Değerli Hocam merhaba... Bir arkadaşla sohbet esnasında psikolojinin kavramlarından olan güdü dürtü ve içgüdü gibi konulardan konuşuldu. Hocam insanda varolan güdü dürtü içgüdü gibi kavramlar gerek fizyolojik gerek psikolojik olarak sınıflandırılmış.. Açlık susuzluk vb fizyolojik olanlar zaten Allah da olamaz bu kurani olarak nettir. Peki hocam mesela Ben insanları ve cinleri yalnız bana kulluk etsinler diye yarattım vb ayetlere baktığımızda Allah'ın psikolojik güdüleri dürtüleri ihtiyaçları gereksinimleri var mıdır sorusuna kuran ne diyor? Mesela Allah'ın bu ve benzeri ayetlerdeki istek dilek murad gibi şeyler bir çeşit güdü mü dürtü mü ihtiyaç mı? Bu meseleye nasıl bakacağız? Teşekkür ederim
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Dünya
üzerinde insanoğlunun yaratılmasından bu yana,
ünsiyet kazanıp fıtratında kodlanmış ve
yüklü bulunan birçok
çeşit duyguların yanı
sıra merakı, düşünen,
aklı ve sorgulayabilen yapısı ile geçen
on binlerce yıldır sora geldiği, “ Hiç
bir şeye ihtiyacı
olmayan Allah, insanı
neden yarattı ? " sizin
de " Ana hatlarıyla
Allah’ın da güdü
ve dürtüleri var
mıdır ? Psikolojik güdülere,
dürtülere ihtiyacı var
mıdır ? " şeklinde tamamen insani olarak
oluşturduğunuz benzeri sorular, tarih boyunca
filozofları ve düşünürleri de
meşgul etmiş, Tanrının ve bir yaratıcının
varlığına inanıp din olgusunun içinde yer
alan bütün dinlerin içerisinde tartışılmış,
Tapınaklarda, Havralarda, Kiliselerde ve
Camilerde sorulmuş, bazı filozoflar yeterli
ve gerçekçi karşılığına ulaşamadıkları inancıyla
akli dengelerini yitirmişler, bazı düşünür
ve bilim adamları da sonunda bütün Kâinatın,
yaratılmışların ve doğanın üzerindeki, bizim
yaşadığımız boyuttan da çok
farklı başka bir boyutta ve formda
olan Rabbimizin de Kendisini Necm Sûresinin
6. ayetinde “ Zümira /
üstün akıl “ diyerek
tanıttığı üstün akla boyun eğmek zorunda
kalmışlardır. Siz de aslında
Allah’ta olmayan ama tamamen yaratılmış
canlı varlıklarda olan
güdü ve dürtü
gibi duyguları esas
alan çok ilginç
bir soru oluşturmuşsunuz. Teşekkür ederim.
Yüce Rabbimiz Allah’ın bir taraftan nefis, bencillik, hırs, tutku, heves, sabırsızlık, kin, nefret, korku gibi olumsuz dalalet duygularıyla, diğer taraftan da vicdan, merhamet, akıl, irade, sabır, azim, ünsiyet, erdem gibi olumlu hidayet duyguları ile fıtri olarak yarattığı insan oğlunda, yaşadığı ortama, ekonomik, sosyolojik ve kültürel ortamın farklılıklarına bağlı olarak, her bireyin zihinsel, bedensel özelliklerinden dolayı görülen, ön plana çıkardığı farklı davranışları, kontrol edemediği dürtüleri, güdüleri ve tepkileri olabilmektedir. Bu farklılıkların da bireyin davranış ve düşüncelerine yansıma biçimi, onun kişiliğini oluşturur. Bu kişilik, iyilik veya kötülük yapma veya kötülüğe maruz kalma durumlarında belirleyici bir faktör olur. Bu durumlarda da, fizyolojik yatkınlıklar, arzular, yaşanmışlıklar, kişilik özellikleri, içinde bulunulan sosyal ve kültürel yapı gibi pek çok faktör rol oynar. Elbette ki bütün bunlar da sınırsız nimetlerle donatılmış insanoğlunun bu nimetleri nasıl kullandığına bağlı olarak hayatının sonunda Allah katında sınava çekilmesinin birer nedeni olacaktır.
Evet sizin de değindiğiniz gibi Zariyat Sûresinin 56 – 57. ayetlerinde “ Ben ins ve cinni / bildiğiniz ve bilmediğiniz, gelmiş geçmiş herkesi yalnızca, Bana kulluk / ibadet etsinler diye oluşturdum. Ben onlardan herhangi bir rızık istemiyorum. Ben, onların Bana yedirmelerini de istemiyorum. “ ifadelerinin yanı sıra Hicr Sûresinin 98 – 99. ayetlerinde de “ O halde sana kesin bilgi gelmesi için Rabbinin övgüsü ile birlikte noksan sıfatlardan arındır, secde eden / boyun eğip teslimiyet gösterenlerden ol ve Rabbine kulluk et.” İfadelerinde belirtildiği gibi, her türlü noksanlıklardan arınık olan, yarattığı bütün varlıkların Fiziksel ve Fizyolojik yapısından ve özelliklerinden münezzeh olan Rabbimiz, yarattığı insanlara, kullarına kendi nezdindeki konumlarını bildirmektedir. Yalnızca Allah’a kullukla / ibadetle boyun eğip itaat etmeleri için yaratıldıkları belirtilmektedir. Bu bağlamda da Mülk Sûresinin 1 – 2. ayetlerinde de “ Hükümranlık elinde bulunan Allah, ne cömerttir / bol bol nimet verendir. Ve O, her şeye gücü yetendir. O, hanginizin amelce daha iyi / güzel olduğunu sınamak için ölümü ve hayatı oluşturdu. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi Allah’ın hayatı ve sayısız nimetleri vermesinin nedeninin insanları sınava çekmek olduğu ve Rabbinin büyüklüğünü kabul ederek Kendisine kulluk / ibadet etmesi gerektiği, boyun eğilmesi ile teslim olması istekleriyle yaratıldığı belirtilmektedir. Mümin Sûresinin 60. ayetinde " Ve sizin Rabbiniz “ Bana yalvarın, üdûnî / dua edin isteyin ki size karşılık vereyim. " ifadeleriyle belirtildiği gibi, Araf Sûresinin 10. ayetinde “ Ve hiç kuşkusuz Biz, sizi yer yüzünde yerleştirdik. Ve orada size geçimlikler sağladık. Kendinize verilen nimetlerin karşılığını ne kadar az ödüyorsunuz. ” Yasin Sûresinin 34 - 35. ayetlerinde “ Ve Biz onu ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık. Halâ kendilerine verilen nimetlerin karşılığını ödemeyecekler mi ? / Şükretmeyecekler mi ? Yasin Sûresinin 73. ayetinde de “ Ve onlarda daha birçok menfaatler ve içecekler var. Hala kendilerine verilen nimetlerin karşılığını ödemeyip nankörlük mü edecekler. “ denilerek verilen nimetlerden ve karşılığının da Allah’a kulluk edilerek, ayetlerine uyularak ancak ödenebileceğinden söz edilmektedir. İnsani olan bütün duygulardan münezzeh olan Allah'ın bu isteklerinin elbette ki güdü ve dürtü gibi duygu kavramlarıyla herhangi bir ilgisi yoktur.
Hadid Sûresinin 3. ayetinde “ O el Evvel / ilktir, el Ahir / Sondur, Vezzahiru / açıktadır, Velbatinu / içtedir ve O Alimdir / her şeyi en iyi bilendir. “ denilerek ifade edildiği gibi Allah Kendisini tanıtarak, bizim de tanımamızı istemekte, Kendisinin var olduğunu, O’ndan sonra kalacak hiçbir şeyin olmayacağını, her şeyin fani ve sonlu olduğunu, görünmemesine rağmen açıkta ve tecelli eden olaylarla, sıfatlarıyla meydanda ve göz önünde olduğunu, Evrende algılanan, görünen her şeyin O’nu gösterdiğini, O’nun imzasını taşıdığını, O’nun varlığının kanıtı olduğunun bilinmesiyle varlığından ve eserlerinden bizim de farkında olmamız istenmekte, O'nun zatının duyularla görülmesinin, duygularla kıyaslanmasının imkânsız olduğu anlatılmaktadır.
İhlas Sûresinin 1 – 4. ayetlerinde “ kulhüvallahu ehad Allahussamed lemyelid velemyuled velemyekun lehu kufuven ehad “ ( De ki : “ O, bir ve tek olan Allah’tır. Eşi benzeri yoktur. Samed'dir. / Hiç bir şeye muhtaç değildir, bütün yaratılanlar O'na muhtaçtır. Doğurmamıştır, doğurulmamıştır. Ve Ehaddır. / O'na hiç bir şey denk olmamıştır. ) ifadeleriyle Dini, sadece Allah'a has kılanlarca İslam’ın temeli olan Tevhit ve Allah inancı özetlenmektedir. Bu Sûrenin vermek istediği Tevhit inancının mesajına göre ; Allah'tan başka mutlak varlık yoktur, her şey O'nun tarafından yaratılmıştır ve Allah Samed'dir. Varlıklar aleminin sahibidir. Ezeli ve ebedidir. Evveli ve sonu yoktur. Hiç bir şeye muhtaç olmayandır, bilakis yarattığı bütün varlıklar O'na muhtaçtır. Doğurmamış ve doğurulmamıştır. Varlığının başlangıcı ve sonu yoktur. Ve hiç bir şey O'na denk değildir. Kelam ilminde de “ Allah’a mekân ve zaman izafe edilmesi, el, kol, duyu gibi fiziksel kavramlarla Allah’ın insana benzetilmesi kesinlikle İslam dışı olarak reddedilir. ” dolayısıyla Allah’ın yapısının, mahiyetinin bilinemeyeceği kabul edilir. Bütün bunların ardından sizin konu ettiğiniz güdü, dürtü gibi tamamen yaratılmış canlılarda olan duyguların ne olduğuna bakacak olursak ;
Dürtü : Kişinin eksikliğinin giderilmesi için organizmada oluşan itici, yönlendirici bir güçtür ve insanda ve hayvanlarda olan bir duygu çeşididir. Dürtünün tek amacı o istek üzerine doyuma ulaşmaktır. İçgüdüsel ve anlık tepkilerdir, isteklerdir. Her zaman da yönelmenin ölçüsü kontrol edilmeyebilir. Ardından da sorunlar ortaya çıkabilir. Yaratılmamış, evveli ve sonu olmayan Allah'ta herhangi bir eksiklik ve Fiziksel bir yapı da olmayacağına göre dürtü gibi bir duygusu da olmaz.
Güdü : Organizmanın dürtü ve ihtiyacını gidermek için dürtü yönünde harekete geçiren eğilim veya davranış başlatma isteğidir. İnsan davranışını etkileyen güdüler de “ psikolojik güdüler, içgüdü, sosyal güdüler, fizyolojik güdüler “ olarak psikoloji biliminde sınıflandırmalar yapılır. Ayrıntıları da incelenir. Psikoloji bilimi ile uğraşanlar da bu konularda birçok alt ayrıntılara girişmekte ve tedaviler için de öngörüler ortaya koymaktadırlar. Biz o ayrıntıları Psikoloji bilimine bırakalım da asıl bizi ilgilendiren kısmına bir bakalım. Özellikle bazı Fizyolojik güdüler doğuştandır, Allah'ın yaratması esnasında fıtri olarak kazanılmış özelliklere bağlıdır. Organizmanın yaşamasına ve neslinin devamına hizmet ederler. Genel olarak açlık, susuzluk, cinsellik, annelik, dinlenme, uyuma gibi bazı fizyolojik güdüler de doğuştan değildir sonradan öğrenilir.
Şimdi bu duyularla ilgili yaptığımız açıklamalara göre bir çok ayette de görüldüğü gibi “ Allah, doğmamış, doğurmamış, eşi ve benzeri olmadığına, hiç bir şeye muhtaç olmadığına “ göre olumlu veya olumsuz, hidayet veya dalalet gibi insanda sınava çekilmek amacıyla fıtri olarak verilmiş olan bu tür duyguların hiç birisinin Allah’la ilgisi yoktur. Allah’ta böyle insani duyguların hiç birisi bulunmaz. Allah, bütün bu tür duygulardan ve psikolojik kavramlardan da münezzehtir.
Kur’anın bize bildirdiğine göre Allah’ın yaratması, yaşamı yönlendirebilmesi ve yönetmesi bağlamında on dört sıfatı vardır. Bunlardan “ Vücut, Kıdem, Beka, Vahdaniyet, Muhalefetün lil Havadis, Kıyam Binefsihi “ olmak üzere altısı sadece Allah’ın Kendisine ait olan “ Zatı sıfatları “ sekizi de “ Hayat, İlim, İrade, Kudret, Tekvin, Kelam, Semi ve Basar “ olmak üzere hem Kendisinde olan ve hem de kullarına çok azından, hatta koklatırcasına, Kur'an ayetlerinde ifade edildiği gibi ruhundan üfürürcesine verdiği “ subuti sıfatları “ dır. Bütün oluşumlar bu sıfatlara göre gerçekleşir.
Allah bu
sıfatları ile * Ezeli ve ebedi bir
hayatın sahibidir, * Sonsuz bir ilmi
vardır. * Dilediğini yapma iradesine sahiptir. *
Her şeye gücü yeten kudret sahibidir. *
Yaratmanın sahibidir. * Harfe ve sese
muhtaç olmadan konuşabilen kelam sahibidir. *
Her şeyi en iyi işiten ve * En
iyi görendir. Yüce
Rabbimiz Allah'ı, her ne kadar Kur'anın
bize bildirdiği on dört sıfatı ve
doksan dokuz ismi ile örtüşen sıfatlarıyla
tanıtmaya ve anlatmaya çalışıyor isek de,
bunların ötesinde ve üstünde daha fazlası
sıfatlarının olduğu da hiç şüphesizdir. Bu
nedenle Evrende, Kâinatta, aklımızın
akledebildiği, düşüncelerimizin düşünebildiği,
görebildiğimiz, bilebildiğimiz, hayatımızın içinde
veya dışında ifade edebileceğimiz ne
kadar sıfat var ise, hepsi Allah'a
ait ve Allah'ta olan sıfatlardır, her
işte, her oluşta, her kavramda, her
gördüğümüzde Allah, sınırsızlıktır ve sonsuzluktur.
Kur'andaki Allah, İsra Sûresinin 43.
ayetinde "
Allah onların dediklerinden büyük bir
yücelikle arınık olandır. " 44.
ayetinde "
Tüm gökler / uzay, yeryüzü ve bunların
içinde bulunanlar, Allah'ı noksan sıfatlardan
arındırırlar. O'nun övgüsü ile birlikte
noksan sıfatlardan arındırmayan / tesbih etmeyen
hiçbir şey yoktur. Fakat siz onların
Allah'ı tesbih etmelerini /
noksan sıfatlardan arındırmalarını iyi
kavrayamıyorsunuz. Şüphesiz ki O, yumuşak
davranandır, çok bağışlayıcıdır. " Leyl Sûresinin
12. ayetinde " Doğruya
ve güzele yol göstermek sadece Bizim
üzerimizedir. " Enam
Sûresinin 12. ayetinde " De ki : “ Göklerde ve
yerde olanlar kim içindir ? “ De ki :
“ Allah içindir. “ Allah, rahmeti kendi
zatı üzerine yazmıştır. " ifadelerinde
görüldüğü gibi Yüce Rabbimiz Allah, Rahman
ve Rahim olması ve Rabbliğinin gereği
de rahmeti Kendi üzerine farz kılmasından
dolayı, Adem Peygamberle başlayarak, insanlara
tarih boyunca değişik zamanlarda ve
değişik bölgelerde ardı ardına
gönderdiği Kitap ve Peygamberlerle, insanları eğitmiş,
doğru yolu göstermiş,
yarattıklarına da sınırsız
nimetler vermiştir.
Dolayısıyla Allah, yarattığı bütün varlıklardan münezzehtir, ve yarattıklarının hiç birisine de benzemez, insanlarda olan ve değişken olan duyguların da hiç birisi Allah’ta yoktur. Yukarıda ana hatlarıyla saydığımız sıfatlarından başka çok önemli ve sadece Allah’a has olan “ Bir şey üzerinde karar vererek onu yapmaya azmetmek “ anlamında olup Kur'an ayetlerinde de yer alan bir de Allah’ın “ Meşiet “ sıfatı bulunmaktadır. Bu sıfat, Allah’ın ilim ve Kudret sıfatlarından başka ayrı bir sıfattır. Allah’ın Meşieti “ Olabilecek veya olmayabilecek her şeyi, dilediği zamanda ve dilediği niteliklerde yapması veya yapmamasıdır. “ Dolayısıyla Evrende olmuş veya olacak her şeyin Allah’ın dilemesiyle olduğu ve olacağı, O’nun her dilediğinin mutlaka olacağı, dilemediğinin de asla olmayacağı örneğin, Ali İmran Sûresinin 47. ayetinde “ Meryem : “ Rabbim ! Bana bir beşer dokunmamışken benim için çocuk nasıl olur “ dedi. Allah “ Öyledir ! Allah dilediği şeyi oluşturur. O, bir işe karar verdiği zaman onun için “ Ol “ der, o da hemen olur “ dedi.” Yine benzer şekilde Yasin Sûresinin 82. ayetinde de “ Şüphesiz ki O, bir şeyi dilediğinde, O’nun buyruğu / işi o şeye “ ol “ demektir. O da hemen oluverir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi bütün yaratılmışlar, bütün olaylar güdülerle, dürtülerle olmamaktadır. Çünkü yaratılmamış, doğurulmamış, zaten bütün sınırsız ilme sahip olduğu ve sonradan herhangi bir şeyi de öğrenmeyeceği için güdü, dürtü gibi, insanlarda ve yarattıklarında olan böyle duygular olmadığı ve sadece Meşieti ve dilemesi ile her şeyin olabileceği Kur’an ayetleriyle de sabit olmaktadır. Bu sıfatlar ve Allah’ın dilemesinin insandaki yaratılmış veya yaşam içerisinde sonradan kazanılmış fizyolojik dürtü ve güdülerle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. Allah'a Fiziksel ve Fizyolojik bir yapı atfedilemez, yapısı ise bizim için tamamen gaybdır. Başka bir formda olan Yapısının ne ve nasıl olduğunu da bilmemiz Kur'anın dışında dillendirebilmemiz mümkün değildir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...