Hocam ! Benim sorum, Kur'an meallerinde Hz. Musa'nın asasının yılan olup firavunun sihirbazlarının oluşturduğu yılanları yuttuğu anlatılmaktadır. Tahtadan bir sopa nasıl bir yılana dönüşebilmektedir. Bu sihir midir, illizyon mudur, göz boyama mıdır, anlatılanlar yoksa bir masal mıdır ? Doğrusu nedir ?Kafama takıldı. Açıklarsanız sevinirim.
Zeki Çelik.
20-05-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Kur’an çevirilerini yapan klasik dönemin müfessirlerinin ve maalesef bugünümüzün birçok Ulemasının da yoğun bir şekilde etkisi altından kurtulamadığının anlaşıldığı Tevrat, Talmut, Tekvin ayrıntılarını kapsayan Eski Ahitte, Hristiyanlarda da Yeni Ahit, İncil’de peygamber kıssaları ile ilgili mucize ve efsaneye dayalı olarak anlatılanlar, Allah'ın Kur’an ile anlattığı gerçek vahiy anlatımları değildir. Rabbimiz de Kur'anımızda hiç bir ayette o eserlerdeki bütün önceki Peygamber kıssalarında yanlış ve masal olan anlatımları onaylamamakta, o yanlışları bilhassa Arap dil kural ve deyimleri içerisinde düzeltme amacıyla açıklamalarına yer vermektedir. Siz de maalesef ülkemizdeki birçok mealde yer alan Musa Peygamberin asası ile ilgili yapılan yanlış inanç ve anlatımlara haklı olarak dikkat çekmişsiniz.
Rabbimiz Kur'anımızda bize gerçek dışı hurafe, masal, mitolojik ve insanların sahip olamayacağı mucizevi ve doğa üstü olayları anlatmaz. Musa peygamber kıssasında, bütün diğer peygamber kıssalarında da kullandığı mecazi ifadelerin de kullanılan Arap kültüründeki sözcük ve deyimlerin de gerçek hayattan karşılıkları bulunmaktadır. Sorunuzun ayrıntılarını daha kapsamlı olarak sitemizdeki “ Musa Peygamberin Asası “ başlıklı makalemizde bulabilirsiniz. Sorunuzun ana hatlarıyla yer aldığı Kur'anımızdaki ayetleri ele alacak olursak ;
TAHA 17 : Ve sağ elindeki nedir ey Musa ! 18 : Musa, “ O benim asamdır, ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Ve onda benim için başka yararlar da var “ dedi. 19 : Allah : “ Ey Musa ! Onu / çobanlığı bırak. 24 : Firavuna git, şüphesiz o azdı “ dedi. 20 - 23 : ( Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetün tes'a ) O da onu / asayı / çobanlığı hemen bıraktı / yerleşik hayata geçti. Bir de ne görürsün ! Artık sağ elindeki ; Kendisine vahyedilen bir kitap, koşan bir candır. Sosyal hayatın kaynağıdır.
Musa peygamberin Tur dağına çıkıp peygamber olarak seçilmesi ve görevlendirilmesiyle, ardından zaman içerisinde Mısır’a yerleşerek görevine başlamasıyla beraber ayetlerde gördüğümüz bu karşılıklı konuşma ve diyalogların anlatımı, birçok ayette değişik şekillerde yer aldığı gibi Şuara Sûresinin ayetlerinde de yer alır. Bu anlatımlarda Firavun, din adamlarını, halkın gözünü boyayıp kandıran sihirbazlarını, kâhinlerini toplayarak, Musa’nın sahip olduğu ve halkına aktardığı vahiy bilgilerini etkisizleştirmek için herkesin gözü önünde olacak meydanda bir yarışma düzenler.
ŞUARA 43 : Musa onlara " Ortaya koyun ne koyacaksanız ! " dedi. 44 : Bunun üzerine onlar iplerini, değneklerini / birikimlerini, eski inanç ve tezlerini / Çer çöplerini, eften püften bilgilerini ortaya koydular ve " Firavun'un gücü hakkı için şüphesiz elbette bizler galip olanlarız " dediler. 45 : Sonra Musa da değneğini / asasını yere attı / birikimini ortaya koydu ; Bir de ne görsünler, onların uydurduklarını yutuyor da yutuyor. 46 - 48 : Sonra etkin bilginler boyun eğip teslimiyet gösterenler olarak bırakıldılar. " Biz alemlerin Rabbine ; Musa ve Harun'un Rabbine iman ettik " dediler.
Bu müsabaka ile ilgili karşılıklı, aslında söze ve bilgiye dayalı atışmaların daha ayrıntılı açıklamaları, Araf Sûresinin 117 - 122 ve Taha 65 - 70. ayetlerinde de değişik ifadelerle anlatılmaktadır. Ancak bu atışmalarda Firavunun gücüne sığınarak yemin ederek başlayan ve kendilerine çok güvenen sihirbazların Musa’nın ortaya koyduğu bilgileri çürütecek bilgilere sahip olmadıkları görülür. Bunun karşısında bu sihirbazlar ve kâhinler, Musa peygambere iman ettiklerini bildirirler. Bu ayetlerde sözü edilen, ama insanlara yanlış olarak aktarıldığı gibi ortaya atması istenen ve yılana dönüştüğü söylenen asası, aslında Musa’nın cebindeki güç ve elindeki beyazlık, Musa peygambere Allah tarafından verilen ayetlerdir, onun bilgi birikimleridir, elinin altında ona yardımcı olmaya hazır olan ve ifade yeteneğiyle elçi tayin edilen kardeşi Harun’dur. Ayetlerin orijinal ifadelerinde Firavunun sihirbazlarının / Bilginlerinin ortaya attığı sözleri, bilgileri, tezleri " İp ve değnek " olarak nitelendirilmiştir. Bu ifadelerin Türkçedeki karşılıkları ise yılan olacak sopa değil, " Çer, çöp, ipsiz sapsız, temelsiz " anlamlarındaki deyimlere benzetilebilir. İşin sihirbazlarla, Musa peygamberin söze ve bilgiye dayalı atışmaları şeklinde ve ayetlerin orijinalinde yılan diye sözcükler de yer almamakta iken, çeviri yapan ve konuyu aktaran birçok müfessir, Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında aktarıldığı gibi, rivayetlerle, masallarla sihirbazlara değneklerini dönüştürerek meydanda yılanlar attırmışlar, Musa’nın asasını dev bir yılana dönüştürüp sihirbazların yılanlarını yutturmuşlardır.
Değerli kardeşim ! Sorunuzun asıl başlangıcı olan Musa'nın Asası ile ilgili ayrıntının, kıssasında oluşmuş birçok yanlış anlamanın, asa ve yed ( kusursuz güç ) gibi daha birçok ayrıntının, Kur’an ayetlerinde kullanılan sözcüklerin, Arap kültüründe o dönemde kullanılan karşılıklarının bütün ayrıntılarına girilerek çok genişçe ele alınması, ciltler dolusu kitaplarla, uzun sahifeler halinde açıklanmalarını gerektirmektedir. Bu zemin bütün bu çok uzun ayrıntılara girilmesi için uygun bir zemin değildir. Ancak yine de biz bu zeminde bütün yanlış anlamaların ve asanın yılan olduğu Taha Sûresinin 20. ayetinin orijinalinde yer alan “ Hayye “ sözcüğünün birçok mealde ve özellikle Diyanet Çevirilerinde dahi yapılan yanlış aktarımlara ana hatlarıyla değinmeye çalışalım. Bu sözcük Musa kıssasının doğru veya yanlış anlaşılmasında kilit sözcüklerden biri olmuştur. Hayat sözcüğünden gelen Hayye sözcüğü “ Bir kere yaşam “ demektir ve yaşamın değişik alanlarındaki aktarımları için Arap kültüründe yılan da dahil birçok anlamlarda da kullanılmaktadır. Bu bağlamda Arap dil kurallarında ;
* Yaşamında uzun ömürlü olmasından dolayı yılana da hayye denir.
* Gözü keskin olana “ O hayye’den, yılandan daha iyi görür “ derler.
* Hain, sinsi olana “ O hayye’den daha zalim “ derler.
* Kadın erkek uzun yaşayana “ O hayye’nin tekidir “ derler.
* Kişinin akıl, zekâ ve dehada zirvede olduğu dönemde “ O vadinin hayye’sidir “ denir.
* Ölü sönük yıldızlar arasında daha canlı görünen yıldız kümelerine de teşbihen hayye denir.
Allah'ın Musa peygamber kıssası içinde Kur'anımızda yer verdiği Hayye sözcüğünün ayetlerin mealinde birçok müfessir tarafından doğrudan doğruya yılan olarak kabul edilmesi, Allah’ı yeterince tanımamak, Kur'anın anlatım tekniklerini tam olarak kavrayamamak, yaratmanın ve ardından sürdürülecek Evrendeki ve Kâinattaki bütün hayatın devamı için konulmuş olan Fiziksel, Biyolojik kanunların, yaratılmanın kökeninde olan madde ve enerjinin ve Rabbimizin varlıklara, bir hücreli canlılara, atom ve moleküldeki cansız varlıklara varıncaya kadar koyduğu kodlamanın ve sınırların bilinmediği anlamına gelir ki, zaten Kur’anın indirildiği zamanda ve ondan önceki zamanlarda da insanlar ve toplumlar bu bilgilerden tamamen yoksundurlar. Bütün olaylara hurafe ve doğa üstü güç kabulleriyle bakmaktadırlar. Hatta bugünün anlı şanlı ilâhiyatçıları, prof. unvanlı akademisyen öğretim görevlileri dahi bilim ve teknolojinin bugün geldiği noktayı tamamen görmemezlikten gelerek veya bilmeden dışında kalarak, hala onlar da o zamanın müfessirlerinin kabullerinin ötesine geçememektedirler.
Dolayısıyla ayetin orijinalindeki “ hayye “ sözcüğünün birinci derecede ve Allah'ın yaratma kanunlarına göre en yakın ve en gerçekçi anlam karşılığı hayat ve canlılıktır. Yine ayetin orijinalindeki “ hayyetun tes’a “ ifadesinin Türkçedeki tam karşılığı da Yedi canlı deyimidir. Defalarca ölüm tehlikesiyle karşılaşmasına rağmen her defasında sağ olarak kurtulmak anlamına gelir. Bu ifade ve deyim aynı zamanda kişiler için kullanıldığı gibi, yılanlar ve dört ayak üzerine düştü deyimi ile de aynı anlamlara gelmek üzere kediler için de kullanılır.
Bu nedenlerle Taha Sûresinin 20. ayeti bizim anlatımlarımızda “ O da asa’yı / çobanlığı / bıraktı. Yerleşik hayata geçti. Bir de ne görürsün ! Artık sağ elindeki / Kendisine vahyedilen Kitap, koşan bir candır / ruhtur / bilgidir / Sosyal hayatın kaynağıdır. “ şeklinde yer almaktadır. Bu ifadeler ilâhi Kitapların “ Ruh " niteliğidir. Şura Sûresinin 52. ayetinde “ İşte böylece Biz sana da Kendi emrimizden / işimizden olan ruhu / Kur’anı vahyettik. “ denildiğinden dolayı Kur’anın da bir adının “ Ruh / Can “ olduğu gibi Musa’nın sağ elindekinin / Kitabının adı da bize göre “ Ruh “ tur. Ama bu Ruh’un / Kitabın orijinali ve gerçeği bugün Yahudilerin elinde yoktur. Olayların gerçeği de Kur’anımızda anlatılarak o dönemde Mekke ve Medine’de yaşayan Yahudi ve Hristiyan inancındaki insanları da ikna etmek, yanlışlarından arındırarak doğruya yöneltmek için anlatılmaktadır. 20. ayetteki “ hayye “ sözcüğü doğrudan doğruya birçok müfessir tarafından yılan olarak kabul edilince, doğal olarak 21. ayetteki “ korkmak “ sözcüğü de “ yılandan korkmak “ olarak anlaşılmıştır. Halbuki buradaki korku Şura Sûresinin 12. ayetinde “ Musa : “ Rabbim ! Şüphesiz ben, beni yalanlamalarından korkarım. “ ifadeleriyle dile getirildiği gibi Musa’nın kendisine verilen görevin ağırlığından, zorluğundan korkması ve kaçmaya çalışmasıdır.
Dolayısıyla Rabbimiz bizlere Musa peygamber kıssasını aktarırken elbette ki kendi koyduğu hükmü, yaşam kural ve kanunlarını bozarak Asa'nın yılana dönüştüğü ifadesini kullanmamıştır. Elbette ki bütün insanlar Rabbimizin bahşettiği akıl ve mantık nimetini kullanabilme ölçüsünde, irade ile verilen seçme özgürlüğünden dolayı da kimileri asanın yılan olduğuna da inanacaktır, ama kimileri de mantığı ile bu tür masalımsı ve mucizevi anlatımları kabul etmeyecek, nedenlerini sorgulayacaktır. Hiç kimse de inanç söz konusu olunca, zorla başkalarını kendi görüşlerine inandırmak mecburiyetinde değildir. Ama inançlar da mutlaka sağlam temellere ve gerekli bilgilere dayalı olmalıdır. Allah'ın selamı, rahmeti ve Kur'anın doğruları sizinle olsun !...