TÜM SORULAR

Soru

Fulya C.   24-03-2022   458

Merhaba hocam.Kuran da namaz kılmak diye bir ibadet yok sadece tazarru etmek var diyorlar,doğrusu nedir Kuran a göre?Ramazan ayında oruç tutmamanın cezası Kuran da var mı, ahirette dünyada ki aynı bedenimizle mi diriltileceğiz, çıplak olarak defnediliyoruz,mahşerde dirilişte nasıl giyinik olacağız?

Yanıtlar

Zeki Çelik.      24-03-2022  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Namaz,  Oruç  ve  Ahiret  hayatı  olmak  üzere  her  biri  ayrı  ayrı  kitaplar  oluşturacak  üç  ana   başlık  üzerine  Dinimiz  ve  inançlarımız  adına  çok  önemli  ayrıntıları  ve  inançları  kapsayan  sorular  oluşturmuşsunuz. Her  biri  içerisinde  de  toplumumuzun  çoğunlukla  eksik  ve  birçok  yanlış  inançlarının  olduğu  üç  önemli  konuya  dikkat  çektiğiniz  için  size  teşekkür  ederim. Biz  sitemizde  bu  üç  ana  başlıktaki  değindiğiniz  konulara  ve  ayrıntılarına  “  Kur’anda  Dua  ve  Namaz,  Namaz  Allah’la  Konuşmaktır,  Namazımı  Nasıl  Kılabilirim,  Oruç  ve  Getirdikleri,  Kur’anın  Anlattığı  Ahiret  Hayatı,  Cennetin  Hurileri  başlıklı  makalelerimizde  ayetleriyle  ve  nedenleriyle  oldukça  geniş  olarak  anlatımlarda  bulunduk. Bu  zeminde  ise  zorunlu  olarak  size  oldukça  ana  hatlarıyla  ve  özet  olarak  da  bilgiler  vermeye  çalışacağız. Belirttiğimiz  başlıklardaki  makalelerimizi  de  okuyarak  dilerseniz  daha  geniş  bilgiler  edinebilirsiniz.

Değerli  Kardeşim !  Kur’anımızda  namaz  diye  bir  sözcük  elbette  ki  doğrudan  doğruya  yer  almamaktadır. Ama  bu  aslında  Allah’a  yaklaşma  ve  O’nunla  konuşmanın,  niyaz  etmenin,  yakarmanın,  dertleşmenin  ve  yardım  istemenin  en  önemli  aracı  olarak  bildiğimiz  “  Namaz  Kılmak “  ibadetinin  Kur’anda  olmadığı  anlamına  gelmez.  Namaz  sözcüğü  bize  Araplardan  değil,  daha  sonraları  İran’daki  Fars  dilinden  geçmiştir. Kur’anda  ise  200  civarında  Dua’dan  /  Allah’a  yakarmaktan,  niyazdan  söz  eden  ayet  bulunmakta,  Araf  Suresinin  55. ayetinde  de “ Tazarrulu  dua “  ifadesiyle  dua  ayetleri  özellikle  tefsir  edilmekte,  aslında  bize  şah  damarımızdan  daha  yakın  olan  Allah’ın  manevi  huzurunda  kılınacak  namazların  alçak  gönüllülükle,  saygı  ve  tevazu  ile,  zillet  zinciri  oluşturularak,  zihnen  hazır  olunarak  kıyam,  rükû  ve  secde  gibi  vücut  diliyle  de  yapılacak  bir  Dua  olduğu  anlatılmaktadır.  Dolayısıyla  aslında  Kur’anımızda  Duadan  söz  edilen  bütün  ayetler  de  namazdan  bahsetmektedir. Diğer  taraftan  Kur’anda  80  civarında  ayette  aslında  doğrudan  doğruya  namaz  olmadığı  halde  “ toplumsal  destekleşmek,  paylaşmak,  dayanışmak,  yardımlaşmak,  dine  arka  çıkmak  ve  dua  ile  Allah’tan  yardım  istemek  olan  namazı  da  kapsayan “  salat  sözcüğü  yer  almaktadır. Ama  maalesef  bu  kadar  kapsamlı  olan  ve  dinin  temeli  olması  gereken  bu  sözcük,  Klasik  dönemin  uleması  tarafından  sadece  salat  =  namaz  diye  kabul   edilerek  dar  bir  çerçeveye  oturtturulmuş,  toplum  yararına  olan  diğer  işlevleri  göz  ardı  edilmiştir.  Bu  nedenle  günümüzde  beş  vakitte  camilerde  okunan  ezanlarla  “  Hayya  lessalah “  denilerek  salata  davet  edilirken,  Müslümanlar  sadece  Namaza  davet  olarak  bilmektedirler. “  Kur’anda  Salat  Namaz  mıdır ? “  başlıklı  makalemizde  de  bu  konunun  ayrıntılarını  Kur’an  ayetleriyle  ve  nedenleriyle  birlikte  bir  hayli  geniş  olarak   açıkladık. Dolayısıyla  adına  ister  dua  diyelim,  ister  namaz  diyelim,  ister  tazarrulu  dua  diyelim  Kur'anımızda  Allah'a  yaklaşmanın,  yönelmenin,  O'nunla  bütün  kalbimizle  konuşarak,  gönlümüzü  açarak  ve  kendi  anladığımız  dilden  yakarma  ile  Allah'la  beraber  olma  ibadeti  kesinlikle  vardır.

Oruç  konusu  Yüce  Kitabımız  Kur’anda,  Bakara  Suresinin  183  ve  187. ayetleri  arasında  dört  ayetle  çok  net  ve  açıklayıcı  olarak  anlatılmaktadır. Bu  ayetleri  anladığı  dilden  çevirisi  olan  Türkçe  mealini  okuyan  ve  aklını  kullanabilen,  tefekkür  edebilen  herkes,  konuyu  çok  rahatlıkla  anlayabilir. Ama  buna  rağmen  ayetlerin  ayrıntıları  ve  gerçek  mesajları  Ulema  tarafından  sonradan  oluşturulmuş  ve  uydurma  olan  hadis  ve  rivayetlerle  çok  farklı  mecralara  çekilerek  ele  alınmış,  toplumumuz  bu  konularda  çok  yanlış  yükümlülüklerle  inanç  ve  kabullerin  peşine  düşürülmüştür. Oruç  kul  ile  Allah  arasında,  gönülden,  isteyerek  ve  samimiyetle,  Allah  rızası  için  yerine  getirilmesi,  sadece  aç  kalmasıyla  değil,  özellikle  kişinin  oruç  vesilesiyle  bilhassa  Ramazan  ayında  kendi  dilinden  anlayarak  ve  tefekkür  ederek  daha  yoğun  bir  Kur'an  okunmasıyla  sakınma  bilincini  kazanılabilmesi  amacına  yönelik  bir  ibadettir. Dayatma,  zorlama  ve  ceza  ile  oruç  olmaz.  Tutmayana  toplumun  baskısı  ve  kınaması  da  doğru  değildir. Bu  yönde  dayatmacı  ve  baskıcı  olanların  kendi  oruçları  oruç  olmaz. Bundan  dolayı  da  kul  ile  Allah  arasındaki  bu  ibadetin,  bozulması  veya  yerine  getirilmemesi  ile  ilgili  herhangi  bir  cezai  müeyyide  veya  fidye  kefareti  diye  maddi  bir  ödeme  cezası  da  konulmamıştır,  mazeretsiz  kasıtlı  veya  mazeretli  oruç  bozmaya   veya  tutmamaya, “  Altmış  gün  ceza  ve  bir  gün  de  kaza  olmak  üzere  toplam  altmış  bir  gün “   oruç  kefareti  diye  bir  ceza   Kur’anda  yoktur.  Toplumda  yerleşmiş  olan  bu  anlayış,  aslında  Kur’anda  başka  eylemler  için  konulmuş  kefaretin,  oruca  da  aktarılarak  sonradan  ulema  tarafından  icat  edilmiş  ve  oruç  ibadetinin  içerisine  sokulmuş  bir  bidattır. Orucunu  bozanı  veya  tutmayanı  Allah  dilerse  affeder,  dilerse  birtakım  rahmet  olanaklarından  mahrum  bırakır. Orucunu  herhangi  bir  nedenle  bozanın  veya  tutamayanın,  yine  Ramazan  ayı  içerisinde  kalan  diğer  günlerde  tutabildiği  kadar  da  olsa  tutmaya  çalışması,  devam  etmesi  elbette  ki  onun  için  daha  hayırlı  olur.  Ama  Ramazan  ayı  dışındaki  gelecek  zamanlarda  orucun  kaza  edilmesi  diye  bir  yükümlülük  de  Kur’anda  yoktur. Ulema  tarafında  ayetlerin  gerçek  mesajı  yanlış  algılanmış  ve  uydurulmuştur.  Allah’ın  yerine  hüküm  konulmuştur.

Gelelim  Ahiretteki  sorgulanmamız  ve  yaşantımız  için  dünyadaki  bedenimizle  mi  diriltileceğiz  sorunuza !  Klasik  yorumcuların  ve  Ulemanın  yüzlerce  yıldır,  zanlarla  uydurdukları   binlerce   rivayetle  Ahiret  hesaplaşması   ve  hayatı  ile  ilgili  tekrar  dirilişin  aynı  dünyadaki  bedensel  yapı  ile  olacağı,  müminlere  hediye  edilecek  hurilerle  ve  dünya  nimetleri  ile  Müslümanların  Cennette  ödüllendirileceği,  iman  etmemiş  olanların  ise  Cehennemde  çok  çetin  azaplarla  ve  çok  absürt  ayrıntılarla  cezalandırılacakları  ile  ilgili  anlattıklarına  bağlı  olarak  Müslümanlar  maalesef  çok  yanlış  yönlendirmelerin  ve  inançların  peşinden  sürüklenmişlerdir. Bu  inançların  hiç  birinin  Kur’anda  temel  dayanağı  yoktur.

Rabbimiz,  özellikle  içinde  bulunduğumuz  Evrende  Dünya  yaşamının  sürdürülebilmesi,  hayatın  devamlılığı  için  canlı  varlık  olarak  biz  insana  zorunlu  kıldığı  solunum  ve  beslenme  ihtiyacına  bağlı  olarak  bu  ihtiyaçların  karşılanabilmesi  için  de  vücutlarımızda  kalp  ve  beyin  denetiminde  kan  dolaşımının   sağlanabilmesi,  solunum,  sindirim,  hareket  için  gerekli  enerjinin  sağlanabilmesi,  üremenin  ve  çoğalmanın  ve  hayatın  devamlılığı  için  cinsel  fonksiyonlarla  gerekli  olan  organları,  Biyolojik  yapı  ölçü  ve  sınırlar  içerisindeki  bedenle  nesnel  ve  üç  boyutlu  olarak  yaratmıştır. Bunun  yanı  sıra  Dünya  hayatında  insan  ruha / öz  benliğe  giydirilmiş  bu  üç  boyutlu  maddesel  bedenle  yaşamaktadır. Fakat  kişinin  hayatının  sonunda  ölümle  beraber  ruh  bedenden  ayrılır.  Rabbimiz  Allah   tarafından  nerede  ve  nasıl  olduğunu  bilmediğimiz  bir  yerde  kabzedilerek  Ahiret  gününde  tekrar  diriltilinceye,  canlandırılıncaya  kadar  fişi  çekilip  kapatılmış  bir  bilgisayar  disketi,  uçağın  kara  kutusu  gibi  saklanır,  tutulur. Bedenin  ise  dünya  yaşamı  için  kendisine  yüklenmiş  olan  görevi  sona  erer,  toprakta  kalır. Topraktan  geldiği  gibi  bir  süre  sonra  çürüyerek  maddesel  moleküllerine,  karbon,  azot,  hidrojen,  oksijen,  fosfor,  kalsiyum,  demir  gibi  atomlarına  ayrılarak  topraktaki  diğer  maddelerin  arasına  karışır. Bu  bedenin  artık  kişinin  Ahiret  hayatında  devam  edeceği  yaşamı  ile  herhangi  bir  ilgisi  ve  bağlantısı  kalmamıştır. 

Kişi  öldükten  sonra  Ahiret  hayatında  nasıl   bir  yapıda  yaşayacaktır,  gerçekten  tekrar  yaratılma  dünyadaki  üç  boyuttaki  bedenle  mi  yoksa  başka  bir  yapı  ile  mi  olacaktır ?  gibi  sorular  yüzyıllardır  Ulema  tarafından  tartışılmakta  ve  Kur'anın  dışında  birçok  ödüllendirme  veya  cezalandırma  senaryoları  uydurulmaktadır.  Fakat  bu  konulardaki  soruların  gerçek  karşılığı,  bugünkü  dünya  aklımızla  ve  koşullarıyla  kesin  olarak  bilemeyeceğimiz,  dillendiremeyeceğimiz, düşünemeyeceğimiz  ve  tasavvur  dahi  edemeyeceğimiz  kadar  aslında  bizim  için  gaybdir.  Ama  buna  rağmen  Ahiret  hayatında  tekrar  yapılacak  yaratma  ve  yaşam  için  Kur’anımızda  İbrahim  48 – 51.  Necm  47.  Ankebut  20.  Fussilet  31.  Bakara  25.  gibi  bir  çok  ayetle  bize  ışık  tutacak  çok  ilginç  açıklamalar  yapılmakta,  ipuçları  verilmekte  Evrendeki  dağlara,  gökyüzüne,  yıldızlara  varıncaya  kadar  bütün  yapıların,  bütün  varlıkların  kıyametle  birlikte  değişeceği  bildirilmektedir.  Özellikle  Vakıa  Suresinin  60 - 61. ayetlerinde  de  “  Ölümü   aranızda  Biz  ayarladık  Biz.  Ve  Biz  sizi  benzerlerinizle  değiştirmemiz  ve  sizi  bilmediğiniz  bir  şeyde  inşa  etmemiz  üzerine,  önüne  geçilenler  / engellenebilenler  değiliz. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  Ahiretteki  yaratılışın  ve  tekrar  diriltilmemizin  dünyamızdaki  bedenimiz  ile  olmayacağı,  kesin  olarak  ortaya  konmakta,  dünyamızdakinden  çok  farklı  başka  bir  boyutta  ve  başka  bir  şekilde,  bambaşka  bir  kozmik  yapıda  olacağı,  belki  de  boyutsuz  olacağı,  Evrendeki  ve  Dünyamızdaki  bütün  üç  boyutlu  alemin  değişeceği,  o  hayattaki  yaratılmada  ise  artık  dünyadaki  bedenin  işlevlerine  ihtiyaç  duyulmayacağı  Rabbimiz  tarafından  verilen  ipuçlarıyla  belirtilmektedir. Bütün  bu  ayetler  ve  Kur’anımızın  verdiği  ipuçları,  Ulemanın  ve  klasik  Kur’an  yorumcularının  insanlarımıza  yüzyıllardır  Ahiret  hayatına  ait  binlerce  uydurma  ve  absürt  olan  anlatımlarını  geçersiz  kılmaktadır. Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !

Yanıtlar

Fulya C.      28-03-2022  

Rabbim sizden razı olsun ilminiz daim olsun inşaallah hocam

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET