TÜM SORULAR

Soru

Göksel Ç.   26-03-2024   271

Hocam merhaba Size Tekirdağ Çorlu'dan yazıyorum. Salat kavramı geleneğin bize öğrettiğinin aksine namaz değil de zihni ve mali yönden her türlü ilerleme çalışması ise dinin özü temeli bu ise /dinin direği salat ise/tüm semavî inanç sistemlerinde ve önceki ümmetlerde de var ise bu temelin ikamesi için nasıl bir yöntem metod Usul program sistem nizam düzen uygulanabilir? Yani ben insan teki olarak ne yaparsam salatı ikame etmis olurum? Cevaplarsanız sevinirim İyi günler diler ellerinizden öperim

Yanıtlar

Zeki Çelik.      26-03-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Din,  doğruyu  ve  en  güzeli,  ahlâkı  ve  adaleti,  sevgiyi  ve  barışı,  huzuru  ve  mutluluğu,  öğrenmeyi  ve  öğretmeyi,  çok  çalışmayı,  üretimi  ve  paylaşmayı  toplumların  yaşamına  hakim  kılmalıdır. Bu  nedenle  insanın  yaratılışından  bu  yana,  Allah  katında  bu  hedeflere  ulaştırabilecek,  birlikte  huzurlu,  mutlu  ve  sağlıklı,  kaygısız  bir  yaşam  için  toplum  kurallarını  sadece  Allah'ın  belirlediği  tek  bir  Din  vardır,  o  da  hükümleri  sadece  Allah’a  ait  Hakk  Din  olan  İslam’dır.  Elbette  ki  toplumlar  bireylerden  oluşmaktadır  ve  belirlenen  toplumsal  yaşam  için  de,  Necm  Sûresinin  39. ayetinde “  Gerçek  şu  ki  insan  için  çalışıp  didindiğinden  başka  bir  şey  yoktur. “  denildiği  gibi,  bireylerin  çok  çalışan,  çalıştığının  karşılığını  hem  bu  dünyada,  hem  de  Ahiret  hayatı  için  alabilen,  üreten,  bilgili,  paylaşımcı  ve  nitelikli  olmasına  bağlıdır. Siz  de  aslında  bütün  bu  beklenti  ve  hedeflerin  temelini  oluşturan,  Dinimizin  ve  inancımızın  çok  yönlü  ve  kapsamlı  olan  salat  kavramı  içerisinde,  bireylerin  üzerine  düşenler  bağlamında  çok  düzgün  ve  ayrıntılı  ifadelerle  üstelik  de  içinde  bulunduğumuz  Ramazan  ayı  ile  de  yakından  ilintili  olan  çok  yerinde  ve  güzel  bir  soru  oluşturmuşsunuz  ve  dileğinizi  belirtmişsiniz.  Güncel  olan  ve  aslında  toplumumuzda  çok  farklı  ve  yanlışlarla  bilinen  çok  önemli  bir  konuya  dikkat  çekmiş  olduğunuzdan  dolayı  da  size  teşekkür  ederim.

Çok  yönlü  ve  kapsamlı  olan  bu  konu  ile  ilgili  olarak  size  özellikle  dileğiniz  üzere,  bireysel  olarak  yerine  getirilmesi   gereken  sorumluluklar  ile  ilgili   Kur’anımız  bağlamında  ana  hatlarıyla  açıklamalar  yapmaya   çalışalım  desek  de,  tatmin  olunabilmesi  açısından  zorunlu  olarak  açıklamalarımız  yine  de  bu  zemin  için  oldukça  uzun  ve  yer  kaplayan  olacaktır.  Bilindiği  gibi  Salat :  Destek  olmak,  arka  çıkmak,  omuz  vermek,  sorunları  paylaşmak,  sırtlamak,  giderilmesine  yardımcı  olmak,  dayanışmak,  çağırmak,  yardım  istemek,  dua  etmek  olarak  anlamlandırabileceğimiz  ve  Rabbimizin  Hud  Sûresinin  87. ayetinde  de  “ Onlar  dediler  ki  :  “  Ey  Şuayb !  Atalarımızın  taptıklarını  veya  mallarımızda  dilediğimizi  yapmayı  terk  etmeyi  sana  senin  salatın  /  dinin  mi  emrediyor. Şüphesiz  sen  yumuşak  huylusun  ve  aklı  başında  birisin. “ ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  insanlık  tarihi  boyunca  bütün  toplumlara  hedef  kılarak  görev  yüklediği  bir  kavramdır.  Salatın  çoğulu  da  salavat  tır.  Aynı  zamanda  salat,  toplumun  ve  bireylerin  eğitim,  sosyal  ve  ekonomik  sorunlarına  destek  olmak,  omuz  vermek  ve  giderilmesinde  katkıda  bulunmaktır.  Bundan  dolayı  da  salat  dinin  temelidir,  imanın  amel  / eylem  /  fiil  olarak  dışa  yansımasıdır. Ayette  görüldüğü  gibi  de  salat  sözcüğü  “ dini “  temsil   etmektedir.  Tıpkı  yüz  ifadesinin  bedenin  tümünü  temsil  ettiği  gibidir.  Ama  toplumumuzda  yanlış  bilindiği  gibi,  asla  sadece  namaz  demek  değildir.

Salatın  birçok  yönü  bulunmaktadır  ama  bu  zeminde  biz  sizin  sorunuzun  özünü  oluşturduğu  için,  Ala  Sûresinin  14 – 17. ayetlerinde  “  Arınan,  Rabbinin  adını  anıp  da  salat  eden  / mali  yönden  ve  zihinsel  açıdan  destek  olan,  toplumu  aydınlatmaya  çalışan  kimse  kesinlikle  kendini  kurtarmıştır. “  ifadeleriyle  yapılan  öğüde  binaen  bireylerce  salatın  ikame  edilmesi  ayrıntılarında  size  açıklamalarda  bulunmaya  çalışalım.

Ayette  belirtildiği  gibi,  mali  yönden  salat  eden,  /  zekât  veren,  malını  infak  eden /  başkalarıyla  paylaşan  kimse  kendini  Allah  katında  kurtaranlardandır.  Onlar,  Allah’ın  ayetlerle  müjdelendirdiği  azap  görmeyecek  olan  mümin  kullarıdır.  Malın  ve  sahip  olunan  paranın  zekâtının / vergisinin  verilmesi,  yetimlerle  veya  muhtaç  olanlarla  paylaşılması,  kazanılan  ve  elde  edilen  malın  ve  paranın  temizlenmesi,  saf,  arı,  duru  hale  getirilmesi  ve  Allah’a  şükrün  eda  edilmesi  anlamını  taşımaktadır.

Peygamberimize  Mekke’ de,  hicretinden  önce  vahyedilen  ayetlerin  çoğunda  “ salat “  sözcüğü  doğrudan  yer  alırken,  Medine’ ye  hicret  etmesinden  ve  orada  daha  sonra  bir  devletin  oluşumu  ile  devlet  ve  toplumsal  düzene  geçilmesi  zorunluluğunun  ardından,  inen  ayetlerde  “ Salatın  İkamesi  “  ifadeleri  yer  almaya  başlamıştır.  Salatı  İkame  etmek :  Kur’anımızda  Hacc  35,  Bakara  277,  Lokman  2 – 5,  gibi  birçok  ayette  olduğu  gibi  Bakara  Sûresinin  110. ayetinde  de  “  Ve  siz  salatı  ikame  edin,  zekâtı  verin.  Kendiniz  için  önceden  her  ne  iyilik  yaparsanız,  Allah  katında  onu  bulursunuz.  Şüphesiz  Allah  yaptıklarınızı  en  iyi  görendir. “  ve  yine  İbrahim  Sûresinin  31. ayetinde  de  “  İman  eden  kullarıma  söyle,  salatı  ikame  etsinler  ve  alış  veriş  ve  dostluğun  olmadığı  bir  günün  gelmesinden  önce,  kendilerini  rızıklandırdığımız  şeylerden  açık  ve  gizli  olarak  Allah  yolunda   harcamada  bulunsunlar. Yakınlarının  nafakalarını  temin  etsinler. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  bütün  “  Salatı  ikame  edin “  ifadelerinin  yer  aldığı  ayetlerde,  hemen  arkasından  “  Zekâtı  da  verin “    ifadeleri  yer  almaktadır. Bunun  nedeni  ise,  bireysel  ve  toplumsal  açıdan  mali  destek  olmadan  salatın  ikame  edilemeyeceği,  yani  parasız,  mali  yardımsız  oluşturulamayacağı  ve  yaşatılamayacağı  gerçeğidir.  Dolayısıyla  Salatın  ikamesi  lafla  olmaz,  sahip  olunan  değerlerin  fazlasından,  mutlaka  harcama,  kendinden  fedakârlık  ve  infak  etmek / vermek  ile   paylaşılması  gerekir.  Öncelikle  toplumun  yönetim  yetkililerince  zekâtın  / verginin  toplanması,  adil  bir  şekilde  kullanılması  sonucunda  Salatı  ayağa  kaldırmak,  yeniden  diriltmek,  adil  bir  koordinasyon  ile  salatın  yerine  getirilmesi  sağlanmalıdır.  Bu  çerçevede,  toplumda  salat  müessesesinin  oluşturulması,  toplumun  eğitimle  aydınlatılması  bunun  için  de  destek  kurumlarının  tesis  edilmesi,  eğitim  ve  toplumda  sosyal  ve  ekonomik  yardımlaşma  olanaklarının  sağlanması,  bugünkü  anlamıyla,  yöneticiler  tarafından  toplanan  zekâtlarla /  vergilerle,   fabrikalar  kurularak  yeterince  iş  sahalarının  açılması,  eğitim  kurumları  okulların  inşa  edilmesi,  sosyal  güvenlik,  yardımlaşma  ve  dayanışma  ile  bakım  kurumlarının  oluşturulması,  salatın  yönetim  sorumluları  tarafından  ikamesinin  başlıca  çalışmalarındandır. Kişilerin,  bireylerin  de  sorumluluk  bilinciyle  bu  yükümlülük  ve  çalışmalara  maddi  ve  manevi  olarak  katılmalarının  gerekliliğidir.  Yani  Müslüman  toplumundaki  bütün  bireyler  vergilerini  çalmadan  eksiltmeden  gerektiği  kadarıyla  Devlete  verecekler,  Devlet  yetkilileri  de  bu  topladıkları  vergileri  çalmadan,  gereksiz  yerlere  harcamadan,  israf  etmeden  sosyal  ve  ekonomik  yatırımlar  için  kullanacaklardır.

Kur’anda,  bu  kadar  net  olarak  birçok  ayetle  açıklanmasına  rağmen,  Salatın  ikamesi  ifadesinin  geçtiği  ayetlerde,  çeviri  meallerinin  çoğunda  toplumumuza   “  Namazın  dosdoğru  kılınması  "  şeklinde  meallendirilerek  yanlış  aktarılmıştır. Halbuki  bu  tür  ayetlerde   arkadan  gelen  zekâtı  /  vergiyi  verin  denilen  para  ile  namazın  herhangi  bir  ilişkisi  yoktur.  Namaz,  doğrudan  doğruya  kişinin,  para  ilişkisi  olmadan  Allah  ile  girdiği  diyalogla  ilgili  bir  kulluk  şeklidir.  Oysa  gerçekten  salatın  ikame  edilmesi  için  paraya,  maddi  katılımlara  ve  desteklere  ihtiyaç  vardır. İnsanların  hayatlarını  sürdürebilmeleri  için,  huzur  ve  mutlulukları  için,  fabrikalara,  iş  alanlarına,  eğitim  kurumlarına,  sosyal  güvence  kurumlarına  ihtiyaç  vardır.  Bunların  kurulabilmesi  için  de  yönetimlerin,  o  toplumda  yaşayan  bireylerce,  maddi  olarak  desteklenmesi  gerekir. İşte  bu  da  bireylerin  vermesi  gereken  zekâttır /  vergidir.  Bu  da  bireyler  için  salatı  ikame  etmenin  mali  yönüdür.  Ancak  toplumsal  olarak  bilmeliyiz  ki  bize  öğretildiği  gibi  ve  özellikle  Ramazan  aylarında  Ulema  ve  Din  görevlilerinin  aktardığı  gibi  “  malın  veya  servetin  kırkta  birinin  verileceği  “  gibi  zekât  uygulaması  da  Kur’anda  yoktur.  Bu  uygulama  yanlış  olarak  bize  aktarılmış  ve  aslında  Kur’an  ayetlerinin  öğütlerini  reddeden  Mekke   müşriklerinin  uygulamasıdır.  ( Zekât,  İnfak,  Sadaka  Nedir?  başlıklı  makalemizde  daha  geniş  bilgi  bulabilirsiniz. )

Müminler,  bireysel  olarak  salatın  her  yönüyle  yükümlüdürler. Bunun  için  müminler  önce  salatın  eğitim  ve  öğretim  yönüne  yönelip,  kendileri  için  hidayet  rehberi  olarak  ve  öğüt  alsınlar  diye  indirilmiş  olan  Kur’anı  anladıkları  dilden  okumalı  ve  tefekkür  etmelidirler,  buna  göre  de  yükümlülüklerini  yerine  getirmelilerdir.  Önce  kendi  olumsuzluklarından,  yanlışlarından  kurtulup,  arınmalı,  temizlenmeli,  sonra  her  konuda  olduğu  gibi,  salatın  ikamesi  konusunda  da  en  yakınlarından  başlayarak  öğrendiklerini  çevresi  ile  paylaşmalıdırlar.  Ardından,  salatın  maddi  ve  mali  yönüne  fiili  olarak  yönelmeli,  yardım  ve  destek  kurumlarının  oluşmasında,  bireysel  sıkıntıların  giderilmesinde,  mali  yönlerden  katkıda  bulunmalı  ve  görevler  üstlenmelidirler. Yönetici  konumundaki  müminler  de,  Kur’an  adaleti  ve  hakkaniyeti  ölçüsünden  asla  ayrılmamalı,  görev  dağılımını  ve  harcamalarını  adalet  ve  ehliyet  esasına  göre  yapmalıdır. Yetimin  ve  kamunun  haklarına  el  koyarak  Maun  mücrimi  olmamalıdırlar.

Salatın  bireysel  olarak  yerine  getirilmesinin  en  önde  gelen  unsurlarından  biri  olan  ve  özellikle  de  ülkemizde  bilhassa  Ramazan  ayında   ihtiyacı  olanlara  verilecek  sadaka  ve  yardımlarla  yoğunlaşan  İnfak,  malın,  paranın,  Allah  yolunda   canın  harcanması,  tüketilmesi  demektir. (  Lisanül  Arab )  Bir  terim  olarak  ise,  başta  yakınlar  olmak  üzere,  yoksul  ve  muhtaç  olanlara,  insanlara  para,  erzak  veya  giyecek  yardımı  yaparak  onların  sıkıntısını  azaltmaktır. Bu  sözcüğün  türevlerinden  olan  “ nafaka “  sözcüğü  ise,  yenilerek,  içilerek,  giyilerek  tüketilen  zorunlu  tüketim  maddelerinin  ismidir. Bu  nedenle  Kur’anın  konu  ettiği  “  infak  “  ifadelerinin  anlamı,  “  hem  Allah  yolunda  harcamak  “  hem  de  “ nafakalandırmak “  olarak  ihtiyacı  olanlar  için  tüketim  maddelerini  sağlamak  anlamlarında  karşımıza  çıkar.  Bakara  Sûresinin  261. ayetinde “  Mallarını  infak  eden  /  Allah  yolunda  harcayan / başta  yakınları  olmak  üzere  başkalarının  nafakalarını  sağlayan  kimselerin  örneği,  yedi  başak  bitiren  ve  her  başağında  yüz  adet  tane  bulunan  tane  örneğidir.  Allah  dilediğine  katlar.  Ve  Allah  bilgisi  ve  rahmeti  geniş  ve  sınırsız  olandır,  çok  iyi  bilendir. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  bazı  ayetlerde  de  her  iki  anlam  birlikte  yer  alır.

İnfak  etmek,  aslında  aynı  zamanda  bir  şükürdür.  Yani  Allah’ın  verdiği  nimetlerin,  değerlerin  karşılığının,  o  nimetlerin  ve  değerlerin  bir  kısmı  ile  ihtiyacı  olanlara  dağıtarak  veya  vererek  ödenmesidir. Şükür  sözcüğü  Kur’anda  74  kez  değişik  ayrıntıları  ve  örnekleri  ile  ele  alınarak  açıklanıp  üzerinde  çok  durulmuş  ve  doğru  anlaşılması  gereken,  Müslüman’ın  imanının  gereği  olarak  aslında  salat  kavramı  içerisinde   bireysel  olarak  yerine  getirilmesi  istenen  temel  görevlerinden  biridir.  Bundan  dolayıdır  ki  örneğin  Furkan  Sûresinin  62. ayetinde  “  Ve  O,  öğüt  almayı  veya  şükredenler  / kendisine  verilen  nimetlerin  karşılığını  ödemeyi  dileyen  kimseler  için  gece  ile  gündüzü  birbiri  ardınca  getirendir. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  birçok  ayette  de  dile  getirilmektedir  ki,  inananlar,  sahip  oldukları  nimetlerin  karşılığını  ödediklerinde,  yaptıkları  yardımlarla  ihtiyacı  olanların  ihtiyaçlarını  giderdiklerinde  aynı  zamanda  gece  gündüz,  yani  sürekli  “  şükredenler “  olarak  nitelendirilmişlerdir.  İbrahim  Sûresinin  7. ayetinde  de  “  Rabbiniz  ilân  etmişti :  Andolsun  ki  şükrederseniz  /  sahip  olduğunuz  nimetlerin  karşılığını  öderseniz,  elbette  size  arttırırım  ve  eğer  nankörlük  /  iyilik  bilmezlik  ederseniz  hiç  şüphesiz  azabım  çok  çetindir. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  bazı  ayetlerde  “ şükür “  sözcüğü  ile  zıt  anlamda  olarak  kullanılan  “  küfran “  sözcüğü  de  yine  müminin  asla  yapmaması  gereken  bir  davranış  olarak  “  nankörlük “  anlamında  yer  almaktadır.

Arapçada  Dini  açıdan  Şükür :  Allah’ın  kendilerine  verdiği  nimetlere  karşı,  insanların   bu  nimetlerin  karşılığını  Allah’a  ödemesi,  o  nimetlerin  bir  kısmını  Allah  rızası  için  insanların  yararlanabilmesi  adına  kullanması,  harcaması,  feda  etmesi   infak  etmesi  demektir.  İnsanın  Allah’a  şükretmesi,  karnını  tıka  basa  doyurduktan  sonra   “  Elhamdülilah  yarabbi  şükür “  deyip,  ağız  alışkanlığı  olarak  kuru  bir  laf  sözcüğü  ile  sofradan  kalkmakla  olmaz.  Neml  Sûresinin 73. ayetinde  “  Ve  hiç  şüphesiz  senin  Rabbin,  insanlara  karşı  büyük  armağan  sahibidir.  Velâkin  onların  çoğu  şükretmiyorlar  /  sahip  olduklarının  karşılığını  ödemiyorlar. “  Zümer  Sûresinin  66. ayetinde  “  Yalnız  Allah’a  kulluk  et  ve  sahip  olduğun  nimetlerin  karşılığını  ödeyenlerden  ol. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  Allah’ın  insanlara  verdiği,  bahşettiği  sınırsız,  sayısız  nimetlerin  karşılığının  mutlaka  ödenmeye  çalışılması  istenerek,  inanmış  insanların  ve  bireysel  olarak  salat  etmenin  temel  bir  görevi  yerine  konulmaktadır.  Üstelik  de  Kur’anımızda ;

MEARİC  19 – 31  :  Şüphesiz  insan  dayanıksız  ve  huysuz  oluşturulmuştur.  Kendisine  kötülük  dokundu  mu  sızlanır.  Kendisine  hayır  dokundu  mu  da  küçük  bir  yardımı  engeller.  Ancak  salat  edenler  bunun  dışındadır.  Salatçılar  ki  salatlarını  sürdürenlerdir.  Kendi  mallarında,  isteyen  ve  istemekten  utanan  yoksullar  için  belli  bir  hak  olan  kimselerdir….”

FATIR  29 – 30  :  Hiç  şüphesiz  Allah’ın  kitabını  okuyan,  salatı  ikame  eden  ve  kendilerini  rızıklandırdığımız  şeylerden  gizli  ve  açık  olarak  Allah  yolunda  harcama  yapan  şu  kimseler,  Allah  ödüllerini  arttırsın  diye  böyle  yaparlar.  Şüphesiz  Allah  çok  bağışlayandır.  Şükrün  karşılığını  verendir.

Uyarılarının  yanı  sıra  Hicr  Sûresinin  9. ayetinde  de  “   Hiç  kuşkusuz  Biz,  o  Öğüt’ü  /  Kur’anı  Biz  indirdik  Biz.  Ve  kesinlikle  Biz,  onun  için  koruyucularız. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  vurgu  üstüne  vurgu  yapılarak,  Zikri  bizzat  Allah’ın  indirdiği  ve  onu  kesinlikle  koruduğu  ve  koruyacağı  bildirilmektedir.  Bundan  dolayı  da  bireysel  olarak  farkında  olmamız  ve  yerine  getirmemiz  gereken  de  vahyin  izlenmesi  ve  korunması  da  bir  tür  salattır  ve  yükümlülüktür. Bu  korumanın  sebebi  de  öğüdün  / zikrin  /   Kur’anın  kullar  tarafından  yaşanmasının  gereğidir.  Bu  nedenle  de  Allah’ın  zikri  koruması  kullar  eliyle  gerçekleşecektir. Bu  da  Müminlerin  Kur’ana  arka  çıkması,  anlayarak  okuması,  bellemesi  ve  birbirine  tebliğ  etmesi,  yani  salatın  eğitim  öğretim  yönünün  hayatta  /  ayakta  tutulması  ile  sağlanacaktır.

Salat’ın  bireyler  için  bir  de  Tazarrulu  dua  /  alçak  gönüllülükle  saygı  göstererek  dua  etme  olan  ve  namaz  denilen  yönü  vardır. Mümin  Sûresinin  60.  ayetinde  “  Ve  sizin  Rabbiniz  “  Bana  yalvarın,  dua  edin  ki  size  karşılık  vereyim. “  denildiği  gibi,  bu  da  Allah’ın  yardımını  / desteğini   istemek,  niyaz  etmek,  gönül  kapısını  açıp,  O’nunla  konuşmaktır. Yine  Bakara  Sûresinin  186.  ayetinde  “  Ve  kullarım  sana  Benden  sordukları  zaman,  biliniz  ki  şüphesiz  Ben  çok  yakınımdır. Bana  yakarınca,  yakaranın  yakarışına   cevap  veririm.  O  halde  onlar  da  Benim  davetime  uysunlar.  Bana  inansınlar. “  ifadelerinde  görüldüğü  gibi  Rabbimiz  kullarına  vereceği  yardımı,  desteği,  “ Bana  dua  edin  ki,  benden  isteyin  ki  size  karşılık  vereyim,  destek  olayım  “  diyerek  doğrudan  Kendisine  dua  edilmesi  ve  istenmesi  şartına  bağlamıştır.  Buradan  çıkarılması  gereken  sonuç,  duayı  ancak  Allah’ı   hakkıyla  tanıyıp  takdir  edenlerin  yapabileceği  gerçeğidir.  Çünkü  kişinin  öncelikle  nasıl  bir  ilâha  yalvaracağını  bilmesi  ve  bunun  için  de  Kur’anı  anladığı  dilden  okuyarak  Allah’ını  buradan  tanıması  gerekir.  Böyle  yapılmayan  dualar  yanlış  adrese  gönderilen  dilekçeler  gibidir.  Hem  yerine  ulaşmaz,  hem  de  istek  karşılık  görmez.

Ankebut  Sûresinin  45. ayetinde  “  Sen  sana  Kitaptan  vahyedileni  oku  ve  salatı  ikame  et. /  O’nun  arkasından  giderek  ona  desteğini  ayakta  tut.  Kesinlikle  salat /  Vahyin  arkasından  giderek  ona  destek  olmak  aşırılıktan,  kötülükten  alıkoyar.  Ve  Allah’ın  zikri  /  anılması  /  Kur’anın   okunması   elbette  ekberdir  / daha  büyüktür.  Ve  Allah  yapıp  ürettiğiniz  şeyleri  bilir. “  ifadeleriyle  de  salatın  yararları  ana  hatları  ile  anlatılmaktadır.

Salatın  ikame  edilip,  ayakta  tutulduğu,  muhafaza  edildiği,  elbirliği  ile  korunduğu,  bireylerinin  bu  bilince  ulaştığı  toplumlarda  hırsızlık,  uğursuzluk,  namussuzluk,  ahaksızlık,  yolsuzluk  olmaz.  Salat  bireylerin  ve  toplumların  geleceğe  ve  sonraki  kuşaklara  yatırımıdır.  Herkes  eğitimden,  sağlık  hizmetlerinden,  iş  hayatından  ve  ekonomiden  kendi  hakettiği  payını  alır.  İyilik  güzellik  üreten  bireyler  ve  bu  bireylerden  oluşan  toplumlar  da  Allah  katında  doğru  yolda  olanlar  olur. Böyle  toplumlarda  insanlar,  mutlu,  huzurlu,  ruhsal  ve  bedensel  olarak  daha  sağlıklı,  bugününden  ve  yarınından  emin  olurlar.  Ahiret  hayatları  da  kurtulmuş  olur. 

Günümüze  baktığımız  zaman,  yetim  hakkı  yiyen,  zekâttan / vergiden  çalan,  insanlara  zulüm  eden,  hayırdan,  sadakadan,  infaktan  uzak  duran,  Kur’anın  mealini  anlamak  için  okuma  çabasında   olmayan  ve  Allah’ın  zikrinden  uzak  duran,  dünya  hayatını  tamamen  ön  planda  tutan,  salatı  da  namaz  diyerek  dar  bir  çerçevede  daraltarak  gösterişle  namaz  kılan  insanlar  için  de  “  onların  salatı  sadece  yatıp  kalkmaktan  ibarettir “  denilebilir.  Hücurat  Sûresinin  14.  ayetinde  “ Bedevi  Araplar   inandık  iman  ettik  dediler.  De  ki  :  Siz  inanmadınız,  ama  eslemna  / İslamlaştık,  sağlamlaştırdık  deyin.  İman  henüz  kalplerinize  girmedi .“  denildiği  gibi,  Kur’anı  anladığımız  dilde,  mealini,  tefsirini,  düşünerek,  öğüt  alarak,  okumadan,  O’nun  terbiyesine  girmeden,  Allah  Resulü  gibi  Kur’ana  tabi  olmadan  iman  etmiş  olmak,  sadece  beş  vakitte  ne  yaptığımızın  şuurunda  olmadan  namaz  kılmak,  bizi  Bedevi  Araplarının  durumlarından  farklı  bir  hale  getirmez. Biz  de  ülke  olarak,  bireyler  olarak  adalete,  mutluluğa,  barışa,  huzura  ve  Allah  katında  zafere,  Dünya  ve  Ahiret  hayatındaki  güzelliklerin  tümüne,  ancak  bireysel  ve  toplumsal  olarak  Kur’ana   ve  salata   gerçek  anlamında  yönelebildiğimiz  ölçüde  sahip  olabiliriz.

Değerli  Kardeşim !  Sonuç  olarak  dileğiniz  üzerine  yukarıda  ana  hatlarıyla  anlattığımız  ayrıntılardaki  Kur'an  ayetlerini  okuyarak,  akılda  tutarak,  içselleştirerek  ve  hayatınızın  rehberi  edinerek  kapasiteniz  ölçüsünde  yakınlarınızın,  çevrenizdeki  insanların  sıkıntılarını  maddi  ve  manevi  paylaşmalarınızla  gidermeye  çalışarak,  tatlı  dille  güler  yüzle  gönüller  alarak,  selamlaşarak,  hasta  ve yaşlıları  ziyaret  ederek,  verilmesi  gereken  vergileri  sadakaları  zamanında  vererek,  öğrendiğiniz  Kur'an  ayetlerini  eğitim  açısından  başkalarıyla   paylaşarak  gereklerini  yerine  getirmeye  çalışabilirseniz,  salatın  ikamesi  için  yükümlülüklerinizi  yerine  getirmiş  olabilirsiniz. Bu  yolda  sistem  de,  metot  da,  usül  de,  ölçü  de  daha  bir  çok  ayette  olduğu  gibi  yukarıdaki  anlatımlarımızda  ana  hatlarıyla  yer  verdiğimiz,  bize  öğüt  olması  bakımından  yapın  veya  yapmayın  dediği  Kur'an  ayetlerindedir. Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve   Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !....Bu  vesileyle  Tekirdağ /  Çorlu  da  yaşayan  kardeşlerimize  de  selam  olsun. !...

Yanıtlar

Göksel Ç.      26-03-2024  

Soruma yanıt verdiğiniz için teşekkür ederim. Hocam etraflıca vermiş olduğunuz cevapla kafamda konu hayli netleşmiş oldu. Şimdi ayetlere bu gözle bakacam icsellestirip gereğini kendi kapasitem nispetinde yerine getirmeye calisacam. Ellerinizden öperim

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET