TÜM SORULAR

Soru

İsmet Y.   06-03-2024   256

Sizin bazı yazılarınızı okudum. Kendim de fırsat buldukça Kur'anı doğru anlamak üzere Türkçe mealinden okumaktayım. Ancak birçok ayette de çıkmazlara giriyorum ve tereddütle ne denildiğini tam olarak anlayamıyorum. Mesala Hud Suresinin 17. ayetinde Ondan hiç şüphen olmasın diye bir ifade geçmektedir. Peygamber mi şüphe etmeyecek, neden şüphe etmeyecek, biz mi şüphe etmeyeceğiz. Peygamber kendisine indirilen Kur'andan şüphe edebilir mi. Açıklarsanız sevinirim.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      06-03-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti   üzerinize  olsun !

Kur’an  ayetlerinin  daha  doğru  ve  gerçekçi  olarak  anlaşılabilmesi  için,  tereddüt  edilen  herhangi  bir  ayeti  tek  başına  değil  de  içinde  bulunduğu  paragraf  bütünlüğü  içinde,  önündeki  ve  ardındaki  ayetleri  de  göz  önünde  bulundurarak  okunması  ve  bütünlük  içerisinde  sözcüklerin  değerlendirilmesi  gerekir. Siz  de  Hud  Sûresin  17.  ayetindeki  anlatımlar  içerisinde  özünde  “  Ondan  hiç  şüphen  olmasın “  ifadesinin  uyarı  niteliğindeki  gerçek  karşılığı  ile,  bu  uyarının şüphe  etmemesi  gereken peygambere  mi,   peygamber  kendisine  indirilen  Kur'andan  şühe  eder  mi,  inkârcıların  çekeceği  azaptan  mı  şüphe  edilmeyecek,  biz  Müslümanların  Kur’andan  şüphe  etmemesi  mi  istenmektedir  olduğuna  yönelik  çok  haklı  olarak  bir  soru  yönelttiğiniz  için  Kur’anı  sorgulayan  bir  kardeşimiz  olarak  size  teşekkür  ederim.

Bu  ayetin  daha  doğrusu  ve  gerçeği  ile  anlaşılabilmesi  için,  Hud  Sûresindeki  konu  bütünlüğünün 17.  ayetine  gelinceye  kadar  13.  ayetinden  başlayan  anlatım  bütünlüğüne  göre ;

Hud  13  :  Aslında  onlar,  “  Onu  kendisi   uydurdu “  diyorlar.  De  ki :  Öyleyse,  eğer  dorulardan  iseniz,  uydurma  da  olsa,  benzeri  on  sûre  getirin,  Allah’ın  astlarından  gücünüzün  yettiği  kişileri  de  çağırın.

Hud  14  :  Yok  eğer  bunun üzerine  onlar,  size  cevap  vermedilerse,  artık  bilin  ki  Kur’an  ancak  Allah’ın  bilgisiyle  indirilmiştir.  Ve  ondan  başka  ilâh  diye  bir şey  yoktur.  Artık  siz  Müslüman  oluyor  musunuz ?

Hud  35  :  Ya  da  onu  uydurdu  diyorlar.  De  ki  :  Eğer  onu  ben  uydurdum  ise  vebali  benim  üzerimedir.  Ben  se  sizin  işlediğiniz  suçlardan  uzağım.

Hud  15  :  Her  kim  basit  dünya  hayatını  ve  süsünü isterse,  yaptıklarının  karşılığını,  ona  hiç  eksiltmeden,  burada  tastamam  veririz. Onlar  orada hiç  zarara  uğratılmazlar.

Hud  16  :  İşte  onlar  kendileri  için  ahirette  ateşten  başka  bir  şey  olmayanlardır.  Yapıp  ürettikleri  de  orada  boşa  gitmiştir. Yaptıkları  şeyler  de  kaybolup  gitmeye  mahkûmdur.

Şeklinde  ele  alındığını  görüyoruz. Rabbimiz  burada  tüm  inananlara  hitap  etmekte  ve  Kur’anın  Allah’tan  indirme  olduğunu  kabul  etmeyen  inkârcıların  bir  önceki  ayette  yapılan  meydan  okumaya  cevap  vermemeleri  durumunda  müminlere  inkârcılardan  artık  teslim  olmalarını  istemelerini   emretmektedir. Bu  ayetlerde  Rabbimiz,  dünya  hayatını  ve  süsünü  kendilerine  amaç  edinmiş  ve  ömürlerini  bu  kazanımlara  adamış  dünya  süsüne  aldananları  uyarmakta  ve  onların  Ahirette  ateşten  başka  bir  şeyleri  olmayacağını  açıklamaktadır.  Ne  var  ki  bazı  kıt  düşünceliler  bu  ilkenin  özünü  kavrayamadıkları  için  yanlış  yargılara  kapılmakta,  yaptıkları  bir  kısım  iyilikler  nedeniyle  Allah’ın  kendilerini  ayrıcalıklı  olarak  mal,  mülk,  makam,  refah  ile  sevindirdiğini  sanmaktadırlar.  Böyle  sandıkları  için  de  dünya  kazanımlarını  elde  etmek  için  gösterdikleri  çabalarla  boş  yere  övünüp  durmaktadırlar. Oysa  Rabbimiz,  bu  kimselerin  yanlış  ve  boş  değerlendirmelerini  reddetmekte  ve  amellerin  ancak  iman  ile  birlikte  olması  halinde  değerli  olabileceğine  işaret  etmektedir.  Yapılan  işleri  değerli  kılacak  olan  asıl  gerçekçi  amellerin  geçici  dünya  için  değil,  gerçek  Ahiret  yurdu  için  yapılmış  olması  gerektiğine  işaret  edilmektedir. Ardında  da  aynı  Sûrenin  54.  ayetinde  de  “  Sen  şimdi  onları  bir  zamana  kadar  sapkınlıkları  ile  baş  başa  bırak. “  diye  Peygamberimize  yol  gösterilmektedir.

Hud  Sûresinin  17.  ayetine  geldiğimiz  zaman  da   Diyanet  Vakfının  yaptığı  meallendirme  çalışmasında  :  “  Rabbi  katında  açık  bir  delile  dayanan  kimse,  yalnız  dünyalık  isteyen  kimse  gibi  midir ?  Kaldı  ki,  bu  delili  Rabbinden  bir  şahit / Kur’an  ve  bir  de  ondan (  Kur’andan )  önce  bir  önder  ve  bir  rahmet  olarak (  indirilmiş )  olan  Musa’nın  Kitabı ( Tevrat  )  desteklemektedir. İşte  bunlar  ona (  Kur’ana )  inanırlar. Gruplardan  her  kim  onu  inkâr  ederse,  ateş  onun varacağı  yerdir.  Ondan  hiç  şüphen  olmasın.  Şüphesiz  o,  Rabbin  tarafından ( bildirilmiş )  gerçektir.  Fakat  insanların  çoğu  inanmazlar. “  şeklinde  olduğunu,  adeta  burada  inkârcı  grupların  Cehennem  ateşiyle  muhatap  olunacağından  şüphe  edilmemesi  gereği  sonucu  çıkmaktadır. Diğer  birçok  müfessirin  de  sizin  dikkat  çektiğiniz  gibi  örneğin : 

Ahmet  Hulusi  Meali  :…… ondan  bir  kuşku  içinde  olma….

Ahmet  Varol  Meali  :  … … bundan  hiç  şüphen  olmasın…..

Ali  Bulaç  Meali  :………öyleyse  bundan  kuşkuda  olma……

Elmalılı  Hamdi  Yazır  Meali  :  sakın  bunda  şüpheye  düşme

Hasan  Basri  Çantay  Meali  :  Sen  de bundan  şüphe  içinde  olma

Ömer  Nasuhi  Bilmen  Meali  :   Artık  ondan  bir  şüphede  bulunma

İfadelerinde  gördüğümüz  gibi  kiminde  Kur’andan  şüphe  edilmemesi,  kiminde  peygamberin  Kur’andan  şüphe  etmemesi  gibi  sonuçlar  çıkabilmektedir.

Ayetin  orijinalinde  yer  alan  “ Felâ  tekû  fiy  miryetin  minhu “  Arapça  ifadelerin,  neredeyse  bütün  müfessirlerce  sözcük  anlamlarıyla  doğrudan  doğruya   “  şüphen,  kuşkun  olmasın “ şeklinde  meallendirildiğini  görmekteyiz. Biz  Araştırmacı  Yazar  Hakkı  Yılmaz’ın  meallendirmesine  bakacak  olursak ;

Hud  Sûresi  17  :  Artık  Dünyayı  isteyenler,  hiç  Rabbinden  açık  bir  belge  üzerine  olan  ve  kendisine  Rabbinden  bir  şahidin  takip  ettiği  ve  de  önünde  bir  önder  ve  rahmet  olarak  Musa’nın kitabı  bulunan  kimse  gibi  midir ?  İşte  böyle  olanlar,  Kur’ana  inanırlar.  Hangi  karşıt  gruptan  olursa  olsun  kim  Kur’anı  örtbas  ederse,  ona  vaat  edilen  yer  ateştir.  İşte  bütün  bunlardan  dolayı  sen  de  Kur’andan  eksik  bilgi  içinde  olma.  Kesinlikle  o,  rabbinde   bir  haktır. / gerçektir.  Fakat  insanların  çoğu  iman  etmiyorlar.

Şeklinde  olduğunu  ve  “  Şüphe  etmek “  ifadesinin  doğrudan  doğruya  yer  almadığını  görüyoruz. Bu  ayette  aslında,  geçici  dünya  çıkarları  uğruna  Kur’anın  mesajını  reddederek  dünya  güzelliklerine  aldananlar  ile  kılavuza / Kitap  ve  elçiye  uyan  kimseler  arasında  bir  mukayese  yapılmakta  ve  hangi  hizipten  olursa  olsun  inkârcı  dünya  nimetlerine  aldananların  sonunun  ateş  olacağı  ilân  edilmektedir.  Ayette  kıt  akıllı  dünya  güzelliklerine  tapanlar  ile  mukayese  edilen  düzgün  örnek,  kendi  öz  varlığında  ve  tüm  Kâinat  düzeninde  Allah’ın  birliğine  ve  Ahirete  dair  apaçık  delilleri  gören  kimselerdir. “  Kendinden  önce  bir  önder  ve  rahmet  olarak  Musa’nın  kitabı  bulunan  kimse  midir ? “  ifadesiyle  de  özellikle  o  bölgede  yaşayan  Yahudilere  yönelik  olarak  Kur’anın  indirilmesinden  önceki  Ehlikitaptan  inanmış  kimselere  işaret  edilmektedir.

Ayetin  sonunda   aslında  inkârcılar  ne  kadar  inkâr  ederlerse  etsinler,  bilgi  bakımından  eksiklik  hissetmeden  peygamberden / elçiden  “  görevini  kuşku  duymadan “  selim  akılla  yılgınlık  duymadan  sürdürmesi   istenmektedir.  Bu konuda  Fatır  Sûresinin  8.  ayetinde  de  benzer  şekilde “  Onun  için  kötü  ameli  kendisine  süslü  gösterilen  sonra  da  onu  güzel  gören  kişi  mi ?  Şüphe  yok  ki  Allah  dilediğini /  dileyeni  şaşırtır,  dilediğine /  dileyene  de  kılavuzluk  eder.  Onun  için  canın  onlara  karşı  hasretlerle /  üzüntülerle  sıkılıp  gitmesin.  Şüphesiz  Allah, onların  yapmakta  olduklarını  çok  iyi bilendir. “  denilmektedir. Dolayısıyla  bu  ayet  grubundaki  ifadelerle  “  Peygamberimizin  görevinden  veya  Kur’an  ayetlerinden  şüphe  duymasından “  değil,  o  zamanın  müşriklerinin,  bugünün  inkârcıların  şüphesinden  söz  edilmektedir.  Peygamberimize  de  aslında  Kur’andan  eksik  bilgi  içerisinde  hareket  etmemesi,  onların  inkârlarından  dolayı  üzüntü  içerisine  girmemesi,  kendisini  sıkıntıya  sokmaması  uyarısı  yapılmaktadır. Tabiidir  ki  Kur’an  vahyi  ile  eğitilmiş  olan  Peygamberimizin,  asla  kendisine  indirilen  ayetlerden  şüphesi  olmaz.  Peygamberimizin  ardından  biz  Müslümanların  da  Kur'andan   asla  şüphesi  olmaz.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !....

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET