TÜM SORULAR

Soru

Adem B.   24-11-2025   59

Memurluk dini açıdan ahirete zarar verir mi tagut nedir bunlar yillarca şuanda sevmedigim selefilerce cok sikistirilmama bunalima sebep oldu bende..

Yanıtlar

Zeki Çelik.      25-11-2025  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun ! 

Öncelikle  duygu  ve  düşüncelerinizle  ayrıca  mesaj  olarak  yaptığınız  güzel  değerlendirme  ve  iletinize  teşekkür  ederim.  Hemen  belirtmeliyim  ki  Allah'ın  vahyi  olan  Kur'an,  Kitaptır  ve  bu  kitap  kelamlardan  oluşmaktadır.  Rabbimiz  Zümer  Sûresinin  23.  ayetinde  de  bu  kelamlar  için  "  Ahsenil  Hadis "  en  güzel  söz  demektedir. Dolayısıyla  Din  ve  inanç  adına  bu  sözlerin  bütün  Müslümanlarca   anlaşılarak  okunması  ve  temel  kaynak  olarak  rehber  edinilerek  içselleştirilmesi  gerekir.  Siz  de  bu  bağlamda  bugün  yaşam  koşulları  olarak  bir  meslek  haline  gelmiş  olan  ve  hemen  hemen  bütün  ekonomik  düzenlerde  Kamu  görevlisi  olarak  yer  alan  Memurluk,  egemen  sınıfların  ve  güçlerin  oluşturduğu  Tagutluk  zulmü  ve  Kur’anımızın  birçok  ayetle  uyarılarına  rağmen  İslam’ın  insanlar  eliyle  bölünmesi  sonucu  oluşturulmuş  olan  Selefilik  ekolünün  baskıları  üzerine  oldukça  ilginç  ve  bir  o  kadar  da  kapsamlı  sorular  dizisi  oluşturmuşsunuz. Her  birini  de  bu  zeminin  elverdiği  ölçüdeki  zorunluluktan  dolayı  özetle  ve  ana  hatlarıyla  size  Kur’an  ayetleri  bağlamında  aktarmaya  çalışalım.

Kur’ana  baktığımızda  Müslümanların  Devletinin  yönetim  şeklinde  Din  ve  Halk /  sivil  oluşumuyla,  çift  yapılı  bir  sistemden  meydana  gelebileceği  anlaşılmaktadır. Bu  iki  yapı,  hakimiyet  olarak  Hakk /  Allah,  uygulama  olarak  da  Halktır. Yönetim,  yasallığını,  meşruiyetini,  birçok  ayetle  aktarılan  şura  prensibi  gereği  halktan,  İslam  ilkelerine  göre  de  Hakk’tan  almalıdır. Nisa  Sûresinin  59.  ayetinde “  Ey  iman  etmiş  kimseler !  Allah’a  itaat  edin,  Elçi’ye  ve  kendinizden  olan  “  ululemre “  emir  sahiplerine  itaat  edin…”  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  buradaki  “  ulul  emr “  Müslümanların  kendi  aralarından  oluşturduğu  Şura   meclisi /  Halk  meclisi /  millet  meclisidir.  Ali  İmran  Sûresinin  104.  ayetinde “  Ve  içinizden  hayra  çağıran,  herkesçe  kabul  gören  iyi  şeyleri  emreden,  vahiy  ve  ortak  akıl  ile  kötülüğü /  çirkinliği  kabul  edilen  şeyleri  engelleyen  bir  önderli  toplum  bulunsun.  Ve  işte  onlar  kurtuluşa  erenlerin  ta  kendileridir. “  ifadeleriyle  Ululemirlik  kurumu  İslam’da  hiç  bir  zaman  bir  kişiye  teslim  edilmemiştir. Birçok   ayette  de  Müminlerle  ilgili  yönetimin  Şura / müşavere /  danışma  / ortaklaşa  çalışma  ile  bir  konunun,  problemin  en  iyi  ve  en  güzel  çözümünün  üretilip  ortaya  konulması  istenmektedir. Bu  nedenle  Müminler,  en  alt  kademe  çalışanından /  tabandan,  en  üst  düzey  yetkili /  tavana  kadar  görev  şeklini  her  biri  sayfalar  dolusu  açıklamayı  gerektiren,  birçok  ayette  de  değinilen  Şura  esasları  çerçevesinde  ehil,  akil,  alim,  adil,  temiz,  yüce  ahlaklı,  siyasi  basirete  sahip  çalışanlardan  oluştururlar.

Dolayısıyla  İslami  yönetimde  seçilmişler,  yöneticiler,  görevlendirilenler,  küçüğünden  en  büyüğüne  kadar  topluma  hizmet  ederek  Allah’a  kulluk  yapan  Memurlardır /  Kamu  görevlileridir.  Herhangi  bir  kutsiyetleri,  dokunulmazlıkları  yoktur.  Hepsi  hakkaniyet  ve  liyakat  içerisinde  kaldıkları  sürece  yaptıkları  görevde  hem  Allah’a  karşı,  hem  de  halka  karşı   görevlerinin  gereğini  yerine  getirerek  en  iyi  bir  şekilde  korumak  ve  gözetmekle   sorumludurlar. Üstelik  de  Maun  Sûresinin  ayetleriyle  kamu  malı  adına  uyarılırlar. Her  zaman  hesap  verirler  ve  bugün  Dünya  hayatında  da,  istismar  edilmediği  takdirde  yasalarla  gözetim  ve  denetim  altında  tutulurlar.  Maruftan / İslam  ilkelerinden  saptıkları  anda  hem  bu  dünya  yaşamı  ve  hem  de  Ahiret  yaşamı  için  Allah  katında  sorgulanma  ile  muhataptırlar.  Yukarıda  belirttiğimiz  vasıflar  çerçevesinde  görevini  yerine  getiren  memurlar  ise  bu  dünyada  bazen  gerektiği,  hak  ettikleri  gibi  yöneticinin  seçimi  ve  davranışları  nedeniyle  adil  olarak   ödüllendirilmeseler  de  Ahiret  hayatı  için  Rabbimiz  tarafından  mutlaka  ödüllendirilirler.  Dolayısıyla  memurluk  bazılarının  nitelediği  gibi  üstelik  kulun  kula  köleliği  değildir,  Adil  ve  görevine  müdrik  olunduğu  sürece  Ahiret  hayatına  asla  bir  zarar  getirmez,  Bizzat  Rabbimizin  İslami  toplumlar  için  ayetlerle  öngördüğü  adil  ve  düzenli  bir  yaşam  için  oluşturduğu  kamu  yönetim  sisteminin  vazgeçilemez  bir  parçasıdır.

Kur’anımızda  Alak  Sûresinin  6 - 8. ayetlerinde  “ Kella  !  innel  insane  leyedga,  enraüstağna ! İnne  ilâ  rabbükerrüc’a “ ( Hayır  hayır  kesinlikle  senin  düşündüğün  gibi  değil ! Dönüş  Rabbine  olmasına  rağmen  insan  kendisini,  yeterli / zengin,  güçlü,  gördüğü  zaman  azar / kesinlikle  tuğyanlaşır,  tağutlaşır,  firavunlaşır,  haddi  aşar.  Zulmün  her  türlüsünü  yapar ) ifadeleriyle  tuğyan  ve  onun  uygulayıcısı  olan  tâğût’tan  söz  edilir. Bu  ayetlerle  Peygamberimize  ve  dolayısıyla  da  bizlere  hayatın  akışı  içerisinde  olumsuz  olabilecek  insan  karakterleri  tanıtılır. Tuğyan :  Haddi  aşma,  zulüm,  azgınlık,  sapıklık,  isyan,  küfür  demektir. ( Lisanü’l  Arab “ t – g –y “  mad. ) Bu  sözcük  tağâ  /  azdı,  taştı,  zulmetti   fiilinin  mastarı  olarak  Kur’anda  dokuz  yerde  geçer. Tuğyan  insanın  fıtri  olarak  yaratılışında  vardır. Vahye  kulağını  tıkayan,  kendi  aklını  yegâne  rehber  olarak  kabul  ederek  kendini  beğenen  bencil  insan,  bir  de  çok  mal  ve  mülk  sahibi  olup  kendini  ihtiyaçtan  uzak  görmeye  başlayan  da  tuğyan  içine  düşmüş  olur. Böyle  bir  insan  zamanla  artık  Allah’ı  unutur,  gerçek  kudret,  gerçek  ilim,  gerçek  dileme,  gerçek  güç  ve  irade  sahibinin  yalnızca  Allah  olduğunu  aklından  çıkarır. Tâğût  olur  artık  dilediğini  fütursuzca  yapar,  hak  hukuk  sınır  tanımaz. Kendi  nefsini  O’nun  yerine  koyarak  heva  ve  heveslerinin  peşinden  gitmeye  başlar. Bu  nedenle  Tuğyanın  temelinde  gücü  araç  olarak  kullanarak,  doğru  ve  Hakk  yoldan  sapmış  olarak  etrafındakilere  zulüm  eden  yöneticilerin,  zenginlerin,  sermaye  sahiplerinin   kibir  ve  bencilliği  yatar. Nisa  Sûresinin  51 -  52.  ayetlerinde “ Kendilerine  Kitap’tan  bir  nasip  verilmiş  olan  şu  kimseleri  görmüyor  musun ?  Onlar  puta  ve  tâğûta  inanıyorlar. Ve  Allah’a  inanmayan  kimseler  için,  “  Bunlar,  müminlerden  daha  doğru  bir  yoldadır. “  diyorlar.  İşte  onlar,  lâinun / Allah’ın  dışladığı  kimselerdir…. “  denildiği  gibi  şeytanın  da  azgınlığının  sebebinin  kibir  ve  bencillik  olduğu  belirtilerek  şeytanı /  iblisi  de  tâğûtun  kapsadığı  anlatılmaktadır.  Bu  nedenle  Tağut  da  :  Azgınlık,  sapıklık,  kötülük  önderi,  zorba,  şeytan,  put,  kâhin,  sihirbaz,  Allah’ın  hükümlerine  sırt  çeviren  kişi  ve  kurum  anlamlarına  gelir. Dolayısıyla  Tuğyan  ile  aynı  kökten  gelen  Tâğût  sözcüğü  de,  azgın,  insanlara  hükmeden,  kâfir,  zorba,  zulüm  yapan  kurum  ve  kişi’yi  ifade  eder.

Birçok  ayette  yer  verildiği  gibi  Nisa  Sûresinin  76.  ayetinde “ İman  etmiş  kimseler,  Allah  yolunda  savaşırlar.  Kâfirler  de  tâğut  yolunda  savaşırlar.  O  halde  siz  şeytanın  yakınları,  yardımcıları  ile  savaşın.  Şüphesiz  şeytanın  tuzağı  çok  zayıftır. “  ifadelerine  göre  Allah’ın  indirdiği  hükümlere  muhalif  olan  ve  onların  yerine  geçmek  üzere  hükümler  icat  eden  her  kişi  ve  kurum,  tâğuttur.  Ayetteki  savaş  ifadesi  ile  onlarla  gerektiği  gibi  yapılması  gerek  mücadeleden  söz  edilmektedir. Tâğut,  Allah’a  karşı  isyan  etmesinin  yanı  sıra,  51.  ayette  gördüğümüz  gibi  Allah'ın  kullarını  kendisine  kul,  köle  edinmek  gayretinde  olandır.  Bu  işleviyle  o,  şeytan  kişi,  kişinin  iblisi /  kendi  olumsuz  duygu  ve  dürtüleri,  papaz,  rahip,  haham,  Hoca  gibi  dini  veya  siyasi  bir  lider,  kurum  ve  gücü  ele  geçirmiş  toplum  yöneticileri  olabilir.

Sorularınız  arasında  Kur’anda  örneğin  Sad  75,  Bakara  115,  Hud  37.  gibi  daha  birçok  ayette  arşta  oturan,  iki  eli,  yüzü,  gözleri  gibi  insani  sıfatlarla   Allah’ın  teşbih -  tenzih  ile  tanımlanmasını  kabul  eden,  söz  konusu  ayetleri  yanlış  yorumlayıp   üstelik  de  Allah’ın  Zatı  ve  Subuti  sıfatlarını  da  göz  ardı  eden  ve  görüşleri,  inançları,  kabulleri  ile  bir  mezhep  değil  de  bir  ekol  olduğu  söylenen,  ama  bakıldığında  Kur'anın  dışında  kalan  Hanbeli  mezhebinin  Ehli  Sünnet  Arap  Vahhabi  anlayışının  bir  devamı  olduğu  belli  olan,  kendi  inançlarından  başka  inançları  ise  kâfir  görüp  onlara  karşı  cihadı  savunan,  radikal  grupları  da  bünyesinde  barındıran,  ancak  ciltler  dolusu  kitaplarla  anlatılması   gereken  Selefilik  ekolüne  de  değinmişsiniz.

Müslümanların  en  çok  aldatıldığı,  Hakk  Dinin  yozlaştırıldığı  inanç  ve  uygulamalar,  Beyyine  Sûresinin  4. ayetinde  Ve  o  Kitap  verilen  kişiler,  ancak  kendilerine  açık  kanıt  geldikten  sonra  ayrılığa  düştüler. "  açıklamalarına  ve  Rum  Sûresinin  31 - 32. ayetlerinde  de  "  Kalben  O'na  /  Hakk  Dine  yönelenler  olarak  Allah'ın  koruması  altına  girin,  salatı  ikame  edin,  ortak  koşanlardan ;  Dinlerini  parça  parça  bölmüş,  ayrılıkçı  gruplara  ayrılmış  kimselerden  de  olmayın.  Her  ayrılıkçı  grup  kendi  yanlarındaki  şeylerle  böbürlenmektedir. "  ifadeleriyle  yapılan  uyarılara  rağmen  dindeki  bölünmelerle,  gruplaşmalarla  ortaya  çıkmaktadır.  Zamanında  Mezhepleşmenin,  Tasavvufun,  Tarikatın,  Cemaat  bölünmelerinin  bulunmadığı, Peygamberimizin  vefatından  yaklaşık  20  yıl  sonra  Halife  Muaviye  ile  Emevi  Devleti  zamanında   başlayarak   100  yıl  sonra,  Hakk  Dindeki  yozlaşma,  O’na  nispet  edilen  uydurma   hadis  ve  rivayetlerin  ortaya  çıkması,  yaklaşık  200  yıl  sonra  da  bunların  kitaplar  haline  getirilerek  Kur’anın  yerine  okunması  ile  başlamıştır.  Bunun  yarattığı  tahribatla  kalınmamış,  Kur’an  ayetlerinin  üzerine  çeşitli  kişilerin  yaptığı  farklı  yorumlarla  Mezhepler,  Tarikatlar,  Cemaatler  ortaya  çıkmış,  insanlar  yaşadıkları  din  bakımından  İslam’dan  ayrılarak  grup  grup  bölünmüşlerdir. Oysa  Kur'anda  bu  bölünmelere  onay  verilmemekte  ve  daha  pek  çok  ayetle  de  uyarılar  yapılmaktadır.

Şura  Sûresinin  14. ayetinde “  Ve  onlar  ancak  kendilerine  bilgi  geldikten  sonra,  aralarındaki  taşkınlık  yüzünden  ayrılığa  düştüler. “  Müminun  Sûresinin  53. ayetinde  de “ Sonra  insanlar  kendi  aralarındaki  işlerini  parça  parça  böldüler.  Her  grup  kendinde  bulunan  ile  sevinip  böbürlenmektedir. “ ifadeleriyle  gördüğümüz  gibi  daha  bir  çok  ayetle  Kur’anda  insanların  cahilce  taassubuna,  bağnazlıklarına,  fanatizmlerine  işaret  edilmektedir. Dinde  tefrikaya  düşenler,  Mezheplere,  Cemaatlere  ayrılanlar,  ölçmeden,  tartmadan,  düşünmeden,  aklını  kullanmadan,  Kur'an  ile  sorgulamadan   içinde  bulunduğu  grubun  yaşamı  ile  övünmekte,  en  doğru  Din  yaşamının  kendilerinde  olduğu  fikri  sabitine  kapılmaktadır.  Bu  inanç  ise  onları  sadece  kendilerinin  Cennete  gireceği  ve  diğer  fırkaların  helâk  olacağı  kabulüne  sürüklemektedir.  Cahil  Müslümanlar,  Tarikat  ve  Cemaatlerle  önüne  konulan  dini  sorgulamadığı  için,  varını,  yoğunu,  bu  yoldaki  hizmete  adamakta,  aslında  sömürüldüğü  için  de  maddeten  tükenme  noktasına  gelmektedir.  Hem  bu  dünyasını  ve  hem  de  Ahiret  dünyasını  kaybettiğinin  farkında  da  olamamaktadır.

Bu  bölünmeler  bağlamında  Selefilik  de,  günümüzde  çoğu  kez  Hanbeli  ekolünden  Muhammed  bin  Abdülvehab’ın  öğretilerini  benimseyen  ve  İslam  coğrafyasında  karşıtları  tarafından  yaygın  şekilde  Vahhabilik  olarak  tanımlanan  inanç  sistemine  mensup  kişileri  tanımlamak  için  kullanılmaktadır. Selefilik  itikadi  konularda  akla  yer  vermemekte, kendisinden  başka  bütün  gruplara  kâfir  gözüyle  bakarak  cihat  edilmesi  gerektiğini  savunmaktadır. Bu  zihniyete  bağlı  olarak  Taliban,  İşit  ve  Boko  haram  gibi  radikal  dincileri  de  üretmiştir.  Allah'a  insan  gibi  el  yüz  atfetmekte,  müşrik  Araplar  gibi  gökyüzünde  arşta  oturduğunu  kabul  etmektedir. Sadece  kendisine  saptırılarak  nakledilen   Kur’an   ayetleri  ve  Sünnet  ile  hareket  etmektedir.  Ve  Kur’andaki  müteşabih  /  birden  fazla  anlam  içeren  ayetleri  olduğu  gibi  kabul  ederek,  ama  Ali  İmran  Sûresinin  7.  ayetindeki  bildirimleri  görmemezlikten  gelerek  aksine  müteşabih  ayetlerde  kastedilen  anlamı  insanların  bilemeyeceğini,  konunun  anlamını  Allah’a  havale  ettiklerini  belirtirler.  İnançlarını  da  Kur'anın  dışında  yedi  temel  ilkeye  dayandırırlar.  Ama  Kur'anın  İslamı  ile  yakından  uzaktan  bir  ilgileri  yoktur.

Selef  sözcüğü,  İslam  literatüründe  ilk  dönemlerden  bu  yana  kullanıla  gelmiştir. Bakara  275,  Nisa  22,  Maide  95,  Enfal  38,  Yunus  30,  Hakka  24,  Zuhruf  56   gibi  Kur’anda  sekiz  yerde  geçer. Sözlükte  “ önce  gelmek,  geçmek,  geçmişte  kalmak “  anlamlarını  taşır. Terim  olarak  peygamber  döneminden  sonra  ilim  ve  fazilet  açısından  Müslümanların  önderleri  sayılan  ashap  ve  arkadan  gelen  tabiin  /  ehli  sünnete  tabi  olan  ve  onların  takip  ettikleri  yol  için  de  kullanılır.

Peygamberimizin  vefatından  kısa  bir  süre  sonra,  Emevi  Halifesi  Muaviye  ve  yönetimi,  yaptıkları  kıyımları,  cinayetleri,  zulümleri,  yağma  ve  talanı   örtbas   etmek   ve  unutturmak,  haksızlıklarını  ve  din  dışılıklarını  gizleyerek  meşrulaştırmak  amacıyla,  mütedeyyin  insanların  sözde  peygamber  sevgisini  ve  duygularını  da  kullanarak  siyasi  parti  üyeliklerine  benzer  zihniyetle  bir  Cemaat  oluşturmuş,  adını  da  “  Ehli  Sünnet  Vel  Cemaat “  olarak  koymuştur.  Böylece  pek  çok  Kur'an  ayetindeki  bölünmeyin,  gruplaşmayın,  ayrılmayın,  Allah'ın  ipine  sarılın  uyarılarının  aksine  bizden  olanlar,  olmayanlar  denilerek  Cemaatleşmenin,  dinde  gruplaşmanın  ve  bölünmelerin  kapısı  aralanmıştır.  Ardından  Mezhepler  ortaya  çıkmış,  Mezhepleri  takiben  Tasavvuf  ve  Tarikatlar,  onların  da  küçük  küçük  alt  grupları  ile  yüzlerce,  binlerce  Cemaat  adında  gruplar,  ekoller   meydana  gelmiştir.  Ortaya  çıkan  Mezhep  ve  Cemaatleri,  daha  sonra  bazı  ulema  grupları  kendi  aralarında  bir  araya  gelerek,  ehli  sünnet  veya   ehli  sünnet  olmayan  ve  ardından  bir  başkaları  da   Ehli  Beyt  diye  ayırmışlar,  Ehli  Sünnet  mensupları  daha  sonraları  Hakk  Mezhep  diyerek  çoğunu  ayıklayarak  kendi  kafalarına  göre  Mezhep  sayısını  dörde  indirmişlerdir. Bu  mezhepler  adı  ne  olursa  olsun  temelde  Muaviye’nin   kurdurduğu  mezheplerdir.  Allah’ın  Hakk  Dini  İslam  ile,  peygamberimizin  sünneti  ile  bir  alakası  yoktur.  İslam’da  asıl  olan  danışma  ve  şura  sistemini  kaldırıp,  kendi  yönetimlerinin  zulmünü  örtbas  etmek  için,  satın  alınan  sahabelerle,  dikteyle  Ulemaya   verdirilen  fetvalarla,  icma  sistemini  getirmiştir.  Aslında  bir  mezhebe   inananlar  Allah’a  değil,  Ehli Sünnet  ekolünün  kurucusu   Muaviye’ye  inanmış  olurlar.  Bundan  dolayı  bu  inanç  sistemi  Kur'anın  İslam’ına  dayanmaz  ve  bir  şirktir.

Kur'anımızda  bir  çok  ayette  olduğu  gibi  Ali  İmran  Sûresinin  105.  ayetinde  "  Kendilerine  apaçık  deliller  geldikten  sonra  parçalanan  ve  ayrılığa  düşen  kimseler  gibi  olmayın.  İşte  bunlar  birtakım  yüzlerin  beyazlaştığı,  birtakım  yüzlerin  de  siyahlaştığı  günde  büyük  bir  azap  kendileri   için   olanlardır. "  ifadeleriyle  yapılan  uyarılara  rağmen  bugün  sadece  bizim  ülkemizde,  Ehli  Sünnet  Vel  Cemaat  Mezhebinin,  Selefilik  Ekolü  de  dahil  peygamberimize  atfen  uydurduğu  73  fırka  değil,  yüzlerce  yetmiş  üç  fırka  bulunmaktadır. İçimiz  dışımız,  önümüz  arkamız,  sağımız  solumuz  Kur’anı  terk  etmiş  fikir  ve  inanç  farklılığının  kabulü  ekol  ve  Cemaatlerle  dolmuştur.  Allah  hepsine  Kur'anın  dosdoğru  yolunu  nasip  eylesin. Allah’ın  selamı  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET