Kıymetli Hocam selamlar hürmetler... Hocam Kur'an'ın sanata ve sanatçıya bakışı nedir? Resim heykel müzik şiir gibi sinema tiyatro gibi sanat faaliyetleri ile uğraşmak bu ve benzeri sanatları meslek edinmek haram veya boş iş mdir? Sanatla uğraşan şeytanla yoldaşlık mı etmektedir? Gelenek dini veya günün şeriat anlayışının sanat ve sanatçıyla ilgili olumsuzlamaları doğru mudur? Kuran bize bu konuda nasıl bir kılavuzluk eder? Bu sorularıma yanıt verebilir misiniz? Ellerinizden öperim
Zeki Çelik.
10-09-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Kur’anımızda Neml Sûresinin 88. ayetinde “ Ve sen dağları görürsün, onları donuk durgun sanırsın. Oysa onlar her şeyi sapasağlam yapan Allah’ın suna’a / sanatı olarak bulutun yürümesi gibi yürümektedirler. Şüphesiz ki O, yaptıklarınıza tamamen heberdardır. “ ifadeleriyle sanattan ve en büyük sanatçı olan Allah’ın sanatının muhkem olduğundan söz edilir. Bir çok ve değişik ayetlerde de değişik sanat ve estetik güzelliklerin ayrıntılarına, örneğin “ Hüsn, Hasen, Ahsen, Latif, Tayyib, Bedi, Ziyne, Tezyin, Tasvir, Musavvir “ gibi bir çok değişik sözcükle suna’a / sanatın kapsamı içerisinde övülmesi ile örnekler gösterilerek yer verilir. Siz de maalesef günümüzün bir çok konudaki yanlış İslam anlayışı içerisinde, Kur'andaki Şeriat anlayışı ile yakından uzaktan ilgisi olmadığı halde, Din Ulemasının bazı yasaklamasıyla oluşmuş özellikle ve herhalde olumsuz tepkilerle yaklaşılan ve ardından bir çok Kur’anın dışında oluşturulmuş hadislerin ortaya konduğu, bu hadislerin etkisinde birtakım haram ve yasaklamaların getirildiği resim, heykel, müzik, şiir, sinema, tiyatro gibi sanat dallarında uğraşının, izlencesinin haram ve boş işler olup olmadığına yönelik oldukça kapsamlı bir sorular dizisi oluşturmuşsunuz.
Bu yanlış inançlar bağlamında toplumumuzun belleğine burada hepsine yer veremeyeceğimiz Kur’an dışında bir çok hadis ve rivayet yerleştirilmiş, örneğin resim olan odada namaz kılınmaz, o odaya melek girmez bile denilmiş, gerçekte putun ne olduğu bilinmediği halde anıt ve heykellere dayanaksız olarak put gözüyle bakılmış, bir çok yasak oluşturulmuştur. Oysa Kur’anda insanlar tarafından herhangi bir sanatın icrasını, resim ve heykel yapılmasını, müzikle uğraşılmasını doğrudan doğruya yasaklayan herhangi bir ayet veya ifade bulunmamaktadır. Aksine İslam dini, Allah’ın yaratması ile ne kadar fıtri bir özelliğe sahipse, müzik, resim, sanatın diğer dallarıyla Allah’ın yarattığı güzellikleri, mükemmelliği ortaya koymak ve sergilemek de insanın fıtri yapısı gereği o kadar tabii bir olaydır. Kehf Sûresinin 26. ayetinde “ Allah hükmüne kimseyi ortak etmez. “ denildiği gibi ve Nahl Sûresinin 116. ayetinde de “ Ve kendi dillerinizin yalan nitelemesi ile Allah’a yalan uydurmak için, şu helaldır, şu haramdır demeyin. Şüphesiz Allah’a yalan uyduran kimseler iflah olmazlar. “ ifadelerinde belirtildiği gibi, peygamber de ulema da dahil hiç kimse dinde hüküm koymaya, yasak olan şeyi helal kılmaya, helal kılınan şeyi de haram etmeye, yasaklamaya yetkili değildir.
Ancak İslam sanat anlayışının ve icra edilişinin, Kur’anla belirlenmiş olan ve sınırların çizildiği Tevhit / Allah'ı birleme, birşeyleri ve başkalarını ilahlaştırmama temelinde kendi prensiplerini ortaya koymuş olmasından dolayı ve temelinde tapınmak veya Allah’la rekabet etmek gibi niyetlerin öncelikle olmaması koşulunu da kabul edilmesi gerekir. Bu bağlamda tapmak veya Allah’ın yaratma kudretine, sanatına karşı rekabet niyeti taşınmıyorsa, Kur’anla belirlenmiş kurallara ve esaslara ters düşmüyorsa, heykel ve resim sanatı ile tasvirlerin yasak ve haram olduğu söylenemez. Zira Sebe Sûresinin 13. ayetinde “ Onlar Süleyman’a özel karargahlar, heykeller / resimler ve havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlardan her ne isterse yaparlar… “ ifadelerinde gördüğümüz gibi, eğer heykel ve resim yapmak Allah tarafından onaylanmıyor ve yasak olarak görülüyorsa, Allah Resulü Süleyman peygamber de inadına heykel ve resim yaptırabilir saray demeyelim de özel karargâhına, yaşadığı mekanına heykel koyabilir miydi ? Üstelik de Davut peygamber de dahil edilerek ayetin devamında bunların şükredilecek nimetler olduğu da belirtilmektedir. Öte yandan Bakara 138 ve Müminun 20. ayetlerinde boya, renk anlamındaki “ sıbga “ kökünden gelen ve “ sıbgatullah “ tamlaması şeklinde olan ifade de Allah’ın boyası, boyaması anlamlarına gelmektedir ve yani bir anlamda da resim, tasvir, tasarım, suret, renklendirme anlamlarına geldiği de düşünülebilir. Dikkat edilirse Rabbimiz de bütün Evreni boyalarla renklendirerek güzelleştirmiştir. Her şeyi canlı bir tablo gibi yaratmıştır.
Resim ve heykelin sanat eseri olduğu ve bu tür eserlerin sevgi ve saygıyla karşılanarak, putçuluk ve tapınma eylemi gibi yorumlanmaması gerekir. Hele hele zamanımızda heykellere ve resimlere put gözüyle bakıp da tapınanlar, o heykellerden yardım talep edenler kaldı mı ki ? Üstelik de put sadece heykele tapmak değildir ki, Allah’tan başka yüceltilen, tutkuyla bağlanılan her şey de aslında puttur. İnsanların oluşturduğu heykeller ve resimler ise onlar aslında insanlara aktarılan birer semboldür, hatırlatmadır, mesajdır, iyinin, doğrunun, güzelin, aynı zamanda da yaratmada Allah'ın büyüklüğünün gösterilmesidir. Çünkü hiç biri Allah’ın Mutasavverliği / Tasarlayarak, yaratarak, canlandırarak oluşturduğu gibi değildir, elbette ki sanatkârlar da Allah’ın lütfettiği akıl ve görme yetisiyle düşünerek zihinlerinde hazırladıkları, tasarladıkları, tasavvur ettikleri ve canlandırmaya çalıştıkları eserleri ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Ama ortaya koydukları eserlerin hiç birinde de Allah’ın yarattıkları malzemenin ve görüntünün dışında kendilerinin ürettikleri farklı bir şeyi, malzemeyi kullanmış değillerdir. Dolayısıyla Allah’ın Mutasavverliği ile bir sanatçının resim ve heykeli tasvir etmesi arasında farkın fark edilmesi ve düşünülmesi gerekir. Öte yandan aynı olduğunu düşünmek ise Allah’ı yeterince ve hakkıyla tanıyamamak ve anlamamaktır. Allah ve sanatçıyı eşleştirmeye çalışarak bunları haram ve yasak kılanlar ise aslında doğru yapmamakta ve bilakis şirke kendileri girmektedirler.
Şiir, roman, öykü, hikâye, karikatür, çizgi romanları, animasyon ve filmleri gibi konusu, yüklemi ve fiili belirsiz, ancak sanatçının hayal gücünün ürünü olan ve her türlü yoruma açık olan eserler eğlence amaçlıdır. Üstelik de bu üretimleri ile bazı insanlar da sanatlarını iş edinerek geçimlerini sağlamaya çalışmaktadırlar. Bu gibi eserlerin keyfi ve bireysel olarak yasaklanması, haram edilmesi, yargılanması haksızlık olur. İnsanları haksız yere işinden, aşından etmek anlamına gelir. Bu da Kur'ana göre zalimliktir.
Söz konusu olan sanatlardan biri olan müziğin temelini oluşturan ses ve ölçü, Allah tarafından yaratılmış ve fıtri olarak insanın ruhuna yerleştirilmiştir. Müziğin, insanın kalp atışlarının ritmiyle başlayan ve benzer şekilde hayatı devam ettiren ve anlamlandıran ritmik bir özelliği vardır. İnsanın bu duygusunun yok edilmesi, yasaklanması, tamamen koparılması mümkün değildir. Bu nedenle müzik ile İslam dini arasında zıt iki unsur olarak değerlendirilmesi olanak dışıdır. Müziğin insan yaşamında ve ruhu üzerindeki etkileri her aklı selim insanın tartışmasız kabul edeceği vazgeçilemez bir vakıa / önemli bir olaydır. Kur’anda ses ve anlam ahenginin güzelliğine ilişkin olarak örneğin, Lokman 14.de : “ vehm “ sözcüğüyle hamile bir kadının iniltisinin dahi verdiği mesaj, Bakara 168. de “ hatavat “ sözcüğüyle adımların sesi üzerine, gibi değişik ayetlerde iyi veya kötü farklı seslerin özelliklerine yer verilmektedir.
Her türlü sanat insan içindir. İnsanidir. Güzel olan her şey ilâhi olup Rahmandan feyz alır. İnsan da bu güzellikleri hisseder. Güzellik, ruhun ve vicdanın kavradığı, hayata renk ve istek katan manevi bir lezzettir. Allah, insanı güzel ve güzellikten, estetik ve sanattan anlayacak ve bu güzellikleri üretebilecek yeteneklerde yaratmıştır. Evreni ve Dünyayı da güzelliklerle donatmıştır. Bu bakımdan Ali İmran 37. de güzel bir bitkiden, çiçekten, İsra 53. de sözün en güzelinden, Nahl 125. de en güzel öğütten, Kehf 7. de yeryüzünün süsünden, ziynet ve güzelliğinden, Tin 4. de yaratılan en güzel insandan, Zuhruf 71. de gözlerin zevk aldığı her şeyden, estetik ve sanattan bahsedilmektedir. Öyleyse insanlar da bütün bu güzellikleri sergileyebilen sanatın içinde ve uğraşısında olabilmelidirler. Üstelik de bu uğraşılarla ortaya konulan üretimler de aynı zamanda Allah'ı da tanıtmak ve katında ibadetin bir başka türüdür.
Kur’anın,
şiirsel, ezgisel, melodik, okunduğu zaman
kulağa hoş gelen, manevi haz ve
huzur veren bir yapısı vardır. Ayetlerin
ve sözlerin sıralanışında mükemmel bir
armoni, seslerin uyumu, dizaynı, kısa ve
öz anlatım tekniği, ilettiği hüküm ve
içerdiği gaybi bilgiler, teşbih, mecaz,
kinaye, kafiye, nehy, nida, icaz, icmal,
musavat, mukabele, zikir, cinas, seci,
iltifat gibi edebi
sanatların da dorukta olan en güzel örnekleriyle, Arapça olan din dili anlatımları
bulunmaktadır. Bizim
dilimizdeki Divan
Edebiyatının bütün sanatları da şiirsel anlatım
şekilleri de Kur'andan esinlenerek ortaya
konulmuştur.
Sonuç olarak
hangi dalında olursa
olsun sanatla uğraşmak,
insanların yaşamına kolaylığı, mutluluğu getirmek, güzellikleri
ve doğruları aktarmak için
bir şeyleri tasarlamak, üretmek
ve sunmak boş
işler değil, bilakis
onları ayrıcalıklı düşünen,
zeki, aklını ve
becerisini kullanabilen, sorgulayan,
üreten topluma yararlı örnek ve önder
olan insanlar arasına
sokar. Gerçek Müslüman olmak
demek, sürekli çalışan,
düşünen, tasarlayan, sorgulayan, sağlamlaştıran, olumsuzlukları olumluya
dönüştüren, üreten olmak
demektir. Allah’ın selamı, rahmeti
ve Kur’anın doğruları
sizinle olsun !...