Merhaba hocam.Kuran da namaz kılmak diye bir ibadet yok sadece tazarru etmek var diyorlar,doğrusu nedir Kuran a göre?Ramazan ayında oruç tutmamanın cezası Kuran da var mı, ahirette dünyada ki aynı bedenimizle mi diriltileceğiz, çıplak olarak defnediliyoruz,mahşerde dirilişte nasıl giyinik olacağız?
Zeki Çelik.
24-03-2022
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Namaz, Oruç ve Ahiret hayatı olmak üzere her biri ayrı ayrı kitaplar oluşturacak üç ana başlık üzerine Dinimiz ve inançlarımız adına çok önemli ayrıntıları ve inançları kapsayan sorular oluşturmuşsunuz. Her biri içerisinde de toplumumuzun çoğunlukla eksik ve birçok yanlış inançlarının olduğu üç önemli konuya dikkat çektiğiniz için size teşekkür ederim. Biz sitemizde bu üç ana başlıktaki değindiğiniz konulara ve ayrıntılarına “ Kur’anda Dua ve Namaz, Namaz Allah’la Konuşmaktır, Namazımı Nasıl Kılabilirim, Oruç ve Getirdikleri, Kur’anın Anlattığı Ahiret Hayatı, Cennetin Hurileri başlıklı makalelerimizde ayetleriyle ve nedenleriyle oldukça geniş olarak anlatımlarda bulunduk. Bu zeminde ise zorunlu olarak size oldukça ana hatlarıyla ve özet olarak da bilgiler vermeye çalışacağız. Belirttiğimiz başlıklardaki makalelerimizi de okuyarak dilerseniz daha geniş bilgiler edinebilirsiniz.
Değerli Kardeşim ! Kur’anımızda namaz diye bir sözcük elbette ki doğrudan doğruya yer almamaktadır. Ama bu aslında Allah’a yaklaşma ve O’nunla konuşmanın, niyaz etmenin, yakarmanın, dertleşmenin ve yardım istemenin en önemli aracı olarak bildiğimiz “ Namaz Kılmak “ ibadetinin Kur’anda olmadığı anlamına gelmez. Namaz sözcüğü bize Araplardan değil, daha sonraları İran’daki Fars dilinden geçmiştir. Kur’anda ise 200 civarında Dua’dan / Allah’a yakarmaktan, niyazdan söz eden ayet bulunmakta, Araf Suresinin 55. ayetinde de “ Tazarrulu dua “ ifadesiyle dua ayetleri özellikle tefsir edilmekte, aslında bize şah damarımızdan daha yakın olan Allah’ın manevi huzurunda kılınacak namazların alçak gönüllülükle, saygı ve tevazu ile, zillet zinciri oluşturularak, zihnen hazır olunarak kıyam, rükû ve secde gibi vücut diliyle de yapılacak bir Dua olduğu anlatılmaktadır. Dolayısıyla aslında Kur’anımızda Duadan söz edilen bütün ayetler de namazdan bahsetmektedir. Diğer taraftan Kur’anda 80 civarında ayette aslında doğrudan doğruya namaz olmadığı halde “ toplumsal destekleşmek, paylaşmak, dayanışmak, yardımlaşmak, dine arka çıkmak ve dua ile Allah’tan yardım istemek olan namazı da kapsayan “ salat sözcüğü yer almaktadır. Ama maalesef bu kadar kapsamlı olan ve dinin temeli olması gereken bu sözcük, Klasik dönemin uleması tarafından sadece salat = namaz diye kabul edilerek dar bir çerçeveye oturtturulmuş, toplum yararına olan diğer işlevleri göz ardı edilmiştir. Bu nedenle günümüzde beş vakitte camilerde okunan ezanlarla “ Hayya lessalah “ denilerek salata davet edilirken, Müslümanlar sadece Namaza davet olarak bilmektedirler. “ Kur’anda Salat Namaz mıdır ? “ başlıklı makalemizde de bu konunun ayrıntılarını Kur’an ayetleriyle ve nedenleriyle birlikte bir hayli geniş olarak açıkladık. Dolayısıyla adına ister dua diyelim, ister namaz diyelim, ister tazarrulu dua diyelim Kur'anımızda Allah'a yaklaşmanın, yönelmenin, O'nunla bütün kalbimizle konuşarak, gönlümüzü açarak ve kendi anladığımız dilden yakarma ile Allah'la beraber olma ibadeti kesinlikle vardır.
Oruç konusu Yüce Kitabımız Kur’anda, Bakara Suresinin 183 ve 187. ayetleri arasında dört ayetle çok net ve açıklayıcı olarak anlatılmaktadır. Bu ayetleri anladığı dilden çevirisi olan Türkçe mealini okuyan ve aklını kullanabilen, tefekkür edebilen herkes, konuyu çok rahatlıkla anlayabilir. Ama buna rağmen ayetlerin ayrıntıları ve gerçek mesajları Ulema tarafından sonradan oluşturulmuş ve uydurma olan hadis ve rivayetlerle çok farklı mecralara çekilerek ele alınmış, toplumumuz bu konularda çok yanlış yükümlülüklerle inanç ve kabullerin peşine düşürülmüştür. Oruç kul ile Allah arasında, gönülden, isteyerek ve samimiyetle, Allah rızası için yerine getirilmesi, sadece aç kalmasıyla değil, özellikle kişinin oruç vesilesiyle bilhassa Ramazan ayında kendi dilinden anlayarak ve tefekkür ederek daha yoğun bir Kur'an okunmasıyla sakınma bilincini kazanılabilmesi amacına yönelik bir ibadettir. Dayatma, zorlama ve ceza ile oruç olmaz. Tutmayana toplumun baskısı ve kınaması da doğru değildir. Bu yönde dayatmacı ve baskıcı olanların kendi oruçları oruç olmaz. Bundan dolayı da kul ile Allah arasındaki bu ibadetin, bozulması veya yerine getirilmemesi ile ilgili herhangi bir cezai müeyyide veya fidye kefareti diye maddi bir ödeme cezası da konulmamıştır, mazeretsiz kasıtlı veya mazeretli oruç bozmaya veya tutmamaya, “ Altmış gün ceza ve bir gün de kaza olmak üzere toplam altmış bir gün “ oruç kefareti diye bir ceza Kur’anda yoktur. Toplumda yerleşmiş olan bu anlayış, aslında Kur’anda başka eylemler için konulmuş kefaretin, oruca da aktarılarak sonradan ulema tarafından icat edilmiş ve oruç ibadetinin içerisine sokulmuş bir bidattır. Orucunu bozanı veya tutmayanı Allah dilerse affeder, dilerse birtakım rahmet olanaklarından mahrum bırakır. Orucunu herhangi bir nedenle bozanın veya tutamayanın, yine Ramazan ayı içerisinde kalan diğer günlerde tutabildiği kadar da olsa tutmaya çalışması, devam etmesi elbette ki onun için daha hayırlı olur. Ama Ramazan ayı dışındaki gelecek zamanlarda orucun kaza edilmesi diye bir yükümlülük de Kur’anda yoktur. Ulema tarafında ayetlerin gerçek mesajı yanlış algılanmış ve uydurulmuştur. Allah’ın yerine hüküm konulmuştur.
Gelelim Ahiretteki sorgulanmamız ve yaşantımız için dünyadaki bedenimizle mi diriltileceğiz sorunuza ! Klasik yorumcuların ve Ulemanın yüzlerce yıldır, zanlarla uydurdukları binlerce rivayetle Ahiret hesaplaşması ve hayatı ile ilgili tekrar dirilişin aynı dünyadaki bedensel yapı ile olacağı, müminlere hediye edilecek hurilerle ve dünya nimetleri ile Müslümanların Cennette ödüllendirileceği, iman etmemiş olanların ise Cehennemde çok çetin azaplarla ve çok absürt ayrıntılarla cezalandırılacakları ile ilgili anlattıklarına bağlı olarak Müslümanlar maalesef çok yanlış yönlendirmelerin ve inançların peşinden sürüklenmişlerdir. Bu inançların hiç birinin Kur’anda temel dayanağı yoktur.
Rabbimiz, özellikle içinde bulunduğumuz Evrende Dünya yaşamının sürdürülebilmesi, hayatın devamlılığı için canlı varlık olarak biz insana zorunlu kıldığı solunum ve beslenme ihtiyacına bağlı olarak bu ihtiyaçların karşılanabilmesi için de vücutlarımızda kalp ve beyin denetiminde kan dolaşımının sağlanabilmesi, solunum, sindirim, hareket için gerekli enerjinin sağlanabilmesi, üremenin ve çoğalmanın ve hayatın devamlılığı için cinsel fonksiyonlarla gerekli olan organları, Biyolojik yapı ölçü ve sınırlar içerisindeki bedenle nesnel ve üç boyutlu olarak yaratmıştır. Bunun yanı sıra Dünya hayatında insan ruha / öz benliğe giydirilmiş bu üç boyutlu maddesel bedenle yaşamaktadır. Fakat kişinin hayatının sonunda ölümle beraber ruh bedenden ayrılır. Rabbimiz Allah tarafından nerede ve nasıl olduğunu bilmediğimiz bir yerde kabzedilerek Ahiret gününde tekrar diriltilinceye, canlandırılıncaya kadar fişi çekilip kapatılmış bir bilgisayar disketi, uçağın kara kutusu gibi saklanır, tutulur. Bedenin ise dünya yaşamı için kendisine yüklenmiş olan görevi sona erer, toprakta kalır. Topraktan geldiği gibi bir süre sonra çürüyerek maddesel moleküllerine, karbon, azot, hidrojen, oksijen, fosfor, kalsiyum, demir gibi atomlarına ayrılarak topraktaki diğer maddelerin arasına karışır. Bu bedenin artık kişinin Ahiret hayatında devam edeceği yaşamı ile herhangi bir ilgisi ve bağlantısı kalmamıştır.
Kişi öldükten sonra Ahiret hayatında nasıl bir yapıda yaşayacaktır, gerçekten tekrar yaratılma dünyadaki üç boyuttaki bedenle mi yoksa başka bir yapı ile mi olacaktır ? gibi sorular yüzyıllardır Ulema tarafından tartışılmakta ve Kur'anın dışında birçok ödüllendirme veya cezalandırma senaryoları uydurulmaktadır. Fakat bu konulardaki soruların gerçek karşılığı, bugünkü dünya aklımızla ve koşullarıyla kesin olarak bilemeyeceğimiz, dillendiremeyeceğimiz, düşünemeyeceğimiz ve tasavvur dahi edemeyeceğimiz kadar aslında bizim için gaybdir. Ama buna rağmen Ahiret hayatında tekrar yapılacak yaratma ve yaşam için Kur’anımızda İbrahim 48 – 51. Necm 47. Ankebut 20. Fussilet 31. Bakara 25. gibi bir çok ayetle bize ışık tutacak çok ilginç açıklamalar yapılmakta, ipuçları verilmekte Evrendeki dağlara, gökyüzüne, yıldızlara varıncaya kadar bütün yapıların, bütün varlıkların kıyametle birlikte değişeceği bildirilmektedir. Özellikle Vakıa Suresinin 60 - 61. ayetlerinde de “ Ölümü aranızda Biz ayarladık Biz. Ve Biz sizi benzerlerinizle değiştirmemiz ve sizi bilmediğiniz bir şeyde inşa etmemiz üzerine, önüne geçilenler / engellenebilenler değiliz. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi Ahiretteki yaratılışın ve tekrar diriltilmemizin dünyamızdaki bedenimiz ile olmayacağı, kesin olarak ortaya konmakta, dünyamızdakinden çok farklı başka bir boyutta ve başka bir şekilde, bambaşka bir kozmik yapıda olacağı, belki de boyutsuz olacağı, Evrendeki ve Dünyamızdaki bütün üç boyutlu alemin değişeceği, o hayattaki yaratılmada ise artık dünyadaki bedenin işlevlerine ihtiyaç duyulmayacağı Rabbimiz tarafından verilen ipuçlarıyla belirtilmektedir. Bütün bu ayetler ve Kur’anımızın verdiği ipuçları, Ulemanın ve klasik Kur’an yorumcularının insanlarımıza yüzyıllardır Ahiret hayatına ait binlerce uydurma ve absürt olan anlatımlarını geçersiz kılmaktadır. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !
Fulya C.
28-03-2022
Rabbim sizden razı olsun ilminiz daim olsun inşaallah hocam