Merhaba Sayın Zeki Öncelikle bilgilerinizi bizimle paylaştığınız ve bizleri aydınlattığınız için teşekkürlerimi sunmak isterim. Sorum Ashabı Kehf yazınız hakkında. Orada KEHF 17 : "Ve sen vahiy doğrultusunda araştırma yapıldığında hayırlı bir sonuç alındığını, aksi durumda anlamsız bir iş yapıldığını göreceksin. Kendileri de ondan geniş bir boşluktadırlar. Bu Allah’ın ayetlerinden ( alametlerinden / göstergelerinden ) dir. Allah kime kılavuzluk ettiyse artık o, kılavuzlanan doğru yolu bulmuştur. Allah kimi şaşırttıysa da artık sen ona yol gösteren bir yakın kimseyi asla bulamazsın. " ayeti yazıyor. Bu çeviriyi hangi kaynaktan aldınız? Böyle bir çeviri ve açıklama daha önce hiç görmemiştim. Tüm Kuran çevirilerinde, ingilizcelerinde arıyorum ama bulamıyorum. Sayın Hakkı Yılmaz bunu nereden bulmuş acaba? Saygılarımla
Zeki Çelik.
09-05-2019
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun ! Bizden de size saygılar !..
Yedi Uyuyanlar Mağarası başlıklı yazımız üzerine, Ashabı Kehf konusu içerisinde yer alan anlatımlardan sorunuza muhatap olan konu, bildiğiniz gibi Kehf Suresinin 9. ayetiyle beraber “ Yoksa sen, Ashabı Kehf ( mağara ehlini ) ve Ashabı Rakim’i ( yazıt ehlini ) şaşılacak ayetlerimizden ( alametlerimizden / göstergelerimizden ) ( mucize ) olduklarını mı sandın. “ ifadeleriyle başlamakta, aslında ele alınan konunun bir mucize olmadığı dile getirilmektedir. Ardından gelen ayetlerin metninden, anlatım bütünlüğünden anlaşılacağı üzere bize göre Surenin bu bölümünde, özellikle ahiret gününe inanmayan müşrikler için, Kur’anın indiği döneme göre henüz gerçekleşmemiş, ondan asırlar sonra gerçekleşebilecek olan ve ahiretin, dirilmenin kesin varlığını bilimsel olarak ortaya koyabilecek kişilere ve olaylara temsili anlatımlarla değinilmektedir. Çünkü Kur’an hikaye, masal, efsane ve Allah’ın koyduğu yasaların dışında bir olayı anlatmaz. Özellikle de insanların sahip oldukları ve inandıkları yanlış inançları düzeltmeye yönelik, vermek istediği mesajı da o günkü Arap toplumunun bildiği, inandığı konuları, onların kullandığı sözcük kalıplarına ve deyimlerine göre uygun bir anlatımla anlatır. Siz de bu konunun bütünlüğü içerisinde yer alan Kehf Suresinin 17. ayetinin “ Ve sen vahiy doğrultusunda araştırma yapıldığında hayırlı bir sonuç alındığını, aksi durumda anlamsız bir iş yapıldığını göreceksin. Kendileri de ondan geniş bir boşluktadırlar. Bu Allah’ın ayetlerinden ( alametlerinden / göstergelerinden ) dir. Allah kime kılavuzluk ettiyse artık o, kılavuzlanan doğru yolu bulmuştur. Allah kimi şaşırttıysa da artık sen ona yol gösteren bir yakın kimseyi asla bulamazsın. “ şeklindeki Hakkı Yılmaz Hocamızın yorumunun aynısını başka hiç bir yerde bulamadığınızı belirtmiş ve kaynağını nereden aldığını sormuşsunuz.
Çok haklısınız ve gerçekten de bu yorumun aynısını hiç bir yerde bulamazsınız, ben de bu güne kadar görmedim. Hakkı Yılmaz Hocamız da bu yorumu hiç bir yerden, başka bir kaynaktan almamış ve kendi araştırmaları, çalışmaları, vakıf olduğu Arap dil kuralları bilgisi ile oluşturmuştur. Kendisi de Kur’anın her ayetinin, her sözcüğünün, her harfinin anlamlarını, tarihsel gelişimlerini, kökenlerini herkesle tartışma yapabilecek kadar hazır olduğunu her zaman ve her vesile ile dile getirmekte, iddia etmekte ve yazdığı eserlerle bunu kanıtlamaktadır. Ben de daha önce pek çok yorumcunun eserlerini incelemiş araştırmış biri olarak, onları kendim için tam ikna edici, yeterli ve doyurucu bulmadığım için bütün yazılarımda kendisinin iznini de alarak Kur’an ayetlerinin çevirisi söz konusu olunca, O’nun yorumlarını kullanmaktayım.
Ashabı Kehf, mağara halkı, Yedi Uyuyanlar konusu yazımın giriş bölümünde de değindiğim gibi neredeyse bütün gelmiş geçmiş kültürlerde, gerçekten yaşanmış bir efsane, mucize olarak inanılmış, Peygamberimizin vefatının ardından da pek çok uydurma rivayetle, Klasik ve gelenekçi Müslüman yorumcularımızın çevirilerinde de mucize kabulü ile yaklaşılarak ele alınmıştır. Oysa üç yüz yıl bir mağara içerisinde yemeden, içmeden uyuyan insanların tekrar hayata dönmeleri, Allah’ın öncelikle canlılar ve insanlar için oluşturduğu biyoloji kanunlarına, bütün yaratma, kainatı, evreni ve dünya üzerindeki bütün olayları yönetmek için oluşturduğu kanunlarına, kurallarına, hükümlerine ve Sünnetullah’a aykırıdır. Allah, kıyamete kadar hiç bir nedenle kendi koyduğu kuralları ve hükmünü değiştirmez. Evrene, Kainata, Dünyamıza, yaratılmış olanların mükemmelliğine, çokluğuna, zenginliğine ve biz insanların bedenindeki mükemmel donanıma ve tasarıma baktığımız zaman bunların hepsi zaten Allah'ın mucizeleridir. Bundan dolayı Allah'ın mucize ile kudret göstermeye ihtiyacı yoktur. Buna rağmen böyle bir olayın Kur’anda anlatımı ile ilgili söz konusu ayetin birçok yorumcu tarafından yapılan çevirisinde ve örneğin Diyanet Vakfı 2004 yılı çeviri mealinde Kehf Suresinin 17. ayetinin çevirisine baktığımız zaman ; “ ( Orada olsaydın ) güneş doğduğunda onun mağaralarının sağ tarafına kaydığını, batarken de onlara dokunmadan sol tarafa gittiğini görürdün. Kendileri ise mağaranın geniş bir yerinde idiler. Bu Allah’ın mucizelerindendir. Allah kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın. “ ifadeleriyle yorumlar, düz mantıkla yine de hep olay gerçekten olmuş ve yedi uyuyanların mucizesine kurgulandığını gösteren kabullere göre yapılmıştır. Üstelik çevirinin aynı ayet içerisindeki başlangıcı ile sonucu da tutarlı olmamaktadır.
Bu ayetin ve ardından gelen ayetlerin içerisindeki orijinal ifadelere düz mantıkla değil de Kur’anın daha başka ayetlerde ele aldığı kavramların gerçeğini de göz önünde bulundurarak, asıl vermek istediği mesajına bakacak olursak, buradaki “ doğduğu zaman güneşi, onların o büyük mağaralarından sağ yana yöneldiğini, battığı zaman da sol yandan geçer göreceksin “ ifadesi, aslında bu olup bitenlerin Kur’an açısından konumunu belirtmektedir. Bu ayette yer alan ve kastedilen ( şems ) güneş sözcüğü, bizim bildiğimiz gök yüzündeki güneş değil, mecaz anlamıyla insanları aydınlığa kavuşturan Kur’andır. Özellikle de Şems Suresindeki uyarılarla da bu sözcükle Kur’ana atıf yapılmaktadır. Yani buradaki olanlar Kur’an ile değerlendirilecek ve sağlaması yapılacak olunursa, sağ yöne yöneldiği anlamı içerisinde aslında tam isabetle hayırlı bir iş yapıldığı anlamı ortaya çıkar. ( Çünkü Arap toplumunda sağ yön hayırlı işler için uğur olarak, sol yön ise uğursuzluk olarak kullanılmaktadır. ) Aksine olaya Kur’an açısından bakılmazsa, bu kez olaylar sol yöne kayıp gidecektir. ( Uğursuz, anlamsız bir olay olarak kalacaktır, çalışmalara yazık olacaktır. ) İşte sorunuza muhatap olan ve hiç bir yerde benzer çevirisini bulamadığınızı ifade ettiğiniz bu ayet, anlatılmak istenen konuya mucize kabulüyle bakılmadığı için, önce Arap toplumunun inançları, kabulleri göz önünde bulundurularak ve sonra da bütün insanlığa yönelik olarak Kur’anın asıl vermek istediği mesajlar doğrultusunda bu şekilde yorumlanmış ve meallendirilmiştir. Saygılarımla ! Allah’ın selamı, rahmeti, bereketi ve Kur’anın asıl mesajları ile doğruları sizinle olsun !...