Hocam Kehf suresinde mağaraya sığınarak uyuyan gençlerin 25. ayette mağarada 300 yıl uyudukları, orada kaldıkları ve sonra da uyandıkları anlatılmaktadır. Böyle bir şey olabilir mi ? Bu doğru mudur ?
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Kur’anımızda da yer alan Ashabı Kehf, mağara halkı, Yedi Uyuyanlar konusu neredeyse bütün gelmiş geçmiş kültürlerde, gerçekten yaşanmış bir efsane, mucize olarak inanılmış, Peygamberimizin vefatının ardından da pek çok uydurma rivayetle, Klasik ve gelenekçi Müslüman yorumcularımızın çevirilerinde de mucize kabulü ile yaklaşılarak ele alınmıştır. Siz de bu bağlamda Kehf Sûresinin 25. ayetinde yer alan ve bir çok mealde de olduğu gibi, Diyanet Vakfınca da “ Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. Buna dokuz daha eklediler. “ şeklindeki ifadelere de dayandırarak çok haklı ve yerinde bir soru oluşturmuşsunuz. Elbette ki gerçekte böyle bir şey olmaz.
Bu konu ile ilgili olarak çok uzun olduğu için burada yer veremeyeceğimiz, Hristiyanlıkta da en eski versiyon, Mevdudi’nin nakil derlemesine göre Suriyeli bir Hristiyan Rahip olan ve kayıp bir Yunanca kaynaktan aldığını söyleyen Suruçlu James’e ( Yakup’a ) aittir. James “ mağarada uyuyanların “ ölümünden birkaç yıl sonra M.S. 452 de veya o sıralarda doğmuştur. Bu olayı geniş şekilde açıklayan kitabe de, James tarafından M.S. 474 de veya o sıralarda kaleme alınmıştır. Bu Süryani kaynağı, ilk Müslüman müfessirlerin eline geçmiş ve İbni Cerir tefsirinde yayınlanmıştır. Diğer taraftan aynı kaynak batıya da ulaşmış, Yunanca, Latince tercümeleri yayınlanmıştır.
Yedi Uyuyanlar Mağarası ile ilgili Ashabı Kehf konusu içerisinde yer alan anlatımlardan sorunuza muhatap olan 25. ayetteki 300 yıl uyudukları konusu, Kehf Sûresinin 9. ayetiyle beraber “ Yoksa sen, Ashabı Kehf / mağara ehlini ve Ashabı Rakim’i / yazıt ehlini şaşılacak ayetlerimizden / alametlerimizden / göstergelerimizden / mucizelerimizden olduklarını mı sandın. “ ifadeleriyle başlamakta, aslında halk arasında dolaşan ve ele alınan konunun, böyle bir mucizevi olayın olmadığı dile getirilmektedir. Ardından gelen ayetlerin metninden, anlatım bütünlüğünden anlaşılacağı üzere bize göre Sûrenin bu bölümlerinde, özellikle Ahiret gününe inanmayan müşrikler için, Kur’anın indiği döneme göre henüz gerçekleşmemiş, ondan asırlar sonra gerçekleşebilecek olan ve Ahiretin, dirilmenin kesin varlığını, laboratuvar çalışmalarıyla bilimsel olarak ortaya koyabilecek kişilere ve olaylara temsili ve metafor anlatımlarla değinilmektedir. Biz de bu ayrıntılara sitemizde “ Yedi Uyuyanlar Mağarası “ başlıklı makalemizde geniş olarak değindik. Çünkü Kur’an hikâye, masal, efsane ve Allah’ın koyduğu yasaların dışında gerçek olmayan bir olayı anlatmaz. Özellikle de insanların sahip oldukları ve inandıkları yanlış inançları düzeltmeye yönelik, vermek istediği mesajı da o günkü Arap toplumunun bildiği, inandığı konuları, onların kullandığı sözcük kalıplarına ve deyimlerine göre uygun bir anlatımla anlatır.
Oysa üç yüz yıl bir mağara içerisinde yemeden, içmeden uyuyan insanların tekrar hayata dönmeleri, Allah’ın öncelikle canlılar ve insanlar için oluşturduğu biyoloji kanunlarına, bütün yaratma, Kâinatı, Evreni ve Dünya üzerindeki bütün olayları yönetmek için oluşturduğu kanunlarına, kurallarına, hükümlerine ve Sünnetullah’a aykırıdır. Allah, kıyamete kadar hiç bir nedenle kendi koyduğu kuralları ve hükmünü değiştirmez. Evrene, Kâinata, Dünyamıza, yaratılmış olanların mükemmelliğine, çokluğuna, zenginliğine ve biz insanların bedenindeki mükemmel donanıma ve tasarıma baktığımız zaman bunların hepsi zaten Allah'ın mucizeleridir. Bundan dolayı Allah'ın mucize ile kudret göstermeye ihtiyacı yoktur. Buna rağmen böyle bir olayın Kur’anda anlatımı ile ilgili söz konusu ayetin Diyanet Vakfınca da, bir çok yorumcu tarafından da yapılan çevirisine rağmen ; Bizim anlayışımıza göre ve paragraf bütünlüğü de göz önüne alındığında Kehf Sûresinin 22 – 26. ayetlerine bakacak olursak, “ Onlar üç kişidir, dördüncüleri de köpekleridir. “ diyecekler, onlar ıssız alanı taşlamak olarak / kafadan atmak olarak “ beş kişidirler, altıncıları da köpekleridir “ diyecekler, “ onlar yedi kişidir, sekizincisi de köpekleridir. “ ve onlar “ onların o büyük mağaralarında üç yüz yıl kaldılar. “ derler. Ve dokuza arttırdılar. De ki : “ Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. “ Onları ancak pek az kimse bilir. Bu sebeple onlar hakkında ortada olan şeyden başkası ile bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında onlardan kimseye de bir şey sorma ! Ve hiçbir şey için “ Allah’ın dilemesi dışında şüphesiz ben onu yarın yapacağım “ deme. Ve terk ettiğin vakit Allah’ı an ve “ umarım Rabbim beni doğruya bundan daha yakın olana eriştirir. ” De. “ şeklinde olabilir.
Ayetlerin orijinal lafızlarına bakıldığında doğrudan doğruya mağarada uyuyan gençlerin “ üç yüz yıl “ kaldığı değil, “ derler, diyecekler “ ifadeleriyle bu konuda yorum yapanların farklı farklı görüşlerinin olduğu ve değişik spekülasyonların yapıldığı belirtilmektedir. Bu ayet grubunda, aslında ölü bedenler üzerinde laboratuvar çalışmaları yapmakta olan Kehf ashabının / Mağara arkadaşlarının kendi aralarında, Ashabı Rakim / Kitabe, Yazıt arkadaşlarının elde ettiği bulgular hakkındaki fikir teatileri dile getirilmiştir. Bu konuşmalardan, söz konusu kişilerden kimisinde dört, kimisinde beş, kimisinde de altı farklı kişinin bellek hücresi olduğu, bu hücrelerde bir köpekle ilgili bilgilerin de bulunduğu, söz konusu hücrelerin üç yüz yıl evveline ait olduğu, hatta bir kişideki emanet belleklerinin sayısının dokuza çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Daha sonra da Rabbimizin “ Allah’ın dilemesi dışında şüphesiz ben yarın onu yapacağım deme “ ifadesiyle ihtarı dile getirilmektedir. Bu ihtardan, bir Peygamberin / Elçinin din konusunda ya da herhangi bir limsenin kendiliğinden ve canının istediği zaman bir işi yapmasının ve bir söz söylemesinin söz konusu olmayacağı anlaşılmaktadır. Her şey Allah’ın dilemesine ( iradesine ) bağlıdır. Ayetteki “ Bu sebeple onlar hakkında zahir olan şeyden başkası ile bir münakaşaya girişme ve bunlar hakkında onlardan kimseye de bir şey sorma “ ifadesiyle Müşriklerin peygamberimize soracakları saçma sapan sorulara karşı da, ciddi meselelerde de tahminle hüküm verilmemesi istenmektedir. Bir olayın bilgiye esas olması için çok kesin kanıtların olması gerekmektedir. Doğru olanı, kesin kanıtı olmayan şeylerin Allah’a havale edilmesidir.
Yedi uyuyanlar ile ilgili bütün kültürlerde mevcut olan bu anlatım ve inançlar, dilden dile, kültürden kültüre dolaşarak şekillenmiş, masala dönüşmüş bir rivayet ve gerçek dışı bir hikâye olmuştur. Yukarıda da belirttiğimiz gibi gerçekten yedi yıl uyuyan bedenlerin sağ kalması mümkün değildir. Ölmüş olan bedenlerin ise, yıllar sonra tekrar canlanarak dünya üzerinde yaşamaya devam etmesi de, Sünnetullah'a, Allah'ın koyduğu bütün hükümlerine kurallara ve kanunlarına aykırıdır. Bu müteşabih ayetlerle ilgili olarak bizim yapabileceğimiz tek şey, bütün bu soruların kesin delilini Allah’a havale etmek, zamana bırakmak, illaki bu budur dememek, kesin delili olmayan konularda iddialı olup tartışmamak, bu gibi kıssalardan alabildiğimiz mesajlara odaklanmaktır.
Bunun yanı sıra şunu bilmeliyiz ki, Allah masal, menkıbe, efsane, hikâye, doğa üstü olayları anlatmaz. Allah’ın yarattığı her şey, oluşturduğu her olay, bizim için zaten mucizedir, amma hepsinin oluşumunda Allah’ın hükmü, kanunları, bunlar ve canlılar için koyduğu biyolojik ölçülerin sınırı, değişmez sünneti vardır. Kur'anda da bir çok ayette ölenlerin bir daha geri dünya hayatına dönmeyecekleri açık ve net olarak belirtilmektedir. Kıssalar da mutlaka gerçek hayatla ilgili mesajlarına uygun anlatımlarla dile getirilir. Önce ölümü, sonra hayatı yaratan Rabbimiz, yaşanan hayat boyunca bütün canlılara belli süreli bir ömür vererek hükmetmektedir, onların nerede, ne zaman, neler yapacaklarını bilmektedir, yaşanan hayatların sonunda her canlı için ölüm vardır. Ama ölüm, o canlıyı oluşturan maddelerin mutlak sonu değildir. Allah’ın yarattığı her şey, en küçük zerresine kadar varlığını ( atom, molekül, bileşik olarak ) farklı bir şekilde sürdürmektedir. Bundan dolayı da bilim adamlarının ortaya koyduğu gibi Evrenin entropisi ( Toplam enerji, toplam kütlesi ve maddeden maddeye değişimindeki toplam düzensizlik ) kıyamete kadar sabit kalacaktır. Kıyametle bozulacaktır. Kıyamet’ten sonra ancak ölmüş olan her canlı / her öz benlik / her ruh ise tekrar dirilecektir, dünyadaki yaşamının hesabı Ahirette sorulacaktır. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !....