TÜM SORULAR

Soru

Selma Y.   11-07-2026   16

Hocam benim size merak ettiğim bir sorum olacak. Musa peygamberin asası gerçekten yılana dönüşmüş müdür ? Eğer dönüştü ise bu nasıl olabilir ? Bu konuda anlatılanlar yoksa masal mıdır ? Bir de Musa diye bir peygamber gerçekte yaşamış mıdır ? Bizleri bilgilendirirseniz sevinirim. Teşekkür ederim.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      11-07-2026  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Bilim  dünyasında  ve  tarihi  araştırmalarda  Musa’nın  bire  bir  yaşayıp  yaşamadığına  ilişkin, Tevrat’ta /  Yahudi  Tannah  kaynaklarında  anlatılan  Musa’nın  asasının  yılan  olduğunun,  kızıl  denizi  iki  tarafa  yarıp  yol  açıldığının,  on  yerden  su  fışkırttığının  anlatıldığı,  kitlesel  bir  göçün  yapıldığı  olayların  tamamen  gerçekleştiğine  dair  kesin  bir  arkeolojik  kanıt  bulunmaması  nedeniyle   Musa’nın  gerçekten  yaşayıp  yaşamadığı,  tarihi  bir  figür  mü,  lider  mi,  yoksa  teolojik  bir  sembol  mü  olduğu  konusunda   fikir  ayrılıkları  ile  Tarihçi  ve  Arkeologların  tartıştıkları  enteresan  bir  konuya  dikkat  çekmişsiniz.  Ama  birçok  yönden  ana  hatlarıyla  bu  konuya   Kur’anımızda  da  birçok  ayetle  geniş  olarak  değinildiğine  göre,  Müslümanlar  olarak  bizler  de  konuya  Kur’an  gerçekleriyle  bakmak  ve  araştırmakla  yükümlüyüz. Kur'anda  da  bu  konuların  yer  almasından  dolayı  Musa  isminde  bir  peygamberin  de  tarihi  bir  süreçte  yaşadığına  inanmak  zorundayız.

Maalesef  bu  konuda  ülkemizde  piyasada  bulunan  meal   çevirilerinde   Yahudi  kaynaklarının  masalımsı  ve  mitolojik  anlatımların  etkisinde  kalınarak  yapılan  anlatımları  da  görmekteyiz  ve  bu nedenle  de  insanlarımız  çok  da  yanlış  bilgi  ve  inançların  peşinden  de  sürüklenmektedir. Oysa  Rabbimiz  Kur'anımızda  ayetlerle  yer  veriyorsa,  bize  gerçek  dışı  hurafe,  masal,  mitolojik  ve  insanların  sahip  olamayacağı  mucizevi  ve  doğa  üstü  olayları  anlatmaz.  Rabbimizin  o  dönemdeki  Arap  dil  kural  ve  kalıplarına  göre,  Musa  peygamber  kıssasında  da,  bütün  diğer  peygamber  kıssalarında  da  kullandığı  mecazi  ifadelerin  de  kullanılan  Arap  kültüründeki  sözcük  ve  deyimlerin  de  gerçek  hayattan  mantıklı,  apaçık  ve  tutarlı  karşılıkları  bulunmaktadır. Sorunuzun  ayrıntılarını  daha  kapsamlı  olarak  sitemizdeki  “  Musa  Peygamberin  Asası “  başlıklı  makalemizde  bulabilirsiniz.  Biz  de  sorunuzun   yer  aldığı   Kur'anımızdaki  ayetleri   ana  hatlarıyla  ele  alacak  olursak ;

TAHA  17 – 24  :  Ve  sağ  elindeki  nedir  ey  Musa !  “ O  benim  asamdır.  Ona  dayanırım,  onunla  koyunlarıma  yaprak  silkelerim  ve  onda  benim  için  başka  yararlar  da  var “  dedi.  Allah  “  Ey  Musa  onu  /  çobanlığı  bırak.  Firavun’a  git,  şüphesiz  o  azdı. “ dedi.  Fe  elkâhâ  fe  izâ  hiye  hayyetün  tes’a / O  da  onu / asayı /  çobanlığı  hemen  bıraktı. /  yerleşik  hayata  geçti.  Bir  de  ne  görsün !  Artık  sağ  elindeki  Kendisine  vahyedilen  bir  kitap,  koşan  bir  candır.  Sosyal  hayatın  kaynağıdır.

Musa  peygamberin Tur  dağına  çıkıp  peygamber  olarak  seçilmesi  ve  görevlendirilmesiyle,  ardından  zaman  içerisinde  Mısır’a  yerleşerek  görevine  başlamasıyla  beraber  ayetlerde  gördüğümüz  bu  karşılıklı  konuşma  ve  diyalogların  anlatımı,  birçok  ayette  değişik  şekillerde  yer  aldığı  gibi  Şuara  Sûresinin  ayetlerinde  de  yer  alır.  Bu  anlatımlarda  Firavun,  din  adamlarını,  halkın  gözünü  boyayıp  kandıran  sihirbazlarını,  kâhinlerini  toplayarak,  Musa’nın  sahip  olduğu  ve  halkına  aktardığı   vahiy  bilgilerini  etkisizleştirmek  için  herkesin  gözü  önünde  olacak  meydanda  bir  yarışma  düzenler. Bu  yarışmada ;

ŞUARA  43 – 48 :  Musa  onlara “  Ortaya  koyun  ne  koyacaksanız “  dedi.  Bunun  üzerine  onlar  iplerini,  değneklerini /  birikimlerini,  eski  inanç  ve  tezlerini /  çer  çöplerini,  eften  püften  bilgilerini  ortaya  koydular  ve “  Firavunun  gücü  hakkı  için  şüphesiz  elbette  bizler  galip  olanlarız “  dediler.  Sonra   Musa  da  değneğini / asasını  yere  attı /  birikimini  ortaya  koydu ;  Fe  ülkiyes  seharatü  sâcidin / Bir  de  ne  görsünler,  onların  uydurduklarını  yutuyor  da  yutuyor.  Sonra  etkin  bilginler  boyun  eğip  teslimiyet  gösterenler  olarak  bırakıldılar. “  Biz  alemlerin  Rabbine /  Musa  ve  Harun’un  Rabbine  iman  ettik “  dediler.

Bu  müsabaka  ile  ilgili  karşılıklı,  aslında   söze  ve  bilgiye  dayalı  atışmaların  daha  ayrıntılı  açıklamaları,  Araf  Sûresinin 117 - 122  ve  Taha  65 - 70.  ayetlerinde  de  değişik  ifadelerle  anlatılmaktadır.  Ancak  bu  atışmalarda  Firavunun  gücüne  sığınarak  yemin  ederek  başlayan  ve  kendilerine  çok  güvenen  sihirbazların  Musa’nın  ortaya  koyduğu  ve  Allah'ın  vahyi  olan  bilgileri  çürütecek  bilgilere  sahip  olmadıkları  görülür. Bunun  karşısında  bu  sihirbazlar  ve  kâhinler,  Musa  peygambere  iman  ettiklerini  bildirirler.

Bu  ayetlerde  sözü  edilen,  ama  insanlara  yanlış  olarak  aktarıldığı  gibi  ortaya  atması  istenen  ve  yılana  dönüştüğü  söylenen  asası,  aslında  elinde  taşıdığı  gerçek  bir  ağaç /  tahta  parçası  değnek  değildir. Musa’nın  cebindeki  güç  ve  elindeki  beyazlık  ile  birlikte  Musa  peygambere  Allah  tarafından  verilen  ayetlerdir,  onun  bilgi  birikimleridir,  elinin  altında  ona  yardımcı  olmaya  hazır  olan  ve  ifade  yeteneğiyle  elçi  tayin  edilen  kardeşi  Harun’dur.  Ayetlerin  orijinal  ifadelerinde  Firavunun  sihirbazlarının /  Bilginlerinin  ortaya  attığı  sözleri,  bilgileri,  tezleri  "  İp  ve  değnek "  olarak  nitelendirilmiştir. Bu  ifadelerin  Türkçedeki  karşılıkları  ise  yılan  olacak  sopa  değil,  " Çer,  çöp,  ipsiz  sapsız,  temelsiz  "  anlamlarındaki  deyimlere  benzetilebilir.

Olayın  sihirbazlarla,  Musa  peygamberin  söze  ve  bilgiye  dayalı  atışmaları  şeklinde  ve  ayetlerin  orijinalinde  yılan  diye  sözcükler  de  yer  almamakta  iken,  çeviri  yapan  ve  konuyu  aktaran  birçok  müfessir,  Yahudi  ve  Hristiyan  kaynaklarında  aktarıldığı  gibi,  rivayetlerle,  masallarla  sihirbazlara   değneklerini  dönüştürerek  meydanda  yılanlar  attırmışlar,  Musa’nın  asasını  dev  bir  yılana  / ejderhaya  dönüştürüp  sihirbazların  yılanlarını  yutturmuşlardır.

Değerli  kardeşim !  Sorunuzun  asıl  başlangıcı  olan  Musa'nın  Asası  ile  ilgili  ayrıntının,  kıssasında  oluşmuş  birçok  yanlış  anlamanın,  asa   ve  yed ( kusursuz  güç )  gibi  daha  birçok  ayrıntının,  Kur’an  ayetlerinde  kullanılan  sözcüklerin,  Arap  kültüründe  o  dönemde  kullanılan  karşılıklarının  bütün  ayrıntılarına  girilerek  çok  genişçe  ele  alınması,  ciltler  dolusu  kitaplarla,  uzun  sahifeler  halinde  açıklanmalarını  gerektirmektedir. Bu  zemin  bütün  bu  çok  uzun  ayrıntılara  girilmesi  için  uygun  bir  zemin  değildir. 

Ancak  yine  de  biz  bu  zeminde  bütün  yanlış  anlamaların  ve  asanın  yılan  yapıldığı  Taha  Sûresinin  20.  ayetinin  orijinalinde  yer  alan  “  Hayye "  sözcüğünün  birçok  mealde  ve  özellikle  Diyanet  Çevirilerinde  dahi  yapılan  yanlış  aktarımlara  ana  hatlarıyla  değinmeye  çalışalım. Bu  sözcük  Musa  kıssasının  doğru  veya  yanlış  anlaşılmasında  kilit  sözcüklerden  biri  olmuştur.  Hayat  sözcüğünden  gelen  Hayye  sözcüğü  “  Bir  kere  yaşam “  demektir  ve  yaşamın  değişik  alanlarındaki  aktarımları   için  Arap  kültüründe  yılan  da  dahil  birçok  anlamlarda  da   kullanılmaktadır. Bu  bağlamda  Arap  dil  kurallarında ;

* Yaşamında  uzun  ömürlü  olmasından  dolayı  yılana  da  hayye  denir.

* Gözü  keskin  olana  “  O  hayye’den,  yılandan  daha  iyi  görür “  derler.

* Hain,  sinsi  olana  “  O  hayye’den  daha  zalim  “  derler.

* Kadın  erkek  uzun  yaşayana  “  O  hayye’nin  tekidir “  derler.

* Kişinin  akıl,  zekâ  ve  dehada  zirvede  olduğu  dönemde  “  O  vadinin  hayye’sidir “  denir.

* Ölü  sönük  yıldızlar  arasında  daha  canlı  görünen  yıldız  kümelerine  de  teşbihen  hayye  denir.

Allah'ın  Musa  peygamber  kıssası  içinde  Kur'anımızda  yer  verdiği  Hayye  sözcüğünün  ayetlerin  mealinde  birçok  müfessir  tarafından  doğrudan  doğruya  yılan  olarak  kabul  edilmesi,  Allah’ı  yeterince  tanımamak,  Kur'anın  anlatım  tekniklerini  tam  olarak  kavrayamamak,  yaratmanın  ve  ardından  sürdürülecek  Evrendeki  ve  Kâinattaki  bütün  hayatın  devamı  için  konulmuş  olan  Fiziksel,  Biyolojik,  Kimyasal  kanunların,  yaratılmanın  kökeninde  olan  madde  ve  enerjinin  ve  Rabbimizin  varlıklara,  bir  hücreli  canlılara,  atom  ve  moleküldeki  cansız  varlıklara  varıncaya  kadar   koyduğu  kodlamanın  ve  sınırların  bilinmediği  anlamına  gelir  ki,  zaten  Kur’anın  indirildiği  zamanda  ve  ondan  önceki   zamanlarda  da  insanlar  ve  toplumlar  bu  bilgilerden  tamamen  yoksundurlar. Bütün  olaylara  hurafe  ve  doğa  üstü  güç  kabulleriyle  bakmaktadırlar. Hatta  bugünün  anlı  şanlı  ilâhiyatçıları,  prof.  unvanlı  akademisyen  öğretim  görevlileri  dahi  bilim  ve  teknolojinin  bugün  geldiği  noktayı   tamamen   görmemezlikten  gelerek  veya  bilmeden  dışında  kalarak,  hala  onlar  da  o  zamanın  müfessirlerinin  kabullerinin  ötesine  geçememektedirler.

Dolayısıyla  ayetin  orijinalindeki  “ hayye “  sözcüğünün  birinci  derecede  ve  Allah'ın  yaratma   kanunlarına  göre  en  yakın  ve  en  gerçekçi  anlam  karşılığı  “ yılan “  demek  olmayıp,  varlığın  uzun   ömürlü  oluşunu  nitelemektedir. hayat  ve  canlılıktırYine  ayetin  orijinalindeki  “  hayyetun  tes’a “  ifadesinin  Türkçedeki  tam  karşılığı  da  Yedi  canlı  deyimidir. Defalarca  ölüm  tehlikesiyle  karşılaşmasına  rağmen  her  defasında  sağ  olarak  kurtulmak  anlamına  gelir. Bu  ifade  ve  deyim  aynı  zamanda  kişiler  için  kullanıldığı  gibi,  yılanlar  ve  dört  ayak  üzerine  düştü  deyimi  ile  de  aynı  anlamlara   gelmek  üzere  kediler  için  de  kullanılır.

Bu  nedenlerle  Taha  Sûresinin  20. ayeti  bizim  anlatımlarımızda  “  O  da  asa’yı  /  çobanlığı  /  bıraktı. Yerleşik  hayata  geçti.  Bir  de  ne  görürsün !  Artık  sağ  elindeki /  Kendisine  vahyedilen  Kitap,  koşan  bir  candır  /  ruhtur  /  bilgidir  /  Sosyal  hayatın  kaynağıdır. “  şeklinde  yer  almaktadır. Bu  ifadeler  ilâhi  Kitapların  “  Ruh " niteliğidir.  Şura  Sûresinin  52. ayetinde  “  İşte  böylece  Biz  sana  da  Kendi  emrimizden  /  işimizden  olan  ruhu /  Kur’anı  vahyettik. “  denildiğinden  dolayı  Kur’anın  da  bir  adının  “  Ruh /  Can “  olduğu  gibi  Musa’nın  sağ  elindekinin  /  Kitabının  adı  da  bize  göre  “ Ruh “  tur.  Ama  bu  Ruh’un  /  Kitabın  orijinali  ve  gerçeği  bugün  maalesef  yüzyıllardır  Hahamlar  tarafından  yapılan  saptırmalarla  Yahudilerin  elinde  yoktur.

Ayetlerde  “  yutuyor  da  yutuyor  “ Araf  Sûresinin  107.  ayetinde  de  “ silip  süpüren “ diye  ifade  ettiğimiz  “ su’bân “  sözcüğü,  önüne  geleni  sürükleyen  sel,  ister  fare  avlayan  yılan  anlamında  ele  alınsın,  burada  Musa’nın  birikiminin  karşısındaki  her  şeyi  silip  süpürdüğü /  yuttuğu,  yani  Musa’nın  ortaya  koyduğu  fikirlerin,  bilgilerin, Allah'ın  vahyinin,  Firavun'un   sihirbazlarının  tezlerini,  bilgilerini  çürüttüğü,  iptal  ettiği  anlatılmaktadır.  Çünkü  Allah’ın  vahyinin  önünde  hiç  bir  şey  duramaz. Türkçe  meallerde   "  ejderha,  yılan "  diye  de  çevrilen  sözcük,  lügatlarda,  su  ve  kan  akması  anlamındaki  “  se’ab “  sözcüğünden  gelir.  Vadide  sel  yataklarının  kıvrım  kıvrım  olması,  kıvrım  kıvrım  dere  yataklarından  suyun  akması  bu  sözcükle  ifade  edilir.  Sözcüğün  çoğulu  da  “  su’ban “ şeklindedir. Dolayısıyla  anlamı  da,  selin  önüne  gelen  her  şeyi  içine  alıp  sürüklemesidir. Fareleri  yutan  yılana  da  bu  ismin verilmesi  de  bu  nedenledir.

Olayların  gerçeği  de  Kur’anımızda  aslında  bu  şekildeki  sözcük  ve  deyimlerle  ifade edilerek  o  dönemde  Mekke  ve  Medine’de  yaşayan  Yahudi  ve  Hristiyan  inancındaki  insanları  da  ikna  etmek,  yanlışlarından  arındırarak  doğruya  yöneltmek  için  anlatılmaktadır. 20. ayetteki  “  hayye  sözcüğü  doğrudan  doğruya  birçok  müfessir  tarafından  yılan  olarak  kabul  edilince,  doğal  olarak  21.  ayetteki  “  korkmak  “  sözcüğü  de  “ yılandan  korkmak “  olarak  anlaşılmıştır.  Halbuki  buradaki  korku  Şuara  Sûresinin  12. ayetinde  “  Musa :  “  Rabbim !  Şüphesiz   ben,  beni  yalanlamalarından  korkarım. “  ifadeleriyle  dile  getirildiği  gibi  Musa’nın  kendisine  verilen  görevin  ağırlığından,  zorluğundan  korkması  ve  kaçmaya  çalışmasıdır.

Dolayısıyla  Rabbimiz  bizlere  Musa  peygamber  kıssasını  aktarırken  elbette  ki  kendi  koyduğu  hükmü,  yaşam   kural  ve  kanunlarını  bozarak  Asa'nın  yılana  dönüştüğü  ifadesini  kullanmamıştır.  Elbette  ki  bütün  insanlar  Rabbimizin  bahşettiği  akıl  ve  mantık  nimetini  kullanabilme  ölçüsünde,  irade  ile  verilen  seçme  özgürlüğünden  dolayı  da  kimileri  asanın  yılan  olduğuna  da  inanacaktır,  ama  kimileri  de   mantığı  ile  bu  tür  masalımsı  ve  mucizevi  anlatımları  kabul  etmeyecek,  nedenlerini  sorgulayacaktır.  Hiç  kimse  de  inanç  söz  konusu  olunca,  zorla   başkalarını  kendi  görüşlerine  inandırmak  mecburiyetinde  değildir.  Ama  inançlar  da  mutlaka  sağlam  temellere,  akla  mantığa,  Kur’anın  gerçek  mesajlarına  ve  gerekli  bilgilere  dayalı  olmalıdır.  Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET