1) Tarık suresi 6-7 ayetlerinde bel ve kaburga kemikleri arasından çıkan şey sumu yoksa insanmı? Bilimsel olarak bakarsak ne meni ne de insan bel ve kaburga kemileri arasından çıkmaz. Ana rahmi de bel ve kaburga kemikleri arasında değildir. Bazıları 5-6-7-8 ayetlerinde söz konusu edilenin insan olduğunu diyor çünki ayetijnde devamında diyor ki Allah onu dirilmeğe kadirdir diyor. Allah sizin dediğiniz gibi erlik bezlerini ve ya hormonlari diriltmeyeceyine göre ayetlerde söz konusu edilen insan olmali ama bu da bilimsel olarak hatalı oluyor 2) Ahzap 51 ayetinin aşağıdakı 3 mealini bırakıcam lütfen bu meallerden hangisinin ve neden doğru olduğunu detaylı şekilde açıklarsınız I) Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. (Bir süre) ayrı kaldığın (hanımlar)ından (yolculuğa çıkarken gelmelerini) istemende sana herhangi bir vebal yoktur. II) Resûlüm!) Onlardan (zevcelerinden), dilediğinin (yanında geceleme sırasını) geri bırakıp, dilediğini de yanına alabilirsin. (Sırasını geri) bıraktığın hanımlarından dilediğini tekrar yanına almanda da senin için bir beis yoktur.’ III) Onlardan (o mevcut eşlerinden boşanmak isteyenleri tazminatlarını ödemek ve mağdur etmemek şartıyla) istediğini geriye bırakabilir (boşayabilirsin), istediğini (boşanmak istemeyeni) de yanında tutabilirsin, (ric’î talak ile) bırakmış olduklarından da (kendileriyle anlaşarak) arzu ettiğini (tekrar nikâhına) almanda sana bir vebal yoktur. 3) Nefsi vahideye eğer ki tek tür anlamı verseydiniz biliyorum tek can/cevher anlamı veriyorsunuz. Lakin tek tür anlamı verseydiniz o zaman ondan da eşini yaratdı kısmını nasıl açıklardınız? Yani insan türünden o türünmü eşi taratılıyor anlamımı çıkar böyle olunca ? Tek tür anlamı verirsek ayetin devamında o ikisinden bir çok kişi ve kadın var etdi diyor o ikisinden kasıt kimler oluyor buna göre? Yani hücre ve o hüceden yaratılan eşi anlamını kenarda tutup tek tür anlamı verirsek bu şartlar altında soruyu soruyorum.
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Oluşturduğunuz sorularınızdan oldukça değişik kaynaklardan Kur’an ayetlerini okuyup bizim aktardıklarımızdan, kullandığınız üslubunuzla belki de birçok konuda farklı bir görüşle belli bir inanç yapısına sahip olduğunuz anlaşılmaktadır. Daha önce yönelttiğiniz ve bizim yeterince açıklama yaptığımızı zannettiğimiz ama ikna olmadığınızın görüldüğü konu da dahil yine üç maddede topladığınız sorular yumağını iletmişsiniz. Ancak öncelikle belirtelim ki sizin sorunuza yönelik aktarılan cevapları, bir an, belki daha önce odaklandığınız görüşten sıyrılarak dikkatlice tekrar tekrar okumanızın gerektiğini bir kez daha hatırlatalım. Bakara Sûresinin 256. ayetinde “ Dinde zorlamak tiksindirmek yoktur. “ Kehf Sûresinin 29. ayetinde de “ Ve de ki : “ O gerçek Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen bilerek reddetsin / inanmasın. “ denildiği gibi dinimizde zorlamak yoktur. Siz de bizim anlattıklarımıza mutlak inanmak zorunda değilsiniz. Üç maddede yönelttiğiniz sorunuza da yine Kur’an ayetleri bağlamında bu zeminin izin verdiği ölçüde açıklamalarda bulunmaya çalışalım.
1. Tarık Sûresinin 5 – 7. ayetlerindeki daha önce yönelttiğiniz sorunuzda ayetlerin orijinalindeki bazı anahtar sözcüklerin orijinalini de göstererek, paragraf bütünlüğündeki ayetlerden de söz ederek gerekli açıklamaları yapmıştık. Zaten ayetin orijinalinde “ mâi dâfik “ atılan su ifadesi yer almışken kemik iliklerinden oluşturularak erkekten atılan, elbette ki sudur / Erkeğin hormonal salgıladığı menidir. O meni de Allah’ın yarattığı mucizevi tasarımla erkeğin kaburgalarının arasındaki kemik iliklerinde üretilmektedir. Ve meni içindeki spermler elbette ki o an için insan değildir ama hücre yapısında da olsa canlıdır. Onlar ancak Allah’ın yaratma ve oluşturma kanunlarına göre dişinin yumurtasıyla birleşebildiği zaman neticede insan oluşmaktadır. Ama ayetin orijinalinde kadının omurgasından, kemiğinden, rahminden söz edilmiyor ki ! Açıklamalarımızın başında da değindiğimiz gibi bu ayetler Kur’anı ve Ahiret gününü inkâr eden ve inanmayan erkek egemenler topluluğu kâfirlere yönelmiş olan ayetler grubudur. İnsanın bir erkek ve bir dişiden yaratılmasının nasıl başlayabileceğine değinilmektedir. Bu ayetlerin ardından da Ahiret hayatına inanmayan Müşriklere öldükten sonraki Ahiret hayatı için diriltilmekten söz edilmektedir. Bilimsel olarak anne ve babadan / bir erkek ve dişiden, bir insanın nasıl doğduğu ve insanların nasıl çoğaldığı bütün Ansiklopedilerde de ayrıntılarıyla açıklanmaktadır.
2. Ahzab Sûresinin 51. ayeti için örneklediğiniz çevirilere bakacak olursak bir çok müfessir ayetin orijinalinde olmadığı halde ve ayetin paragraf bütünlüğünü de göz önüne almadan her ayeti de genellikle nüzul sebebi diyerek hadislerle bağlantısını kurarak bazen parantez içine de alarak çok değişik sözcükler ekleyebilmektedirler. Ve çevirilerinde de özellikle evlerde bulunan Osman Mushafındaki sıralamalara dayandırarak meallendirme yapmaktadırlar. Ama o Mushafta sonradan yapılan gerek noktalama ve kıraat hatalarından, gerek bazı sözcük ve kavramlarda yapılan lahnlardan, peygamberimize vahyedilen sıranın da gözetilmeksizin, tedebbüre, paragraf bütünlüğü necmlere gereği gibi dikkat edilmediğinden, birçok ayetin de bulunması gereken paragraf içinde değil de başka paragraflarda yerleştirilmesinden dolayı, piyasada bulunan neredeyse iki yüze yakın mealde bir çok ayetin çevirilerinde yanlışlıklar, hatalar, ayetin orijinalinde olmadığı halde eklenen sözcükler bulunmaktadır. Biz Hadislere bağlantılı olarak yapılan meallendirmeleri de bütünüyle onaylamıyoruz. Kur’an ayetlerinin Kur’anla paragraf ve Kur’an bütünlüğü içerinde değerlendirilerek meallendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu nedenlerle bize göre Ahzab Sûresinin 51. ayeti “ Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini de yanına alabilirsin. Ayrıldıklarından, istek duyduklarına dönmende artık senin için bir sakınca yoktur. Onların gözlerinin aydınlanıp hüzne kapılmamalarına ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmalarına en yakın olan budur. Allah, kalplerinizdeki olanı bilmektedir. Allah her şeyi bilendir, çok yumuşak davranandır. “ şeklinde olabilir.
Ahzab Sûresinin 50. - 53. ayetlerinde aile hukuku kapsamında Resulullah’a özgü, diğer müminleri ilgilendirmeyen ama yine de ibret alınabilecek kurallar konu edilmektedir. Burada da zeminin uygun olmamasından dolayı maalesef birçok ayrıntıya da yer veremiyoruz. Bu ayetler de aslında Kur’ana inanmayan reddiyecilerin çokça eleştiri malzemesi yapmaya çalıştıkları peygamberimizin çok eşliliği ile ilgilidir. ( Peygamberimizin Çok Eşliliği başlıklı makalemizde birçok ayrıntıyı görebilirsiniz. ) Aslında Mekke topluluğunun yaşamında her ne kadar içinden geldiği kültürde çok evlilik geleneği söz konusu ise de, ama bilakis peygamberimizin çok eşliliği, O’nun görevinden kaynaklanan zorunluluklar nedeniyledir. O’nun kendi iradesine kalsaydı, bize göre peygamberimiz çok eşli olmak istemezdi. Çünkü O, kendisinden on beş yaş büyük olan evliğinde uzun süre tek eşli olarak kalmış, eşinin ölümünden sonra da sahip olduğu dört kızından dolayı da hemen evlenmeyi düşünmemiştir. Ama içinde bulunduğu koşullar ve görevler sorumluluğunda da birçok eşle de evlenmek zorunda kalmıştır. Fakat aslında da çok eşlilik hayatında mutlu olmamıştır. Eşlerinin kıskançlık ve kaprisleri kendisini hep üzmüştür. Özellikle sizin değindiğiniz 51. ayet nazil olunca eşi Aişe, “ Görüyorum ki Rabbin senin hevana hizmet ediyor. ” ( Buhari Tefsir Bab 244. No 309 ) diyerek durumundan memnun olmadığını iğneleyici bir dille belirtmiştir. Ayrıca Tahrim 1 – 5. ayetlerinde yer verilen açıklamalar ve olaylar da peygamberimizi üzmüştür. Hatta Ömer’in kızı Hafsa’yı geçimsizliği nedeniyle bir ara boşamış, sonra tekrar evlenmiştir. Peygamberimizin eşlerine verilen görev, yatak odası ile mutfak arasında hayat geçirmekten ibaret değildir. Onların görevi de peygamberimizin yanında olarak bu işe baş koymak, bu büyük davaya özveri ile hizmet etmektir. Buna rağmen Peygamberimizin eşleri, bulundukları konumun ağırlığını, sorumluluğunu fark edemeyerek sıradan kimseler gibi başlarına buyruk olarak yaşamaya yönelmişlerdir. İşte bu ayetlerle ve daha başka ayetlerle de özellikle peygamberimizin aile hayatında rastladığı olumsuzluklar dile getirilmekte ve peygamberimize yol gösterilmektedir.
3. Önceki sorunuzda nefsi vahide ile ilgili gerekli açıklamaları ayet örnekleriyle ve özellikle de ilk insanın Nuh Sûresinin 17. ayetine de yer vererek “ insanın yer yüzünde topraktan bitki olarak “ yaratıldığını daha sonra da uzun zaman diliminde de tekâmül ettirildiğini ana hatlarıyla anlatmıştık. İnsanın ilk önce topraktan, bir neftsen / candan / tohumdan / nefsi vahideden, tek bir hücreden ilk yaratıldığı andaki yapısı çiçekli bitki şeklindedir. Çiçekli bitkilerin üzerinde hem dişil, hem de eril üreme organı bulunmakta ve kendi üzerinde kendi kendine döllenerek eşini de eşeysiz olarak oluşturmaktadır. Tekrar sorunuz ile belirttiğiniz üzere İşte önce dişil olan çiçekli bitkinin eşi de, onun üzerinden eşeysiz üreme yoluyla bitki olarak yaratılmıştır. Böylece erkek ve dişinin çoğalması sağlanmıştır. Ardından da bitki yapısının uzun yıllar sürecek olan tekâmül ettirilmesi aşaması devreye girmektedir. Milyonlarca yıl süren bu tekâmülün sonucunda ünsiyet kazanmış ve tekâmül etmiş insanlardan da artık analı babalı / dişili erkekli çoğalmalar devreye girmektedir. Allah bu şekilde çiçekli bitkilerdeki gibi kendi üzerindeki eril ve dişil üreme organlarıyla çoğalmayı Meryem Sûresinin 16. ayetinde de Meryem’in kendi üzerindeki çift cinsiyet hormonlarıyla nasıl İsa peygamberi babasız olarak dünyaya getirdiği örneğiyle de göstermektedir. Ayetlerde geçen tek bir nefis sözcüğü Arap dil kurallarına göre dişil bir sözcüktür, ilk yaratılmanın kaynağının aynı zamanda dişi ve tek bir canlı hücreye, gen’e, can'na, öze ve o hücrenin eşeysiz olarak üremesiyle başladığına atıf yapılmaktadır. Dolayısıyla burada aslında yaratılma ve çoğalma konusunda kadın / anne kavramı orijindir, esastır, önde gelmekte, erkek ve kadının aynı fıtri özelliklere sahip olarak yaratıldığı anlatılmak istenmektedir. Ali İmran Sûresinin 59. ayetinde " Şüphesiz Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in / her insanın durumu gibidir. " ifadesinde de özellikle belirtildiği gibi, İsa nasıl ki bir anneden ( dişiden ) eşeysiz üreme ile dünyaya geldi ise Adem sözcüğü kapsamındaki bütün insanlar da ilk aşamada topraktan bir anneden ( dişiden ) meydana gelmişlerdir. Biz bütün bu ayrıntıları da sitemizde “ Adem ve İnsanın Yaratılışı, Kur’anda İsa Mesih “ başlıklı makalelerimizde anlattık. Allah'ın selamı, rahmeti ve Kur'anın doğruları sizinle olsun !...