Merhaba Zeki Hocam. Kuran'ı anlayarak okuma ve araştırma mücadelem beni size ulaştırdı. Tüm makalelerinizi indirerek pdf olarak birleştirdim ve e-kitap şeklinde okumaya başladım. Kuran'ı arapçasından da kelime meali olarak anlamaya çalışıyorum. Okumalarım sırasında kafama takılan bazı noktaları sizinle paylaşmak istiyorum. Bana yol göstereceğinizi umut ediyorum. İlk olarak sormak istediğim, Kuran-ı Kerim'deki eşsesli ve eş anlamlı kelimelerin varlığı. Bu konu hakkındaki bilgi ve düşüncelerinizi aktarırsanız çok sevinirim. Allah razı olsun.
Zeki Çelik.
08-11-2023
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
İnsanlar arasında anlaşmanın en önde gelen aracı dildir. İster yazılı, ister sözlü, ister görsel olsun her dilin sahip olduğu yapı ve birtakım özellikleri vardır. Bu özellikler, dildeki sözcükleri oluşturan harflerin özelliklerinden, sözcük ve cümlelerin ifade gücüne kadar pek çok ayrıntıda ortaya çıkar. Yüce Rabbimiz Allah da, Kur’anımız ile son olarak, ilâhi mesajlarını insanlara ulaştırmak için, Peygamberimizin ve muhatap olacağı toplumun da Arap olmasından dolayı, Arap dilini bir vasıta olarak seçmiş ve Kur'an'ı da bu dille vahyetmiştir. Örneğin Yusuf Sûresinin 2. ayetinde “ Şüphesiz ki Biz onu akledersiniz diye Arapça bir Kur’an olarak indirdik. “ denildiği gibi, Kur’an bizzat kendisinin, “ Arapça bir dil “ ile vahyedildiğini haber vermektedir. Bu nedenle Kur'an ayetlerini anlarken izlenecek en sağlıklı yöntem, Kur’an’ın, vahyedildiği o dönemdeki Arap kültürünün dil kuralları, kalıpları, deyimleri, edebi sanat ayrıntıları, anlatım teknikleri ile anlaşılması ve anlamlandırılmasıdır. Dolayısıyla Kur'anımız, fesahat / anlatımda açıklık, düzgünlük ve amaca uygunluk, belâgat / bir şeydeki derin anlamı ifade yeteneği, icaz / az sözle çok şey anlatma, mecaz ve daha bir çok edebi sanatlar açısından anlam zenginliği olan edebi bir şaheserdir, Arap dilinin bütün özelliklerini, ifade etme tekniklerini içeren eşsiz bir kitaptır.
Değerli Kardeşim ! Kur’anımızda değişik Sûrelerde ve ayetlerde bir çok kez yer alan, değişik Sûre ve ayetlerde farklı anlam ve kavram yüklendiğinin görüldüğü o kadar çok sayıda lafız ve sözcük bulunmaktadır ki, bu sözcüklerle ilgili olarak “ eş sesli ve eş anlamlılık “ ayrıntılarına yönelik siz de çok değerli ve kapsamlı hatta başlı başına bir ilim dalı oluşturularak ciltlerle kitabın yazıldığı, bazılarına çok değişik anlamların yüklenerek doğruluğunun kabul edildiği, bazı kabullere de değişik yorumlarla yanlışlığın ileri sürülerek muhalif olunduğu, yüzyıllardır yüzlerce Âlimin bir çok Sûre ve ayet üzerinde örnek sözcük ve kavramlarla görüş bildirerek tartıştığı, pek çok Müslüman’ın da dikkatini çekmeyen çok ilginç bir konuya soru olarak yer vermişsiniz. Dikkatinizden dolayı size teşekkür ederim.
Eş sesli ve eş anlamlı sözcükler, bizim dilimizde de olduğu gibi, Dünyadaki bütün dillerde mevcuttur. Çünkü bazı sözcüklerin birden fazla anlamı olabileceği gibi bazı sözcükler de birbirinin yerine kullanılabilmektedir. Bu durum Kur’an’ın dili olan Arapça için de geçerlidir. Kur’anımız da bütün ilâhi kitaplar gibi muhataplarınca anlaşılmak üzere, onların dilinde gönderilmiş bir kitap ve hitap olup, Arap dilinin bütün özelliklerini ihtiva eder. Dolayısıyla Arapça’yı, dil kurallarını, deyimlerini, o günkü yaşam kültürlerini iyi bilmek, Allah’ın Hakk Dini İslam’ı kaynağından öğrenmek için bir gerekliliktir. Kutsal metin ve dini nassların anlamlandırılması sürecinde ise kavramların anlaşılması diğer metinlere göre hata kaldırmayacak derecede hassasiyet ve daha büyük bir önem arz etmektedir. Zira kutsal metinlerin gönderildiği insanlara vermek istediği mesaj, varlık ve Evrene bakışı kavram kalıpları içerisinde yaşam zorunluluğu, rehberi ve klavuzu olarak takdim edilmektedir. Herhangi bir edebi metinde bile metnin anlaşılması için yazarın kullandığı dil ve anlatımın iyi bilinmesi gerektiği gibi Kur’an’ı doğru anlamak için de onun dilinin, üslûbunun iyi bilinmesi gerekir.
İslam’ın son peygamberi olan Muhammed ( a.s. ) ile dünya hayatına giren Müslümanlığın İlk dönemlerinden başlayarak Mukatil, Ebü’l Ferec, İbnü’l Cevzi, Suyuti, Zerkeşi, Şevkani, İmam Gazali, Razi ve Kâtip Çelebi de dahil günümüze kadar yüzlerce Alim / Ulema tarafından yapılan tefsir çalışmalarında, Kur’an’ın öncelikli olarak dil çerçevesinde anlaşılmasına ve yorumlanmasına çalışılmıştır. Hatta ilk müfessirlerin tamamı, sahip oldukları Arap dili açısından özellikle ve öncelikle Kur’an sözcüklerini incelemişlerdir. Bu çalışmalarda, dilsel ve aynı zamanda içinde bulunduğu kelamın da üstünlüğünü gösteren bir olgu olan, " Kur'an'da eş seslilik ve eş anlamlılık " konusu, Kur’an ilimleri literatüründe vücuh ve nezair başlığı altında ele alınan, cümle yapısı, bağlamı, mecaz anlatımı gibi nedenlerle Kur’anın anlatımında anlam zenginliğini oluşturduğunun farkına varılarak kullanılmıştır.
Bu bakımdan eş seslilik ve eş anlamlılığın da Kur’anımızda bir anlatım özelliği olduğunu göz önünde bulunduracak olursak ; İştirak, iştirâkın Kur’an’daki karşılığı olan vücûh ve nezâir ve teradüf / eş anlamlı sözcükleri ele alan kelam ilmi, bize bir sözcüğün yer aldığı ayet içerisinde ne anlama geldiğini bilme ve başka bir sözcük yerine söz konusu sözcüğün kullanılmış olmasındaki inceliği anlamamızda yardımcı olmaktadır. Bu adeta bir nevi bir ayetin başka bir ayetle, yani Kur'anın kendi kendini tefsir etmesidir. Bu çalışmaların amacı, Kur’an mesajını doğru anlamada Arap dilinin yapısını da göz önünde bulundurarak Arapçanın Kur’an’a özgü kullanımının bilinmesi adına, müşterek lafızların ayetlerde kullanıldıkları bağlamı ve müteradif / eş anlamlı oldukları söylenen sözcüklerin aralarındaki ince anlam farklarının belirlenmesinin önemini ortaya koymaktır. Bu nedenle ve amaçla yapılan çalışmalarda öncelikle dilde çok anlamlılığı ifade eden “ iştirâk “ kavramı ve Kur’an’daki karşılığı olan vücûh, nezâir ve teradüf kavramlarına, konu ile ilgili görüş ve tartışmalara, çok anlamlılığı ortaya çıkaran nedenlere, bu konuyla ilgili yazılan eserlere ve örnek olarak Kur’an’da yer alan çok anlamlı sözcüklere yer verilerek kavramların anlaşılmasına çalışılmıştır.
Lügat ve Dindeki Anlamı Sözlüklerde “ iştirak “ sözcüğünün kökünün “ ş-r-k “ harflerinin olduğu ve sözcüğün ortaklığa delalet ettiği belirtilmiştir. İki ya da daha fazla anlamın ortak olduğu eş anlamlı lafızlar da Müşterek olarak açıklanmaktadır. ( Lisanü’l Arab ) İlk dönem dil âlimlerinden Sibeveyh, lafızları üç kısma ayırmış ; Lafız ve anlamları farklı olan, birbirine uymayan sözcükleri mütebayin, lafızları farklı ama anlamları aynı olan sözcükleri müteradif, lafızları aynı, anlamları farklı sözcükleri ise müşterek olarak ele almıştır.
Örneğin, İbn Fâris, es- Sâhibî adlı eserinde “ iştirak “ kavramını, bir lafzın iki ya da daha fazla anlam içermesi şeklinde tanımlamış ve ardından Tâhâ Sûresindeki 39. ayetini örnek vererek “ Onu denize bırakmasını emretmiştik ki böylece deniz onu sahile atsın. ” ifadeleri İbn Fâris’e göre fiili haber ve emir arasında müşterektir. Aynı şekilde ayetlerde yer alan lafızlar da istiftâ / soru sorma bakımından müşterektir. Görüldüğü üzere İbn Fâris kabul edilmesi için genel kabul, sözcüğün bütün anlamlarının hakiki olması yönündedir. Anlamlarından bir tanesi mecaz, diğeri hakiki olan sözcükler müşterek olarak kabul edilmez demiştir. Örneğin göz, pınar, güneş, altın gibi anlamlara gelen “ ayn “ sözcüğü müşterek kabul edilir ; Çünkü bu anlamların hepsi hakiki manadır. Fakat aslan, cesur insan anlamlarında kullanılan sözcük ise müşterek kabul edilmez ; Çünkü cesur insan anlamı hakiki değil mecazîdir. Fakat bu genel kabule karşılık Zerkeşî, müşterek kavramını iki hakiki anlam yahut bir hakiki ve bir mecaz anlamın lafız olarak ortak olması şeklinde açıklayarak lafzın mecaz anlamını da müşterek olarak kabul etmiştir. Gazali’ye göre de müşterek lafız, tanımları ve hakikatleri farklı olan lafızdır. Arap Dilinde İştirâkı kabul edenler ve reddedenler arasındaki tartışmalara göre, Dilde iştirâkın olduğunu kabul edenler çoğunluğu oluşturmaktadır.
Vücûh, Arapçada “ vech “ sözcüğünün çoğuludur. Sözlüklerde, yalın halde kullanılan vech sözcüğü, bir şeyin karşısında bulunan şey, insan yüzü gibi anlamlara gelmektedir. Tamlama olarak kullanıldığı yerlerde * vechü’l beyti ; Evin ön kapısının bulunduğu cephe, * vechü’l kavmi ; Bir kavmin ileri geleni, * vechü’l kelâmi ; Sözden kastedilen mana anlamlarına gelir. Aynı kökten gelen * elmuvâcehetü ; Yüz yüze gelme, * cihetün ; Yön, * tücâhün ve vücâhün ; Kastettiğin yön, * vichetün ; Yön, kıble anlamlarına gelmektedir. Sözcüğün içerdiği bu anlamları göz önünde bulundurduğumuzda, yön anlamını da içeren vechün sözcüğünün çoğulu olan vücûhun sözcüğünü, Bir şeyin farklı yönleri olarak anlayabiliriz. Bu durumda Vücuh sözcüğü, yüz, zat, makam, mevki, yön, kalp, mezhep, yol, şekil, rıza, bir toplumun efendisi, gibi Kur’andaki anlamlarıyla bir ilgi kurarak vücuh kavramına, Kur’anda aynı sözcüğün farklı yerlerde değişik anlamlarda kullanılmasıdır diyebiliriz. Türkçe’de de eş sesli sözcüklere karşılık gelir. Yani Kur’anda aynı sözcük, değişik ayetlerde değişik anlamlara sahiptir. Arap dilinin zenginliğinde bazen bir sözcüğün yirmi anlamının dahi olduğu görülmektedir. Kehf Sûresinin 109. ayetinde “ De ki : Rabbimin sözleri için, deniz mürekkep olsa Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenirdi. “ denilerek Allah’ın kelam sıkıntısının olamayacağı belirtildiği gibi, Kur’anımızda Rabbimiz yeni bir dil türetmemiştir. Eğer türetseydi elbette ki, her anlama isterse farklı sözcükler oluştururdu. Ama Rabbimiz Kur’an vahyini, Arap toplumunda insanların kullandığı “ eş seslisi, eş anlamlısı “ zengin olan Arap dilinde indirmiştir, Arap dilinin yazım kurallarını kullanmıştır. Vücuh ve nezair kavramlarını da içinde barındırmaktadır.
Vücuh kavramı içerisinde birçok müfessir tarafından ele alınıp görüşler bildirilen, açıklamalar yapılan, salat, zikr, hüda, el kitab, Ruh, iman, ümmet, küfür, zulüm, imam, tagut, tevhit, ihlas, ikrar, İslam gibi hepsine burada yer veremeyeceğimiz daha yüzlerce sözcük bulunmaktadır. Bunlardan örnek olarak İslam sözcüğünün “ Tevhid, İhlas, Boyun eğme, ikrar gibi vechlerinin olduğu, Tagut sözcüğünün Bakara 256. da “ şeytan, Nahl 36. da “ putlar “ Bakara 257. de “ Teşvikçiler “ olmak üzere üç vechinin olduğu belirtilmiştir. Mukatil de, “ Hüda “ sözcüğünün Kur’anda onyedi, “ küfür “ sözcüğünün dört farklı anlamda kullanıldığını söylemiştir. Her anlamın yazılımı aynı olmasına rağmen, kastedilen anlamlar farklı olmuştur.
Nezâir sözcüğü “ nazîre “ sözcüğünün çoğuludur. İki şey arasındaki denklik, şekil, tabiat, sözdeki benzerlik, davranış anlamlarında kullanılmaktadır. Farklı sözcüklerin aynı anlamı ifade etmesidir. İbn Manzur “ Nazire “ sözcüğünü, sözde, fiilde ve şekilde benzerlik olmak üzere * Sözde nazireye örnek olarak “ Sakın Allah’ın kitabına ve Rasülûllah’ın sözüne benzer bir söz söylemeye çalışma ! ” cümlesini, * Fiilde nazireye örnek olarak “ Falanca ile münazara yaptım. “ cümlesini, * Şekilde nazîreye ise “ Falancanın develerini ikişer ikişer saydım. ” cümlesini örnek göstererek üç kategoride örneklendirmiştir. Kur’andaki “ imrae ve zevc “ farklı sözcükleri, kadın olarak kullanılıp, “ nar, sekar, hutame, cahim “ sözcükleri de cehennem olarak kullanılıp nezair örnekleri olarak gösterilmektedir. Zerkeşi’nin Tevbe 74. ve Hücurat 14. ayetlerindeki ifadelerin birbirinin “ naziri “ olarak anlam birliğinin de olduğu görüşleri ile öncülük ettiği on iki örnekte birçok Ulemanın da “ Nezair “ kabulü görülmektedir. Ama yine de en çok ihtilaf ve muhalefet ile görüş farklılıkları “ Nezair “ tanımı açısından ortaya çıkmaktadır.
Kur’an’da eş sesli ve eş anlamlı kabul edilen yüzlerce sözcüğün hepsini incelemek elbette ki bu zeminde ele almak, örneklemek mümkün değildir. Vücuh ve Nezairle ilgili eserler büyük ölçüde Mukatil’in görüşlerine dayandırılmıştır. Bu eserlerde önceleri bir sistem bulunmazken zamanla alfabetik sıraya da geçilmiştir. Vücuh kabulünde çoğunluk Ulema tarafından oldukça yakın görüş birliği sağlandığı halde, ihtilaf ve görüş farklılıkları Nezairde olmuştur. Vücuh ve Nezair konularında yüzlerce Alim tarafından çok değişik örneklemeler ve farklı görüşlerle, Yahudi kültürünün etkisinde kalarak, uydurma rivayetlere de dayandırılarak başlı başına bir uğraşı alanı oluşturulmuştur. Ama bu yoğun çalışmalar içerisinde maalesef çoğunlukta olan tefsirlerde ve çeviri meallerinde Nisa Sûresinin 82. ayetinde “ Onlar hala Kur’anı arka arkaya dizerek gereği gibi düşünmezler mi ? “ ifadeleriyle belirtilerek Rabbimizin yapmış olduğu uyarıya rağmen, Peygamberimize indiriliş sırasının göz önünde bulundurulmadığı, kronolojinin dikkate alınmadığı, tertile / düzgün, birbirine karıştırılmadan dizime riayet edilmediği, tedebbüre / Müteşabih, birden fazla anlamlı ayetlerin tevili için gerekli öncelik sırasının göz önüne alınmadığı, doğru karşılıklarının seçilemediği, birçok necmin / bölümün / paragrafın cümleleri yerli yerinde doğru sıralaması ile tertip edilemediği, bazı Sûrelerin içindeki ayetlerin farklı yerlere yerleştirilmiş olmasından dolayı anlam ve paragraf bütünlüğü, özne, yüklem ve zamir bağlantılarının dikkatlerden kaçırılmış olduğu, bundan dolayı bazı anlam bütünlüklerinde de kopuklukların ortaya çıktığı ve dolayısıyla günümüze kadar ulaştırılmış olan Kur'anın mevcut resmi Osman Mushafının bugünkü tertibi ile, genellikle Yahudi Kaynaklarındaki hurafe ve rivayetlere dayandırılan anlatımların aktarılımı olan nüzul nedenleri ile de bağlantı kurularak yapılan meallendirme ve çevirilerle maalesef bir çok sözcük ve kavram gerçek ve doğru karşılıklarla Müslümanların önüne çıkarılamamış, saptırma, yanlış tercih ve yorumlamalarla yanlış yaşanan ve yaşatılan dinler ortaya çıkarılmıştır.
Dolayısıyla yüzyıllardır eş sesli ve eş anlamlı sözcüklerle, vücuh ve nezair kavramları ile ilgili olarak, yüzlerce yıldır, yüzlerce Ulema tarafından sürdürülen bu kadar yoğun çalışmalara, harcanan zamanlara, verilen emeklere, yazılan ciltler dolusu eserlere rağmen, sonuç olarak biz Müslümanlar, neredeyse Kur’anımızdaki bütün sözcük ve kavramların saptırmalarla, gerçek karşılıklarının ve anlamlarının ortaya konulamadığı kabullerle, yanlış karşılıklarla aktarılan, yaşanan ve yaşatılan bölünmüş, parçalanmış dinlerle karşı karşıya bulunmaktayız. Bizler bu yanlış kabullerle yaşanılan ve yaşatılan dine, Kur'anın İslam'ı olarak katılamıyoruz. Bu nedenle makalelerimizde de bir çok sözcük ve kavramdaki bütün bu saptırmalar ve yanlış anlamlandırmalardan insanlarımızı arındırabilmek adına, ayrı ayrı ele aldığımız eş sesli ve eş anlamlı kavram ve sözcükler, Kur’an mümini olmaya çalışarak anlattıklarımızın ve konu başlıklarımızın temelini oluşturmaktadır. Allah, doğrusunu en iyi bilendir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !....