Soru

Cüneyt A.   08-05-2019   318
Merhaba Sayın Zeki Öncelikle bilgilerinizi bizimle paylaştığınız ve bizleri aydınlattığınız için teşekkürlerimi sunmak isterim. Sorum Ashabı Kehf yazınız hakkında. Orada KEHF 17 : "Ve sen vahiy doğrultusunda araştırma yapıldığında hayırlı bir sonuç alındığını, aksi durumda anlamsız bir iş yapıldığını göreceksin. Kendileri de ondan geniş bir boşluktadırlar. Bu Allah’ın ayetlerinden ( alametlerinden / göstergelerinden ) dir. Allah kime kılavuzluk ettiyse artık o, kılavuzlanan doğru yolu bulmuştur. Allah kimi şaşırttıysa da artık sen ona yol gösteren bir yakın kimseyi asla bulamazsın. " ayeti yazıyor. Bu çeviriyi hangi kaynaktan aldınız? Böyle bir çeviri ve açıklama daha önce hiç görmemiştim. Tüm Kuran çevirilerinde, ingilizcelerinde arıyorum ama bulamıyorum. Sayın Hakkı Yılmaz bunu nereden bulmuş acaba? Saygılarımla

Yanıtlar

Zeki Çelik.   09-05-2019  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun ! Bizden  de  size  saygılar !..

Yedi  Uyuyanlar  Mağarası  başlıklı  yazımız  üzerine,  Ashabı  Kehf  konusu  içerisinde  yer  alan  anlatımlardan  sorunuza  muhatap  olan  konu,  bildiğiniz  gibi  Kehf  Suresinin  9. ayetiyle  beraber  “  Yoksa  sen,  Ashabı  Kehf  ( mağara  ehlini )  ve  Ashabı  Rakim’i  ( yazıt  ehlini )  şaşılacak  ayetlerimizden  ( alametlerimizden / göstergelerimizden ) ( mucize ) olduklarını  mı  sandın. “  ifadeleriyle  başlamakta,  aslında  ele  alınan  konunun  bir  mucize  olmadığı  dile  getirilmektedir. Ardından  gelen  ayetlerin  metninden,  anlatım  bütünlüğünden  anlaşılacağı  üzere  bize  göre  Surenin  bu  bölümünde özellikle  ahiret  gününe  inanmayan  müşrikler  için,   Kur’anın  indiği  döneme  göre  henüz  gerçekleşmemiş,  ondan  asırlar  sonra  gerçekleşebilecek  olan  ve  ahiretin,  dirilmenin  kesin  varlığını  bilimsel  olarak  ortaya  koyabilecek  kişilere  ve  olaylara  temsili  anlatımlarla   değinilmektedir. Çünkü  Kur’an  hikaye,  masal,  efsane  ve  Allah’ın  koyduğu  yasaların  dışında  bir  olayı  anlatmaz. Özellikle  de  insanların  sahip  oldukları  ve  inandıkları  yanlış  inançları  düzeltmeye  yönelik,  vermek  istediği  mesajı  da  o  günkü  Arap  toplumunun  bildiği,  inandığı  konuları,  onların  kullandığı  sözcük  kalıplarına  ve  deyimlerine  göre  uygun  bir  anlatımla  anlatır.  Siz  de  bu  konunun  bütünlüğü  içerisinde  yer  alan  Kehf  Suresinin  17.  ayetinin  “  Ve  sen  vahiy  doğrultusunda   araştırma  yapıldığında  hayırlı  bir  sonuç  alındığını,  aksi  durumda  anlamsız  bir  iş  yapıldığını  göreceksin.  Kendileri  de  ondan  geniş  bir  boşluktadırlar.  Bu  Allah’ın  ayetlerinden  ( alametlerinden / göstergelerinden ) dir. Allah  kime  kılavuzluk  ettiyse artık o,  kılavuzlanan  doğru  yolu  bulmuştur.  Allah  kimi  şaşırttıysa  da  artık  sen  ona  yol  gösteren  bir  yakın   kimseyi  asla  bulamazsın. “  şeklindeki  Hakkı  Yılmaz  Hocamızın  yorumunun  aynısını  başka  hiç  bir  yerde  bulamadığınızı  belirtmiş  ve  kaynağını  nereden  aldığını  sormuşsunuz.

Çok  haklısınız  ve  gerçekten  de  bu  yorumun  aynısını  hiç  bir  yerde  bulamazsınız,  ben  de  bu  güne  kadar  görmedim.  Hakkı  Yılmaz  Hocamız  da  bu  yorumu  hiç  bir  yerden,  başka  bir  kaynaktan  almamış  ve  kendi  araştırmaları,  çalışmaları,  vakıf  olduğu  Arap  dil  kuralları  bilgisi  ile  oluşturmuştur. Kendisi  de  Kur’anın  her  ayetinin,  her  sözcüğünün,  her  harfinin  anlamlarını,  tarihsel  gelişimlerini,  kökenlerini  herkesle  tartışma  yapabilecek  kadar  hazır  olduğunu  her  zaman  ve  her  vesile  ile  dile  getirmekte,   iddia  etmekte  ve  yazdığı  eserlerle  bunu  kanıtlamaktadır.  Ben  de  daha  önce  pek  çok  yorumcunun  eserlerini  incelemiş  araştırmış  biri  olarak,  onları  kendim  için  tam  ikna  edici,  yeterli  ve  doyurucu  bulmadığım  için  bütün  yazılarımda  kendisinin  iznini  de  alarak  Kur’an  ayetlerinin  çevirisi  söz  konusu  olunca,  O’nun  yorumlarını  kullanmaktayım.

Ashabı  Kehf,  mağara  halkı,  Yedi  Uyuyanlar  konusu  yazımın  giriş  bölümünde  de  değindiğim  gibi  neredeyse  bütün  gelmiş  geçmiş  kültürlerde,  gerçekten  yaşanmış  bir  efsane,  mucize  olarak  inanılmış,  Peygamberimizin  vefatının  ardından  da  pek  çok  uydurma  rivayetle,  Klasik  ve  gelenekçi  Müslüman  yorumcularımızın  çevirilerinde  de  mucize  kabulü  ile  yaklaşılarak  ele  alınmıştır.  Oysa  üç  yüz  yıl  bir  mağara  içerisinde  yemeden,  içmeden  uyuyan  insanların  tekrar  hayata  dönmeleri,  Allah’ın  öncelikle  canlılar  ve  insanlar  için  oluşturduğu  biyoloji  kanunlarına,  bütün  yaratma,  kainatı,  evreni  ve  dünya  üzerindeki  bütün  olayları  yönetmek  için  oluşturduğu  kanunlarına,  kurallarına,  hükümlerine  ve  Sünnetullah’a  aykırıdır.  Allah,  kıyamete  kadar  hiç  bir  nedenle  kendi  koyduğu  kuralları  ve  hükmünü  değiştirmez. Evrene,  Kainata,  Dünyamıza,  yaratılmış  olanların  mükemmelliğine,  çokluğuna,  zenginliğine  ve  biz  insanların  bedenindeki  mükemmel  donanıma  ve  tasarıma  baktığımız  zaman  bunların  hepsi  zaten  Allah'ın  mucizeleridir.  Bundan  dolayı  Allah'ın  mucize  ile  kudret  göstermeye  ihtiyacı  yoktur.  Buna  rağmen  böyle  bir  olayın  Kur’anda  anlatımı  ile  ilgili   söz  konusu  ayetin  birçok  yorumcu  tarafından  yapılan  çevirisinde  ve  örneğin  Diyanet  Vakfı  2004  yılı  çeviri  mealinde   Kehf  Suresinin  17. ayetinin  çevirisine  baktığımız  zaman  ; “ ( Orada  olsaydın )  güneş  doğduğunda  onun  mağaralarının  sağ  tarafına  kaydığını,  batarken  de  onlara  dokunmadan  sol  tarafa  gittiğini  görürdün.  Kendileri  ise  mağaranın  geniş  bir  yerinde  idiler.  Bu  Allah’ın  mucizelerindendir.  Allah  kime  hidayet  ederse  işte  o, doğru  yolu  bulandır.  Kimi  de  şaşırtırsa,  artık  ona  doğru  yolu  gösterecek  bir  dost  bulamazsın. “  ifadeleriyle  yorumlar,  düz  mantıkla  yine  de  hep  olay  gerçekten  olmuş  ve  yedi  uyuyanların  mucizesine  kurgulandığını  gösteren   kabullere  göre  yapılmıştır. Üstelik   çevirinin  aynı  ayet  içerisindeki  başlangıcı  ile  sonucu  da  tutarlı  olmamaktadır.

Bu  ayetin  ve  ardından  gelen  ayetlerin  içerisindeki  orijinal  ifadelere  düz  mantıkla  değil  de  Kur’anın  daha  başka  ayetlerde  ele  aldığı  kavramların  gerçeğini  de  göz  önünde  bulundurarak,  asıl   vermek  istediği  mesajına  bakacak  olursak,  buradaki  “  doğduğu  zaman  güneşi,  onların  o  büyük  mağaralarından  sağ  yana  yöneldiğini,  battığı  zaman  da  sol  yandan  geçer  göreceksin “  ifadesi,  aslında   bu  olup  bitenlerin  Kur’an  açısından  konumunu  belirtmektedir.  Bu  ayette  yer  alan  ve  kastedilen  ( şems ) güneş  sözcüğü,  bizim  bildiğimiz  gök  yüzündeki  güneş  değil,  mecaz  anlamıyla  insanları  aydınlığa  kavuşturan  Kur’andır. Özellikle  de  Şems  Suresindeki  uyarılarla  da  bu  sözcükle  Kur’ana  atıf  yapılmaktadır. Yani  buradaki  olanlar  Kur’an  ile  değerlendirilecek  ve  sağlaması  yapılacak  olunursa,  sağ  yöne  yöneldiği  anlamı  içerisinde  aslında  tam  isabetle  hayırlı  bir  iş  yapıldığı  anlamı  ortaya  çıkar. ( Çünkü  Arap  toplumunda  sağ  yön  hayırlı  işler  için  uğur  olarak,    sol  yön  ise  uğursuzluk  olarak  kullanılmaktadır. )  Aksine  olaya  Kur’an  açısından  bakılmazsa,  bu  kez  olaylar  sol  yöne  kayıp  gidecektir. ( Uğursuz,  anlamsız  bir  olay  olarak  kalacaktır,  çalışmalara  yazık  olacaktır. ) İşte  sorunuza   muhatap  olan  ve  hiç  bir  yerde  benzer  çevirisini  bulamadığınızı  ifade  ettiğiniz  bu  ayet,  anlatılmak  istenen  konuya  mucize   kabulüyle  bakılmadığı  için,  önce  Arap  toplumunun  inançları,  kabulleri  göz  önünde  bulundurularak  ve  sonra  da  bütün  insanlığa  yönelik  olarak  Kur’anın  asıl  vermek  istediği  mesajlar   doğrultusunda  bu  şekilde  yorumlanmış  ve  meallendirilmiştir. Saygılarımla !  Allah’ın  selamı,  rahmeti,  bereketi  ve  Kur’anın  asıl  mesajları  ile  doğruları  sizinle  olsun !...

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et