Hocam Kur'an çevirilerinde bir ayette göğüsleri tomurcuklanmış kızlar ifadesiyle cennette erkeklere küçük kız çocukları mı verilecek ? Böyle bir şey doğru olabilir mi ? Bana pek inandırıcı ve mantıklı gelmedi. Bu din ve Kur'anın inandırıcılığına zarar vermez midir ? Açıklarsanız sevinirim. Teşekkürler.
Zeki Çelik.
08-08-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Geleneksel, klasik tefsircilerin yorumlarına, hayallerine, fantezilerine ve bunlara dayalı olarak uydurulan hadislere göre Cennete girecek erkeklere 70 tane huri ve dünyadan da diledikleri iki mümineyi eş olarak alması uygun görülmektedir. Yüzlerce değişik uydurma hadiste de ( İbni Mace Zuhd 39, Buhari Bed'ül Halk 8, Müslim Cennet 14, İbn Kesir II. 454, İbn Kayyim el Cevziyye 334 ) eserlerinde bu minvalde cinsel içerikli farklı müstehcen anlatımlarla dile getirilmektedir. Bu öngörülerden başka hadis kitaplarında erkeklere yönelik bir çok huri anlatımları bulunmakta ama bu zihniyet, kadınlara yönelik olarak Cennetteki niteliklerden hiç söz etmemekte, dünyada olduğu gibi Ahiret hayatında da abuk sabuk fantezilerle cinsel obje olmanın dışında kadınları yok saymaktadır. Bunları da aslında yanlış çevirilerden kaynaklandığı halde Kur’an ayetlerine bağlayabilmektedirler. Siz de bu bağlamda aslında okuyanları gerçekten dinden soğutacak, uzaklaştıracak, böyle din olur mu ? dedirttirecek, üstelik reddetmek için bahane arayan Ateistlere de haklıymışlar gibi aşağılayarak eleştirebilecekleri malzemenin verileceği ve Kur’anda Nebe Sûresinin bir ayetindeki yanlış yapılan meallendirmelere bağlı olarak çok haklı ve yerinde bir soru oluşturmuşsunuz. Biz bu konuların bütün olması gereken ayrıntılarını sitemizde “ Cennetin Hurileri “ başlıklı makalemizde çok geniş olarak açıkladık. Size de söz konusu ayetin bağlamında ana hatlarıyla açıklık getirerek yardımcı olmaya çalışalım.
Cennet, Allah’a inanmış, bütün benliğiyle, bilgisiyle O’na yönelmiş, peygamberlerine, kitaplarına ve Ahiret gününe iman etmiş, hayatı boyunca emir ve yasaklarına uymaya çalışmış, insan olabilme adına ahlâkı, üretimleri, paylaşımları ve çabalarıyla, Allah'a bağlılığı, sakınması ve samimiyeti ile takva sahibi kullarına, ölümden sonraki Ahiret hayatında, Allah'ın vaat ettiği ödülüdür. Aslında Ahiret hayatının yaşamı ve Cenneti biz insanlar için bir gaybdır, henüz bildiğimiz, algılayabileceğimiz, dünya aklı ile ayrıntılarını dillendirebileceğimiz, tanımlayabileceğimiz, eşleştirebileceğimiz bir hayat ve mekân değildir. Kâinatın, Evrendeki Dünyanın da hayatına kıyamet ile son verilmesinin ardından, Vakıa Sûresinin 60. ayetinde Rabbimizin : " Ölümü aranızda Biz ayarladık Biz ! Ve Biz sizi benzerlerle değiştirmemiz ve sizi bilmediğiniz bir şeyde inşa etmemiz üzerine engellenebilenler değiliz. " ifadeleriyle belirttiği gibi, ölümden sonra bizi tekrar Ahiret hesaplaşması için dirilttiğinde, bizim tasavvur dahi edemeyeceğimiz bambaşka bir kozmik yapıda, belki de çok farklı bir formda, boyutlu veya boyutsuz olarak yaratılma sonucunda, Ahiret hayatı için Cennet o zaman oluşturulacak ve hak edene gösterilecektir. Bize ise Kur’anın pek çok ayetinde, dünya hayatında ancak gördüklerimize, bildiklerimize, yaşadıklarımıza, algılayabilip kıyaslayabileceğimiz somut benzetmelere göre Arap dili kuralları, deyimleri ve kültürü de kullanılarak Cennet tasvirleri yapılmaktadır. Bu tasvirlerde hak edeceklere vaat edilenler, bu dünyanın güzellikleriyle, mutluluklarıyla dolu. Endişenin, yarınlar için kaygının, tasanın, stresin, korkunun, hastalığın, yaşlanmanın, adaletsizliğin, zulmün, yasağın, kötü sözün olmadığı, güneşin sıcağının yakmadığı, soğuğun üşütmediği ebedi bir hayattır ! Bundan dolayı da herkesin canı Cennet istemektedir. Bunun yanı sıra Kur’an çevirilerini yapan erkek egemen zihniyetin hakim olduğu klasik gelenekçi Kur’an çeviricilerinin canı da “ Dervişin fikri ne ise zikri de o dur. “ hesabı, sanki kesinmiş, cinsellik de olacakmış gibi, cinselliklerini sürdürebilmek için Cennette de yanlarında çok sayıda huri istemektedirler.
Geleneksel İslam
anlayışı ile klasik tefsirciler, ayetlerde
yer alan bazı ifadeleri ve “ hur “ sözcüğü kavramını
huri diye dişi bir forma soktukları
için, çeviri, tefsir ve meallerin tamamına
yakını bu ekolden gelen erkekler tarafından
yapıldığından, orijinal Kur’an metninden, bu
anlayışın dışında bir çeviri söz
konusu olamamaktadır. Oysa Rabbimiz
özellikle bu Evrendeki yaşam için
gözle görülebilen, hissedilebilen bütün canlı
ve cansız varlıkları maddeden nesnel ve
üç boyutlu olarak yaratmıştır. Bütün canlı
varlıklarda olduğu gibi insanı da, solunum
ve beslenme ihtiyacına zorunlu kılmış, bu
ihtiyaçların karşılanabilmesi için de vücutlarımızda
kalp ve beyin denetiminde kan dolaşımının,
solunum, sindirim, hareket için enerjinin
sağlanabilmesi, vücutta oluşmuş dışkıların ve
zararlı maddelerin dışa atılması, his ve
duyu organlarıyla yaşamın devamlılığının sürdürülmesi, üreme
için de cinselliği ve bütün bunlar
için gerekli olan organları ve sistemleri
yaratmıştır. Dünya hayatında insan ruha
/ öz benliğe giydirilmiş beden ile
yaşamaktadır amma, kişinin hayatının sonunda
ölümle beraber, ruh bedenden ayrılır.
Beden, toprakta kalır, topraktan geldiği
gibi, bir süre sonra çürüyerek,
moleküllerine atomlarına ayrılarak topraktaki
maddelerin arasına karışır. Artık bu
bedenin kişinin yaşamı ile bir bağlantısı
kalmamıştır, görevi sona ermiştir. Herhangi
bir bilince de sahip değildir. Yukarıda Vakıa Sûresinin 60. ayetinde gördüğümüz gibi, Ahiret yaşantısında bam başka bir formda yaratılmadan dolayı ise artık
bu beden, dolayısıyla cinsiyet de, cinsellik de, üreme
de olmayacaktır.
Buna rağmen sanki dünyadaki hayatın devamı gibi yine etten, kemikten aynı madde yapısında üç boyutta, hacim kaplayan bir yapıda yaratılacağımız, aile yakınlarıyla, eşlerle birlikte olunacağı kesinmiş veya üstelik de sadece erkekler girecekmiş gibi, Cennet ödülü olarak ; Sizin de sorunuzun konusu olan Örneğin, Kur’anda Nebe Sûresinin 33. ayetinin bir çok değişik müfessirin yaptığı çevirilerine baktığımız zaman, “ Turunç sineli yaşıt kızlar var “ bazı abartılı çevirilerde de “ Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar var “ şeklinde meallendirmeler yapılmıştır.
Nebe 33 :
Ve kevaibe etrabe
( 31 – 37. ayetler grubunda
bu bölümün orijinali )
Kevaib : Çoğunluğun kabul ettiği gibi " dimdik anlamına gelen " kaabe sözcüğünün çoğulu " değil, Bir sıfat olan ve dolu anlamındaki " Ke'ib " sözcüğünün çoğuludur. Dolayısıyla önceki ayette yer alan " ineb " sözcüğünün bir vasfı olarak " dolu üzüm tanesi " şeklinde de algılanabilir. Arapçada bundan başka göz alıcı, endamlı, genç, kaliteli, yüksek, yüce anlamlarında da kullanılır.
Etrabe : Tam denk, aynı yaşlarda, yaşıt anlamlarında kullanılır. Bunun yanı sıra Teraib, Arapçada göğüs omurga kemiklerine denir. Etrab da aynı kökten gelen yaşıt, akran anlamına gelmektedir. Ayetlerin içinde bulunduğu paragraf bütünlüğünden siyak bağlarının koparılmadığı takdirde aslında bu ayetin karşılığı " Dolu dolu sulu kadehlerle birbirine tam denk aynı boyda olan üzüm taneleri " şeklinde olabilir. Buna rağmen Kur'an ve paragraf bütünlüğündeki gerçek mesajın farkında olamamış ve cinselliğin Ahiret hayatında da devam edeceğini zanneden ama bu konuda bütün eleştirilere neden olan birçok müfessirin bu ayet ile ilgili yaptığı pedofili niteliğinde utanç verici cinsel fantezi içeren çeviri örneklerine bir bakalım !
* Diyanet 2004 Meali : Kendileriyle bir yaşta, göğüsleri çıkmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler var.
* Elmalılı Hamdi Yazır Meali : Memeleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar.
* Abdülbaki Gölpınarlı Meali : Ve memeleri yeni sertleşmiş yaşıt kızlar.
* Ali Bulaç Meali : Göğüsleri henüz tomurcuklanmış yaşıt kızlar
* Mahmut Ustaosmanoğlu Meali : ( Yeni buluğa erme çağında ) göğüsleri henüz kabarmaya başlamış ( hepsi on altısında ) yaşıt eşler.
* Ömer Nasuhi Bilmen Meali : Ve nar memeli hep bir yaşta cariyeler vardır.
Şeklinde gördüğümüz gibi burada hepsine yer veremeyeceğimiz daha bir çok Müfessir, ayetin orijinalinin gerçek mesajının dışında ayetlerin asıl lafzını saptırarak tamamen cinselliği çağrıştıran çok saçma ve gerçek dışı çeviriler yapmışlardır. Ama günümüzde bu ayetlerin paragraf bütünlüğünde gerçek lafızları ile cinsellikten uzak çok doğru meallendiren Müfessirler de bulunmaktadır. Bunlardan en önemli gördüğümüz ve yerinde meallendirme yapmış olan İlâhiyatçı ve Araştırmacı Yazar Hakkı Yılmaz’ın paragraf bütünlüğünü de göz önüne alarak cinselliğin yer almadığı, ama Kur’anın gerçek mesajına yönelik olarak yaptığı çevirisine bakacak olursak ;
NEBE : 31 – 37 : Kesinlikle takva sahibi / sakınan, Allah’ın koruması altına girmiş kişiler için, göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden ; Rahman’dan bir karşılık ve yeterli bir bağış olarak korunaklar / kurtuluş mekânları, sulak bağlar bahçeler, üzümler, hepsi bir seviyede tomurcuklar, çiçek bahçeleri, dolu dolu su kapları vardır. Onlar orada boş bir söz ve yalan duymazlar.
Bu ifadelerin benzeri Sad Sûresinin 49 – 52. ayetlerinde de " Şüphesiz ki takva sahibi / Allah’ın koruması altına giren kimseler için güzel bir dönüş yeri ; İçlerinde yaslanarak bir çok meyve ve içecekler, istedikleri ve yanlarında hepsi de aynı yaşta, gözleri karşılarındakinden başkasını görmeyen hizmetçilerin bulunduğu, kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır. " ifadeleriyle yer almaktadır.
Örneklerde görüldüğü gibi birçok yanlış içerisinde olan klasik tefsircilerden farklı olarak, hepsine bu zeminde yer veremediğimiz, zamanımızın daha aydın bazı ilâhiyatçı araştırmacıları, Prof. Akademisyen müfessirler, cinsellikten uzak, ayetlerin bağlarını koparmadan paragraf bütünlüğünü sağlayan daha gerçekçi çeviriyi yakalayabilmişlerdir. Çünkü ayetlerin orijinalinde, kızlar, meme, cariye, onaltı yaş gibi anlamlara gelen sözcükler bulunmamaktadır, kadehler de kastedildiği gibi " şarap kadehi " değil, bu meyvelerin sularıdır. Paragraf bütünlüğünde ise Cennetteki bahçelerden, üzüm bağlarından söz edilmektedir. Sanki Cennet genel eviymiş gibi herkes kafasına göre bir şeyler eklemiş. Öte yandan da Kur’anda klasik tefsircilerin kadın, kız anlamında düşündüğü gibi doğrudan doğruya “ huri “ sözcüğü de olmadığı halde değişik ayetlerde yer alan “ hur “ sözcüğü, değişik köklere bağlanarak, yanlış anlamlarda kullanılmıştır. ( Ayrıntılarını Sitemizde bulabilirsiniz. )
Kur’anda Ahirette cinsel ve bedensel bir yaşam ile hurilerin erkeklerin cinsel bir arkadaşları olduğuna dair net bir ifade bulunmamaktadır. Üstelik de yukarıda Vakıa Sûresinin 60. ayetiyle değindiğimiz gibi, Ahiretteki yapılanmanın bambaşka bir şekilde veya boyutta veya bir mikro cip yapısında olabileceği kesin bir şekilde ifade edilmektedir. “ En çok salavat getirene Ahirette en çok huri verilecektir “ gibi metinlerle hadislerin uydurma olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Hur sözcüğünü huriler şeklinde çevirip, hadis kültürüyle de beslenen yüzlerce huri ve göğüsleri tomurcuklanmış kızlarla sınırsız fantastik Cennet hayalleri, hiç kimse heveslenmesin Kur’anda bulunmamaktadır. Hadis ve rivayetlerle erkeklere vaat edildiği söylenen huri masalları ve beklentilerine kimse kendini kaptırmasın. Hadislerde geçen bu erkek egemen, kadının cinsel arzularını yok sayan yaklaşım ve cinselliği çağrıştıran meallendirmeler, tümüyle Kur’ana aykırıdır ve yanlıştır. Kadınla bu dünyada olduğu gibi, Ahirette de cinsel ilişki kurma düşkünlüğü erkek bencilliğinden ve saplantısından başka hiç bir şey değildir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !....