Soru

Engin Y.   03-11-2019   234
Selâmün aleyküm namazda arapça okuduğumuz sure, dua ve tesbihlerin ana dilimizdeki manalarını düşünerek mi kılmalıyız nasıl bir yol izlemem lazım namazda arapça okuyorum ama na dilimizdeki manalarını namazda düşünemiyorum ve namazda aklım başka yerlerde , hocam nasıl bir yol izlemem gerekiyor,hocam yardımcı olursanız memnun olurum.

Yanıtlar

Zeki Çelik.   04-11-2019  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Namaz  ile  ilgili  olarak  yöneltmiş  olduğunuz  sorunuzun  cevabının  ve  bu  konudaki  bilgilerle  inancın  netliğe  kavuşması  için  önce  Namazın  bir  dua  mı ?  Yoksa  Allah’a  Kendisinin  bize  yöneltmiş  olduğu  uyarıların,  öğütlerin  Arapçasını  üstelik  de  kendimiz  hiç  bir  şey  anlamadan  aynen  gerisin  geriye  okumakla  adeta  din  dersi  anlayışıyla  O’na  yöneltmek  mi ?  olması  gerektiğinin  net  bir  şekilde  ortaya  konulması  gerekir.  Namaz   sözcüğü  bize  orta  Asya’dan  göç  yolları  ile  İran  üzerinden,  Farsçadan,  İran’daki   Perslerin   dilinden  geçmiştir.  Sözcük  anlamı,  eğilerek  saygı   ile  istemek,  yalvarmak  demektir.  Dua  anlamına  gelmektedir.  Kur’anda  namaz  sözcüğü  geçmez,  aslında  doğrudan  doğruya  namaz  anlamına  gelmeyen  “  salat  “  sözcüğü  maalesef  bir  çok  mealde  yanlış  bir  şekilde  doğrudan  doğruya  namaz  olarak  Türkçeye  çevrilmiştir.  Oysa  Yüce  Kitabımız  Kur’anda  Araf  Suresinin  55. ayetinde  de,  bizim  namaz  dediğimiz  ibadet  şeklinin   Tazarrulu  Dua  ifadesi  ile  nasıl  yapılması  gerektiği  ana  hatları  ile  açıklanarak,  bir  dua  olduğu  belirtilmektedir.

ARAF  55  :

Uddu  Rabbekum  tazarruen  ve  hufyeten  innehu  layuhibbul  mu’tediyn

Rabbinize  alçak  gönüllülükle ( alçala  alçala ) ( zillet  zinciri  oluşturarak ) gizliden  veya  açıkça  dua  edin. O  haddi  aşanları  sevmez.

Adına  ister  namaz  diyelim,  ister  Tazarrulu  dua  diyelim,  bu  ibadetin,  Allah’a   gösterilecek  bu  kulluğun,  nasıl  olacağı  Kur’anda  pek  çok  ayetle  bize  bildirilmiştir. Rabbimize  yönelerek,  huzurunda  tevazu  göstererek,  zillet  zinciri  oluşturarak,  tazim  ile  huzurunda  dikilerek,  boyun  bükerek,  rüku  ederek,  yere  kapanıp  secde  ederek  beden  dilimizle  anlatabileceklerimizin,  bu  esnada  Allah’a  yapacağımız  yakarmalarımızın  bütün  ayrıntıları  bize  Kur’an  ayetleri  ile öğretilmektedir. 200  civarındaki  dua  ayetleriyle  de  gösterilmektedir.

Fakat  bugün   hadis  ve  rivayetlere  göre  namaz  kıldırılan  Müslümanlar  gerek  Camilerde,  gerekse  de  bireysel  namazlarında  mutlaka  Kur’andan  Surelerin  veya  ayetlerin  Arapça  okunması  gerektiğine  inanmaktadırlar. O  nedenle   Müslümanlar  zor  da  olsa  birkaç  Sureyi  ezberlemeye  ve  tam  telaffuz  edemeseler  de  anlamını  bilmeseler  de  namazlarında,   Allah’a  nelerin  söylendiğinin  farkında   olunmadan   ayetleri  Arapça  olarak  okumaya  çalışmaktadırlar.  Aslında  bu  şekildeki  bir  uygulama  ile  namaz  dua  olmaktan,  yakarmaktan  çıkarılmakta,  din  dersine  dönüştürülmektedir.  Üstelik  de  Arapçada  ağızdan  çıkacak  farklı  telaffuz,  söylenmek  istenen  anlamı  da  değiştirebilmekte,  Türkçede  “ çık, çek, çok “  sözcüklerinde  olduğu  gibi,  yanlış  söylemlere  neden  olabilmekte,  Arapçada  da  farklı  anlamlara  dönüşmektedir.

Namaz  kılarken  asıl  amacımız  dua  etmek,  önce  Rabbimizi  güzel  isimleriyle  yücelterek  tesbih  ettikten  sonra  O’na  isteklerimizi,  sıkıntılarımızı,  dertlerimizi  anlatarak  yardım  istemek,  yakarmak,  bize  iyilikler  bağışlamasını  dilemekle  gönlümüzü  açmak,  Rabbimizle  konuşmak  iken,  Arapça  olarak  Kur’an  ayetlerini  veya  herhangi  bir  namaz  Suresi  denilen  Sureyi  okumak,  anlamını  da  bilmediğimiz  zaman,  mantıksızlığa,  düşüncesizliğe  ve  hatta  küfre  de  sebebiyet  verilebilmektedir. Çünkü  bütün  Kur’an  ayetlerinin  mesajının  doğrudan  doğruya  muhatabı  bizleriz.  Kur’anı  indiren,  bize  dinimizi  öğreten,  uyarılarda  bulunan  ve  Kur’anın  sahibi  zaten  Allah’tır.  Bizim  namaz  içerisinde  Kur’an  ayetlerini   aynen  okumamızın  amacı  nedir ?  Allah’a  Kur’anı  mı  öğretmek  istiyoruz ?  Biz  Allah’a  dinini  mi  öğretmek  istiyoruz ?  Namaz  kılarken  din  dersinde  miyiz ?   Bizim  Kur’an  okumamıza  Allah’ın  ihtiyacı  var  mıdır ?  sorularını  kendimize  sormamız   düşünmemiz  gerekir. O  nedenle  namazda  ille de  Kur’an  ayetleri  ve  Arapça  bir şeyler  okunmak  isteniyorsa,  bu  garabetten  kurtulmak  için  Kur’anın  içinde  bulunan  200  civarındaki  dua  formundaki  ayetler  seçilmeli  ve  anlamları  da  bilinerek  ve  düşünülerek  okunmalıdır.

Kur’anda  Hücurat  Suresinin  16. ayetinde  “  De  ki  :  “  Siz  dininizi  Allah’a  mı  öğretiyorsunuz ?  Oysa  Allah,  göklerde  olanları  da,  yerde  olanları  da  bilir. “  Ve  Allah  her  şeyi  çok  iyi  bilir. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  Namaz,  Allah’a  Kendi  ayetlerini  aynen  doğrudan  doğruya  Kendisine  yöneltmek,  O’na  bir  takım  bilgileri  hatırlatarak  dinini  öğretmek  değildir. Bilakis  önünde  tazim  ile  eğildiğimiz,  huzurunda  bir  hiç  olduğumuzu  vücut  dilimizle  gösterdiğimiz,  zihin  ve  bütün  benliğimiz  ile  yapmamız  gereken,  Allah’a  yakınlaşma,  O’nunla  içten  gelerek  beraber  olabilmemizin  iletişim  aracıdır,  Rabbimizle  gönlümüzü  açarak  öz  yakarışlarımızı  dile  getirdiğimiz  bir  konuşmadır  ve  duadır.  Ağzımızdan  çıkanı  bilip  bilmediğimiz,  çok  kıymetlimizin  huzurunda  olduğumuzun  farkında  olup  olmadığımız,  Yüce  Rabbimizin  randevusuna  icap  ettiğimizin  bilincinde  olup  olmadığımız,  yarım  yamalak  ağzımızdan  çıkan  bir  Arapça  okumak  ile,  söylediklerimizin  neler  olduğunun  bilinmediği  bir  namazın  doğru  adrese  gittiğini  acaba  düşünebilir  miyiz ?  Aksi  halde  ne  söylediğimizi  bilmediğimiz   Arapça  okunan  namaz  Sureleri  ile  Allah’ın  biz  insanlara  öğüt  ve  uyarı  olsun  diye  yönelttiği  ayetleri,  namaz  esnasında  huzurunda  divan  durduğumuz  Rabbimize  aynen  gerisin  geriye   yönelterek  okumak  küfür  olur,  şirk  olur. Üstelik  İbrahim  Suresinin  4. ayetinde  “  Ve  Biz  onlara  açıkça  ortaya  koysun  diye,  her  Peygamberi  yalnız  kendi  toplumunun  diliyle  gönderdik. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  Adem  Peygamberden  itibaren   Arapça   değil,  kendi  dilleri  ile  konuşan  ve  Allah’a  yakaran  bütün  Peygamberlere  ve  onların  nesillerine  de  namaz  emredilmiştir.  Namazlarını  kendi  dilleriyle  kılmışlardır. Bu  nedenle  Arap  olmayan  bütün  toplumların  da,  namazlarını  kendi  dilleriyle  Allah'a  seslenerek  ve  O'nunla  samimi  olarak  konuşarak  yerine  getirmelidirler.

Namaz,  Yüce  Rabbimizin  huzurunda  gönlümüzü  açarak,  bütün  acizliğimizi  göstererek,  elimizi  bağlayıp,  boynumuzu  büküp  kıyam  ederek,  anlamını  bilerek  ve  düşünerek  Arapça  da  olsa  Sübhaneke  duasını  okurken  O’nunla  selamlaştığımız,  tesbih  ederek  her  türlü  noksanlıklardan  arınık  olduğunu  dile  getirdiğimiz,  Fatiha  Suresini  de  yine  anlamını  bilerek  ve  düşünerek  Arapça  okuyarak  da  olsa  O’nun  bağışlayıcılığını,  merhametlilerin  en  merhametlisi  olduğunu,  alemlerin  efendisi  olarak  bütün  mevcudatı  çekip  çevirdiğini,  programlayıp  yönettiğini  dile  getirip,   hesap  ve  din  gününün  sahibi  olduğunu  tasdik  ederek  sadece  Kendisine  kulluk  edeceğimizi  ve  sadece  Kendisinden  yardım  dileyeceğimizi  belirterek  sözleştiğimiz,  bize  nimetini  verdiklerinin  yolu  olan  dosdoğru  yolu  göstermesi  dileğinde  ve  isteğinde  bulunduğumuzu  belirttiğimiz,  kıyamda  kendi  dilimizde  söyleyeceğimiz  isteklerimiz  ve  düşüncelerimizle  dertleştiğimiz,  konuştuğumuz,  sıkıntılarımızı  anlatmamız, O’ndan  yalvararak  yardım  talep  etmemiz  gereken  bir  duadır.  Rüku  ve  secdelerimizle  O’nun  önünden  başka  hiç  bir  kulun  önünde  eğilmeyeceğimizi,  boyun  büküp  önünde  yere  kapanmayacağımızı  dile  getirmektir. Bu  duyguların  ve  düşüncelerin  içerisinde  yoğunlaşabilenlerin,  O  merhametlilerin   merhametlisi   Rahman ve  Rahim  olanın önünde  yüreklerinin  ürpermemesi   mümkün  değildir. Peki  bugün  yüzyıllardır  kıldırılan  ve  kılınan  namazlarda  yapılan  Arapça  okumalarla  acaba  kaç  kişi  namazı  ile  asıl  olan  bütünleşmeyi,  coşku  ile  ürpermeyi,  huşu  ve  hudu  ile   tamamlanmış  bir  namazı  yakalayabilmektedir. Nisa  Suresinin  43.  ayetinde   “  ne  söylediğinizi  bilinceye  kadar  namaza  yaklaşmayın  “  denilmektedir.  Öyleyse  namaz  kılan  her  kes  ağzından  neyin  çıktığını  bilecektir.  Arapça  da  okusa  okuduklarının  anlamını  bilmek  ve  düşünerek  okumak  zorundadır.  Herkes  sadece  yatıp  kalkmaktan  ibaret  olan  bir  namazın  kendisine  pek  yarar  sağlamayacağının  bilincine  varmalıdır. Üstelik  de  Rabbimiz  Maun Suresinin  4 - 5.  ayetlerinde “ Yazıklar  olsun  o  namaz  kılanlara  ki  onlar  gösteriş  içindedirler “  diyerek  namaz  konusunda  biz  namaz  kılanlara  çok  çarpıcı  bir  mesaj  vermektedir.  Beğenmediği  namazların  olabileceğini  dile  getirmektedir.

Kılınan  namazlarda,  Kur’anın  ve  namazın  ruhuna  aykırı  olarak,  insanlara  zorla  ne  söylediğini  bilmediği  Arapça  Kur’an  ayetleri  ve  Sureler  okutulmazsa  ve  insanlar  bir  kere  olsun  Rablerine  kendi   dillerinden  anlayarak  dua  edip  niyaz  ederlerse,  aslında  bu  güne  kadar  içinde  bulundukları  garabetin  farkına  varacaklar  ve  gerçek  hudu,  huşu  ve  ürperme  ile  dosdoğru  namazı  işte  o  zaman  yakalayabileceklerdir.

Değerli  kardeşim !  Bir  çok  Kur’an  ayetlerinin  verdiği  gerçek  mesaj  ve  uyarılarından  dolayı,  namazınızda  kıyamda  iken  Fatiha  Suresinden  sonra   örneğin  Kevser,  İhlas,  Felak,  Nas,  Kureyş,  İnşirah,  Kafirun,  Kadr,  Asr,  Maun,  Fil,  Tebbet  gibi  namaz  Suresi  denilen  Surelerin  Arapçasını  anlamlarını  bilerek  ve  düşünerek   okusanız  dahi  küfür  ve  şirk  sorumluluğundan   kurtulamazsınız  gibi  görünmektedir. Çünkü  bu  Surelerin  hepsinde  biz  insanlara  yöneltilen  uyarı  ve  öğütler  bulunmaktadır.  Fatiha  Suresi  duaların  ve  namazda  Allah’la  yapılacak  konuşmaların  en  mükemmelidir. Anlamını  da  bilerek  ve  düşünülerek  namazda  Arapçasının  okunmasının  hiç  bir  sakıncası  yoktur.  Fakat  ondan  sonra  ya  Kur’anda  dua  formundaki  ayetleri  seçerek  anlamlarını  da  bilerek  ve  düşünerek  Arapçasını  okumalısınız  veya  kendi  durumunuza  göre  içinde  bulunduğunuz  sıkıntılarınızı,  isteklerinizi,  yakarmanızı,  kendi  dilinizle  Allah’a  hem  kıyamda  iken  hem  de  kade  oturuşunda  iken  dile  getirmelisiniz. Kade  oturuşunda  anlamını  bilerek  ve  düşünülerek  okunan  “  Rabbena  atina  ve  Rabbi  firli  “   duaları  ile   Müminun  Suresinin  109.  ayeti  içerisinde  bulunan  “ Rabbena  amenna  “  ile  başlayan  duaları  da  Arapça  okunduğu  halde  Allah’la  güzel  ve  doğru  bir  konuşma  olur. Ardından  samimi  ve  çekinmeden  her  sıkıntınızı   kendi  dilinizden  dile  getirebilirsiniz,  yardım  ve  iyilik  isteyebilirsiniz.  Örneğin   kıyamda  iken  Fatiha  Suresinden  sonra  Felak  ve  Nas  Surelerinin  başında  bulunan  “  Kul “ ( de  ki )  sözcüğünü  kaldırarak  ve  o  sözü  söylemeden  “  Euzu “  diyerek  başlayıp  bu  Surelerin  anlamını  da  bilerek  Arapçasını  da  okusanız,  dua  formuna  dönüştürmüş,  Surelerin  içindeki  her  türlü  kötülüklerden  Allah’a  sığındığınızı  belirtmiş,  güzel  bir  dua  ile  Allah’la  konuşmuş  olursunuz.  Kade  oturuşunun  sonunda  selam  verme  ile  aslında  namaz  sona  erer.  Eğer  ardından  "  Sübhanallahu  velhamdulillahi   vela  ilahe  illallahu  vahdehullahu  şerikeleh  lehul  mülkü  velehül  hamdü  ve  hüveala  külli  şeyin  kadir. Sübhane  rabbiyel  aliyil  alelvehhab "  ifadeleriyle  tesbihata  devam  edilecekse  de  bu  söylenilenlerin  anlamının  bilinmesi  ve  düşünülmesi  gerekir. Öte  yandan  bu  ifadelerin  ardından  namazın  sonunda  Camilerde  komutla  bir  takım  uydurma  rivayetlerle  oluşturulmuş  tespih  çekme  diye  bir  tesbih  etme  ibadet  rüknü  Kur’anda  yoktur.  Sonradan  dine  sokulan  bir  Bidattır.  Zaten  bir  kere  Elhamdülillah  veya  Sübhanallah  demek  de  Allah’ı  tesbih  ederek  yüceltmek  ve  O’nun  her  türlü  noksanlıklardan  arınık  olduğunu  bütün  mülkün  sahibi  olduğunu,  şerikinin  ve  ortağının  olmadığını  dile  getirmektir  ve  tasdik  etmektir. ( Sitemizde  bu  konularda  daha  geniş  ve  ayrıntılı  bilgileri,  Kur’andaki  dua  formunda  olan  bazı  ayet  örneklerini  “  Kur’anda  Dua  ve  Namaz “  “ Namaz  Allah’la  Konuşmaktır “ “ İlk  Tebliğ  Fatiha  Suresi “  başlıklı  yazılarımızda  bulabilirsiniz. )  Değerli  kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti,  bereketi  ve  Kur’anın  doğruları  ile  huşu  ve  hudu’ya  ulaşabilmiş  Allah  katında  makbul  namazınız  sizinle  olsun !....

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et