TÜM SORULAR

Soru

Necdet P.   11-03-2024   269

Hocam bugünlerde Ramazan ayı diye değişik zamanlarda Camide, Televizyon başında toplanan insanlar mukabele ettiklerini söylemektedirler. Mukabele etmek nedir. Nasıl olmaktadır. Dinimizde böyle bir ibadet gerçekten olmalı mıdır. Bilgilendirirseniz memnun olurum teşekkürler.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      11-03-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti   üzerinize  olsun !

Belirttiğiniz  gibi,  bugün  ülkemizin  her  köşesinde  değişik  yaştaki  kadını,  erkeği,  genci,  yaşlısı  ile  Ramazan  ayı  içerisinde  büyük  bir  istek  ve  heyecan  ile,  Camide  veya  Televizyon  ekranlarında  Kur’anı  okuyan  imam  ve  hafızların  önünde  toplanarak,  adına  mukabele  denilen  bir  ibadet  şekliyle  Kur’an  ayetlerinin  takip  edildiği  Ramazan  ayının  en  önemli  ve  güncel  uygulamalarından  birine  dikkat  çekerek  oluşturduğunuz  sorudan  dolayı   size  teşekkür  ederim.  Biz  sitemizde,  aslında  dinimizde  ve  peygamberimizin  zamanında  olmayan  böyle  bir  ibadet  uygulamalarının,  ayrıntı  ve  sakıncalarını  “  Kur’anı  Mukabele  İle  Hatim  Etme  Geleneği  “  başlıklı  makalemizde  çok  geniş  olarak  nedenleriyle  birlikte  açıkladık. Size  de  bu  zeminde  mümkün  olabildiği  ölçüde  ana  hatlarıyla  yardımcı  olmaya  çalışalım.

Ülkemizdeki  İlâhiyatçı  konuşmacılarının,  din  görevlilerinin  ve  müfessirlerin  büyük  çoğunluğunun  bu  mübarek  Ramazan  ayı  Kur’an  ayıdır,  Kitabımıza  sahip  çıkalım,  bol  bol  okuyalım,  hatim  edelim  dediği,  imam  ve  hafızların  Kur’anın  bu  konudaki  uyarılarının  aksine  sonuçta  bahşişler  kazanarak  çok  yoğun  bir  mesai  içine  girdiği,  fakat  görünürde  hiç  bir  kimse  tarafından  hiç  bir  şeyin  anlaşılmadığı,  hiç  bir  öğüdün  alınmadığı,  Kur’anın  ne  olduğunun  öğretilmediği,  sadece  her  harfine  yığınla  sevap  kazanılacağı  inancıyla  kutsallaştırmasına  dayanan  Arapça  bir  okuma  ile  geçiştirilip,  ayın  sonunda  da   hasıl  olan  sevapların  ölenlerin  ruhuna  hediye  edildiği  şeklindeki  uygulama  ile  ülkemizdeki  Ramazan  ayları,  doğruluğu,  yanlışlığı,  getirdikleri,  götürdükleri  de  sorgulanmadan  yüzyıllardır  aynı   inanç  ile  normal  ve  gerekli  bir  ibadet  anlayışıyla  kanıksanmış,  gelenekselleştirilmiş  olarak  idrak  edilmektedir.  Buna  istinaden  mütedeyyin  saf,  temiz  duygularla  fakat  dininin  tam  gereğinin  ne  olduğunu  bilmeyerek  Mushaf’ı  koltuğuna  kıstıran  insanlarımız,  değişik  zamanlarda  büyük  heyecan  ve  özveri  ile  akın  akın   mescitleri  doldurmakta,  günde  yirmi  sahife  altıncı  vites  okunan  Arapça  harfleri  takip  etmek  üzere  hiç  aksatmadan  imamın  önünde  yerlerini  almakta,  okunan  Kur’an  ayetlerini  dinlemekte  veya  önündeki  Kur’an  Mushafı  ile  takip  etmektedirler. Bu  uğraşının  adına  da  Mukabele  denilmektedir. İmam  ve  hafızlar  da  bu  uygulamanın  sorumlu  lokomotifleri  olarak  görünmektedir. Kur'anda  onca  ayette  Din  yoluyla  menfaat,  bahşiş,  para  kazanmanın  haram  olduğunun  belirtildiği  uyarılardan  da  belli  ki  haberleri  de  bulunmamaktadır.  Kazandıkları   ecrin,  sevabın  veya  günahın  ölçüsünü  elbette ki  Yüce  Rabbimiz  Allah  değerlendirecektir.  Fakat  Kur’an  ayetlerinin  mesajlarına  baktığımız  zaman  böyle  bir  ibadet  uygulamasının  pek  de  iç  açıcı  ve  Kur’an  ayetlerinin  öğütleriyle  uygun  kazançlı  bir  şey  olduğu  görülememektedir.

Mukabele :  Sözlük  anlamına  göre  karşılık  vermek,  karşılık  veya  karşı  gelme,  baş  kaldırma  demektir. Dini  inanç  açısından  ise ;  Bir  kimsenin  Kur’anı  ezberden  veya  kitaptan  yüksek  sesle  okuması  ve  onu  dinleyenlerin  de  sessizce  dinlemesi  veya  Kur’anın  yüzünden  takip  etmesidir.  Bu  sözcük  Kur’anda  karşılıklı  olarak  anlamadan  Kur’anı  Arapça  okuyun,  mukabele  edin  diye  herhangi  bir  ayette  geçmez. Bilakis  edebiyatın  en  güzel  anlatım  sanatı  içerisinde  değişik  ayetlerde  “  misliyle  misli,  kısasa  kısas  “  ifadeleriyle  eylemlerin  karşılığını  verme  olarak  yer  alır. 

Kur’anımızda   Kur’anın  okunması,  anlaşılması,  öğüt  alınması,  akıl  edilmesi,  dinleme  adabı  ile  ilgili  olarak  Bakara  Sûresinin  121. ayetinde  “ Kendilerine   kitap  verdiğimiz  kimseler,  O’nu   okumasının  ( izlemesinin )  hakkını  vererek  okurlar,  izlerler.  İşte  onlar  O’na  iman  ederler.  Her  kim  de  kitabı  reddederse,  işte  onlar  zarara  uğrayanlardır. Araf  Sûresinin  204. ayetinde,  “ Ve  esirgenmeniz  için,  Kur’an  okunduğu  zaman  ( öğrenilip,  öğretildiği  zaman ) hemen  ona  kulak  verin  ve  susun. “   ifadesiyle  aktarıldığı  gibi  birçok  ayet  bulunmaktadır.  Özellikle  bu  ayetlerle,  Kur’anın  anlaşılarak  hakkıyla  okunması,  anlaşılarak  öğrenilmesi,  öğüt  ve  uyarılarının  kavranarak  iman  edilmesi,  buna  uymayanların  zarara  uğrayacağı,  Kur’an  ayetlerinin  uyarılarına  gerektiği  gibi  uyularak  saygı  gösterilmesi,  daha  kolay  anlaşılması  bakımından  bilhassa  gecenin  sakinliğinde  tefekkür  ederek,  düşünerek  okunmasının  daha  yararlı  olabileceği,  herkesin  kendi  kapasitesi  ölçüsünde  kolayına  gelen  bölümlerin  okunarak  anlaşılması,  öğrenilmesi  ve  öğretilmesi  istenmektedir. Bu  çok  anlamlı  mesaj  ve  uyarılarına  rağmen,  fakat  bugün  bir  gerçektir  ki  Mukabele “  denilince  Kur’anın  dışında  ve  özellikle  Peygamberimizin  vefatından   sonra  ;

*  Resulullah ( s.a.v. )  insanların  en  fazla  cömert  olanı  idi.  Onun  bu  cömertliği  Ramazan  ayı  girip  de  kendisiyle  Cebrail ( a.s. ) karşılaşınca  daha  da  artardı. Cebrail ( a.s. ) Ramazan  ayı  çıkıncaya  kadar  her  gece  Resulullah  ( s.a.v. ) ile  buluşur,  Resulullah ( s.a.v. )  ona  Kur’anı  arz  eder,  okurdu. ( Buhari  Savm  7,  Müslim  Fedail  50 )

*  Hz. Fatma’dan  rivayetle  :  Babam  Nebi  ( s.a.v. )  bana  gizlice  şöyle  söyledi  ; “  Her  sene  Cibril  benimle  Kur’anı  bir  kere  mukabele  ederdi.  Bu  sene  iki  defa  mukabele  etti.  Öyle  sanıyorum  ki  kızım  ecelim  yaklaşmıştır. ( Tecridi  Sarih  Tercemesi  ha. 1767 )

Gibi  uydurulan  rivayetlerle  Klasik  ve  gelenekçi  tefsirlerde,  Peygamberimize   vahyedilen   ayetlerin,  bizzat  gerçekte  olmayan  Cebrail  Meleği  ile  indirildiği,  ayet  sıralamalarının  ve  Sûre  tertiplerinin  de  Cebrail  Meleği  tarafından  gösterildiği,  kimine  göre  Cebrail  Meleği  ile  peygamberimizin  her  Ramazanda  bir  araya  gelerek  mukabele  ettikleri,  kimilerine  göre  de  altı  ayda  bir  karşılıklı  mukabele  ile  ayetleri  kontrol  ettikleri  anlatılmaktadır.

Kütübi  Sitte  eserlerinde  sayfalar  dolusu  ile  yer  alan  bu  ve  buna  benzer  pek  çok  rivayet  ve  bunun  yanı  sıra  neredeyse  bütün  dini  çevreler  ve  Cemaatlerin  önderleri  tarafından  da  bu  rivayetlerle  ortaya  çıkartılan  uygulamalar  böylece  gelenekleştirilmiştir.  Bugünkü  mukabele  etme  geleneği  de  böylece  aslında  Kur’andan  hiç  bir  şey  öğrenmeden,  anlamları  da  bilinmediği  için  kuru  kuruya  Arapça  harflerin  ve  seslerin  takibi  olan  bir  esasa  dayanmaktadır.  Böylece  uydurma  hadis  ve  rivayetlerle,  yapılan  telkin  ve  yönlendirmelerle  inandırılan  Müslümanlar,  fakat  bu  uygulama  şekli  ile  Kur’anın  asıl  vermek  istediği  mesajlarından  habersiz  olmalarına  rağmen,  ister  istemez,  her  Ramazan  ayında,  imamın  önüne  oturmakta,  zaman  ayırmakta  ve  buna  rağmen  hiç  bir  şey  anlamadan  da  Kur’anın   Arapça  okunmasını  bir  ay  boyu  takip  ederek  mukabele  yaptığını,  çok  büyük  bir  dini  görevini  yerine  getirdiğini  zannetmektedir. Halbuki  Arapçada,  hazırdaki  bir  Kur’an  metnini  okumaya  Tilavet  denir.  Oysa  aynı  zamanda  Kur’an  ayetlerini  anlayarak  okumak  ve  buna  göre  de  iman  etmek,  lafzına  ve  manalarına  saygı  duymak  demektir. 

Kur’anda  insanların  okumaları,  anlamaları,  öğrenmeleri, öğüt  almaları  ve  akıllarını  kullanmaları  için  pek  çok  uyarı  ve  bilgi  ayeti  yer  almaktadır. Bu  nedenle  de  Yüce  Kitabımız  Kur’anda  Bakara  Sûresinin  183  ve  187. ayetleri  arasında  Kur’anın  Ramazan  ayı  içerisinde  indirildiği  bildirilerek,  bu  aya  ulaşanların  oruçlu  olmaları  istenirken,  ayetin  orijinalinde  yer  alan  siyam  sözcüğü  ile  de  aslında  koca  bir  yılı  Kur’anı  terk  ederek  geçirmemizin  bir  cezası  olarak  da  sadece  aç  kalmakla  takvaya  ulaşılamayacağından,  oruçla  beraber  bu  ayda  Kur’anı  anlayarak  okumamız,  kendimize  rektifiye  çekmemiz,  öğrendiğimiz  ve  öğüt  aldığımız  Kur’an  mesajları  ile  sakınma  bilincine  ( takvaya )  ulaşmamız  istenmektedir.  Fakat  bugünün  din  görevlileri  hala  ısrarla  “  Ramazan  ayı  Kur’an  ayıdır.  Kur’ana  sıkı  sıkıya  sarılalım,  mukabele  edelim. “  derken  hiç  birisi  de  Kur’anı  anladığımız  dilden  kendimiz  düşünerek,  anlayarak  okuyalım  dememektedirler. Halbuki  Nisa  Sûresinin  82. ayetinde  “ Onlar  hala  bu  Kur’anı  hiç  anlamaya  çalışmazlar  mı ?  “  Muhammed  Sûresinin  24. ayetinde  de  “  Peki  onlar  Kur’anı  düşünmüyorlar  mı ?  Yoksa  kalpleri  üzerinde  kilitleri  mi  var ? / mühürlü  mü ?  "  uyarıları  ile  Kur’anı   anlamak  üzere  doğru  okumamız  ve  anlamlandırmamız  gerektiği  ısrarla  belirtilmektedir.

Allah’ın,  yarattığı   varlık  alemi  ile  iletişiminde,  olayların  birbirini  izlemesinde  hiyerarşi  ve  aracı  yoktur.  Kehf  Sûresinin  26. ayetinde, “ Allah  Kendi  hükmüne  kimseyi  ortak  etmez “  denildiği  gibi  hükmüne   peygamberler  de  dahil   yarattığı  hiç  bir  varlığı  ve  astlarını  ortak  etmez. İnsanların  inancına   yanlış  olarak  yerleştirildiği  gibi  de  varlıklar  aleminde,  üç  boyutlu  insan  görünümüne  bürünebilen,  konuşan,  metafizik  ( fizik  ötesi )  bir  varlık  olarak  düşünülen   herhangi  bir  isimle  belirtilen,  örneğin  Cebrail  Meleği  diye  bir  melek  de  yoktur. Kur’anın  hiç  bir  ayetinin  orijinalinde  de  doğrudan  doğruya  Peygamberimize  vahyi  Cebrail  Meleğinin  indirdiği  ifadesi  bulunmamaktadır.  Üstelik  de  Rahman  Sûresinin  1 – 2.  ayetlerinde  “  Er  Rahman  allemel  Kur’an  "  (  Kur’anı   Rahman  öğretti  ) denilerek  Kur’anı  Peygamberimize  bizzat  Allah’ın  öğrettiği  belirtilmektedir. Bundan  dolayı  Cebrail  Meleği  konusundaki  rivayetlerin  hepsi  uydurmadır,  Kur’ana  göre  ise  temelsizdir.  Aksi  ve  yanlış  inançların  oluşturduğu  uygulamaların  içerisinde  olmak  ise  küfürdür.

Müslümanların  inançlarına  Kur’anın  dışında  yanlış  olarak  yerleştirilmiş  olan  bu  mukabele  geleneğinin  yanı  sıra  bir  de  “  Hatim  etme,  Hatim  indirme,   Hatimleri  ölenlerin  ruhuna  hediye  etme “  uygulamaları  da  gelenek  haline  getirilmiştir. Hatim  :  Bir  yazının  başından  sonuna  kadar  okunduğuna  dair  son  kısmının  mühürlendiği,  aynı  zamanda  içinde  anlatılanların  tamamen  anlaşılarak  öğrenildiği  anlamlarına  gelir. Bu  nedenle  Kur’anı  baştan  sonuna  kadar  yüzünden  veya   ezbere  okuyarak  veya   dinleyerek  hatim  ettiklerini,  hatim   indirdiklerini   söyleyenler,  adeta  onu  bitirdiklerini  içindekileri  anladıklarını   ifade  etmiş  olmaktadırlar.  Ama  uygulamanın  gerçeğine  baktığımız  zaman  bunun  hiç  de  böyle  olmadığı,  Arapça  bilinmediği  için  hiç  bir  kimsenin,  hiç  bir  şey  anlamadığı,  hiç  bir  şey  öğrenmediği,  Kur’anın  içinde  nelerin  olduğunun  bilinmediği  görülmektedir.  Çünkü  bu  yanlış  uygulama  bu  zeminde  yer  veremeyeceğimiz  pek  çok  uydurma  rivayetle  insanlara  sanki  doğruymuş  gibi  anlatılmaktadır.

Ülkemizdeki  bu  yanlış  ve  Kur’anla  bağdaşmayan  mukabele  ve  hatim  anlayışı  uygulamaları  ile  Ramazan  ayının  sonunda  yapılan  hatimden  dolayı   topluca  hatim  duasına  geçilmekte  ve  uzun  uzun  imamın  duasının  ardından  da  hasıl  olan  sevaplar  da  sanki  kendimizi  kurtarmışız  gibi  ölenlerin  ruhuna  hediye  edilmekte,  tabiî  ki  herhalde  çoğunlukla  da  imamların  dahi  bilmediğinden  dolayı  Kur’anda  ;

*  Yasin  Sûresinin  69  ve  70. ayetlerinde, “ Ve  Biz  o’na  şiir  öğretmedik.  Bu  onun  için  yaraşmaz  da. O  sadece  diri  olanları  uyarmak  ve  kâfirler  üzerine  sözün  hak  olması  için  bir  öğüt  ve  apaçık  bir  Kur’andır. "

*  Fatır  Sûresinin  22. ayetinde “  Ölüler  ve  diriler  eşit  olmaz.  Şüphesiz  Allah  her  dilediğine  işittirir.  Sen  ise  kabirlerdeki  kişilere  işittiren  biri  değilsin. “ 

*  Necm  Sûresinin  39. ayetinde, “ Gerçek  şu  ki  insan  için  çalışıp   didindiğinden  başka   bir  şey  yoktur. “ 

*  İsra  Sûresinin  13. ayetinde, “ Ve  her  insanın  kendi  yaptıklarının  karşılıklarını,  ayrılmayacak  şekilde  boynuna  doladık.” 

*  Yasin  Sûresinin  54. ayetinde, “ Artık  bugün  kişi  herhangi  bir  haksızlığa  uğramaz.  Ve  sadece  yapmış  olduklarınızla  karşılıklandırılırsınız. “  ifadeleriyle  belirtilenler  göz  ardı  edilmekte  veya  Kur’anın  ayetlerinin  ölüler  için  değil  de  diriler  için  öğüt  olduğu,  ölülere  artık  hiç  bir  şeyin  duyurulamayacağı  ve  herhangi  bir  hediye  gönderilemeyeceği,  hesap  gününde  ise  herkesin  sadece  kendi  çabalarının  karşılığını  alacağı  uyarılarından  haberleri  bulunmamaktadır.

Bugün  ülkemizdeki  insanlarımızın  geleneğe  dönüştürdüğü  fakat  yüce  Kitabımız  Kur’an  ile  onaylanmayan,  birçok  zamanın  boş  ve  gereksiz  olarak  harcandığı  bu  şekildeki  yanlış  mukabele  etme,  hatim  indirme  anlayışı  ve  uygulaması  ise  hiç  bir  işe  yaramayacak,  üstelik  de   pek  çok  Kur’an  ayetinin  inkârı  sorumluğunu  beraberinde  getirecektir. Bu  durumda  olanlar  ve  Kur’anı  mealinden  anlamak  üzere  okumayanlar,  gerekli  öğüdü  alıp  hayatının  rehberi  yapamayanlar,  aksine  Kur’anda  Furkan  Sûresinin  30. ayetinde  “ Benim  toplumum  şüphesiz  bu  Kur’anı  mahcur  eyledi / terk  etti  “ diyerek  mahşer  günü  sorgulaması  esnasındaki  peygamberimizin  de tanıklığında  ise  şikâyetinden  kurtulamayacaklardır.  Oysa  Zuhruf  Sûresinin  44. ayetinde  “ Ve  şüphesiz  sana  vahyedilen  / Kur’an  senin  için  de,  toplumun  için  de  gerçekten  bir  öğüttür.  Siz  ondan  sorgulanacaksınız. “  ifadeleriyle  hepimizin  Kur’anın  içeriğinden  sorgulanacağımızın  belirtildiği  Yüce  Rabbimizin  uyarısından  da  haberleri  olmayacaktır. Kur’anı  Arapça  okuma  ile  alınabilecek  manevi  hazzın  yanı  sıra  Türkçe  meallerinden  veya  Tebyin’inden  okuyarak  kendilerinin  de  hayatlarının  rehberi  yapabilecekleri  öğüdü  alabilenlere  müjdeler  olsun. Sadece  Arapça  okunmuş  bir  harfin  on  sevabı  değil,  anlayarak  okuyup  düşünebildiğiniz,  aklınızı  kullanarak  sorgulayabildiğiniz  Kur’an  ayetlerinin  fazileti,  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET