Hocam merhaba Size Tekirdağ Çorlu'dan yazıyorum. Salat kavramı geleneğin bize öğrettiğinin aksine namaz değil de zihni ve mali yönden her türlü ilerleme çalışması ise dinin özü temeli bu ise /dinin direği salat ise/tüm semavî inanç sistemlerinde ve önceki ümmetlerde de var ise bu temelin ikamesi için nasıl bir yöntem metod Usul program sistem nizam düzen uygulanabilir? Yani ben insan teki olarak ne yaparsam salatı ikame etmis olurum? Cevaplarsanız sevinirim İyi günler diler ellerinizden öperim
Zeki Çelik.
26-03-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Din, doğruyu ve en güzeli, ahlâkı ve adaleti, sevgiyi ve barışı, huzuru ve mutluluğu, öğrenmeyi ve öğretmeyi, çok çalışmayı, üretimi ve paylaşmayı toplumların yaşamına hakim kılmalıdır. Bu nedenle insanın yaratılışından bu yana, Allah katında bu hedeflere ulaştırabilecek, birlikte huzurlu, mutlu ve sağlıklı, kaygısız bir yaşam için toplum kurallarını sadece Allah'ın belirlediği tek bir Din vardır, o da hükümleri sadece Allah’a ait Hakk Din olan İslam’dır. Elbette ki toplumlar bireylerden oluşmaktadır ve belirlenen toplumsal yaşam için de, Necm Sûresinin 39. ayetinde “ Gerçek şu ki insan için çalışıp didindiğinden başka bir şey yoktur. “ denildiği gibi, bireylerin çok çalışan, çalıştığının karşılığını hem bu dünyada, hem de Ahiret hayatı için alabilen, üreten, bilgili, paylaşımcı ve nitelikli olmasına bağlıdır. Siz de aslında bütün bu beklenti ve hedeflerin temelini oluşturan, Dinimizin ve inancımızın çok yönlü ve kapsamlı olan salat kavramı içerisinde, bireylerin üzerine düşenler bağlamında çok düzgün ve ayrıntılı ifadelerle üstelik de içinde bulunduğumuz Ramazan ayı ile de yakından ilintili olan çok yerinde ve güzel bir soru oluşturmuşsunuz ve dileğinizi belirtmişsiniz. Güncel olan ve aslında toplumumuzda çok farklı ve yanlışlarla bilinen çok önemli bir konuya dikkat çekmiş olduğunuzdan dolayı da size teşekkür ederim.
Çok yönlü ve kapsamlı olan bu konu ile ilgili olarak size özellikle dileğiniz üzere, bireysel olarak yerine getirilmesi gereken sorumluluklar ile ilgili Kur’anımız bağlamında ana hatlarıyla açıklamalar yapmaya çalışalım desek de, tatmin olunabilmesi açısından zorunlu olarak açıklamalarımız yine de bu zemin için oldukça uzun ve yer kaplayan olacaktır. Bilindiği gibi Salat : Destek olmak, arka çıkmak, omuz vermek, sorunları paylaşmak, sırtlamak, giderilmesine yardımcı olmak, dayanışmak, çağırmak, yardım istemek, dua etmek olarak anlamlandırabileceğimiz ve Rabbimizin Hud Sûresinin 87. ayetinde de “ Onlar dediler ki : “ Ey Şuayb ! Atalarımızın taptıklarını veya mallarımızda dilediğimizi yapmayı terk etmeyi sana senin salatın / dinin mi emrediyor. Şüphesiz sen yumuşak huylusun ve aklı başında birisin. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi insanlık tarihi boyunca bütün toplumlara hedef kılarak görev yüklediği bir kavramdır. Salatın çoğulu da salavat tır. Aynı zamanda salat, toplumun ve bireylerin eğitim, sosyal ve ekonomik sorunlarına destek olmak, omuz vermek ve giderilmesinde katkıda bulunmaktır. Bundan dolayı da salat dinin temelidir, imanın amel / eylem / fiil olarak dışa yansımasıdır. Ayette görüldüğü gibi de salat sözcüğü “ dini “ temsil etmektedir. Tıpkı yüz ifadesinin bedenin tümünü temsil ettiği gibidir. Ama toplumumuzda yanlış bilindiği gibi, asla sadece namaz demek değildir.
Salatın birçok yönü bulunmaktadır ama bu zeminde biz sizin sorunuzun özünü oluşturduğu için, Ala Sûresinin 14 – 17. ayetlerinde “ Arınan, Rabbinin adını anıp da salat eden / mali yönden ve zihinsel açıdan destek olan, toplumu aydınlatmaya çalışan kimse kesinlikle kendini kurtarmıştır. “ ifadeleriyle yapılan öğüde binaen bireylerce salatın ikame edilmesi ayrıntılarında size açıklamalarda bulunmaya çalışalım.
Ayette belirtildiği gibi, mali yönden salat eden, / zekât veren, malını infak eden / başkalarıyla paylaşan kimse kendini Allah katında kurtaranlardandır. Onlar, Allah’ın ayetlerle müjdelendirdiği azap görmeyecek olan mümin kullarıdır. Malın ve sahip olunan paranın zekâtının / vergisinin verilmesi, yetimlerle veya muhtaç olanlarla paylaşılması, kazanılan ve elde edilen malın ve paranın temizlenmesi, saf, arı, duru hale getirilmesi ve Allah’a şükrün eda edilmesi anlamını taşımaktadır.
Peygamberimize Mekke’ de, hicretinden önce vahyedilen ayetlerin çoğunda “ salat “ sözcüğü doğrudan yer alırken, Medine’ ye hicret etmesinden ve orada daha sonra bir devletin oluşumu ile devlet ve toplumsal düzene geçilmesi zorunluluğunun ardından, inen ayetlerde “ Salatın İkamesi “ ifadeleri yer almaya başlamıştır. Salatı İkame etmek : Kur’anımızda Hacc 35, Bakara 277, Lokman 2 – 5, gibi birçok ayette olduğu gibi Bakara Sûresinin 110. ayetinde de “ Ve siz salatı ikame edin, zekâtı verin. Kendiniz için önceden her ne iyilik yaparsanız, Allah katında onu bulursunuz. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı en iyi görendir. “ ve yine İbrahim Sûresinin 31. ayetinde de “ İman eden kullarıma söyle, salatı ikame etsinler ve alış veriş ve dostluğun olmadığı bir günün gelmesinden önce, kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden açık ve gizli olarak Allah yolunda harcamada bulunsunlar. Yakınlarının nafakalarını temin etsinler. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi bütün “ Salatı ikame edin “ ifadelerinin yer aldığı ayetlerde, hemen arkasından “ Zekâtı da verin “ ifadeleri yer almaktadır. Bunun nedeni ise, bireysel ve toplumsal açıdan mali destek olmadan salatın ikame edilemeyeceği, yani parasız, mali yardımsız oluşturulamayacağı ve yaşatılamayacağı gerçeğidir. Dolayısıyla Salatın ikamesi lafla olmaz, sahip olunan değerlerin fazlasından, mutlaka harcama, kendinden fedakârlık ve infak etmek / vermek ile paylaşılması gerekir. Öncelikle toplumun yönetim yetkililerince zekâtın / verginin toplanması, adil bir şekilde kullanılması sonucunda Salatı ayağa kaldırmak, yeniden diriltmek, adil bir koordinasyon ile salatın yerine getirilmesi sağlanmalıdır. Bu çerçevede, toplumda salat müessesesinin oluşturulması, toplumun eğitimle aydınlatılması bunun için de destek kurumlarının tesis edilmesi, eğitim ve toplumda sosyal ve ekonomik yardımlaşma olanaklarının sağlanması, bugünkü anlamıyla, yöneticiler tarafından toplanan zekâtlarla / vergilerle, fabrikalar kurularak yeterince iş sahalarının açılması, eğitim kurumları okulların inşa edilmesi, sosyal güvenlik, yardımlaşma ve dayanışma ile bakım kurumlarının oluşturulması, salatın yönetim sorumluları tarafından ikamesinin başlıca çalışmalarındandır. Kişilerin, bireylerin de sorumluluk bilinciyle bu yükümlülük ve çalışmalara maddi ve manevi olarak katılmalarının gerekliliğidir. Yani Müslüman toplumundaki bütün bireyler vergilerini çalmadan eksiltmeden gerektiği kadarıyla Devlete verecekler, Devlet yetkilileri de bu topladıkları vergileri çalmadan, gereksiz yerlere harcamadan, israf etmeden sosyal ve ekonomik yatırımlar için kullanacaklardır.
Kur’anda, bu kadar net olarak birçok ayetle açıklanmasına rağmen, Salatın ikamesi ifadesinin geçtiği ayetlerde, çeviri meallerinin çoğunda toplumumuza “ Namazın dosdoğru kılınması " şeklinde meallendirilerek yanlış aktarılmıştır. Halbuki bu tür ayetlerde arkadan gelen zekâtı / vergiyi verin denilen para ile namazın herhangi bir ilişkisi yoktur. Namaz, doğrudan doğruya kişinin, para ilişkisi olmadan Allah ile girdiği diyalogla ilgili bir kulluk şeklidir. Oysa gerçekten salatın ikame edilmesi için paraya, maddi katılımlara ve desteklere ihtiyaç vardır. İnsanların hayatlarını sürdürebilmeleri için, huzur ve mutlulukları için, fabrikalara, iş alanlarına, eğitim kurumlarına, sosyal güvence kurumlarına ihtiyaç vardır. Bunların kurulabilmesi için de yönetimlerin, o toplumda yaşayan bireylerce, maddi olarak desteklenmesi gerekir. İşte bu da bireylerin vermesi gereken zekâttır / vergidir. Bu da bireyler için salatı ikame etmenin mali yönüdür. Ancak toplumsal olarak bilmeliyiz ki bize öğretildiği gibi ve özellikle Ramazan aylarında Ulema ve Din görevlilerinin aktardığı gibi “ malın veya servetin kırkta birinin verileceği “ gibi zekât uygulaması da Kur’anda yoktur. Bu uygulama yanlış olarak bize aktarılmış ve aslında Kur’an ayetlerinin öğütlerini reddeden Mekke müşriklerinin uygulamasıdır. ( Zekât, İnfak, Sadaka Nedir? başlıklı makalemizde daha geniş bilgi bulabilirsiniz. )
Müminler, bireysel olarak salatın her yönüyle yükümlüdürler. Bunun için müminler önce salatın eğitim ve öğretim yönüne yönelip, kendileri için hidayet rehberi olarak ve öğüt alsınlar diye indirilmiş olan Kur’anı anladıkları dilden okumalı ve tefekkür etmelidirler, buna göre de yükümlülüklerini yerine getirmelilerdir. Önce kendi olumsuzluklarından, yanlışlarından kurtulup, arınmalı, temizlenmeli, sonra her konuda olduğu gibi, salatın ikamesi konusunda da en yakınlarından başlayarak öğrendiklerini çevresi ile paylaşmalıdırlar. Ardından, salatın maddi ve mali yönüne fiili olarak yönelmeli, yardım ve destek kurumlarının oluşmasında, bireysel sıkıntıların giderilmesinde, mali yönlerden katkıda bulunmalı ve görevler üstlenmelidirler. Yönetici konumundaki müminler de, Kur’an adaleti ve hakkaniyeti ölçüsünden asla ayrılmamalı, görev dağılımını ve harcamalarını adalet ve ehliyet esasına göre yapmalıdır. Yetimin ve kamunun haklarına el koyarak Maun mücrimi olmamalıdırlar.
Salatın bireysel olarak yerine getirilmesinin en önde gelen unsurlarından biri olan ve özellikle de ülkemizde bilhassa Ramazan ayında ihtiyacı olanlara verilecek sadaka ve yardımlarla yoğunlaşan İnfak, malın, paranın, Allah yolunda canın harcanması, tüketilmesi demektir. ( Lisanül Arab ) Bir terim olarak ise, başta yakınlar olmak üzere, yoksul ve muhtaç olanlara, insanlara para, erzak veya giyecek yardımı yaparak onların sıkıntısını azaltmaktır. Bu sözcüğün türevlerinden olan “ nafaka “ sözcüğü ise, yenilerek, içilerek, giyilerek tüketilen zorunlu tüketim maddelerinin ismidir. Bu nedenle Kur’anın konu ettiği “ infak “ ifadelerinin anlamı, “ hem Allah yolunda harcamak “ hem de “ nafakalandırmak “ olarak ihtiyacı olanlar için tüketim maddelerini sağlamak anlamlarında karşımıza çıkar. Bakara Sûresinin 261. ayetinde “ Mallarını infak eden / Allah yolunda harcayan / başta yakınları olmak üzere başkalarının nafakalarını sağlayan kimselerin örneği, yedi başak bitiren ve her başağında yüz adet tane bulunan tane örneğidir. Allah dilediğine katlar. Ve Allah bilgisi ve rahmeti geniş ve sınırsız olandır, çok iyi bilendir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi bazı ayetlerde de her iki anlam birlikte yer alır.
İnfak etmek, aslında aynı zamanda bir şükürdür. Yani Allah’ın verdiği nimetlerin, değerlerin karşılığının, o nimetlerin ve değerlerin bir kısmı ile ihtiyacı olanlara dağıtarak veya vererek ödenmesidir. Şükür sözcüğü Kur’anda 74 kez değişik ayrıntıları ve örnekleri ile ele alınarak açıklanıp üzerinde çok durulmuş ve doğru anlaşılması gereken, Müslüman’ın imanının gereği olarak aslında salat kavramı içerisinde bireysel olarak yerine getirilmesi istenen temel görevlerinden biridir. Bundan dolayıdır ki örneğin Furkan Sûresinin 62. ayetinde “ Ve O, öğüt almayı veya şükredenler / kendisine verilen nimetlerin karşılığını ödemeyi dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getirendir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi birçok ayette de dile getirilmektedir ki, inananlar, sahip oldukları nimetlerin karşılığını ödediklerinde, yaptıkları yardımlarla ihtiyacı olanların ihtiyaçlarını giderdiklerinde aynı zamanda gece gündüz, yani sürekli “ şükredenler “ olarak nitelendirilmişlerdir. İbrahim Sûresinin 7. ayetinde de “ Rabbiniz ilân etmişti : Andolsun ki şükrederseniz / sahip olduğunuz nimetlerin karşılığını öderseniz, elbette size arttırırım ve eğer nankörlük / iyilik bilmezlik ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çetindir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi bazı ayetlerde “ şükür “ sözcüğü ile zıt anlamda olarak kullanılan “ küfran “ sözcüğü de yine müminin asla yapmaması gereken bir davranış olarak “ nankörlük “ anlamında yer almaktadır.
Arapçada Dini açıdan Şükür : Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere karşı, insanların bu nimetlerin karşılığını Allah’a ödemesi, o nimetlerin bir kısmını Allah rızası için insanların yararlanabilmesi adına kullanması, harcaması, feda etmesi infak etmesi demektir. İnsanın Allah’a şükretmesi, karnını tıka basa doyurduktan sonra “ Elhamdülilah yarabbi şükür “ deyip, ağız alışkanlığı olarak kuru bir laf sözcüğü ile sofradan kalkmakla olmaz. Neml Sûresinin 73. ayetinde “ Ve hiç şüphesiz senin Rabbin, insanlara karşı büyük armağan sahibidir. Velâkin onların çoğu şükretmiyorlar / sahip olduklarının karşılığını ödemiyorlar. “ Zümer Sûresinin 66. ayetinde “ Yalnız Allah’a kulluk et ve sahip olduğun nimetlerin karşılığını ödeyenlerden ol. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi Allah’ın insanlara verdiği, bahşettiği sınırsız, sayısız nimetlerin karşılığının mutlaka ödenmeye çalışılması istenerek, inanmış insanların ve bireysel olarak salat etmenin temel bir görevi yerine konulmaktadır. Üstelik de Kur’anımızda ;
MEARİC 19 – 31 : Şüphesiz insan dayanıksız ve huysuz oluşturulmuştur. Kendisine kötülük dokundu mu sızlanır. Kendisine hayır dokundu mu da küçük bir yardımı engeller. Ancak salat edenler bunun dışındadır. Salatçılar ki salatlarını sürdürenlerdir. Kendi mallarında, isteyen ve istemekten utanan yoksullar için belli bir hak olan kimselerdir….”
FATIR 29 – 30 : Hiç şüphesiz Allah’ın kitabını okuyan, salatı ikame eden ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık olarak Allah yolunda harcama yapan şu kimseler, Allah ödüllerini arttırsın diye böyle yaparlar. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır. Şükrün karşılığını verendir.
Uyarılarının yanı sıra Hicr Sûresinin 9. ayetinde de “ Hiç kuşkusuz Biz, o Öğüt’ü / Kur’anı Biz indirdik Biz. Ve kesinlikle Biz, onun için koruyucularız. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi vurgu üstüne vurgu yapılarak, Zikri bizzat Allah’ın indirdiği ve onu kesinlikle koruduğu ve koruyacağı bildirilmektedir. Bundan dolayı da bireysel olarak farkında olmamız ve yerine getirmemiz gereken de vahyin izlenmesi ve korunması da bir tür salattır ve yükümlülüktür. Bu korumanın sebebi de öğüdün / zikrin / Kur’anın kullar tarafından yaşanmasının gereğidir. Bu nedenle de Allah’ın zikri koruması kullar eliyle gerçekleşecektir. Bu da Müminlerin Kur’ana arka çıkması, anlayarak okuması, bellemesi ve birbirine tebliğ etmesi, yani salatın eğitim öğretim yönünün hayatta / ayakta tutulması ile sağlanacaktır.
Salat’ın bireyler için bir de Tazarrulu dua / alçak gönüllülükle saygı göstererek dua etme olan ve namaz denilen yönü vardır. Mümin Sûresinin 60. ayetinde “ Ve sizin Rabbiniz “ Bana yalvarın, dua edin ki size karşılık vereyim. “ denildiği gibi, bu da Allah’ın yardımını / desteğini istemek, niyaz etmek, gönül kapısını açıp, O’nunla konuşmaktır. Yine Bakara Sûresinin 186. ayetinde “ Ve kullarım sana Benden sordukları zaman, biliniz ki şüphesiz Ben çok yakınımdır. Bana yakarınca, yakaranın yakarışına cevap veririm. O halde onlar da Benim davetime uysunlar. Bana inansınlar. “ ifadelerinde görüldüğü gibi Rabbimiz kullarına vereceği yardımı, desteği, “ Bana dua edin ki, benden isteyin ki size karşılık vereyim, destek olayım “ diyerek doğrudan Kendisine dua edilmesi ve istenmesi şartına bağlamıştır. Buradan çıkarılması gereken sonuç, duayı ancak Allah’ı hakkıyla tanıyıp takdir edenlerin yapabileceği gerçeğidir. Çünkü kişinin öncelikle nasıl bir ilâha yalvaracağını bilmesi ve bunun için de Kur’anı anladığı dilden okuyarak Allah’ını buradan tanıması gerekir. Böyle yapılmayan dualar yanlış adrese gönderilen dilekçeler gibidir. Hem yerine ulaşmaz, hem de istek karşılık görmez.
Ankebut Sûresinin 45. ayetinde “ Sen sana Kitaptan vahyedileni oku ve salatı ikame et. / O’nun arkasından giderek ona desteğini ayakta tut. Kesinlikle salat / Vahyin arkasından giderek ona destek olmak aşırılıktan, kötülükten alıkoyar. Ve Allah’ın zikri / anılması / Kur’anın okunması elbette ekberdir / daha büyüktür. Ve Allah yapıp ürettiğiniz şeyleri bilir. “ ifadeleriyle de salatın yararları ana hatları ile anlatılmaktadır.
Salatın ikame edilip, ayakta tutulduğu, muhafaza edildiği, elbirliği ile korunduğu, bireylerinin bu bilince ulaştığı toplumlarda hırsızlık, uğursuzluk, namussuzluk, ahaksızlık, yolsuzluk olmaz. Salat bireylerin ve toplumların geleceğe ve sonraki kuşaklara yatırımıdır. Herkes eğitimden, sağlık hizmetlerinden, iş hayatından ve ekonomiden kendi hakettiği payını alır. İyilik güzellik üreten bireyler ve bu bireylerden oluşan toplumlar da Allah katında doğru yolda olanlar olur. Böyle toplumlarda insanlar, mutlu, huzurlu, ruhsal ve bedensel olarak daha sağlıklı, bugününden ve yarınından emin olurlar. Ahiret hayatları da kurtulmuş olur.
Günümüze baktığımız zaman, yetim hakkı yiyen, zekâttan / vergiden çalan, insanlara zulüm eden, hayırdan, sadakadan, infaktan uzak duran, Kur’anın mealini anlamak için okuma çabasında olmayan ve Allah’ın zikrinden uzak duran, dünya hayatını tamamen ön planda tutan, salatı da namaz diyerek dar bir çerçevede daraltarak gösterişle namaz kılan insanlar için de “ onların salatı sadece yatıp kalkmaktan ibarettir “ denilebilir. Hücurat Sûresinin 14. ayetinde “ Bedevi Araplar inandık iman ettik dediler. De ki : Siz inanmadınız, ama eslemna / İslamlaştık, sağlamlaştırdık deyin. İman henüz kalplerinize girmedi .“ denildiği gibi, Kur’anı anladığımız dilde, mealini, tefsirini, düşünerek, öğüt alarak, okumadan, O’nun terbiyesine girmeden, Allah Resulü gibi Kur’ana tabi olmadan iman etmiş olmak, sadece beş vakitte ne yaptığımızın şuurunda olmadan namaz kılmak, bizi Bedevi Araplarının durumlarından farklı bir hale getirmez. Biz de ülke olarak, bireyler olarak adalete, mutluluğa, barışa, huzura ve Allah katında zafere, Dünya ve Ahiret hayatındaki güzelliklerin tümüne, ancak bireysel ve toplumsal olarak Kur’ana ve salata gerçek anlamında yönelebildiğimiz ölçüde sahip olabiliriz.
Değerli Kardeşim ! Sonuç olarak dileğiniz üzerine yukarıda ana hatlarıyla anlattığımız ayrıntılardaki Kur'an ayetlerini okuyarak, akılda tutarak, içselleştirerek ve hayatınızın rehberi edinerek kapasiteniz ölçüsünde yakınlarınızın, çevrenizdeki insanların sıkıntılarını maddi ve manevi paylaşmalarınızla gidermeye çalışarak, tatlı dille güler yüzle gönüller alarak, selamlaşarak, hasta ve yaşlıları ziyaret ederek, verilmesi gereken vergileri sadakaları zamanında vererek, öğrendiğiniz Kur'an ayetlerini eğitim açısından başkalarıyla paylaşarak gereklerini yerine getirmeye çalışabilirseniz, salatın ikamesi için yükümlülüklerinizi yerine getirmiş olabilirsiniz. Bu yolda sistem de, metot da, usül de, ölçü de daha bir çok ayette olduğu gibi yukarıdaki anlatımlarımızda ana hatlarıyla yer verdiğimiz, bize öğüt olması bakımından yapın veya yapmayın dediği Kur'an ayetlerindedir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !....Bu vesileyle Tekirdağ / Çorlu da yaşayan kardeşlerimize de selam olsun. !...
Göksel Ç.
26-03-2024
Soruma yanıt verdiğiniz için teşekkür ederim. Hocam etraflıca vermiş olduğunuz cevapla kafamda konu hayli netleşmiş oldu. Şimdi ayetlere bu gözle bakacam icsellestirip gereğini kendi kapasitem nispetinde yerine getirmeye calisacam. Ellerinizden öperim