Soru

Turhan T.   18-05-2021   35
Hocam bu sorumu okuduğunuzda bana en kısa zamanda dönebilirseniz çok mutlu olurum. Uzun zamandır Kuran'da bahsedilen peygamber kissalarindaki mucizelere kafamı takmış durumdayım. Düşünceler kafamın içini kemiriyor tabiri caizse. O yüzden olabildiğince kısa sürede bana dönmenizi rica ediyorum. Bu kissalardaki mucizeler ile ilgili benim tutumum bu olağanüstü olayların sembolik anlamlarinin olduğu. Aksi takdirde benim mucizeleri aklım gerçekten almıyor. İmanımı sarsıyor bu durum. Örneğin Hz Musa'nın asasının yılana dönüşmesi. Bu olay sembolik bir şey olabilir kuran dilinde mecazlı muteşabih ayetler var zaten. Bu olayin da muteşabih olduğunu söylememiz mümkün. Ama burada şöyle bir sorun çıkıyor. Örnek verdiğim Hz. Musa'nın asasının yılana dönüşmesi birebir neredeyse aynı şekilde Tevrat'ta da geçiyor.Bunun tevratta da olması Kur'an'ın aslında sembolik anlamı kastetmediğini gerçekten asanın yılana dönüşmesi anlamını kastettiğini gösteriyor sanki. Mucizeler ile ilgili yazınızda yahudilerin tevrata uydurmalar soktuğundan bahsetmiştiniz. Bu asanin yılana dönüşmesi denizin yarılması vb. hepsi kuranla birebir örtüşüyor. Eğer bunları uydurma,sonradan tevrata sokulan insan sözleri olarak görürsek de Allah'ın uydurma olan insan sözlerini Kur'an'a koyması saçma oluyor. Bu durumda tevrattaki anlatımın da sembolik olduğunu savunmamız mi gerekiyor.? Gerçekten kafam çok karışık umarım sıkıntımı anlatabilmisimdir. Bu yazıma en kısa zamanda cevap verebilirseniz çok mutlu olurum gerçekten çok büyük bir sevap kazanmış olursunuz inşallah. Hayırlı günler diliyorum. Teşekkürler.

Yanıtlar

Zeki Çelik.   19-05-2021  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Mitolojik  doğa  üstü  olayların  nakli  ve  inançları,  insanların  yaratılışından  itibaren  tarih  boyunca  egemen  olmuş,  yarı  tanrı  ve  doğa  üstü  güçlere  sahip  birçok  insan  figürleri  ve  olaylar  konu  edilmiş,  birilerinin  insanları  etrafında  toplayarak  kandırmasının  en  etkili  aracı  olmuştur. Bu  nedenle  insanların  hayatı  boyunca  toplumların  hayatında  sihir,  büyü  ve  mucizevi  olaylar  hiç  eksik  olmamıştır. Bundan,  teolojik  ( dinsel )  düşünce  de,  dini  inançlar  da  tarih  boyunca   ve  bilimin,  teknolojinin  bu  kadar  gelişmiş  olmasına  rağmen  maalesef  hala  bugün  de  bu  etkilenmeler  devam  etmektedir. Siz  de  bugün  birçok  din  adamının,  ulemanın  ve  ünlü  İlâhiyatçı  Öğretim  görevlilerinin  dahi  doğru  ve  gerçekçi  bir  bakış  ile  çoğunlukla  ulaşamadıkları,  Kur’anımızda  yer  alan  mucizevi  olarak  görülen  anlatımlara,  konulara  ve  bunlardan  birisi  olan  Musa  Peygamberin  birçok  keramete  sahip  olan  asası  ile  dikkat  çekmiş  bulunuyorsunuz. Size  teşekkür  ederim.  Elbette ki  Müslümanım  elhamdülillah  diyen  bütün  kardeşlerimizin,  Kur’anımızın  gerçek  doğrusuna  ulaşabilmeleri  için  aklın  kullanılarak, düşünerek,  sorgulayarak,  inancını  tahkiki  bir  imana  dönüştürerek  mutmain  olması, Dinimizin  çok  önemsediği  bir  ayrıntısı  ve  gereğidir.

İlkel  toplumlardan  başlayarak  tarih  boyunca  her  dönemin  din  adamları,  kâhinleri,  sihirbazları,  mecnunları,  hamanları,  medyumları,  falcıları  gerçekte  olmayan  ama  halk  kültüründe  inanılmış  olan  cinlerle  konuştuklarını  iddia   eder,  büyü,  tılsım,  göz  boyama  oyunları  ile  gizemli  bir  havaya  bürünür  ve  bu  yeteneğin  ve  gücün  kendilerine  tanrı  tarafından  verildiğini  söylerlerdi.  Bundan  dolayı  her  dönemde  insanlar  kendileri  gibi  yiyip  içen,  çarşılarda  dolaşıp  alışveriş  yapan  bir  insanı  peygamberliğe  layık  görmemişler,  onlara  karşı  çıkmışlar,  inanmamışlar,  onların  sıra  dışı  iddialarına  karşı,  onlardan  gözle  görebilecekleri,  tanık  olabilecekleri  sıra  dışı  kanıtlar  istemişler  ve  o  güce  sığınma  arzusu  ile  bu  olağan  dışılıklar  isteğinde  ısrarcı  olmuşlardır.  Biz  de  sitemizde  bir  çok  başlık  altında  peygamberlerin  hayatları  ile  ilgili  olarak  aktardığımız  kıssalarda,  ayrıntıları  ile  yer  verdiğimiz  mucizevi   anlatımların  gerçeğini  örneklerle  okuyucularımızın  önüne  koymaya  çalıştığımız  gibi,  örneğin  Mümin  Suresinin  78. ayetinde  “  Ve  andolsun  ki  Biz  senin  önünden  nice  elçiler  gönderdik.  Onlardan  kimini  sana   anlattık,  onlardan  kimini  de  anlatmadık.  Hiç  bir  elçi,  Allah’ın  izni  olmaksızın  bir  ayet  / alamet  / gösterge  / mucize  getiremez.  Artık  Allah’ın  emri  gelince  hak  ile  gerçekleştirilir. “ ifadeleriyle  belirtilmesine,  hiç  bir  peygamberin  mucize  göstermesinin  mümkün  olmayacağına  rağmen  her  dönemde  Peygamberlerin,  bir  el  hareketiyle  dağları  yürütmesini,  gökten  suyu  indirmesini,  dağı  altın  yapmasını,  gökten  sofralar  indirmesini  isteyen  insanlar  olmuştur. Oysa  Rabbimizin  Adem  peygamberden  bu  yana  bütün  peygamberlere  indirdiği  vahyi  ve  en  sonunda  da  bizim  peygamberimize  indirdiği  Kur’an,  bu  tür  inançları  ve  din  anlayışını  reddetmekte  ve  mucize  ve  kehanet  taleplerinin,   geçmişte  de,  Peygamberimiz  döneminde  de  reddedildiğini,  Allah’ın  yönetiminin  ve  ikna  etmesinin  yolunun  bu  olmadığını,  Allah’tan  başka  hiç  bir  insanın  mucize  oluşturamayacağını,  pek  çok  ayrıntılı  ayetlerle  bize  anlatmaktadır.

Bugün  bizim  elimizde  bulunan  Kur’andan  başka  hiç  bir  peygambere  indirilen  vahyin,  ne  Suhuf’ların,  ne  Zebur’un,  On  Emir  ayrıntılarından  başka  ne  Tevrat’ın,  ne  de  İncil’in  orijinali  insanlığın  elinde  yoktur. Bütün  geçmiş  dinler  sonradan  insan  eliyle  yazılmış  örneğin  Yahudiler  Tekvin,  Talmut  adındaki  kitaplarındaki  anlatımlara,  Hristiyanlar  İsa  peygamberin  ölümünden  sonra  havarilerin  veya  bu  konu  ile  ilgilenenlerin  yazdığı  Kanonik  incillere  göre  inançlarını  yaşamaktadırlar. Hatta  ve  hatta  bizim  elimizde  orijinal  olarak  hiç  eksiği  olmayan,  değiştirilememiş,  Allah’ın  insanlığa  son  vahyi  olan  gerçek  kitabımız  Kur’an  olduğu  halde,  Müslüman  olduğunu  söyleyen  ülkelerde  ve  bizim  de  ülkemizde  bile  Din,  maalesef  Kur’anın  dışında  insan  eliyle  yazılmış  hadis  ve  rivayetlerle  yaşanmaktadır.

Kitabımız  Kur’anda  Rabbimiz  pek  çok  ayette,  peygamberimize  ısrarla  “  Ben  bir  beşerim,  Ben  de  sizin  gibi  bir  insanım,  Ben  sizin  arkadaşınızım,  Ben  sadece  bir  uyarıcıyım,  mucizeler  Rabbimin  katındadır. “  dedirttiği  halde,  müşrikler  de  Rad  Suresinin  7.  ayetinde  “  Ve  küfreden,  inanmayan  şu  kimseler  “  Rabbinden  ona  bir  mucize  indirilmeli  değil  miydi ?  “  diyorlar.  Sen  ancak  bir  uyarıcısın.  Her  toplum  için  bir  yol  gösterici  vardır. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  bizim  peygamberimize  karşı  da  inanmamak  için  mucize  isteme  hastalığını  ısrarla  sürdürmüşlerdir. Rabbimiz,  insanların  geçmişten  bu  yana  ortaya  koydukları  bu  tutumlarını  tekrarlayacaklarını  bildiğinden  her  meydan  okuyuşa,  somut  bir  mucize  ile  cevap  vermeyeceğini  ve  yine  de  inanmayacaklarını  birçok  ayetle  belirttikten  ve  gerekli  uyarıları  yaptıktan  sonra,  müşrikler  için  tek  ve  en  büyük  mucizenin  Kur’an  olduğunu  söyleyerek  Ankebut  Suresinin  51.  ayeti  ile  “ Sana  indirdiğimiz  bu  Kur’an,  o  mucize  isteyenlere  karşı  okunup  dururken  onlara  yetmedi  mi ?  Bunda  inanan  bir  toplum  için  elbette  ki  bir  rahmet  ve  öğüt  vardır. ”  Diyerek  mucize  konusuna  noktayı  koymuş  ve  konuyu  kapatmıştır. Çünkü  bütün  peygamberler  insandır,   Ankebut  Suresinin  49 – 50. ayetlerinde  “  Fakat  bu  Kur’an,  kendilerine  bilgi  verilenlerin  içlerine  işleyen,  söze  dayalı  apaçık  ayetlerdir. / mucizedir. Bizim  ayetlerimizi  ancak  zalimler  inkâr  eder.”  Buna  rağmen  hala  “  O’na  Rabbinden  güce  dayalı  olağan  üstü  mucizeler  / ayet  indirilmeli  değil  miydi ?  “  diyorlar.  Söyle  onlara  “  O  güce  dayalı  mucizeler  /  ayetler  Allah’ın  kudretindedir.  Ben  sadece  uyarıcıyım. ” diye  belirtildiği  gibi  bütün  peygamberlere  verilenler  aynıydı,  ( ayatun  beyyinat )  idi.  Hiç  birisine  de  insanları  yola  getirmek  için  söze  dayalı  apaçık  deliller  dışında  bir  şey,  doğa  üstü  bir  güç  verilmemişti. 

Evrende  Allah’ın  yaratmasının  ve  yaşamın  devamı  için  koyduğu  kanunlar  ve  kurallar  zinciri  vardır.  Sünnetullah  olan  bu  zincirde,  olaylar  birbirinin  peşi  sıra  oluşur.  Bir  olay  diğerini,  o  olay  da  bir  başka  olayı  meydana  getirir.  Evrende  her  olayın  bir  sebebi  vardır.  Sebep  hasıl  olunca  sonuç  da  kaçınılmaz  olur.  Rabbimiz  Kâinatı,  Evreni,  Dünyayı  ve  üzerindeki  tüm  cansız  ve  canlı  varlıkları  madde  ve  enerji  olmak  üzere  iki  kökenden  yaratmış  ve  her  varlık  için  de  kodladığı  sınırı,  ölçüyü  belirlemiştir.  Hiç  bir  varlık  bu  ölçünün  ve  sınırın  dışına  çıkamaz.  Yani  insan  eliyle  durup  dururken  hiç  bir  cansız  varlık  canlı  olamaz.  Allah  Kendi  koymuş  olduğu  kuralları,  verdiği  hükmü,  kıyamete  kadar  da  değiştirmez. İnsanların  anladığı  gibi  mucize,  herhangi  bir  kişinin  kendi  hüneri  değildir.  Aslında  mucize  Allah’ın  fiilleridir.  Allah’ın  oluşturmalarıdır.  Mucize  denilen  olayları  peygamberin  zamanında  yaratan  ve  gösteren  Allah’ın  bizzat  Kendisidir.  Tarih  boyunca  gelmiş  peygamberlerin  hayatındaki  inanmayan  müşriklere,  depremle,  yangınla,  fırtına  ve  boranla,  sel  felaketi  ile,   gökten  indirilen  volkanik  taşlarla  verilen  cezaların  hepsi  de  Allah’ın  mucizeleridir.

Değerli  Kardeşim !  Gelelim  sizin  özellikle  değindiğiniz  Talmut  ve  Kitabı  Mukaddeste  Yahudilerin  inancını  oluşturmuş  olan  ve  birçok  versiyonla  en  ince  ayrıntılarına  kadar  anlatılmış  olan  Musa  Peygamberin  asasının  yılan  olma  veya  olamama  konusuna !  Yüce  Rabbimiz  Allah,  Kur’anda  peygamber  kıssalarını  anlatırken,  daha  kolay  anlasınlar  diye  bilhassa  o  devirdeki  efsane  ve  masal  dinlemeye  yatkın  olan,  dilden  dile  zaten  insanlar  arasında  dolaşan  mucizevi  anlatımları  düzeltmek,  doğruya  ve  gerçeğe  yöneltmek  için  özellikle  Kur’anın  ilk  muhatapları   olan  Arap  toplumunun  kullandığı  deyimleri,  kültürleri,  inançları  ve  onların  ağzındaki  ifade  ile  mecazi  anlatım  tekniklerini  kullanmıştır.  Ama  yine  de  bu  kıssalar,  Yahudi  kaynaklarının  etkisinden  kurtulamayan  klasik  yorumcuların  kabulleriyle,  bize  intikal  ettirilen  yorumlarla,  masal,  hikâye,  mucize  kavramından  öteye  geçememiştir.  Arap  kültüründe  neredeyse  bütün  sözcüklerin  birden  fazla  karşılığı  bulunmakta  ve  bilimin,  teknolojinin  ve  iletişimin  gelişmemiş  olduğu  dönemlerde,  müfessirler  de  bunlardan  hangisinin  gerçek  karşılık  olması  gerektiğinde  zorlanmışlardır. Bundan  dolayı  da  yüzlerce  yıldır  Kur’anın  vermek  istediği  asıl  mesajın  farkına  varılamamış,  Yahudi  kaynaklarının  etkisiyle  zamanımızın  ünlü  din  adamları,  İlâhiyatçı  öğretim  görevlileri  tarafından  dahi  bugün  doğru  ve  gerçekçi  ayıklamalarla  Kur’anın  doğrularına  ulaşılamamıştır,  mucizelerin,  masalların  peşine  düşülmüştür.

Musa  Peygamberin  elindeki  asa  ile  ilgili  ayrıntıyı  Kur’anımızda  Taha  Suresinin  17. ayetinde  “ Ve  sağ  elindeki  nedir  ey  Musa !  18  :  Musa,  “  O  benim  asamdır,  ona  dayanırım,  onunla  koyunlarıma  yaprak  silkelerim.  Ve  onda  benim  için  başka  yararlar  da  var  “  dedi.  19 :  Allah : “  Ey  Musa !  onu  bırak  /  çobanlığı  bırak  yerleşik  hayata  geç. 24  :  Firavuna  git,  şüphesiz  o  azdı  “  dedi.  20  :  O  da  onu  hemen  bıraktı  /  yerleşik  hayata  geçti. Bir  de  ne  görürsün !  Artık  sağ  elindeki  ;  Kendisine  vahyedilen  bir  kitap,  koşan  bir  candır.  Sosyal  hayatın  kaynağıdır. ”  İfadeleriyle  başlayan  paragrafta  görmekteyiz.

Bu  ayetler  grubunda  soru  ile  başlanması,  mutlaka  bir  bilgi  almak  için  değildir,  zaten  Allah,  onun  elinde  ne  tuttuğunu  görmektedir  ve  bilmektedir.  Soru  Musa  Peygamberin  dikkatini  asaya  çekerek,  kendisine  verilecek  göreve  hazırlama  amacına  yöneliktir. Ayette  sayılanların  dışında  “ onda  benim  için  başka  yararlar  da  var “  şeklindeki  ifade  ile  asanın  daha  başka  işler  için  de  kullanıldığı  anlatılmaya  çalışılmıştır.  Mesela,  dağda  bayırda  çobanlık  yapan  bir  kişi  yiyecek  içecek  torbasını  asasının  ucunda  taşır,  bitki  köklerini  eşeler,  su  bulmak  için  toprağı  kazar,  sürüsünü  güder,  vahşi  hayvanlara  ve  saldırganlara  karşı  bir  silah  olarak  kullanır. Bundan  dolayı  asa  üzerinde  pek  çok  işlev  toplanmıştır.  Ancak  Musa  Peygamberin  bu  sözlerinden  sonraki  gelişmeler  göstermektedir  ki,  artık  çoban  iken  peygamber  olan  Musa’nın  asasının  çobanlıktaki  görevleri  bitmiştir.  Yani  artık  asa,  eski  işleri  için  Musa’ya  lazım  değildir.  Bundan  sonra  sağ  elinde  tutması  gereken  asa  başka  bir  şeydir.  Tüm  batıl  olan  şeyler  o  şey  ile  yok  edilecek  ve  insanların  gerçekleri  görmesi  o  şey  ile  sağlanacaktır.  O  şey  de  kullanması  için  sağ  eline  verilmiş  olan,  aslında  belleğine  nüfuz  ettirilerek  yerleştirilmiş  Allah’ın  vahyidir,  ayetleridir  ve  Kitap  Tevrat’tır.  Elbette  ki  Kur’anın  kısa  anlatım  tekniği  ile  bu  ayette  anlatılanlar  hemen  o  anda  arka  arkaya  oluşmuş  gelişmeler,  ayrıntılar  değildir. Musa,  Peygamber  olarak  görevlendirilmenin  ardından  bir  başka  peygamberin  yanında   eğitimden  geçirilmek  üzere  bizim  de  sitemizde  “  Hızır  Kimdir  “  konusu  içerisinde  yer  verdiğimiz  ayrıntılarla  ailesinden  ayrı  olarak  yolculuklar  yaptırılacak,  bu  zaman  zarfında  birçok  ayetle  bilgilendirilerek  donatılacak  ve  ondan  sonra  da  Firavunun  karşısına  çıkarılacaktır.

Musa  Peygamberin  yirmi  yıl  süren  kavmini  Firavunun  elinden  kurtararak,  özgürlüklerine  kavuşturması  mücadelesi  Kur’anımızda  bir  çok  değişik  Sure  içerisinde  çok  geniş  olarak  aktarılmıştır. Asanın  bütün  toplum  önünde  yılana  dönüştürülmesi  ayrıntıları  da  en  geniş  olarak  Şuara  Suresinin  18  ve  51.  ayetleri  arasındaki  paragraflarda  anlatılır. Ancak  biz  bu  zeminde  çok  uzun  olduğu  için  bütün  bu  ayetlere  ve  ayrıntılarına  yer  veremiyoruz. Sitemizde  ise  “  Musa  Peygamberin  Asası “  başlıklı  yazımızda  çok  geniş  açıklamalarda  bulunduk. Bu  anlatımlarda  Firavun,  din  adamlarını,  halkın  gözünü  boyayıp  kandıran  sihirbazlarını,  kâhinlerini  toplayarak,  Musa’nın  sahip  olduğu  vahiy  bilgilerini  etkisizleştirmek  için  yarışma  düzenler.  Aslında  bu  yarışmada  Musa  elindeki  asasını  değil,  sahip  olduğu  ve  Allah'ın  eğitim  ve  vahiy  ile  kazandırdığı  bilgileri  ortaya  atmıştır.  Ancak  bu  karşılaşmada  Firavunun  din  adamlarının  ve  sihirbazlarının  Musa’nın  ortaya  koyduğu  bilgileri  çürütecek  bilgilere  sahip  olmadıkları  görülür.  Bunun  karşısında  bu  sihirbazlar  ve  kâhinler,  Musa  peygambere  iman  ettiklerini  bildirirler. Bu  ayetlerde  sözü  edilen  ve  ortaya  atması  istenen  asası,  Musa’nın  iradesinde  ve  benliğindeki  güç,   Musa  peygambere  Allah  tarafından  verilen  ayetlerdir,  onun  bilgi  birikimleridir  ve  elinin  altında  ona  yardımcı  olmaya  hazır  olan  ve  elçi  tayin  edilen  ve  ifade  yeteneği  çok  güçlü  olan  kardeşi  Harun’dur.  İşin  aslı  böyle  iken  rivayetlerle,  masallarla  sihirbazlara  meydana  yılanlar  attırmışlar,  Musa’nın  asasını  dev  bir  yılana  dönüştürüp  sihirbazların  yılanlarını  yutturmuşlardır. Tabii  bu  olayı  bu  yılanlarla  anlatanlar  ve  bu  olaya  bu  şekilde  inananlar,  Allah’ın  yaratmadaki  Sünnetinden,  koyduğu  fiziksel,  biyolojik  kanunlarından,  her  varlık  için  kodladığı  fiziksel  ve  biyolojik  sınır  ve  ölçülerden,  Kur’an  ayetlerinin  gerçek  vermek  istediği  mesaj  ve  anlatım  tekniklerinden,  bu  kuralların,  kanunların,  Sünnetullah’ın  kıyamete  kadar  Allah  tarafından  da  asla  değiştirilmeyeceğinden,  Musa'nın  da  bir  insan  olduğundan,  hiç  bir  peygambere  mucize  oluşturma  yetkisinin  verilmediğinden   belli  ki   haberleri  bulunmamaktadır.

Değerli  Kardeşim ! Sitemizde  yer  verdiğimiz  bu  konudaki  oldukça  uzun  ve  kapsamlı  olan  yazılarımızı  daha  sakin,  daha  geniş  bir  zamanda  düşünerek,  ayrıntılarına  dikkat  ederek  okursanız,  mutlaka  daha  mutmain  olabileceğiniz  sonuçlara  ulaşabileceğinize  inanıyoruz.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !....

 

Turhan T..   20-05-2021  
Öncelikle soruma verdiğiniz yanıt için çok teşekkür ederim. Bana cevabınızı okudum ama soruma tam cevap bulamadım gibi. Bu yüzden sorumu biraz daha anlaşılır bir şekilde eklemeler yaparak tekrar sormak istiyorum. Kuran'da Hz Musa ile ilgili birçok ayet var. Bu ayetlerdeki mucizeler neredeyse birebir biçimde Tevrat'ta da var. Asanın yılana dönüşmesi, denizin yarılması, asa ile kayadan su çıkarilmasi bunlar neredeyse aynı şekilde aktarılmış tevratta. Bu tevrattaki saydığım mucizeleri sonradan eklenmiş uydurulmuş şeyler olarak mı görüyorsunuz? Yanlış tahmin etmiyorsam bunların sonradan eklenmiş uydurulmuş şeyler olmadığını düşünüyorsunuz çünkü bunlar aynı şekilde Kuran'da da geçiyor. Kuranda geçen bu ayetleri ilk okuyuşta mecaza vurmadan okuduğumuzda ortada gerçekten mucizevi şeylerden bahsedildiği gözüküyor. Ama biz mecaza vurup diyoruz ki bunlar muteşabih ayetlerdir Allah burada söz sanatlarını kullanmıştır diyoruz. O halde tevratta geçen aynı ayetleri okuduğumuzda bunlar kesin bir şekilde Allah'ın sözleridir çünkü aynı ayetler Kuran'da da geçmektedir diyip aynı mecaza vurma işlemini Tevrata da uygulamamız gerekmez mi? Eğer tevrattaki asa yılan hikayesini sonradan uydurulmuş eklenmiş bir hikaye olarak görüyorsanız Allah'ın asanın yılana dönüşme hikayesini direkt aynı şekilde Kur'an'a alması yani uydurulmuş sonradan eklenmiş bir hikayeyi kurana koymasındaki amacı nedir ? Ya da şu şekilde sorayım sorumu. Diyelim ki ben Allah'ın peygamberlere mucize verdiklerini ve Kurandaki asanın yılana dönüşmesi gibi ifadelerin gerçek olduğuna inanan biriyim. Size yanlış düşündüğünüzü Allah'ın bu ayetlerde gerçek anlamı kullandığını asanin gerçekten yılana dönüştüğünü kanıtlamak için Tevrattan ayet getirdim. Dedim ki bak kardeşim Tevratta bu ayetin birebir aynısı var Allah burada mecaz kullanmış olamaz çünkü tevratta açık anlamıyla asanın yılana dönüştüğü yazıyor. Bu sonradan eklenmiş uydurulmuş bir şey de olamaz çünkü Allah Kuran'da aynı ayeti yine aynı açıklıkla vermiş bu yüzden ayette mecaza gidilemez ne yazıyorsa o anlamda anlaşılmalıdır deseydim bana cevabınız ne olurdu? Çok uzun yazdım sizi sıkmış olabilirim bunun için özür dilerim ama bir sorum daha var :) İkinci sorum Hz İsanin beşikte konuşması ve çamurdan kuş yapıp canlandırması. Bu ayetleri de açıklayabiliyoruz mecaz olarak ya da tevil ederek. İşte mesela çok genç yaşta peygamber olmasından dolayı genç yaşta insanlara tebliğ yapması onlarla konuşması anlamını verebiliyoruz ya da Hakkı Yılmaz hocanın tefsirinde olduğu gibi yüksek mevki kelimesi kast edildiğini soyleyebiliyoruz. Çamurdan kuş meselesini de aynı şekilde mecaza vurabiliyoruz tevil edebiliyoruz. Buraya kadar her şey çok güzel. Ama sonrasinda İlk sorumdaki gibi bir sorun ortaya çıkıyor. Kanonik incillerde geçmese de apokrif incillerde (thomasin çocukluk incili) beşikte konuşma ve kuş yapıp canlandirma yine kurandaki ayetlere benzer biçimde orada da geçmekte. Şimdi burada geçen beşikte konuşma ve kuş yapıp canlandırma uydurma şeyler mi ? Uydurma ise yine ilk soruda sorduğum gibi uydurma şeylerin Kuran'da geçmesinin sebebi nedir? Bunları ilk anlamda anlamamiz gerekmiyor mu incildeki ve tevrattaki kullanılan anlamda . Ya da orada yazanları da Allah'ın sözü olarak almamız ve Allah'ın Tevrat ve İncilde de aslında mecaz anlamı kast ettiğini mi düşünmeliyiz? Aslında buraya yazdığım soruların hepsi tek bir soru. Özetlemek gerekirse Allah'ın Kuran'da aktardıgi peygamber kissalarindaki ilk okuyuşta anlasılan mucizelerin diğer yazılı, yine Allah'ın gönderdiği ama bozulmuş kitaplarda da geçmesi Kuran'da bu mucize ifadelerinin aslında gerçek anlamı kast ettiğini ispatlamaz mı? Benim bu soruyla ilgili kendimce iki cevabım var: 1) Allah Tevratta ve İncilde bazi peygamberlerin kissalarini mucizevi bir şekilde anlatmış bunların bir kısmına uydurulma sokulmus olabilir. Kuranla paralel giden birebir aynı olan (asanın yılana dönüşmesi, denizin yarılması vb) anlatımlar Allah'ın sözleridir bozulmayan ayetlerdir. Bu tevrattaki ve incildeki ayetler de Kuran'da olduğu gibi muteşabihdir, mecazdir. 2) Örneğin tevrattaki asanın yılana dönüşmesi hikayesi sonradan eklenmiş efsanedir uydurmadır. Allah o uydurma olan ifadeleri asanin yılana dönüşmesi, kayadan şu fışkırması hikayelerini kullanarak mecaz anlatımla gerçeği anlatmıştır .Örneğin asanin birikimi simgelemesi Hz Musa'nın firavunun sihirbazlarıni bir münazara yerinde Allah'ın vahyini ,birikimini kullanarak alt etmesi yaşanmış bir şeydir. Ama asa yılana dönüşmemiştir bu bir semboldür. Allah uydurulmus hikayeyi kullanarak aslında gerçek yaşanan olayı aktarmaktadır. Bu yazdıklarım hakkında yorumunuzu bekliyorum. Çok fazla soru sordum biliyorum. Ama kafamdaki soruları bitirmeden tatmin edici cevaplar almadan rahat edemiyorum. Dini meselelere kafamı çok fazla takıyorum. Buraya kadar okuduğunuz için çok teşekkür ederim vaktinizi aldığım için de çok özür dilerim. En kısa zamanda cevaplarsanız çok mutlu olurum.
Zeki Çelik.   21-05-2021  

Değerli  Kardeşim !

Sorunuzun  karşılığını  tam  olarak  alamadığınızı  belirtiğiniz  bir  hayli  kapsamlı  yazınızla  yeni  ve  başka  konuları  da  eklediğiniz  sorunuzla,  oldukça  araştırmaya,  tahkik  etmeye  meyilli  olan  bir  yapınız  olduğu  anlaşılmaktadır.  Bu  sorgulamalar,  nedenleri,  niçinleri,  zamanları,  zeminleri  ile  gözetilerek  belli  temellere  oturtulduğunda  ise  değerli  ve  güzel  bir  şeydir. Tahkik  etmek,  araştırmak,  sorgulamak  elbetteki  imanın  tam  oluşabilmesi  için  çok  önemli  bir  ayrıntısı,  doğruya  ve  gerçeğe  ulaşmanın,  öğrenmenin  önde  gelen  ilk  adımıdır. Ancak  bunun  için  de  aklın  doğru  bir  şekilde  kullanılması  ve  bir  takım  alt  yapı  bilgilerinin  de  önceden  basamak  basamak  oluşturulması  da  çok  önemli  bir  ayrıntıdır.  Sizi  tenzih  ederim,  eğer  bu  sorgulamalarda  akıl  tam  anlamıyla  devreye  sokulamazsa,  objektif  olarak  bazı  bilgilerin  doğru  olduğundan  emin  olunarak  etkisinden  ve  aşırı  saplantısından  kurtulamazsa,  Allah,  Kur'an,  Peygamber  gereği  kadar  anlaşılamamış,  tanınamamış,  yeterli  alt  yapı  da  oluşmamışsa,  sorgulamalar  havanda  su  dövmekten  öteye  geçemez.

Size  öncelikle  şunu  tekrar  hatırlatarak  başlamak  isterim  ki ;  Sizin  yoğun  bir  şekilde  etkisi  altından  kurtulamadığınızın  anlaşıldığı  Tevrat,  Eski  Ahit,  Talmut,  Tekvin,  Levilerle  anlatılanlar  orijinal  Tevrat,  Hristiyanlarda  da  Yeni  Ahit,  orijinal  İncil,  Allah'ın  gerçek  vahiy  anlatımları  değildir.  Rabbimiz  de  Kur'anımızda  hiç  bir  ayette  o  eserlerdeki  bütün  önceki  Peygamber  kıssalarında  anlatılanları  onaylamamakta,  o  yanlışları  bilhassa  düzeltme  amacıyla  açıklamalarına  yer  vermektedir. Biz  de  İsa  Peygamberin  kıssasındaki  kuşları  ve  ölüleri  diriltilme  inançlarına  varıncaya  kadar,  az  da  olsa   sitemizde  yer  verdiğimiz  değişik  peygamberlerin  kıssalarındaki  yanlış  oluşmuş  inançlar  için  ancak  ana  hatlarıyla  açıklamalara  yer  vermeye  çalıştık. Çünkü  bizim  makalelerimiz  doğrudan  doğruya  bütün  ayetlerin  orijinallerindeki  sözcüklerin  anlamına  ve  ayrıntılarına  kadar  inilmesi  gereken  bir  Tebyin  ( Tefsirle  yapılan  açıklama  ve  ayrıntılarla  gerçeğin  öne  çıkartılması ) değildir. Ama  buna  rağmen  konuların  hepsinin  çok  kapsamlı  olmasından  dolayı,  yine  de  yazılarımız  bir  çok  okuyucuyu  sıkabilecek  nitelikte  ve  bir  hayli  uzun  olmak  zorunda  kaldı.

Değerli  kardeşim !  Sorunuzun  asıl  başlangıcı  olan  Musa'nın  Asası  ile  ilgili  ayrıntının,  kıssasında  oluşmuş  birçok  yanlış  anlamanın,  asa  ve  yed ( kusursuz  güç )  bembeyaz  el,  göğsünün  açılması,  Musa’nın  dilinden  düğümün  çözülmesi,  Harun’un  vezirliği,  fitnelendirdikçe  fitnelendirme,  Musa’nın  annesine  vahyedilmesi  gibi  birçok  ayrıntının,  Kur’an  ayetlerinde  kullanılan  sözcüklerin  Arap  kültüründe  o  dönemde  kullanılan  karşılıklarının  bütün  ayrıntılarına  girilerek  çok  genişçe  ele  alınması,  ciltler  dolusu  kitaplarla,  uzun  sahifeler  halinde  açıklamaları  gerektirmektedir. Bu  zemin  bütün  bu  çok  uzun  ayrıntılara  girilmesi  için  uygun  bir  zemin  değildir.  Ancak  yine  de  biz  bu  zeminde  bütün  yanlış  anlamaların  ve  asanın  yılan  olduğu  Taha  Suresinin  20.  ayetinin  orijinalinde  yer  alan  “  Hayye  “  sözcüğünün  birçok  mealde  ve  özellikle  Diyanet  Çevirilerinde  dahi  “ yılan “  şeklinde  çevrilmesine  dayanmakta  olduğu  ayrıntılarına,  mutmain  olamadığınızı  belirtmiş  olduğunuzdan  dolayı,  sizin  için  yine  de  ana  hatlarıyla  değinmeye  çalışalım.  Bu  sözcük  Musa  kıssasının  doğru  veya  yanlış  anlaşılmasında  kilit  sözcüklerden  biri  olmuştur. Hayat  sözcüğünden  gelen  Hayye  sözcüğü  “  Bir  kere  yaşam “  demektir  ve  yaşamın  değişik  alanlarındaki  aktarımları  için  Arap  kültüründe  yılan  da  dahil  birçok  anlamlarda  da  kullanılmaktadır.

* Yaşamında  uzun  ömürlü  olmasından  dolayı  yılana  da  hayye  denir. Allah'ın  kıssa  içinde  Kur'anımızda  yer  verdiği  Hayye  sözcüğünün  ayetlerin  mealinde  birçok  müfessir  tarafından  doğrudan  doğruya  yılan  olarak  kabul  edilmesi,  Allah’ı  yeterince  tanımamak,  Kur'anın  anlatım  tekniklerini  tam  olarak  kavrayamamak,  yaratmanın  ve  ardından  sürdürülecek  Evrendeki  ve  Kainattaki  bütün  hayatın  devamı  için  konulmuş  olan  Fiziksel,  Biyolojik  kanunların,  yaratılmanın  kökeninde  olan  madde  ve  enerjinin  ve  Rabbimizin  varlıklara,  bir  hücreli  canlılara,  atom  ve  molekildeki  cansız  varlıklara  varıncaya  kadar   koyduğu  kodlamanın  ve  sınırların  bilinmediği  anlamına  gelir  ki,  zaten  Kur’anın  indirildiği  zamanda  ve  ondan  önceki   zamanlarda  da  insanlar  ve  toplumlar  bu  bilgilerden  tamamen  yoksundurlar. Bütün  olaylara  hurafe  ve  doğa  üstü  güç  kabulleriyle  bakmaktadırlar. Hatta  bugünün  anlı  şanlı  ilâhiyatçıları,  prof.  unvanlı  akademisyen  öğretim  görevlileri  dahi  bilim  ve  teknolojinin  bugün  geldiği  noktayı  tamamen  görmemezlikten  gelerek  veya  bilmeden  dışında  kalarak,  hala  onlar  da  o  zamanın  müfessirlerinin  kabullerinin  ötesine  geçememektedirler.

* Gözü  keskin  olana  “  O  hayye’den,  yılandan  daha  iyi  görür “  derler.

* Hain,  sinsi  olana  “  O  hayye’den  daha  zalim  “  derler.

* Kadın  erkek  uzun  yaşayana  “  O  hayye’nin  tekidir “  derler.

* Kişinin  akıl,  zekâ  ve  dehada  zirvede  olduğu  dönemde  “  O  vadinin  hayye’sidir “  denir.

* Ölü  sönük  yıldızlar  arasında  daha  canlı  görünen  yıldız  kümelerine  de  teşbihen  hayye  denir.

Dolayısıyla  bu  sözcüğün  birinci  derecede  ve  Allah'ın  yaratma   kanunlarına  göre  en  yakın  ve  gerçekçi  anlamı  hayat  ve  canlılıktır. Yine  ayetin  orijinalindeki  “  hayyetun  tes’a “  ifadesinin  Türkçedeki  tam  karşılığı  da  Yedi  canlı  deyimidir. Defalarca  ölüm  tehlikesiyle  karşılaşmasına  rağmen  her  defasında  sağ  olarak  kurtulmak  anlamına  gelir. Bu  ifade  ve  deyim  aynı  zamanda  kişiler  için  kullanıldığı  gibi,  yılanlar  ve  dört  ayak  üzerine  düştü  deyimi  ile  de  aynı  anlamlara  gelmek  üzere  kediler  için  de  kullanılır.

Bu  nedenlerle  Taha  Suresinin  20. ayeti  bizim  anlatımlarımızda  “  O  da  asa’yı / çobanlığı /  bıraktı. Yerleşik  hayata  geçti.  Bir  de  ne  görürsün !  Artık  sağ  elindeki /  Kendisine  vahyedilen  Kitap,  koşan  bir  candır / ruhtur  / bilgidir  /  Sosyal  hayatın  kaynağıdır. “  şeklinde  yer  almaktadır. Bu  ifadeler  ilâhi  Kitapların  “  Ruh “  niteliğidir.  Şura  Suresinin  52. ayetinde  “  İşte  böylece  Biz  sana  da  Kendi  emrimizden  /  işimizden  olan  ruhu /  Kur’anı  vahyettik. “  denildiğinden  dolayı  Kur’anın  da  bir  adının  “  Ruh /  Can “  olduğu  gibi  Musa’nın  sağ  elindekinin  /  Kitabının  adı  da  bize  göre  “ Ruh “  tur.  Ama  bu  Ruh’un  orijinali  ve  gerçeği  bugün  Yahudilerin  elinde  yoktur. Olayların  gerçeği  de  Kur’anımızda  anlatılarak  o  dönemde  Mekke  ve  Medine’de  yaşayan  Yahudi  ve  Hristiyan  inancındaki  insanları  da  ikna  etmek,  yanlışlarından  arındırarak  doğruya  yöneltmek  için  anlatılmaktadır. 20. ayetteki  “  hayye “  sözcüğü  doğrudan  doğruya  birçok  müfessir  tarafından  yılan  olarak  kabul  edilince,  doğal  olarak  21.  ayetteki  “  korkmak  “  sözcüğü  de  “ yılandan  korkmak “  olarak  anlaşılmıştır.  Halbuki  buradaki  korku  Şura  Suresinin  12. ayetinde  “  Musa :  “  Rabbim !  Şüphesiz   ben,  beni  yalanlamalarından  korkarım. “  ifadeleriyle  dile  getirildiği  gibi  Musa’nın  kendisine  verilen  görevden  korkması  ve  kaçmasıdır. Dolayısıyla  Rabbimiz  bizlere  Musa  kıssasını  aktarırken  elbette  ki  kendi  koyduğu  hükmü,  kanunları  bozarak  Asa'yı  yılana  dönüştürdüğü  ifadeleri  kullanmamıştır. Diğer  peygamber  kıssalarında  kullandığı  mecazi  ifadelerin  de  kullanılan  Arap  kültüründeki  sözcük  ve  deyimlerin  de  gerçek  hayattan  karşılıkları  bulunmaktadır. Rabbimiz  bize  Kur'anımızda  gerçek  dışı  hurafe,  masal,  mitolojik  ve  insanların  uhdesinde  olamayacak  doğa  üstü  olayları  anlatmaz.  Siz  ve  elbetteki  bütün  insanlar  Rabbimizin  bahşettiği  akıl  nimetini  kullanabilme  ölçüsünde,  irade  ile  verilen  seçme  özgürlüğünden  dolayı  da  dilediğine  inanmakta  özgürdür.  Hiç  kimse  de  zorla  başkalarını  kendi  görüşlerine  inandırmak  mecburiyetinde  değildir.  Allah'ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur'anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

 

 

Zeki Çelik.   21-05-2021  

Değerli  Kardeşim !  Sorularınızda  oldukça  kapsamlı  ifadelerinizden  dolayı  bir  yerlerden,  değişik  kaynaklardan  oldukça  geniş  bilgilere  sahip  olabileceğinizi  düşünüyoruz. Herhangi  bir  Cemaatin  mensubu  olup  olmadığınızı  da,  Arapçasını  veya  anlamak  üzere  meallerini  okuyup  okumadığınızı  da  bilemeyiz,  bizi  de  ilgilendirmez. Ancak  size  naçizane  olarak  Allah'tan  başka  peygamberler  de  dahil  hiç  kimse  için  Hazret  sıfatını  ve  unvanını  kullanmamanızı  halisane  önerebiliriz.  Çünkü  Hazret  demek  "  Her  zaman  ve  her  yerde  hazır  olan  "  demektir. Bu  sıfata  Allah'tan  başka  yaratılmış  olan  hiç  bir  varlık  ve  kişi  sahip  değildir.  Bu  sıfatın  ağız  alışkanlıklarıyla  kişilere  ve  peygamberlere  de  aktarılması  Kur'anımızın  bir  çok  ayette  yaptığı  uyarılara  rağmen  Allah'a  ortak  koşmak  ve  şirk  günahına  bulaşmak  olur. Kur'anımız  ile  doğruya  ulaşmak  isteyen  bütün  kardeşlerimize  iyi  dileklerimiz  ve  saygı  bizdendir !...

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et