TÜM SORULAR

Soru

Anar H.   04-03-2025   17

1) Tarık suresi 6-7 ayetlerinde bel ve kaburga kemikleri arasından çıkan şey sumu yoksa insanmı? Bilimsel olarak bakarsak ne meni ne de insan bel ve kaburga kemileri arasından çıkmaz. Ana rahmi de bel ve kaburga kemikleri arasında değildir. Bazıları 5-6-7-8 ayetlerinde söz konusu edilenin insan olduğunu diyor çünki ayetijnde devamında diyor ki Allah onu dirilmeğe kadirdir diyor. Allah sizin dediğiniz gibi erlik bezlerini ve ya hormonlari diriltmeyeceyine göre ayetlerde söz konusu edilen insan olmali ama bu da bilimsel olarak hatalı oluyor 2) Ahzap 51 ayetinin aşağıdakı 3 mealini bırakıcam lütfen bu meallerden hangisinin ve neden doğru olduğunu detaylı şekilde açıklarsınız I) Onlardan dilediğini geriye bırakır, dilediğini de yanına alırsın. (Bir süre) ayrı kaldığın (hanımlar)ından (yolculuğa çıkarken gelmelerini) istemende sana herhangi bir vebal yoktur. II) Resûlüm!) Onlardan (zevcelerinden), dilediğinin (yanında geceleme sırasını) geri bırakıp, dilediğini de yanına alabilirsin. (Sırasını geri) bıraktığın hanımlarından dilediğini tekrar yanına almanda da senin için bir beis yoktur.’ III) Onlardan (o mevcut eşlerinden boşanmak isteyenleri tazminatlarını ödemek ve mağdur etmemek şartıyla) istediğini geriye bırakabilir (boşayabilirsin), istediğini (boşanmak istemeyeni) de yanında tutabilirsin, (ric’î talak ile) bırakmış olduklarından da (kendileriyle anlaşarak) arzu ettiğini (tekrar nikâhına) almanda sana bir vebal yoktur. 3) Nefsi vahideye eğer ki tek tür anlamı verseydiniz biliyorum tek can/cevher anlamı veriyorsunuz. Lakin tek tür anlamı verseydiniz o zaman ondan da eşini yaratdı kısmını nasıl açıklardınız? Yani insan türünden o türünmü eşi taratılıyor anlamımı çıkar böyle olunca ? Tek tür anlamı verirsek ayetin devamında o ikisinden bir çok kişi ve kadın var etdi diyor o ikisinden kasıt kimler oluyor buna göre? Yani hücre ve o hüceden yaratılan eşi anlamını kenarda tutup tek tür anlamı verirsek bu şartlar altında soruyu soruyorum.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      04-03-2025  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun ! 

Oluşturduğunuz  sorularınızdan  oldukça  değişik  kaynaklardan  Kur’an  ayetlerini  okuyup  bizim  aktardıklarımızdan,  kullandığınız  üslubunuzla  belki  de birçok  konuda  farklı  bir  görüşle  belli  bir  inanç  yapısına  sahip  olduğunuz  anlaşılmaktadır. Daha  önce  yönelttiğiniz  ve  bizim  yeterince  açıklama  yaptığımızı  zannettiğimiz  ama  ikna  olmadığınızın  görüldüğü  konu  da  dahil  yine  üç  maddede  topladığınız  sorular  yumağını  iletmişsiniz. Ancak  öncelikle  belirtelim  ki  sizin  sorunuza  yönelik  aktarılan  cevapları,  bir  an,  belki  daha  önce  odaklandığınız  görüşten  sıyrılarak  dikkatlice  tekrar  tekrar  okumanızın  gerektiğini  bir  kez  daha  hatırlatalım. Bakara  Sûresinin  256.  ayetinde “ Dinde  zorlamak  tiksindirmek  yoktur. “  Kehf  Sûresinin  29.  ayetinde  de  “  Ve  de  ki :  “  O  gerçek  Rabbinizdendir.  O  nedenle  dileyen  iman  etsin,  dileyen  bilerek  reddetsin /  inanmasın. “  denildiği  gibi  dinimizde  zorlamak  yoktur.  Siz  de  bizim  anlattıklarımıza  mutlak  inanmak  zorunda  değilsiniz. Üç maddede  yönelttiğiniz  sorunuza  da  yine  Kur’an  ayetleri  bağlamında  bu  zeminin  izin  verdiği  ölçüde  açıklamalarda  bulunmaya  çalışalım.

1. Tarık  Sûresinin  5 – 7.  ayetlerindeki   daha  önce  yönelttiğiniz  sorunuzda  ayetlerin  orijinalindeki  bazı  anahtar  sözcüklerin  orijinalini  de  göstererek,  paragraf  bütünlüğündeki  ayetlerden  de  söz  ederek  gerekli  açıklamaları  yapmıştık. Zaten  ayetin  orijinalinde  “  mâi  dâfik “  atılan  su  ifadesi  yer  almışken  kemik  iliklerinden  oluşturularak  erkekten  atılan,  elbette  ki  sudur /  Erkeğin  hormonal  salgıladığı  menidir. O  meni  de  Allah’ın  yarattığı  mucizevi  tasarımla  erkeğin  kaburgalarının  arasındaki  kemik  iliklerinde  üretilmektedir. Ve  meni  içindeki  spermler  elbette ki  o  an  için  insan  değildir  ama  hücre  yapısında  da  olsa  canlıdır.  Onlar  ancak  Allah’ın  yaratma  ve  oluşturma  kanunlarına  göre  dişinin  yumurtasıyla  birleşebildiği  zaman   neticede  insan  oluşmaktadır.  Ama  ayetin  orijinalinde  kadının  omurgasından,  kemiğinden,  rahminden  söz  edilmiyor  ki !  Açıklamalarımızın  başında  da  değindiğimiz  gibi  bu  ayetler  Kur’anı  ve  Ahiret  gününü   inkâr  eden  ve  inanmayan  erkek  egemenler  topluluğu  kâfirlere  yönelmiş  olan  ayetler  grubudur.  İnsanın  bir  erkek  ve  bir  dişiden  yaratılmasının   nasıl   başlayabileceğine  değinilmektedir.  Bu  ayetlerin  ardından  da  Ahiret  hayatına  inanmayan  Müşriklere  öldükten  sonraki  Ahiret  hayatı  için  diriltilmekten  söz  edilmektedir. Bilimsel  olarak  anne  ve  babadan /  bir  erkek  ve  dişiden,  bir  insanın  nasıl  doğduğu  ve  insanların  nasıl  çoğaldığı  bütün  Ansiklopedilerde  de  ayrıntılarıyla  açıklanmaktadır.

2.  Ahzab  Sûresinin  51. ayeti  için  örneklediğiniz  çevirilere  bakacak  olursak  bir  çok  müfessir  ayetin  orijinalinde  olmadığı  halde  ve  ayetin  paragraf  bütünlüğünü de  göz  önüne  almadan  her  ayeti  de  genellikle  nüzul  sebebi  diyerek  hadislerle  bağlantısını  kurarak  bazen  parantez  içine  de  alarak  çok  değişik  sözcükler  ekleyebilmektedirler. Ve  çevirilerinde  de  özellikle  evlerde  bulunan  Osman  Mushafındaki  sıralamalara  dayandırarak  meallendirme  yapmaktadırlar.  Ama  o  Mushafta  sonradan  yapılan  gerek  noktalama  ve  kıraat   hatalarından,  gerek  bazı  sözcük  ve  kavramlarda  yapılan  lahnlardan,  peygamberimize  vahyedilen  sıranın  da  gözetilmeksizin,  tedebbüre,  paragraf  bütünlüğü  necmlere  gereği  gibi  dikkat  edilmediğinden, birçok  ayetin  de  bulunması  gereken  paragraf  içinde değil  de  başka  paragraflarda  yerleştirilmesinden  dolayı,  piyasada  bulunan  neredeyse  iki  yüze  yakın  mealde  bir  çok  ayetin  çevirilerinde  yanlışlıklar, hatalar,  ayetin  orijinalinde  olmadığı  halde  eklenen  sözcükler  bulunmaktadır. Biz  Hadislere  bağlantılı  olarak  yapılan  meallendirmeleri  de  bütünüyle  onaylamıyoruz.  Kur’an  ayetlerinin  Kur’anla  paragraf  ve  Kur’an  bütünlüğü  içerinde  değerlendirilerek  meallendirilmesi  gerektiğine  inanıyoruz. Bu  nedenlerle  bize  göre  Ahzab  Sûresinin  51.  ayeti  “ Onlardan  dilediğini  geri  bırakır,  dilediğini  de  yanına  alabilirsin.  Ayrıldıklarından,  istek  duyduklarına  dönmende  artık  senin  için  bir  sakınca  yoktur.  Onların  gözlerinin  aydınlanıp  hüzne  kapılmamalarına  ve  kendilerine  verdiğinle  hepsinin  hoşnut  olmalarına  en  yakın  olan  budur.  Allah,  kalplerinizdeki  olanı  bilmektedir.  Allah  her  şeyi  bilendir,  çok  yumuşak  davranandır. “  şeklinde  olabilir.

Ahzab  Sûresinin  50. -  53.  ayetlerinde  aile  hukuku   kapsamında  Resulullah’a  özgü,  diğer  müminleri  ilgilendirmeyen  ama  yine  de  ibret  alınabilecek  kurallar  konu  edilmektedir.  Burada  da  zeminin  uygun  olmamasından  dolayı  maalesef  birçok  ayrıntıya  da  yer  veremiyoruz. Bu  ayetler  de  aslında  Kur’ana  inanmayan  reddiyecilerin  çokça  eleştiri  malzemesi  yapmaya  çalıştıkları  peygamberimizin  çok  eşliliği  ile  ilgilidir. ( Peygamberimizin  Çok  Eşliliği  başlıklı  makalemizde  birçok  ayrıntıyı  görebilirsiniz. ) Aslında  Mekke  topluluğunun  yaşamında  her  ne  kadar  içinden  geldiği  kültürde  çok  evlilik  geleneği  söz  konusu  ise  de,  ama  bilakis    peygamberimizin  çok  eşliliği,  O’nun  görevinden  kaynaklanan  zorunluluklar  nedeniyledir. O’nun  kendi  iradesine  kalsaydı,  bize  göre  peygamberimiz  çok  eşli  olmak  istemezdi.  Çünkü  O,  kendisinden  on  beş  yaş  büyük  olan  evliğinde  uzun  süre  tek  eşli  olarak  kalmış,  eşinin  ölümünden  sonra  da  sahip  olduğu  dört  kızından  dolayı  da  hemen  evlenmeyi  düşünmemiştir.  Ama  içinde  bulunduğu  koşullar  ve  görevler  sorumluluğunda  da  birçok  eşle  de  evlenmek  zorunda  kalmıştır. Fakat  aslında  da  çok  eşlilik  hayatında  mutlu  olmamıştır. Eşlerinin  kıskançlık  ve  kaprisleri  kendisini  hep  üzmüştür. Özellikle  sizin  değindiğiniz   51.  ayet  nazil  olunca  eşi  Aişe, “  Görüyorum ki  Rabbin  senin  hevana  hizmet  ediyor. ” ( Buhari Tefsir  Bab  244. No  309 )  diyerek  durumundan  memnun  olmadığını  iğneleyici  bir  dille  belirtmiştir.  Ayrıca  Tahrim  1 – 5.  ayetlerinde  yer  verilen  açıklamalar  ve  olaylar da  peygamberimizi  üzmüştür. Hatta  Ömer’in  kızı  Hafsa’yı  geçimsizliği  nedeniyle  bir  ara  boşamış,  sonra  tekrar  evlenmiştir. Peygamberimizin  eşlerine  verilen  görev,  yatak  odası  ile  mutfak  arasında  hayat  geçirmekten  ibaret  değildir.  Onların  görevi  de  peygamberimizin  yanında  olarak  bu  işe  baş  koymak, bu  büyük  davaya  özveri  ile  hizmet etmektir. Buna  rağmen  Peygamberimizin  eşleri,  bulundukları  konumun  ağırlığını,  sorumluluğunu  fark  edemeyerek  sıradan  kimseler  gibi  başlarına  buyruk  olarak  yaşamaya  yönelmişlerdir.  İşte  bu  ayetlerle  ve  daha  başka  ayetlerle  de  özellikle  peygamberimizin  aile  hayatında  rastladığı  olumsuzluklar  dile  getirilmekte  ve  peygamberimize  yol   gösterilmektedir.

3. Önceki  sorunuzda  nefsi  vahide  ile  ilgili  gerekli  açıklamaları  ayet  örnekleriyle  ve  özellikle  de  ilk  insanın  Nuh  Sûresinin  17.  ayetine  de  yer  vererek  “  insanın  yer  yüzünde  topraktan  bitki  olarak  “  yaratıldığını  daha  sonra  da   uzun  zaman  diliminde  de  tekâmül  ettirildiğini  ana  hatlarıyla  anlatmıştık.  İnsanın  ilk  önce  topraktan,  bir  neftsen /  candan /  tohumdan /  nefsi  vahideden,  tek  bir  hücreden  ilk  yaratıldığı  andaki  yapısı  çiçekli  bitki  şeklindedir. Çiçekli  bitkilerin  üzerinde  hem  dişil,  hem  de  eril  üreme  organı  bulunmakta  ve  kendi  üzerinde  kendi  kendine  döllenerek  eşini  de  eşeysiz  olarak  oluşturmaktadır.  Tekrar  sorunuz  ile  belirttiğiniz  üzere İşte  önce  dişil  olan  çiçekli  bitkinin  eşi  de,  onun  üzerinden  eşeysiz  üreme  yoluyla  bitki  olarak  yaratılmıştır. Böylece  erkek  ve  dişinin  çoğalması  sağlanmıştır.  Ardından  da  bitki  yapısının  uzun  yıllar  sürecek  olan  tekâmül  ettirilmesi  aşaması  devreye  girmektedir. Milyonlarca  yıl  süren  bu  tekâmülün  sonucunda  ünsiyet  kazanmış  ve  tekâmül  etmiş  insanlardan  da  artık  analı  babalı /  dişili  erkekli   çoğalmalar  devreye  girmektedir. Allah  bu  şekilde  çiçekli  bitkilerdeki  gibi  kendi  üzerindeki  eril  ve  dişil  üreme  organlarıyla  çoğalmayı  Meryem  Sûresinin  16.  ayetinde  de  Meryem’in  kendi  üzerindeki  çift  cinsiyet  hormonlarıyla  nasıl  İsa  peygamberi  babasız  olarak  dünyaya  getirdiği  örneğiyle  de  göstermektedir. Ayetlerde  geçen  tek  bir  nefis  sözcüğü  Arap  dil  kurallarına  göre  dişil  bir  sözcüktür,  ilk  yaratılmanın  kaynağının  aynı  zamanda  dişi  ve  tek  bir  canlı  hücreye,  gen’e,  can'na,  öze  ve  o  hücrenin  eşeysiz  olarak  üremesiyle  başladığına  atıf  yapılmaktadır.   Dolayısıyla  burada  aslında   yaratılma  ve  çoğalma  konusunda  kadın  / anne  kavramı  orijindir,  esastır,  önde  gelmekte,  erkek  ve  kadının  aynı  fıtri  özelliklere  sahip  olarak  yaratıldığı  anlatılmak  istenmektedir.  Ali  İmran  Sûresinin  59. ayetinde  "  Şüphesiz  Allah  katında  İsa'nın  durumu,  Adem'in / her  insanın  durumu  gibidir. "  ifadesinde  de  özellikle  belirtildiği  gibi,  İsa  nasıl  ki  bir  anneden  ( dişiden )  eşeysiz  üreme  ile  dünyaya  geldi  ise  Adem  sözcüğü  kapsamındaki  bütün  insanlar  da  ilk  aşamada  topraktan  bir  anneden ( dişiden )  meydana  gelmişlerdir. Biz  bütün  bu  ayrıntıları  da  sitemizde “  Adem  ve  İnsanın  Yaratılışı,  Kur’anda  İsa  Mesih “  başlıklı   makalelerimizde   anlattık. Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET