Hocam ! Kur'anda peygamberi ihtiyarlatan ayetler var mı ? Varsa bu ayetler hangileridir ? Neden bu ayetler peygamberi endişelendirmiştir. Açıklar mısınız ? Sağolun. Allah'ın selamı üzerinize olsun.
Zeki Çelik.
17-06-2026
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Sorunuzun temeli, Tirmizi Tefsir 56 / 6, 57, Vakıa 3293, Darimi Fezailu’l Kur’an 17, Zemahşeri el Keşşaf 2 / 240, Fahrettin er Razi Mefatihu’l gayb 18 / 71 Kurtubi 9 / 107 gibi “ Hz. Ebu Bekir, Ey Allah’ın Resulü, saçların ağardı, yaşlandın dedi. Resulullah da Beni Hud, Vakıa, Mürselat, Nebe, Tekvir Karia sûreleri ihtiyarlattı. Cevabını verdi. “ denilen rivayet ayrıntılarıyla ve üstelik de Tirmizi’nin kendisinin “ garip ve hasen / tuhaf ama güzel bulunan haber “ olarak nitelediği ama kesin olmayan bu tür rivayetler üzerine onlarca kişinin yaptığı yorumlara dayanmaktadır. Biz de sözünün edildiği rivayetlerin özellikle dayandırıldığı Hud Sûresinin bazı ayetlerini göz önüne alarak konuya açıklık getirmeye çalışalım.
Kur’anımızda Hud peygamberin kavmi olan, zorbalıkta, zulümde şöhret sahibi ve yeryüzünde kendilerinden daha güçlü hiç bir şeyin bulunmadığı inancında olan, dolayısıyla kendilerine elçi olarak gönderilen Hud peygambere karşı büyük bir mücadele başlatan “ Ad “ toplumunun üzerlerine yağdırılan azapların, “ azap kamçısı “ deyimiyle Mekke müşriklerine ve bütün insanlığa da ibret olması için yöneltilerek sözünün edildiği öğütler, ilk defa Fecr Sûresinin 6 – 13. ayetlerinde " Ad toplumuna, sütunların sahibi İrem'e ki, beldeler içinde bir benzeri oluşturulmamıştı, vadilerde kayaları kesen Semud toplumuna, o kazıkların sahibi Firavun'a Rabbinin ne yaptığını görmedin mi / düşünmedin mi ? Onlar ki, o ülkelerde azıtmışlardı. Dolayısıyla da oralarda bozgunculuğu çoğaltmışlardı. Onun için de Rabbin üzerlerine azap kamçısı yağdırdı. " ifadeleriyle yer almaktadır. Daha sonra ilerleyen zamanlarda indirilen Hud Sûresinin 50 – 60. ayetleri içerisinde de bu kavmin siyasi, ekonomik açıdan gücü, dillere destan olan sarayları, putlara taparak oluşturdukları zorbalıkların portresi çizilmektedir. Allah’ın ayetlerini bile bile inkâr ettikleri, elçileri yalanladıkları ve bu suçları yüzünden de cezalandırıldıkları anlatılmaktadır. Bu bağlamda aynı tür suçları işleyenlerin de Ad kavmi gibi aynı kötü akibete ulaşacakları belirtilmektedir.
Bu nedenle
Hud Sûresinin 17.
ayetinde de “ …..Hangi
karşıt gruptan olursa
olsun kim Kur’anı
örtbas ederse, ona
vaat edilen yer
ateştir. İşte bütün
bunlardan dolayı sen de Kur’andan
şüphe içinde olma.
Kesinlikle o, Rabbinden
bir haktır / gerçektir.
Fakat insanların çoğu
iman etmiyorlar. “ ifadelerinde gördüğümüz
gibi ayetin içerisinde
ehli kitap olmalarına
rağmen karşıt grupların uyarılmalarıyla beraber, elçiden
/ peygamberimizden de
görevini tam bilgilenmiş
olarak kuşku duymadan,
selim akılla sürdürmesi
istenmektedir. Neticede Peygamberimiz
de bir insandır, yukarıda sözünü ettiğimiz bu
ayetlerin uyarılarıyla muhatap
olan insanların gösterdiği direnç, sapkınlık, isyan, küfür ve inkâr, hatta kendisinin de başarılı olup olamadığını, sonunu düşündüğü zaman,
işte bu emir ve karşısında gördükleri, yaşadıkları peygamberimizi de endişelendirmiş, düşündürmüş
ve ruhen ihtiyarlatmış olabilir.
Rivayetlerde yer alan ve Hud Sûresinin kardeşleri denilen Vakıa, Hakka, Mearic, Mürselat, Nebe, Tekvir ve Karia Sûrelerin hepsi de kıyametten, ürkütücü sahnelerinden, Allah’ın kudretinden ve insanlara verdiği nimetlerden söz etmektedir. Ve hepsi de Mekke Müşriklerinin inkârlarına karşı yapılan uyarılardır. Hud Sûresinin ayetlerinin tamamı da arka arkaya aynı zaman dilimde bu ayetlerden sonra peygamberimizin risaletinin 9. yılında vahyedilmiştir. Hud Sûresinin 112. ayetinde de “ İşte bundan dolayı emrolunduğun gibi dosdoğru yolda ol ! Beraberindeki tevbe edenler de doğru olsunlar Ve aşırı gitmeyin ! Kesinlikle Allah, bütün yaptıklarınızı hakkıyla görendir. “ ifadeleriyle “ dosdoğru ol “ uyarısıyla birlikte “ emrolunduğun gibi Allah’ın çizdiği sınırlarda, koyduğu ilkelerde dosdoğru ol “ denilmiştir. Bu bağlamda insanın kendi kendine dosdoğru yolu tamı tamına bulmada yetersiz olabileceğine de atıf yapılmıştır. İşte bu noktada insanın kendi kendine dosdoğru yolu tamı tamına bulmada yetersiz kalacağı düşüncesi de O’nu yormuş, peygamberi ruhen ihtiyarlatmış, endişeye sürüklemiş olabilir. Çünkü hayat boyu insanın önündeki yollar çok çetrefillidir, engebelidir, olumsuz etki ve yönlendirmelerle doludur. Kur’anı anlayarak okumadığı ve yönelmediği zaman, birçok konuda da insan bilgisizdir, yanlışlar içerisindedir, acizdir, güçsüzdür, nankördür, kendisine bahşedilen nimetlerden habersizdir. Doğrusunu ve ölçüsünü Allah bilir. Allah’ın selamı ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !....