TÜM SORULAR

Soru

Hakan K.   07-11-2023   251

Merhaba Zeki Hocam. Kuran'ı anlayarak okuma ve araştırma mücadelem beni size ulaştırdı. Tüm makalelerinizi indirerek pdf olarak birleştirdim ve e-kitap şeklinde okumaya başladım. Kuran'ı arapçasından da kelime meali olarak anlamaya çalışıyorum. Okumalarım sırasında kafama takılan bazı noktaları sizinle paylaşmak istiyorum. Bana yol göstereceğinizi umut ediyorum. İlk olarak sormak istediğim, Kuran-ı Kerim'deki eşsesli ve eş anlamlı kelimelerin varlığı. Bu konu hakkındaki bilgi ve düşüncelerinizi aktarırsanız çok sevinirim. Allah razı olsun.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      08-11-2023  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti   üzerinize  olsun !

İnsanlar  arasında  anlaşmanın  en  önde  gelen  aracı  dildir. İster  yazılı,  ister  sözlü,  ister  görsel  olsun  her  dilin  sahip  olduğu  yapı  ve  birtakım  özellikleri  vardır. Bu  özellikler,  dildeki   sözcükleri   oluşturan  harflerin  özelliklerinden,  sözcük  ve  cümlelerin  ifade  gücüne  kadar  pek  çok  ayrıntıda  ortaya  çıkar. Yüce  Rabbimiz  Allah  da,  Kur’anımız  ile  son  olarak,  ilâhi  mesajlarını  insanlara  ulaştırmak  için,  Peygamberimizin  ve  muhatap  olacağı  toplumun  da  Arap  olmasından  dolayı,  Arap  dilini  bir  vasıta  olarak  seçmiş  ve  Kur'an'ı  da  bu  dille  vahyetmiştir.  Örneğin  Yusuf  Sûresinin  2. ayetinde  “  Şüphesiz  ki  Biz  onu  akledersiniz  diye  Arapça  bir  Kur’an  olarak  indirdik. “  denildiği  gibi,  Kur’an  bizzat   kendisinin, “  Arapça  bir  dil  “  ile  vahyedildiğini  haber  vermektedir.  Bu  nedenle  Kur'an ayetlerini  anlarken  izlenecek   en  sağlıklı  yöntem,  Kur’an’ın,  vahyedildiği  o  dönemdeki  Arap  kültürünün  dil  kuralları,  kalıpları,  deyimleri,  edebi   sanat  ayrıntıları,  anlatım  teknikleri  ile  anlaşılması  ve  anlamlandırılmasıdır.  Dolayısıyla  Kur'anımız,  fesahat  /  anlatımda  açıklık,  düzgünlük  ve  amaca  uygunluk,  belâgat  /  bir  şeydeki  derin  anlamı  ifade  yeteneği,  icaz /  az  sözle  çok  şey  anlatma,  mecaz  ve  daha  bir  çok  edebi  sanatlar  açısından   anlam  zenginliği  olan  edebi  bir  şaheserdir,  Arap  dilinin  bütün   özelliklerini,  ifade  etme  tekniklerini  içeren   eşsiz   bir  kitaptır.

Değerli  Kardeşim !  Kur’anımızda  değişik  Sûrelerde  ve  ayetlerde  bir  çok  kez  yer  alan,  değişik  Sûre  ve  ayetlerde  farklı  anlam  ve  kavram  yüklendiğinin  görüldüğü  o  kadar  çok  sayıda  lafız  ve  sözcük  bulunmaktadır  ki,  bu  sözcüklerle  ilgili  olarak  “  eş  sesli  ve  eş  anlamlılık  “  ayrıntılarına   yönelik  siz  de  çok  değerli  ve  kapsamlı  hatta  başlı  başına  bir  ilim  dalı  oluşturularak  ciltlerle  kitabın  yazıldığı,  bazılarına  çok  değişik  anlamların  yüklenerek  doğruluğunun  kabul  edildiği,  bazı  kabullere  de  değişik  yorumlarla  yanlışlığın  ileri  sürülerek  muhalif  olunduğu,  yüzyıllardır  yüzlerce  Âlimin  bir  çok  Sûre  ve  ayet  üzerinde  örnek  sözcük  ve  kavramlarla  görüş  bildirerek  tartıştığı,  pek  çok  Müslüman’ın  da  dikkatini  çekmeyen  çok  ilginç  bir  konuya  soru  olarak  yer  vermişsiniz. Dikkatinizden  dolayı  size  teşekkür  ederim.

Eş  sesli  ve  eş  anlamlı  sözcükler,  bizim  dilimizde  de  olduğu  gibi,  Dünyadaki   bütün  dillerde  mevcuttur. Çünkü  bazı   sözcüklerin  birden  fazla  anlamı  olabileceği  gibi  bazı  sözcükler  de  birbirinin  yerine  kullanılabilmektedir. Bu  durum  Kur’an’ın  dili  olan  Arapça  için  de  geçerlidir.  Kur’anımız  da  bütün  ilâhi  kitaplar  gibi  muhataplarınca   anlaşılmak  üzere,  onların  dilinde  gönderilmiş  bir  kitap  ve  hitap  olup,  Arap  dilinin  bütün  özelliklerini  ihtiva  eder. Dolayısıyla   Arapça’yı,  dil  kurallarını, deyimlerini, o  günkü  yaşam  kültürlerini  iyi  bilmek,  Allah’ın  Hakk  Dini  İslam’ı  kaynağından  öğrenmek  için  bir  gerekliliktir. Kutsal  metin  ve  dini  nassların  anlamlandırılması  sürecinde  ise  kavramların  anlaşılması  diğer  metinlere  göre  hata  kaldırmayacak  derecede  hassasiyet  ve  daha  büyük  bir  önem  arz  etmektedir.  Zira   kutsal  metinlerin   gönderildiği  insanlara  vermek  istediği  mesaj,  varlık  ve  Evrene  bakışı  kavram  kalıpları  içerisinde  yaşam  zorunluluğu,  rehberi  ve  klavuzu  olarak  takdim  edilmektedir.  Herhangi  bir  edebi   metinde  bile  metnin  anlaşılması  için  yazarın  kullandığı  dil  ve  anlatımın  iyi  bilinmesi  gerektiği  gibi  Kur’an’ı  doğru  anlamak  için  de  onun  dilinin,  üslûbunun  iyi  bilinmesi  gerekir. 

İslam’ın   son   peygamberi  olan  Muhammed  ( a.s. )  ile  dünya  hayatına  giren  Müslümanlığın  İlk  dönemlerinden  başlayarak  Mukatil,  Ebü’l  Ferec,  İbnü’l  Cevzi,  Suyuti,  Zerkeşi,  Şevkani,  İmam  Gazali,  Razi   ve  Kâtip  Çelebi  de  dahil   günümüze  kadar  yüzlerce  Alim  /  Ulema  tarafından  yapılan  tefsir  çalışmalarında,  Kur’an’ın  öncelikli   olarak  dil  çerçevesinde  anlaşılmasına  ve  yorumlanmasına  çalışılmıştır. Hatta  ilk  müfessirlerin  tamamı,  sahip  oldukları  Arap  dili  açısından  özellikle  ve  öncelikle  Kur’an  sözcüklerini   incelemişlerdir.  Bu  çalışmalarda,  dilsel  ve  aynı   zamanda  içinde  bulunduğu  kelamın  da   üstünlüğünü   gösteren  bir  olgu  olan, " Kur'an'da  eş  seslilik  ve  eş  anlamlılık "  konusu,  Kur’an  ilimleri  literatüründe  vücuh  ve  nezair  başlığı  altında  ele  alınan,  cümle  yapısı,  bağlamı,  mecaz   anlatımı  gibi  nedenlerle  Kur’anın  anlatımında   anlam  zenginliğini   oluşturduğunun  farkına  varılarak   kullanılmıştır.

Bu  bakımdan  eş  seslilik  ve  eş  anlamlılığın  da  Kur’anımızda  bir  anlatım   özelliği   olduğunu   göz   önünde   bulunduracak olursak ;  İştirak,  iştirâkın  Kur’an’daki  karşılığı  olan  vücûh  ve  nezâir  ve  teradüf /  eş  anlamlı  sözcükleri  ele  alan  kelam  ilmi,  bize  bir   sözcüğün   yer   aldığı   ayet  içerisinde  ne  anlama  geldiğini  bilme  ve  başka  bir  sözcük   yerine  söz  konusu  sözcüğün  kullanılmış  olmasındaki  inceliği  anlamamızda  yardımcı  olmaktadır. Bu  adeta  bir  nevi  bir  ayetin  başka  bir  ayetle,  yani  Kur'anın  kendi  kendini  tefsir  etmesidir.  Bu   çalışmaların  amacı,  Kur’an  mesajını  doğru  anlamada  Arap  dilinin  yapısını  da  göz  önünde  bulundurarak  Arapçanın  Kur’an’a  özgü  kullanımının  bilinmesi  adına,  müşterek  lafızların  ayetlerde  kullanıldıkları  bağlamı  ve  müteradif  / eş  anlamlı  oldukları  söylenen  sözcüklerin  aralarındaki   ince  anlam  farklarının  belirlenmesinin  önemini  ortaya  koymaktır.  Bu  nedenle  ve  amaçla  yapılan  çalışmalarda  öncelikle  dilde  çok  anlamlılığı  ifade  eden “ iştirâk “  kavramı  ve  Kur’an’daki  karşılığı  olan  vücûh,  nezâir  ve  teradüf  kavramlarına,  konu   ile  ilgili  görüş  ve  tartışmalara,  çok  anlamlılığı  ortaya  çıkaran   nedenlere,  bu  konuyla  ilgili  yazılan   eserlere   ve  örnek  olarak  Kur’an’da  yer  alan  çok  anlamlı  sözcüklere  yer  verilerek  kavramların  anlaşılmasına  çalışılmıştır.

Lügat  ve  Dindeki  Anlamı  Sözlüklerde   “ iştirak “  sözcüğünün   kökünün “ ş-r-k “  harflerinin  olduğu  ve  sözcüğün  ortaklığa  delalet  ettiği  belirtilmiştir. İki  ya  da  daha  fazla  anlamın  ortak  olduğu  eş  anlamlı  lafızlar  da   Müşterek  olarak açıklanmaktadır. ( Lisanü’l  Arab )  İlk  dönem  dil  âlimlerinden  Sibeveyh,  lafızları  üç  kısma  ayırmış ;  Lafız  ve   anlamları  farklı  olan,  birbirine  uymayan  sözcükleri  mütebayin,  lafızları  farklı  ama  anlamları  aynı  olan  sözcükleri  müteradif,  lafızları   aynı,  anlamları  farklı   sözcükleri   ise  müşterek  olarak  ele  almıştır.

Örneğin,  İbn  Fâris,  es- Sâhibî  adlı  eserinde  “ iştirak “  kavramını,  bir  lafzın  iki  ya  da  daha  fazla  anlam  içermesi  şeklinde  tanımlamış  ve  ardından  Tâhâ   Sûresindeki  39. ayetini   örnek  vererek  “  Onu  denize  bırakmasını  emretmiştik  ki  böylece  deniz  onu   sahile  atsın. ”  ifadeleri  İbn  Fâris’e  göre  fiili  haber  ve  emir  arasında  müşterektir.   Aynı   şekilde   ayetlerde  yer  alan   lafızlar  da  istiftâ  / soru  sorma  bakımından  müşterektir.  Görüldüğü  üzere  İbn  Fâris  kabul  edilmesi  için  genel   kabul,  sözcüğün  bütün  anlamlarının  hakiki  olması  yönündedir.  Anlamlarından  bir   tanesi   mecaz,  diğeri  hakiki  olan  sözcükler  müşterek  olarak  kabul  edilmez  demiştir.  Örneğin  göz,  pınar,  güneş,  altın  gibi  anlamlara  gelen  “ ayn  “ sözcüğü  müşterek  kabul  edilir ;  Çünkü  bu  anlamların  hepsi  hakiki  manadır. Fakat  aslan,  cesur  insan  anlamlarında  kullanılan  sözcük  ise   müşterek  kabul  edilmez ; Çünkü  cesur  insan  anlamı  hakiki  değil  mecazîdir. Fakat  bu  genel  kabule  karşılık  Zerkeşî,  müşterek   kavramını  iki  hakiki   anlam   yahut   bir   hakiki  ve   bir   mecaz   anlamın   lafız  olarak   ortak   olması   şeklinde   açıklayarak  lafzın   mecaz  anlamını  da  müşterek  olarak  kabul  etmiştir. Gazali’ye  göre  de  müşterek  lafız,  tanımları  ve  hakikatleri  farklı   olan  lafızdır.  Arap  Dilinde  İştirâkı  kabul  edenler  ve  reddedenler  arasındaki  tartışmalara  göre,  Dilde  iştirâkın  olduğunu  kabul   edenler  çoğunluğu  oluşturmaktadır.

Vücûh,  Arapçada  “  vech “  sözcüğünün   çoğuludur.  Sözlüklerde,  yalın  halde  kullanılan  vech   sözcüğü,  bir  şeyin  karşısında  bulunan  şey,  insan  yüzü  gibi   anlamlara   gelmektedir. Tamlama  olarak  kullanıldığı  yerlerde  *  vechü’l  beyti ;  Evin  ön  kapısının  bulunduğu  cephe,  *  vechü’l  kavmi ;  Bir  kavmin  ileri  geleni,   *  vechü’l  kelâmi  ;  Sözden  kastedilen  mana   anlamlarına  gelir.  Aynı  kökten  gelen  *  elmuvâcehetü ;   Yüz  yüze  gelme,  *  cihetün  ;  Yön,  *  tücâhün  ve  vücâhün ;  Kastettiğin  yön,  *  vichetün ; Yön,  kıble   anlamlarına  gelmektedir.  Sözcüğün  içerdiği  bu  anlamları  göz  önünde   bulundurduğumuzda,  yön  anlamını  da  içeren  vechün   sözcüğünün  çoğulu  olan  vücûhun   sözcüğünü,  Bir  şeyin  farklı  yönleri  olarak   anlayabiliriz.  Bu  durumda  Vücuh  sözcüğü,  yüz,  zat,  makam,  mevki,  yön,  kalp,  mezhep,  yol,  şekil,  rıza,  bir  toplumun  efendisi,  gibi   Kur’andaki  anlamlarıyla  bir  ilgi   kurarak  vücuh   kavramınaKur’anda   aynı   sözcüğün  farklı  yerlerde  değişik  anlamlarda   kullanılmasıdır  diyebiliriz.  Türkçe’de  de  eş  sesli  sözcüklere  karşılık  gelir.  Yani  Kur’anda   aynı   sözcük,  değişik   ayetlerde   değişik   anlamlara   sahiptir.  Arap  dilinin  zenginliğinde  bazen  bir  sözcüğün  yirmi  anlamının  dahi  olduğu  görülmektedirKehf  Sûresinin  109.  ayetinde  “ De  ki  :  Rabbimin  sözleri  için,  deniz  mürekkep  olsa  Rabbimin  sözleri  bitmeden  önce  deniz  tükenirdi. “  denilerek  Allah’ın  kelam  sıkıntısının   olamayacağı   belirtildiği  gibi,  Kur’anımızda   Rabbimiz   yeni  bir  dil  türetmemiştir.  Eğer  türetseydi  elbette  ki,  her  anlama  isterse  farklı  sözcükler  oluştururdu.  Ama  Rabbimiz  Kur’an  vahyini,  Arap  toplumunda  insanların   kullandığı  “  eş  seslisi,  eş  anlamlısı  “  zengin  olan  Arap  dilinde  indirmiştir,  Arap  dilinin  yazım  kurallarını  kullanmıştır.  Vücuh  ve  nezair  kavramlarını  da  içinde  barındırmaktadır.

Vücuh  kavramı  içerisinde  birçok  müfessir  tarafından  ele  alınıp  görüşler  bildirilen,  açıklamalar  yapılan,  salat,  zikr,  hüda,  el  kitab,  Ruh,  iman,  ümmet,  küfür,  zulüm,  imam,  tagut,  tevhit,  ihlas,  ikrar,  İslam  gibi  hepsine  burada  yer  veremeyeceğimiz  daha  yüzlerce   sözcük  bulunmaktadır.  Bunlardan  örnek  olarak  İslam  sözcüğünün  “  Tevhid,  İhlas,  Boyun  eğme,  ikrar  gibi  vechlerinin  olduğu,  Tagut  sözcüğünün  Bakara  256.  da  “  şeytan,  Nahl  36.  da  “  putlar “  Bakara  257. de  “  Teşvikçiler “  olmak  üzere  üç  vechinin  olduğu  belirtilmiştir.  Mukatil  de, “  Hüda  “  sözcüğünün  Kur’anda  onyedi,  “  küfür “  sözcüğünün  dört  farklı  anlamda  kullanıldığını  söylemiştir. Her  anlamın  yazılımı  aynı  olmasına  rağmen,  kastedilen  anlamlar  farklı  olmuştur.

Nezâir  sözcüğü  “ nazîre “  sözcüğünün  çoğuludur.  İki  şey  arasındaki  denklik,  şekil,  tabiat,  sözdeki  benzerlik,  davranış   anlamlarında  kullanılmaktadır.  Farklı  sözcüklerin  aynı  anlamı  ifade  etmesidir.  İbn  Manzur  “ Nazire “  sözcüğünü,  sözde,  fiilde  ve  şekilde  benzerlik  olmak  üzere    *  Sözde  nazireye  örnek  olarak  “ Sakın  Allah’ın  kitabına  ve  Rasülûllah’ın  sözüne  benzer  bir  söz  söylemeye  çalışma  ! ” cümlesini, * Fiilde  nazireye  örnek  olarak  “ Falanca   ile   münazara   yaptım.  “  cümlesini,  * Şekilde  nazîreye  ise  “ Falancanın  develerini  ikişer  ikişer  saydım. ” cümlesini   örnek  göstererek  üç  kategoride  örneklendirmiştir.  Kur’andaki  “  imrae  ve  zevc  “  farklı  sözcükleri,  kadın  olarak  kullanılıp, “  nar,  sekar,  hutame,  cahim “  sözcükleri  de  cehennem  olarak  kullanılıp  nezair  örnekleri  olarak  gösterilmektedir.  Zerkeşi’nin  Tevbe  74.  ve  Hücurat  14.  ayetlerindeki   ifadelerin   birbirinin  “  naziri “  olarak  anlam  birliğinin  de  olduğu  görüşleri  ile  öncülük  ettiği  on  iki  örnekte  birçok  Ulemanın  da  “ Nezair “  kabulü  görülmektedir.  Ama  yine  de  en  çok  ihtilaf  ve  muhalefet  ile  görüş  farklılıkları  “ Nezair  “  tanımı   açısından  ortaya  çıkmaktadır.

Kur’an’da  eş  sesli   ve  eş  anlamlı  kabul  edilen  yüzlerce  sözcüğün   hepsini   incelemek   elbette  ki  bu  zeminde  ele  almak,  örneklemek  mümkün   değildir.  Vücuh  ve  Nezairle  ilgili  eserler  büyük  ölçüde  Mukatil’in  görüşlerine  dayandırılmıştır.  Bu  eserlerde  önceleri  bir  sistem  bulunmazken  zamanla  alfabetik  sıraya  da  geçilmiştir. Vücuh  kabulünde  çoğunluk  Ulema  tarafından  oldukça  yakın  görüş  birliği  sağlandığı  halde,  ihtilaf  ve  görüş  farklılıkları  Nezairde  olmuştur.  Vücuh  ve  Nezair  konularında  yüzlerce  Alim  tarafından  çok  değişik  örneklemeler  ve  farklı  görüşlerle,  Yahudi  kültürünün  etkisinde  kalarak,  uydurma   rivayetlere  de  dayandırılarak  başlı  başına  bir  uğraşı  alanı  oluşturulmuştur.  Ama  bu  yoğun  çalışmalar  içerisinde  maalesef  çoğunlukta  olan  tefsirlerde  ve  çeviri  meallerinde  Nisa  Sûresinin  82. ayetinde  “  Onlar  hala  Kur’anı  arka  arkaya  dizerek  gereği  gibi  düşünmezler  mi ? “  ifadeleriyle  belirtilerek  Rabbimizin  yapmış  olduğu  uyarıya  rağmen,   Peygamberimize  indiriliş  sırasının  göz  önünde  bulundurulmadığı,  kronolojinin  dikkate  alınmadığı,  tertile  /  düzgün,  birbirine   karıştırılmadan  dizime  riayet   edilmediği,  tedebbüre  /  Müteşabih,  birden  fazla  anlamlı  ayetlerin  tevili  için  gerekli   öncelik   sırasının  göz  önüne  alınmadığı,  doğru  karşılıklarının  seçilemediği,   birçok  necmin  /  bölümün  / paragrafın  cümleleri  yerli  yerinde  doğru  sıralaması  ile  tertip  edilemediği,  bazı  Sûrelerin  içindeki  ayetlerin  farklı  yerlere  yerleştirilmiş  olmasından  dolayı  anlam  ve  paragraf   bütünlüğü,  özne,  yüklem  ve  zamir  bağlantılarının  dikkatlerden  kaçırılmış  olduğu,  bundan  dolayı  bazı  anlam  bütünlüklerinde  de  kopuklukların  ortaya  çıktığı  ve  dolayısıyla   günümüze  kadar  ulaştırılmış  olan  Kur'anın  mevcut  resmi  Osman  Mushafının   bugünkü   tertibi  ile,  genellikle  Yahudi  Kaynaklarındaki  hurafe  ve  rivayetlere  dayandırılan  anlatımların  aktarılımı  olan  nüzul  nedenleri  ile  de  bağlantı   kurularak  yapılan  meallendirme  ve  çevirilerle  maalesef  bir  çok  sözcük  ve  kavram  gerçek  ve  doğru  karşılıklarla  Müslümanların  önüne  çıkarılamamış,  saptırma,  yanlış  tercih  ve  yorumlamalarla  yanlış  yaşanan  ve  yaşatılan  dinler  ortaya  çıkarılmıştır.  

Dolayısıyla  yüzyıllardır  eş  sesli  ve  eş  anlamlı  sözcüklerle,  vücuh  ve  nezair  kavramları  ile   ilgili  olarak,  yüzlerce  yıldır,  yüzlerce  Ulema  tarafından  sürdürülen  bu  kadar  yoğun  çalışmalara,  harcanan  zamanlara,  verilen   emeklere,  yazılan  ciltler  dolusu  eserlere  rağmen,  sonuç  olarak  biz  Müslümanlar,  neredeyse  Kur’anımızdaki   bütün   sözcük  ve  kavramların  saptırmalarla,  gerçek  karşılıklarının  ve  anlamlarının  ortaya  konulamadığı  kabullerle,  yanlış  karşılıklarla  aktarılan,  yaşanan  ve  yaşatılan  bölünmüş,  parçalanmış  dinlerle  karşı  karşıya   bulunmaktayız.  Bizler  bu  yanlış  kabullerle  yaşanılan  ve  yaşatılan  dine,  Kur'anın  İslam'ı  olarak  katılamıyoruz.  Bu  nedenle  makalelerimizde  de  bir  çok  sözcük  ve  kavramdaki  bütün  bu  saptırmalar  ve  yanlış  anlamlandırmalardan  insanlarımızı  arındırabilmek  adına,  ayrı  ayrı   ele  aldığımız  eş  sesli  ve  eş  anlamlı   kavram  ve  sözcükler,  Kur’an   mümini   olmaya   çalışarak   anlattıklarımızın  ve   konu   başlıklarımızın   temelini  oluşturmaktadır.  Allah,  doğrusunu  en  iyi  bilendir.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !....

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET