TÜM SORULAR

Soru

Göksel Ç.   02-02-2025   34

Değerli Hocam merhaba... Bir arkadaşla sohbet esnasında psikolojinin kavramlarından olan güdü dürtü ve içgüdü gibi konulardan konuşuldu. Hocam insanda varolan güdü dürtü içgüdü gibi kavramlar gerek fizyolojik gerek psikolojik olarak sınıflandırılmış.. Açlık susuzluk vb fizyolojik olanlar zaten Allah da olamaz bu kurani olarak nettir. Peki hocam mesela Ben insanları ve cinleri yalnız bana kulluk etsinler diye yarattım vb ayetlere baktığımızda Allah'ın psikolojik güdüleri dürtüleri ihtiyaçları gereksinimleri var mıdır sorusuna kuran ne diyor? Mesela Allah'ın bu ve benzeri ayetlerdeki istek dilek murad gibi şeyler bir çeşit güdü mü dürtü mü ihtiyaç mı? Bu meseleye nasıl bakacağız? Teşekkür ederim

Yanıtlar

Zeki Çelik.      02-02-2025  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Dünya  üzerinde  insanoğlunun  yaratılmasından  bu  yana,  ünsiyet  kazanıp  fıtratında  kodlanmış  ve  yüklü  bulunan  birçok  çeşit  duyguların  yanı  sıra  merakı,  düşünen,  aklı  ve  sorgulayabilen  yapısı  ile  geçen  on  binlerce  yıldır  sora  geldiği,   “  Hiç  bir  şeye  ihtiyacı  olmayan  Allah,  insanı  neden  yarattı ?  "  sizin  de  "  Ana  hatlarıyla  Allah’ın  da  güdü  ve  dürtüleri  var  mıdır ?  Psikolojik  güdülere,  dürtülere  ihtiyacı  var  mıdır ?  "  şeklinde  tamamen  insani  olarak   oluşturduğunuz  benzeri  sorular,  tarih  boyunca   filozofları  ve  düşünürleri  de  meşgul  etmiş,  Tanrının  ve  bir  yaratıcının  varlığına  inanıp  din  olgusunun  içinde  yer  alan  bütün  dinlerin  içerisinde  tartışılmış,  Tapınaklarda,  Havralarda,  Kiliselerde  ve  Camilerde  sorulmuş,  bazı  filozoflar  yeterli  ve  gerçekçi  karşılığına  ulaşamadıkları  inancıyla  akli  dengelerini  yitirmişler,  bazı  düşünür  ve  bilim  adamları  da  sonunda  bütün  Kâinatın,  yaratılmışların  ve  doğanın  üzerindeki,  bizim  yaşadığımız  boyuttan  da  çok  farklı  başka  bir  boyutta  ve  formda  olan  Rabbimizin  de  Kendisini  Necm  Sûresinin  6. ayetinde “  Zümira / üstün  akıl  “  diyerek  tanıttığı  üstün  akla  boyun  eğmek  zorunda  kalmışlardır. Siz  de  aslında  Allah’ta  olmayan  ama  tamamen  yaratılmış  canlı  varlıklarda  olan  güdü  ve  dürtü  gibi  duyguları  esas  alan  çok  ilginç  bir  soru  oluşturmuşsunuz. Teşekkür  ederim.

Yüce  Rabbimiz  Allah’ın  bir  taraftan  nefis,  bencillik,  hırs,  tutku,  heves,  sabırsızlık,  kin,  nefret,  korku  gibi  olumsuz  dalalet  duygularıyla,  diğer  taraftan  da  vicdan,  merhamet,  akıl,  irade,  sabır,  azim,  ünsiyet,  erdem  gibi  olumlu  hidayet  duyguları  ile  fıtri  olarak  yarattığı  insan  oğlunda,  yaşadığı  ortama,  ekonomik,  sosyolojik  ve  kültürel  ortamın  farklılıklarına  bağlı  olarak,  her  bireyin  zihinsel,  bedensel  özelliklerinden  dolayı  görülen,  ön  plana  çıkardığı  farklı  davranışları,  kontrol  edemediği  dürtüleri,  güdüleri  ve  tepkileri  olabilmektedir. Bu  farklılıkların  da  bireyin  davranış  ve  düşüncelerine  yansıma  biçimi,  onun  kişiliğini  oluşturur.  Bu  kişilik,  iyilik  veya  kötülük  yapma  veya  kötülüğe  maruz  kalma  durumlarında  belirleyici  bir  faktör  olur.  Bu  durumlarda  da,  fizyolojik  yatkınlıklar,  arzular,  yaşanmışlıklar,  kişilik  özellikleri,  içinde  bulunulan  sosyal  ve  kültürel  yapı  gibi  pek  çok  faktör  rol  oynar. Elbette  ki  bütün  bunlar  da  sınırsız  nimetlerle  donatılmış  insanoğlunun  bu  nimetleri  nasıl  kullandığına  bağlı  olarak  hayatının  sonunda  Allah  katında  sınava  çekilmesinin  birer  nedeni  olacaktır.

Evet  sizin  de  değindiğiniz  gibi  Zariyat  Sûresinin  56 – 57. ayetlerinde  “ Ben  ins  ve  cinni  /  bildiğiniz  ve  bilmediğiniz,  gelmiş  geçmiş  herkesi  yalnızca,  Bana  kulluk  /  ibadet  etsinler  diye  oluşturdum.  Ben  onlardan  herhangi  bir  rızık  istemiyorum.  Ben,  onların  Bana  yedirmelerini  de  istemiyorum. “  ifadelerinin  yanı  sıra  Hicr  Sûresinin  98 – 99. ayetlerinde  de  “  O  halde  sana  kesin  bilgi  gelmesi  için  Rabbinin  övgüsü  ile  birlikte  noksan  sıfatlardan  arındır,  secde  eden  / boyun  eğip  teslimiyet  gösterenlerden  ol  ve  Rabbine  kulluk  et.”  İfadelerinde  belirtildiği  gibi,  her  türlü  noksanlıklardan  arınık  olan,  yarattığı  bütün  varlıkların  Fiziksel  ve  Fizyolojik  yapısından  ve  özelliklerinden  münezzeh  olan  Rabbimiz,  yarattığı  insanlara,  kullarına  kendi  nezdindeki  konumlarını  bildirmektedir. Yalnızca  Allah’a  kullukla /  ibadetle  boyun  eğip  itaat  etmeleri  için  yaratıldıkları  belirtilmektedir.  Bu  bağlamda  da  Mülk  Sûresinin  1 – 2.  ayetlerinde  de  “ Hükümranlık  elinde  bulunan  Allah,  ne  cömerttir /  bol  bol  nimet  verendir.  Ve  O,  her  şeye  gücü  yetendir.  O,  hanginizin  amelce  daha  iyi /  güzel  olduğunu  sınamak  için  ölümü  ve  hayatı  oluşturdu. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  Allah’ın  hayatı  ve  sayısız  nimetleri  vermesinin  nedeninin  insanları  sınava  çekmek  olduğu  ve  Rabbinin  büyüklüğünü  kabul  ederek  Kendisine  kulluk /  ibadet  etmesi  gerektiği,  boyun  eğilmesi  ile  teslim  olması  istekleriyle  yaratıldığı  belirtilmektedir. Mümin  Sûresinin  60. ayetinde  "  Ve  sizin  Rabbiniz  “  Bana  yalvarın,  üdûnî  / dua  edin  isteyin  ki  size  karşılık  vereyim. "  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  Araf  Sûresinin  10. ayetinde  “  Ve  hiç  kuşkusuz  Biz,  sizi  yer  yüzünde  yerleştirdik. Ve  orada  size  geçimlikler  sağladık.  Kendinize  verilen  nimetlerin  karşılığını  ne  kadar  az  ödüyorsunuz. ” Yasin  Sûresinin  34 -  35.  ayetlerinde “  Ve  Biz  onu  ürününden  ve  kendi  elleriyle  yaptıklarından  yesinler  diye  orada  hurmalıklardan,  üzüm  bağlarından  bahçeler  yaptık.  İçlerinde  pınarlardan  sular  fışkırttık. Halâ  kendilerine  verilen  nimetlerin  karşılığını  ödemeyecekler  mi ? /  Şükretmeyecekler  mi ? Yasin  Sûresinin  73. ayetinde  de “  Ve  onlarda  daha  birçok  menfaatler  ve  içecekler  var.  Hala  kendilerine  verilen  nimetlerin  karşılığını  ödemeyip  nankörlük mü  edecekler. “  denilerek  verilen  nimetlerden  ve  karşılığının  da   Allah’a  kulluk  edilerek,  ayetlerine  uyularak  ancak  ödenebileceğinden  söz  edilmektedir. İnsani  olan  bütün  duygulardan  münezzeh  olan  Allah'ın  bu  isteklerinin   elbette  ki  güdü  ve  dürtü  gibi  duygu  kavramlarıyla  herhangi  bir  ilgisi  yoktur. 

Hadid  Sûresinin  3. ayetinde  “ O  el  Evvel  /  ilktir,  el  Ahir  / Sondur,  Vezzahiru  / açıktadır,  Velbatinu  /  içtedir  ve  O  Alimdir  /  her  şeyi  en  iyi  bilendir. “  denilerek  ifade  edildiği  gibi  Allah  Kendisini  tanıtarak,  bizim  de  tanımamızı  istemekte,  Kendisinin  var  olduğunu,  O’ndan  sonra  kalacak  hiçbir  şeyin  olmayacağını,  her  şeyin  fani  ve  sonlu  olduğunu,  görünmemesine rağmen  açıkta  ve  tecelli  eden  olaylarla,  sıfatlarıyla  meydanda  ve  göz  önünde  olduğunu,  Evrende  algılanan,  görünen  her  şeyin  O’nu  gösterdiğini,  O’nun  imzasını  taşıdığını,  O’nun  varlığının  kanıtı  olduğunun  bilinmesiyle  varlığından  ve  eserlerinden bizim  de  farkında   olmamız  istenmekte,   O'nun  zatının  duyularla  görülmesinin,  duygularla  kıyaslanmasının  imkânsız  olduğu  anlatılmaktadır. 

İhlas  Sûresinin  1 – 4.  ayetlerinde  “  kulhüvallahu  ehad  Allahussamed  lemyelid  velemyuled  velemyekun  lehu  kufuven  ehad “  (  De  ki  :  “  O,  bir  ve  tek  olan  Allah’tır.  Eşi  benzeri  yoktur. Samed'dir.  /  Hiç  bir  şeye  muhtaç  değildir,  bütün  yaratılanlar  O'na  muhtaçtır.  Doğurmamıştır,  doğurulmamıştır.  Ve  Ehaddır.  /  O'na  hiç  bir  şey  denk  olmamıştır. )  ifadeleriyle  Dini,  sadece  Allah'a  has  kılanlarca  İslam’ın  temeli  olan  Tevhit  ve  Allah  inancı   özetlenmektedir.  Bu  Sûrenin  vermek  istediği  Tevhit  inancının  mesajına  göre ;  Allah'tan  başka  mutlak  varlık  yoktur,  her  şey  O'nun  tarafından  yaratılmıştır  ve  Allah  Samed'dir.  Varlıklar  aleminin  sahibidir.  Ezeli  ve  ebedidir.  Evveli  ve  sonu  yoktur. Hiç  bir  şeye  muhtaç  olmayandır,  bilakis  yarattığı  bütün  varlıklar  O'na  muhtaçtır. Doğurmamış  ve  doğurulmamıştır.  Varlığının  başlangıcı  ve  sonu  yoktur. Ve  hiç  bir  şey  O'na  denk  değildir.  Kelam  ilminde  de  “  Allah’a  mekân  ve  zaman  izafe  edilmesi,  el,  kol,  duyu  gibi  fiziksel kavramlarla  Allah’ın  insana  benzetilmesi  kesinlikle  İslam  dışı  olarak  reddedilir. ”  dolayısıyla  Allah’ın  yapısının,  mahiyetinin  bilinemeyeceği  kabul  edilir. Bütün  bunların  ardından  sizin  konu  ettiğiniz  güdü,  dürtü  gibi  tamamen  yaratılmış  canlılarda  olan  duyguların  ne  olduğuna  bakacak  olursak ;

Dürtü  :   Kişinin  eksikliğinin  giderilmesi  için  organizmada   oluşan  itici,  yönlendirici  bir  güçtür  ve  insanda  ve  hayvanlarda  olan  bir  duygu  çeşididir.  Dürtünün  tek  amacı  o  istek  üzerine  doyuma  ulaşmaktır.  İçgüdüsel  ve  anlık  tepkilerdir,  isteklerdir.  Her  zaman  da  yönelmenin  ölçüsü  kontrol  edilmeyebilir.  Ardından   da  sorunlar  ortaya  çıkabilir.  Yaratılmamış,  evveli  ve  sonu  olmayan   Allah'ta  herhangi  bir  eksiklik  ve  Fiziksel  bir  yapı  da  olmayacağına  göre  dürtü  gibi  bir  duygusu  da  olmaz.

Güdü  :   Organizmanın  dürtü  ve  ihtiyacını  gidermek  için  dürtü  yönünde  harekete  geçiren  eğilim  veya  davranış  başlatma  isteğidir.  İnsan  davranışını  etkileyen  güdüler  de  “  psikolojik  güdüler,  içgüdü,  sosyal  güdüler,  fizyolojik  güdüler  “  olarak  psikoloji  biliminde  sınıflandırmalar  yapılır.   Ayrıntıları  da  incelenir.  Psikoloji  bilimi  ile  uğraşanlar  da  bu  konularda   birçok  alt  ayrıntılara  girişmekte  ve  tedaviler  için  de  öngörüler  ortaya  koymaktadırlar.  Biz  o  ayrıntıları  Psikoloji  bilimine  bırakalım  da  asıl  bizi  ilgilendiren  kısmına  bir  bakalım.  Özellikle  bazı  Fizyolojik  güdüler  doğuştandır,  Allah'ın  yaratması  esnasında  fıtri  olarak  kazanılmış  özelliklere  bağlıdır.  Organizmanın   yaşamasına   ve  neslinin  devamına  hizmet  ederler.  Genel  olarak  açlık,  susuzluk,  cinsellik,  annelik,  dinlenme,  uyuma  gibi  bazı  fizyolojik  güdüler  de  doğuştan  değildir  sonradan  öğrenilir.    

Şimdi  bu  duyularla  ilgili  yaptığımız  açıklamalara  göre  bir  çok  ayette  de  görüldüğü  gibi  “ Allah,  doğmamış,  doğurmamış,  eşi  ve  benzeri   olmadığına,  hiç  bir  şeye  muhtaç  olmadığına  “  göre  olumlu  veya  olumsuz,  hidayet  veya  dalalet  gibi  insanda  sınava  çekilmek  amacıyla   fıtri  olarak  verilmiş  olan  bu  tür  duyguların  hiç  birisinin  Allah’la  ilgisi  yoktur.  Allah’ta  böyle  insani  duyguların   hiç  birisi  bulunmaz.  Allah,  bütün  bu  tür  duygulardan  ve  psikolojik  kavramlardan  da  münezzehtir.             

Kur’anın  bize  bildirdiğine  göre  Allah’ın  yaratması,  yaşamı  yönlendirebilmesi  ve  yönetmesi  bağlamında  on  dört  sıfatı  vardır.  Bunlardan “ Vücut,  Kıdem,  Beka,  Vahdaniyet,  Muhalefetün  lil  Havadis,  Kıyam  Binefsihi “  olmak  üzere  altısı  sadece  Allah’ın  Kendisine  ait  olan  “ Zatı  sıfatları “  sekizi  de  “  Hayat,  İlim,  İrade,  Kudret,  Tekvin,  Kelam,  Semi  ve  Basar “  olmak  üzere  hem  Kendisinde  olan  ve  hem  de  kullarına  çok  azından,  hatta  koklatırcasına,  Kur'an  ayetlerinde  ifade  edildiği  gibi  ruhundan  üfürürcesine  verdiği  “ subuti  sıfatları “ dır. Bütün  oluşumlar  bu  sıfatlara  göre  gerçekleşir.

Allah  bu  sıfatları  ile  * Ezeli  ve  ebedi  bir  hayatın  sahibidir,  * Sonsuz  bir  ilmi  vardır.  * Dilediğini  yapma  iradesine  sahiptir.  * Her  şeye  gücü  yeten  kudret  sahibidir.  * Yaratmanın  sahibidir.  * Harfe  ve  sese  muhtaç  olmadan  konuşabilen  kelam  sahibidir.  * Her  şeyi  en  iyi  işiten  ve  * En  iyi  görendir. Yüce  Rabbimiz  Allah'ı,  her  ne  kadar  Kur'anın  bize  bildirdiği  on  dört  sıfatı  ve  doksan  dokuz  ismi  ile  örtüşen  sıfatlarıyla  tanıtmaya  ve  anlatmaya  çalışıyor  isek  de,  bunların  ötesinde  ve  üstünde  daha  fazlası  sıfatlarının  olduğu  da  hiç  şüphesizdir.  Bu  nedenle  Evrende,  Kâinatta,  aklımızın  akledebildiği,  düşüncelerimizin  düşünebildiği,  görebildiğimiz,  bilebildiğimiz,  hayatımızın  içinde  veya  dışında   ifade  edebileceğimiz  ne  kadar  sıfat  var  ise,  hepsi  Allah'a  ait  ve  Allah'ta  olan  sıfatlardır,  her  işte,  her  oluşta,  her  kavramda,  her  gördüğümüzde  Allah,  sınırsızlıktır  ve  sonsuzluktur.

Kur'andaki  Allah,  İsra  Sûresinin  43. ayetinde  "  Allah  onların  dediklerinden  büyük  bir  yücelikle  arınık  olandır. "  44.  ayetinde  "  Tüm  gökler  / uzay,  yeryüzü  ve  bunların  içinde  bulunanlar,  Allah'ı  noksan  sıfatlardan  arındırırlar.  O'nun  övgüsü  ile  birlikte  noksan  sıfatlardan  arındırmayan  / tesbih  etmeyen  hiçbir  şey  yoktur.  Fakat  siz  onların  Allah'ı  tesbih  etmelerini  / noksan  sıfatlardan  arındırmalarını  iyi  kavrayamıyorsunuz. Şüphesiz  ki  O,  yumuşak  davranandır,  çok  bağışlayıcıdır. " Leyl  Sûresinin  12. ayetinde  "  Doğruya  ve  güzele  yol   göstermek  sadece  Bizim  üzerimizedir. "  Enam  Sûresinin  12.  ayetinde  "  De  ki  :  “ Göklerde  ve  yerde  olanlar  kim  içindir ?  “  De  ki  : “ Allah  içindir. “  Allah,  rahmeti  kendi  zatı  üzerine  yazmıştır. "  ifadelerinde  görüldüğü  gibi  Yüce  Rabbimiz  Allah,  Rahman  ve  Rahim  olması  ve  Rabbliğinin  gereği  de  rahmeti  Kendi  üzerine  farz  kılmasından  dolayı,  Adem  Peygamberle   başlayarak,  insanlara  tarih  boyunca  değişik  zamanlarda  ve  değişik  bölgelerde  ardı   ardına   gönderdiği  Kitap  ve  Peygamberlerle,  insanları  eğitmiş,  doğru  yolu  göstermiş,  yarattıklarına  da  sınırsız  nimetler  vermiştir. 

Dolayısıyla  Allah,  yarattığı  bütün  varlıklardan  münezzehtir,  ve  yarattıklarının  hiç  birisine  de  benzemez,  insanlarda  olan  ve  değişken  olan  duyguların  da  hiç  birisi  Allah’ta  yoktur. Yukarıda  ana  hatlarıyla  saydığımız  sıfatlarından  başka  çok  önemli  ve  sadece  Allah’a  has  olan “  Bir  şey  üzerinde  karar  vererek  onu  yapmaya  azmetmek “  anlamında  olup   Kur'an  ayetlerinde  de  yer  alan  bir  de  Allah’ın  “  Meşiet “  sıfatı  bulunmaktadır. Bu  sıfat,  Allah’ın  ilim  ve  Kudret  sıfatlarından  başka  ayrı  bir  sıfattır.  Allah’ın  Meşieti “   Olabilecek  veya  olmayabilecek  her  şeyi,  dilediği  zamanda  ve  dilediği  niteliklerde  yapması  veya  yapmamasıdır. “  Dolayısıyla  Evrende  olmuş  veya  olacak  her  şeyin  Allah’ın  dilemesiyle  olduğu  ve  olacağı,  O’nun  her  dilediğinin  mutlaka  olacağı,  dilemediğinin  de  asla  olmayacağı  örneğin,  Ali  İmran  Sûresinin  47.  ayetinde “  Meryem : “  Rabbim !  Bana  bir  beşer  dokunmamışken  benim  için  çocuk  nasıl  olur “  dedi.  Allah  “  Öyledir !  Allah  dilediği  şeyi  oluşturur.  O,  bir  işe  karar  verdiği  zaman  onun  için  “  Ol “  der,  o  da  hemen  olur “  dedi.”  Yine  benzer  şekilde  Yasin  Sûresinin  82. ayetinde  de “  Şüphesiz  ki  O,  bir  şeyi  dilediğinde,  O’nun  buyruğu /  işi  o  şeye  “ ol “  demektir.  O  da  hemen  oluverir. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  bütün  yaratılmışlar,  bütün  olaylar  güdülerle,  dürtülerle  olmamaktadır.  Çünkü  yaratılmamış,  doğurulmamış,  zaten  bütün  sınırsız  ilme  sahip  olduğu  ve  sonradan  herhangi  bir  şeyi  de  öğrenmeyeceği  için  güdü,  dürtü  gibi,   insanlarda  ve  yarattıklarında  olan  böyle  duygular  olmadığı  ve  sadece  Meşieti  ve  dilemesi  ile  her  şeyin  olabileceği  Kur’an  ayetleriyle  de  sabit  olmaktadır. Bu  sıfatlar  ve  Allah’ın  dilemesinin  insandaki  yaratılmış  veya  yaşam  içerisinde  sonradan  kazanılmış  fizyolojik  dürtü  ve  güdülerle  yakından  uzaktan  bir  ilgisi  yoktur.  Allah'a  Fiziksel  ve  Fizyolojik  bir  yapı  atfedilemez,  yapısı  ise   bizim  için  tamamen  gaybdır.  Başka  bir  formda  olan  Yapısının  ne  ve  nasıl  olduğunu  da  bilmemiz  Kur'anın  dışında  dillendirebilmemiz  mümkün  değildir.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !... 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET