TÜM SORULAR

Soru

Hasan B.   10-11-2025   76

Merhabalar hocam, Benim nihai tek bir sorum var. Neden? Bunu açmak istiyorum çünkü içinde çok şey barındırıyor. Öncelikle diyelim ki bir yaratıcıya inandım (samimiyetle söylüyorum ki gerçekten inanmak istiyorum çünkü öbür türlüsü çok ağır bir yük). Sadece iyi ve faydalı bir yaşam sürerek inanmak yetiyor mu yoksa diğer kurallara uyulmalı mı. Neden bunu soruyorum çünkü en büyük engeli aşıp bir yaratıcının varlığını kabul etmişim ama koyduğu kurallar da bana pek mantıklı gelmiyor. Yanlış anlamayın toplumsal kurallardan bahsetmiyorum ve ibadet etmekten de kaçmıyorum. Yani gerekli görmüyorum mantık çerçevesinde. İyi bir insan olursak yeterli olur bence. Benim aklımın almadığı hikmetler vardır gibi bir olguyu da kabul etmiyorum. Yani koca yaratıcı beni şüphe tohumu ile donatmış ve ben bunun büyümesine engel olamıyorum. Yani şu noktaya geldim. Madem yarattı beni o zaman her şey onun sorumluluğunda olmaz mı. Yani eğer beni yaratmasaydı hiç var olmayacaktım ne cennete ne cehenneme gidecektim. Var olmak elbette güzel ama açıkçası böyle varoluş sancıları çekeceğimi ve yaptığım davranışlar için ödül ve ceza verileceğini bilsem var olmamayı seçerdim. Cennet gibi bir ihtimal olsa bile. Umarım derdimi anlayabilmişimdir. Şimdiden teşekkür ediyorum

Yanıtlar

Zeki Çelik.      11-11-2025  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun ! 

NEDEN ?  Soru  fiilinin  kapsamı  içerisinde  her  bir  ayrıntı  ifadenizin  ve  ikna  edilebilmeniz  isteğini  de  içine  alan,  onlarca  ayetin  de,  sayfalar  dolusu  açıklamasının   ele  alınmasının  gerektirdiği,  aslında  bir  sorular  dizisiyle  oldukça  ekstrem  açıklamaları  iletmişsiniz. Son  zamanlarda  sosyal  medyada  yaygınlaşmış  olan,  Allah’ı,  Kur’anı  ve  İslamı  karalama  adına  art  niyetli  sorular  olmadığı  zaman  bu  tür  soruların  sorulması,  Allah’ın  da  Kur’anın  da,  yaratılmanın  da  sorgulanması  peygambarlerdendir,  meleklerdendir,  Rahmanidir,  gayet  insanidir,  bir  çok  ayette  de  belirtildiği  ve  izin  verildiği  gibi  de  serbesttir  ve  Kur’anidir. Şeytan  soru  sormaz,  ancak  sadece  aldatır.  İnsan  ise  soru  sormaktan  çekinmemelidir. Bu  bağlamda  özellikle  son  zamanlarda  genç  kardeşlerimiz  tarafından  “  Allah  beni  niye  yarattı,  annemiz  bizi  niye  doğurdu ?  Allah  Evreni  niye  yarattı ? "  gibi  sorular  dünya  yaşamında  da  zaman  zaman  insanın  karşısına  çıkardığı  zorluklar  nedeniyle  çok  sıklıkla  gündemde  olabilmektedir. Ancak  bu  soruların  ardından  da  kişinin  doğru  bilgilere  ulaşarak  bir  karara  varabilmesi  için  de  nedenini  dinimizin  ve  inancımızın  temel  kaynağı  olan  Kur’ana  müracaat  etmesi,  kendi  dilinden  anlayarak  okuyup,  düşünerek,  araştırarak,  sorgulayarak  aklını  kullanarak,  doğruya  ulaşabilme  çabası  içerisinde  olabilmesi,  alt  yapı  temelinde  de  birtakım  doğru  bilgilere  de  sahip  olabilmesi  gerekmektedir. Unutulmamalıdır  ki  bilgi  olmadan  mantık  olmaz. Dolayısıyla  sorular  da  belli  bir  bilgi  ve  temele  dayalı  olmalıdır.

Din  ve inanç  olgusu  bakımından  neredeyse  hemen  hemen  bütün  Müslüman  ülkelerde  ve  özellikle  de  ülkemizde  maalesef  Allah,  Peygamber,  Kur’anın  İslam’ı  Kur’anın  içeriğiyle  ve  açık  delilleriyle  ortaya  konulamamış,  doğrular  da  insanlara  aktarılamamış  olduğundan  birçok  kişi   Kur’anın  dışında  uydurma  hadis  ve  rivayetlerle  önlerine  konulan  yanlış  düşünce  ve  uygulamalar  içinde  bocalayarak  gerçek  Mümin  olamamaktadır. Tarih  boyunca  da  yine  maalesef  insanlar  din  ve  inanç  adına  namaz,  oruç,  abdest  ve  değişik  ibadetler  konularında  Mezhep,  Tarikat,  Cemaat  bölünmeleri  sonucu  bu  gruplardaki  Ulemanın  Kur’anın  dışında  birçok  hadis  ve  rivayetle  abartılmış,  mantığı  da  zorlayan  kurallarla  şartlandırılmışlardır. Din  adeta  zorlaştırılmış,  yerine  getirilemeyecek  kurallar  zinciri  ile  karmaşık  hale  getirilmiştir. Bu  sonuç  sizin  tereddütler  içeren  açıklamalarınızda  da  görülmektedir.  Bu  bağlamda  Sitemizdeki  makalelerden  okuduklarınız  oldu  mu ?  veya  hangilerini  okudunuz  bilmiyorum.  Aslında  değindiğiniz  tereddüt  içeren  ayrıntıların  birçoğunun  karşılığını  makalelerimizin  içerisinde  Kur’an  ayetlerinin  gerçeği  ile  bulabilirsiniz. Ama  yine  de  size  değindiğiniz  ayrıntılarda  ana  hatlarıyla  yapacağımız  açıklamalarla  yardımcı  olmaya  çalışalım !..Ama  ikna  olmanızı  sağlayacak  olan  bizler  değiliz,  bizzat  sizin  kendi  aklınız,  mantığınız  ve  bu  yolda  doğru  bilgilere  ulaşmak  adına  göstereceğiniz  çabalarınız  olacaktır. 

* Sadece  iyi  ve  faydalı  bir  yaşam  sürerek  inanmak  yetiyor  mu ?  Yoksa  diğer  kurallara  uyulmalı  mı ?  Ama  Yaratıcının  koyduğu  kurallar  bana  pek  mantıklı  gelmiyor  ve  gerekli  de  görmüyorum.  İyi  bir  insan  olmak  yeter  bence !  ifadenize  ve  görüşünüze  bir  el  atalım.

Bakara  Sûresinin  256.  ayetinde “ Dinde  zorlamak /  tiksindirmek  yoktur. “  Kehf  Sûresinin  29.  ayetinde “ Dileyen  iman  etsin,  dileyen  bilerek  reddetsin /  inanmasın. “ ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  Allah,  insanlara  irade  ve  seçme  hakkı  tanımıştır.  İnanç  ise  bir  gönül  işidir.  İnsanların  kalplerine  nüfuz  etmek  ve  beyinlerini  kontrol  etmek  mümkün  değildir.  İnanç  konusunda  insanları  zorlamak,  iki  yüzlü  kimseler  üretmekten  başka  bir  işe  yaramaz. Sizin  de  değindiğiniz  gibi  dünya  yaşamının  sonunda  bir  ödül  veya  cezalandırma  olması  için  insanın  davranışları  ve  seçimlerinde  hür  olması  gerekir. Siz  uyulması  gereken  kurallar  olarak  bugün  toplumumuzun  önüne  hayatın  adeta  her  alanına  Kur’anın  dışında  ulema  tarafından  Tarikat  ve  Cemaatler  vasıtasıyla  hadis  ve  rivayetlerle  sünnet  ve  farz  denilerek  konulmuş  olan  büyük  ölçüde  bunlardır  ki,  abdest,  namaz,  oruç,  zekat,  hac  ve  diğer  ibadet  kurallarını  mı,  yoksa  Kur’anda  Allah’ın  öğüdü  olan  ayetleri  mi  kastediyorsunuz. Çünkü  Müslüman  ülkelerinde  ve  bizim  ülkemizde  de  din  adına  yaşananların  maalesef  Kur’anın  İslamı  ile  hiç  ilgisi  yoktur  ve  Allah'a  ait  Hakk  Din  de  değildir. Biz  de  sitemizde  oluşturduğumuz  makalelerle  değişik  başlıklar  altında  insanlara  yanlış  olarak  aktarılmış  olan  konuları  Kur’anın  doğruları  ile  aktarmaya  çalışmaktayız. Tamamen  insanların  iyiliğine,  mutluluğuna,  huzuruna,  adaletine,  barışına  yönelik  olarak  belirlenmiş  olan  Kur'anın  öğütlerinde  de  ulema  tarafından  saptırılmadığı,  değiştirilmediği  takdirde  asla  mantıksızlık,  tutarsızlık,  saçmalık  ve  insanların  zararına  olan  her  hangi  bir  şey  yoktur.

Kur’ana  baktığımız  zaman  birçok  ayette  değinildiği  gibi  İsra  Sûresinin  9.  ayetinde “ Şüphesiz  ki  bu  Kur’an,  insanları  en  doğru  ve  en  sağlam  şeye,  rüşde  kılavuzlar  ve  düzeltmeye  yönelik  işler  yapan  müminlere  kendileri  için  kesinlikle  büyük  bir  ecir  olduğunu  ve  ahirete  inanmayan  kişiler  için  de  Bizim  can  yakıcı  bir  azap  hazırladığımızı  müjdeler. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  Kur’an  ilk  hedef  olarak,  insanları  iyiye  ve  en  doğru  yola  sevk  edeceğini  belirtirken,  insanları  iyi  insan  yapmakla  beraber,  sadece  iyi  insan  olmanın  yetmeyeceğini  ve  Allah’a,  peygambere,  Kur’ana  ve  Ahiret  gününe  de  iman  etmenin  de  gerekliliği  önemle  dile  getirilmektedir. Ankebut  Sûresinin  2 - 3. ayetlerinde  "  İnsanlar  denenmeden  İman  ettik  demeleriyle  bırakıverileceklerini  mi  sandılar ?  Ve  andolsun  Biz,  onlardan  öncekileri  de  saflaştırılmaları  için  sıkıntılara  sokmuştuk.  Artık  elbette  Allah,  doğru  kimseleri  işaretleyip  gösterecektir  ve  elbette  yalancıları  da  kesinlikle  bildirecektir. "  ifadeleriyle  de  insanların  sadece  iman  ettik  demelerinin  yetmediği,  imanın  mutlak  surette  amel  olarak,  gerçekten  imanlı  iseler  imanlarını  dışa  vurmaları,  davranışlarına   yansıtmaları  ve  bu  uğurda  bir  takım  sıkıntıları  ve  fedakârlıkları  da  göğüslemeleri  gerektiği  vurgulanmaktadır. Bunun  yanı  sıra  kişilerce,  iyi  bir  insan  olmanın  ölçüleri  ve  kurallarının  da  neler  olduğunun  ancak  Kur’andan  öğrenilmesi  gerektiğinin  inancında  olunmalıdır. ( Sitemizde “  Gerçek  Din  Nereden  Öğrenilir “  başlıklı  makalemize  bakabilirsiniz )

Zuhruf  Sûresinin  2. ayetinde  " Mubin  /  apaçık  Kitap  kanıttır  ki :  Biz  onu  aklınızı  kullanasınız  diye  Arapça  bir  okuma  yaptık. "  denilirken,  müşrik  ve  Allah'ın  ayetlerini  inkâr  eden  kâfirler  için  de  Furkan  Sûresinin  44. ayetinde  “ Yoksa  sen  onların  çoğunun  gerçekten  vahye  kulak  vereceğini  yahut  akıllarını  kullanacaklarını  mı  sanıyorsun.  Onlar  ancak  hayvanlar  gibidir.  Aslında   yol  bakımından  daha  sapıktırlar.  Enfal  Sûresinin  22. ayetinde  “  Şüphesiz  yeryüzünde  dolaşan  canlıların  Allah  katında  en  kötüsü,  aklını  kullanmayan  şu  sağırlardır,  dilsizlerdir. “  ifadeleriyle  aklını  kullanmayanların  hayvanlardan  bir  farkının  olamayacağı,  doğru  ve   iyi  bir  yola  mı ?  yoksa  kesilmek  üzere  kasaba  mı  götürüldüklerini  bilemeyecekleri  mecazen  belirtilmekte,  işitmeyen,  görmeyen,  konuşmayan,  aklını   kullanmayanlar  için  onlarca  ayette  de  akledin  diyen  ifadelerle  Kur'anın  İslam'ında  okumaya,  öğrenmeye,  düşünmeye  ve  sorgulamanın  önemine  dikkat  çekilmektedir.  

Anlaşılmak  üzere  okunmayan,  Kur'anın  doğrularıyla  bütünleşmeyen  Kur'ansız  bir  Müslümanlık,  fırsatçı  birileri  tarafından  mutlaka  istismar  edilir.  Din  adına  ülkemiz  gerçeğinde  olduğu  gibi  böylece  insanlar  Kur’anın  dışındaki  yanlışlara  mahkûm  edilirler.  Yanlış  yollara  sevkedilerek  kullanılırlar.  Aklın  kullanılması  ise  imanı  denetler,  neye  göre  sorusunu  mutlaka  sordurur.  İnsan  anlayarak  okuduğu  zaman  Kur'an  ile  ne  kadar  kaynaşırsa,  ona  olan  ilgisi,  ülfeti  daha  da  artar. Böylece  yaşayabileceği  gerçek  İslam'a  ancak  bu  yolla  ulaşabilir. Bu  çabayı  gösterebilecek  insanlar  için  de  Necm  Sûresinin  39. ayetinde  "  Gerçek  şu  ki  insan  için  çalışıp  didindiğinden  başka  bir  şey  yoktur. "   ifadesiyle  aklın  ve  kişinin  kendi  çabalarının  önemi  teyit  edilmektedir. Neticede  İmansız  bir  amel  veya  amelsiz  bir  iman  da  işe  yaramaz.  Bütün  çabaları  boşa  çıkarır. Her  ikisinin  de  birlikte  yürümesi  gerekir. Bu  ayrıntılarla  ilgili  sonuç  olarak,  imanlı  iyi  bir  insan  olabilmenin  gereklerini,  mantığını,  bunun  için  uyulması  gereken  kuralların  neler  olduğunu  öğrenebilmeniz  ve  karar  verebilmeniz  için  sitemizdeki  birçok  başlıktaki  makalelerimizle  beraber  öncelikle  dinimizin  ve  inancımızın  gerçek  ve  temel  kaynağı  olan “  Kur’an  Nasıl  Bir  Kitaptır “  başlıklı  makalemizi  de  altını  çizerek,  geniş  zaman  ayırarak  dikkatle  okumalısınız.

* Koca  Yaratıcı  madem  yarattı  beni,  o  zaman  her  şey  onun  sorumluluğunda  olmaz  mı ?  Yaptığım  davranışlar  için  ödül  ve  ceza  verileceğini  bilsem  var  olmamayı  seçerdim.  Cennet  ihtimali  olsa  bile.  Şeklindeki  düşüncenize  de  bir  el  atalım !..

Zümer  Sûresinin  62. ayetinde “  Allah  her  şeyin  oluşturucusudur.  O,  her  şeyi  belirli  bir  programa  göre  ayarlayan  ve  bu  programı  koruyarak,  destekleyerek  uygulayandır. “  yine  aynı  Sûrenin  6 – 7. ayetlerinde de  “  O,  sizi  tek  bir  nefisten  oluşturdu,  sonra  ondan  eşini  yaptı….. sizi  annelerinizin  karınlarında  üç  karanlık  içinde  bir  oluşturuşla  meydana  getiriyor. İşte  bu  sahiplik,  yönetim  yalnız  Kendisinin  olan  Rabbiniz  Allah’tır.  O’ndan  başka  ilâh  diye bir  şey  yoktur.  Öyleyse  nasıl  oluyor  da  çevriliyorsunuz ?  7  :  Eğer  küfredecek /  Allah’ın  ilâhlığını  ve  Rabliğini  bilerek  reddedecek /  iyilik  bilmezlik  edecek  olursanız,  biliniz  ki  şüphesiz  Allah  size  hiçbir  ihtiyacı  olmayandır  ve  O,  kulları  için  küfre /  nankörlüğe  rıza  göstermez.  Eğer  kendinize  verilen  nimetlerin  karşılığını  öderseniz,  sizin  için  ona  razı  olur.  Hiç  bir  taşıyıcı,  bir  başkasının  yükünü  çekmez.  Sonra  dönüşünüz  yalnızca  Rabbinizedir. “  denildiği  gibi  Yüce  Allah,  İlâhlığının  olmazsa  olmaz  ve  Rahmeti  gereği  olarak  her  şeyin  ve  her  işin  asıl  yaratıcısıdır.  Allah'ın  insanların  ibadetine  ihtiyacı  yoktur.  Eğer  yerine  getirilebilirse  aslında  tamamen  insanların  kendi  iyiliğinedir.  Allah,  İnsanları  dünyaya   getirerek  yaşamlarını  kolaylaştırmak  amacıyla  sayılamayacak  kadar  sınırsız  nimetleri  bahşetmiştir.  Dalaleti  /  şerri  de,  hidayeti  /  hayrı  da   yaratan  Allah’tır.  Ne  var  ki  bu  yollardan  birini  tercih  edecek  ve  o  yönde  davranışta  bulunacak  olan  ise  insanın  kendisidir.  Allah  yarattığı  kullarına  yetenek  ve  olanaklar  bahşetmiş  ve  irade  ile  seçmesi  için  de  özgür  kılmıştır. Seçim  yapabilecek  bir  ortamın  olmaması  halinde  özgür  iradenin  de  bir  anlamının  olamayacağı  da  aşikârdır,  sınav  da  zaten  gerekli  olmaz.

Bu  bakımdan  insanların  eş  seçmesi  de,  kendi  istek  ve  seçimleriyle  gerçekleştirdikleri  bir  iştir.  Dolayısıyla  eşlerin  cinsel  tercih  ve  seçimleriyle  ilişkileri  de  özgürce  yaptıkları  bir  ameldir.  Bu  özgür  seçimli  ilişkilerin  sonucunda  dünyaya  gelen  çocukların  doğması  da  bu  ilişkilerin  sonucudur. İstese  de  istemese  de  anne  ve  babanın  kendi  iradeleriyle  vesile  olması  sonucunda  bu  şekilde  dünyaya  geliş,  çocuklar  için  mutlak  kaderdir.  Üstelik  eşlerin  seçimli  cinsel  ilişkileriyle  bu  tür   amele  dayanan  çocuğun  doğması,  dünyaya  gelmesi,  cinsiyeti  ise  Allah’ın  yaratılışta   dünya  hayatının  üreme  yoluyla  devamlılığı  için  takdir  ettiği  kanun  ve  kurallara  göre  olmaktadır.

Allah,  insanları,  beni  niye  yarattı,  annem  beni  niye  doğurdu,  öyleyse  sorumlusunun  da  ben  olmamam  gerekir  gibi  düşünce  ve  soruların  nedenlerine,  sonuçlarına  da  bakacak  olursak ;

Müminun  Sûresinin  115.  ayetinde  "  Peki  siz,  Bizim  sizi  sadece  boş  yere  oluşturduğumuzu  ve  şüphesiz  sizin  yalnızca  Bize  döndürülmeyeceğinizi  mi  sandınız ?  ifadeleriyle  aslında  yaratılışın  gerisinde  bir  amacın,  hedefin  bulunduğu,  değişik  ayetlerde  ve  değişik  ifadelerle  açıklanmakta,  Evrenin  incelenmesi  önerilerinin  yer  aldığı  ayetlerle  birlikte  dünya  yaşamında  dahi  “  Mimar  Sinan  bu  muazzam  eserleri  neden  yaptı,  Leonardo  da  Vinci  ilkel  döneme  rağmen  Harika  eserleri  neden  oluşturdu,  Tesla  muazzam  buluşları  neden  gerçekleştirdi,  bilim  adamları  neden  sürekli  bir  yeni  buluşun  peşindedir ? “   gibi   birçok  alanda  ve  örnekle  de  bunların  sorgulanması,  Allah'ın  yaratmasıyla  birlikte  sonuçlarının  da  düşünülmesi  gerektiği  anlatılmaktadır.  Enbiya  Sûresinin  17. ayetinde  de  "  Eğer  Biz  bir  eğlence  edinmek  isteseydik,  elbette  onu  Kendi  katımızdan  edinirdik. "  denilerek  yaratılmanın  gerekçeleri  için  ancak  bizim  bileceğimiz  ölçülerde  ve  Kur’an  ayetlerinin  anlatımları  çerçevesinde  kavrayabileceğimiz  ifadelere  göre  bir  sonuca  varılabileceği  belirtilmektedir. Birçok  ayette  olduğu  gibi,  Hud  Sûresinin  7. ayetinde  de  "  Ve  Allah  hanginizin  daha  güzel  amel  işleyeceğini  imtihan  etmek  için  gökleri  ve  yeri  altı  evrede  oluşturandır. "  ifadeleriyle  gerçek  bir  insan  olabilmek  adına  bizim  sınavımızdan  ve  yaratılma  nedenimizden  de  bahsedilmekte,  birçok  ayette  ölümden,  tekrar  diriltileceğimizden  ve  ebedi  bir  hayata  bu  sınavların  sonucunda  ama  iyisiyle  ödüllendirilerek  Cennette,  ama  cezalandırılarak  kötüsüyle  Cehennemde  devam  edeceğimiz  birçok  örneklemeler  ve  uyarı  yollarıyla  anlatılmaktadır. Rabbimizin  bizi  yaratmasındaki  en  önemli  amacı  ve  hedefi  de  Kur'an  ayetlerinde  anlatıldığı  gibi,  rüşde  ermiş,  tekâmül  etmiş,  ünsiyet  kazanmış  en  mükemmel  insan  yapısına  erişebilmemizdir. Dünyaya  gelmiş  olan  kişiler  için  de  artık  bunların  sonucunda  Ahiret  hayatında  kaçınılmaz  olan  hayat  için  Cehennem,  tavsiye  edilebilecek  bir  mekân  değildir. Eğer  yarattıklarından  dolayı  sorumluluk  Allah'ın  Kendisinde  olacaksa,  karşılığı  olmayacaksa  Allah  niye  yaratsın,  o  kadar  nimeti  insanların  hizmetine  niye  versin  ve  Ahiret  hesaplaşmasında  insanları  sınava  niye  çeksin !...

Ahiret  hesaplaşmasında   zaten  geçmişi,  geleceği  ve  her  şeyi  bilen  Allah’ın   insanları  sınaması,  kullarının  durumunu  öğrenmek  için  değildir. Aynen  dünya  yaşamında  bir  öğretmenin  öğrencisini  sınava  alıp  geldiği  eğitim  noktasını  not  vererek değerlendirmek  ve  ortaya  koymak  olduğu  gibi,  Allah  da  kullarının  amellerini,  verdiği  nimetlerin  karşılığındaki  davranışlarını,  seçimlerini,  attığı  adımları   hem  bu  dünyada,  hem  de  Ahiretteki  durumlarını  şahitlendirmek,  hakkaniyetle  ortaya  koymak  için  bu  sınavdan  geçirir. Bu  hakkaniyetin  tecellisi  için  de  Allah,  yarattığı  kullarına  önceden  akıl,  irade  ile  seçme  yeteneğini  ve  özgürlüğünü  bahşetmiş,  kullarını  rüşde  erdikleri  yaştan  itibaren  de  indirdiği  kitaplar  ve  görevlendirdiği  elçiler  aracılığı  ile  doğru  yolun  öğretilmesi  kılavuzluğunu  yapmıştır. Dolayısıyla  artık  dünyaya  gelmiş  insanın,  yaşam  sürecindeki  verdiği  kararlardan,  davranışlarından,  seçimlerinden,  inancının  olmasından  veya  olmamasından  Allah  sorumlu  değildir. Bilakis  yaratılmış  ve  sınırsız  nimetlerle  donatılmış  insanın  nankörlük  etmeden  bu  nimetlerin  karşılığı  olarak  Allah'a  teşekkür etmeli,  O'nu  hamdederek  övmeli  Allah'a  ve  ayetlerine  yönelerek,  iyi  bir  insan  olma  kapsamındaki  çabalarıyla  borcunu  ödemeye  çalışmalıdır.

Madem  ki  anne  ve  babamız  tercihleriyle  vesile  oldu  ve  artık  yaratıldık,  dünyadayız,  öyle  ise  sonuç  olarak  bizi  yaratan,  Rahmeti  gereği  yaşamımız  için  önümüze  sınırsız  nimetleri  sererek  bahşeden,  eğitimimiz ve  gelişmemiz  için  her  türlü  olanağı  ve  zemini  hazırlayan  Rabbimize  ve  O’nun  ayetlerine  yönelerek   kendimizi  bu  dünyada  ve  Ahiret  hayatında  kurtarabilecek  dosdoğru  yolun  gereklerine  göre  yaşamaya  odaklandırmamız,  çaba  harcamamız  gerekir. Tabii  ki  önce  Allah’a,  Kitaplarına,  peygamberlerine  ve  Ahiret  gününe  iman  edeceğiz,  iyi  bir  insan  olabilmenin  dosdoğru  yollarını  Kur’anımızı  okuyarak  anlamaya,  öğrenmeye  ve  uygulamaya  çalışacağız,  kurtuluşumuz  için  öğütlerini   de  rehber  edineceğiz. Sizin  sorunuz  içerisinde  dile  getirdiğiniz  ve  uyulması  gereken  kurallar,  Din  adına  deyip  yüzyıllardır  Kur’anın  dışında  Tarikat  ve  Cemaatlerce  toplumumuza  dayatılan  uydurma  hadis  ve  rivayetlerin  saçma  ve  mantık   dışı  kuralları  değildir.  Bilakis  Kur’anın  içindeki  öğütlerdir. Bu  öğütlerin  hiç  birinde  de  mantıksızlık,  tutarsızlık,  saçmalık  yoktur.  Sitemizdeki  bütün  makalelerde  de  bu  farklılıklar  ve  yanlışlıklar  Kur’anımız   bağlamında   aktarılmaktadır. Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğrularıyla  sürdüreceğiniz,  sorgulamalarınız,  çabalarınız  sonucu  tereddütlerden  arınmış  olan  dosdoğru  hayat  sizinle  olsun !..

 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET