ancak bizim bileceğimiz ölçülerde ve Kur’an ayetlerinin anlatımları çerçevesinde kavrayabileceğimiz ifadelere göre bir sonuca varılabileceği belirtilmektedir. Birçok ayette olduğu gibi, Hud Sûresinin 7. ayetinde de " Ve Allah hanginizin daha güzel amel işleyeceğini imtihan etmek için gökleri ve yeri altı evrede oluşturandır. " ifadeleriyle gerçek bir insan olabilmek adına bizim sınavımızdan ve yaratılma nedenimizden de bahsedilmekte, birçok ayette ölümden, tekrar diriltileceğimizden ve ebedi bir hayata bu sınavların sonucunda ama iyisiyle ödüllendirilerek Cennette, ama cezalandırılarak kötüsüyle Cehennemde devam edeceğimiz birçok örneklemeler ve uyarı yollarıyla anlatılmaktadır. Rabbimizin bizi yaratmasındaki en önemli amacı ve hedefi de Kur'an ayetlerinde anlatıldığı gibi, rüşde ermiş, tekâmül etmiş, ünsiyet kazanmış en mükemmel insan yapısına erişebilmemizdir. Dünyaya gelmiş olan kişiler için de artık bunların sonucunda Ahiret hayatında kaçınılmaz olan hayat için Cehennem, tavsiye edilebilecek bir mekân değildir. Eğer yarattıklarından dolayı sorumluluk Allah'ın Kendisinde olacaksa, karşılığı olmayacaksa Allah niye yaratsın, o kadar nimeti insanların hizmetine niye versin ve Ahiret hesaplaşmasında insanları sınava niye çeksin !...
Ahiret hesaplaşmasında zaten
geçmişi, geleceği ve
her şeyi bilen Allah’ın
insanları
sınaması, kullarının durumunu
öğrenmek için değildir. Aynen dünya
yaşamında bir öğretmenin
öğrencisini sınava alıp
geldiği eğitim noktasını not vererek değerlendirmek ve ortaya
koymak olduğu gibi,
Allah da kullarının
amellerini, verdiği nimetlerin
karşılığındaki
davranışlarını, seçimlerini, attığı
adımları hem bu
dünyada, hem de
Ahiretteki durumlarını şahitlendirmek, hakkaniyetle
ortaya koymak için
bu sınavdan geçirir. Bu hakkaniyetin tecellisi
için de Allah,
yarattığı kullarına önceden akıl,
irade ile seçme
yeteneğini ve özgürlüğünü
bahşetmiş, kullarını rüşde
erdikleri yaştan itibaren
de indirdiği kitaplar
ve görevlendirdiği elçiler
aracılığı ile doğru
yolun öğretilmesi kılavuzluğunu
yapmıştır. Dolayısıyla artık dünyaya gelmiş insanın, yaşam
sürecindeki verdiği kararlardan, davranışlarından, seçimlerinden, inancının olmasından
veya olmamasından Allah
sorumlu değildir. Bilakis yaratılmış ve sınırsız nimetlerle donatılmış insanın nankörlük etmeden bu nimetlerin karşılığı olarak Allah'a teşekkür etmeli, O'nu hamdederek övmeli Allah'a ve ayetlerine yönelerek, iyi bir insan olma kapsamındaki çabalarıyla borcunu ödemeye çalışmalıdır.
Madem ki anne ve babamız tercihleriyle vesile oldu ve artık yaratıldık, dünyadayız, öyle ise sonuç olarak bizi yaratan, Rahmeti gereği yaşamımız için önümüze sınırsız nimetleri sererek bahşeden, eğitimimiz ve gelişmemiz için her türlü olanağı ve zemini hazırlayan Rabbimize ve O’nun ayetlerine yönelerek kendimizi bu dünyada ve Ahiret hayatında kurtarabilecek dosdoğru yolun gereklerine göre yaşamaya odaklandırmamız, çaba harcamamız gerekir. Tabii ki önce Allah’a, Kitaplarına, peygamberlerine ve Ahiret gününe iman edeceğiz, iyi bir insan olabilmenin dosdoğru yollarını Kur’anımızı okuyarak anlamaya, öğrenmeye ve uygulamaya çalışacağız, kurtuluşumuz için öğütlerini de rehber edineceğiz. Sizin sorunuz içerisinde dile getirdiğiniz ve uyulması gereken kurallar, Din adına deyip yüzyıllardır Kur’anın dışında Tarikat ve Cemaatlerce toplumumuza dayatılan uydurma hadis ve rivayetlerin saçma ve mantık dışı kuralları değildir. Bilakis Kur’anın içindeki öğütlerdir. Bu öğütlerin hiç birinde de mantıksızlık, tutarsızlık, saçmalık yoktur. Sitemizdeki bütün makalelerde de bu farklılıklar ve yanlışlıklar Kur’anımız bağlamında aktarılmaktadır. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğrularıyla sürdüreceğiniz, sorgulamalarınız, çabalarınız sonucu tereddütlerden arınmış olan dosdoğru hayat sizinle olsun !..