Muhterem Hocam ! Hocalar, Cami imamları keraat vaktinde namaz kılınmaz diyorlar. Keraat vakti ne demektir ? Ezan okumadan namaz kılınmaz mı ? Başka neler yapılmaz. Açıklarmısınız.
Zeki Çelik.
24-11-2025
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Belirttiğiniz gibi aslında Kur’anda olmadığı halde yüzyıllardır insanların ibadetlerine değişik zaman dilimlerinde yasaklar konmakta, Müslümanlar ibadetlerinden uzaklaştırılmaktadır. Bunun için de peygamberimizin vefatından sonra Ulema denilen birilerinin hadis ve görüşlere göre müktesebat denilerek oluşturduğu Fıkıh kitaplarında “ İslam dinine göre kerahat vakitlerinde namaz kılınması mekruhtur / haramdır. Farz ve nafile bütün namazların kılınmasının mekruh / haram olduğu vakitler üçtür.
1 - Güneşin doğuşundan itibaren ışınları gözleri kamaştırır hale gelinceye kadarki sabah vakti kerahat zamanıdır. 2 – İkinci kerahat vakti, İstiva vakti de denilen güneşin göğün tepe noktasında olduğu andır. Öğle ezanına 45 dakika kaldığında, güneş tam tepe noktasında iken bu zaman dilimi içerisinde namaz kılmak mekruhtur. 3 - İkindiden sonra güneşin sarararak göz kamaştırmaz duruma geldiği anda başlayıp güneş batıncaya kadar süren vakit de üçüncü kerahat vaktidir. Bu da güneşin batmasından, yani akşam ezanı vaktinden 45 dakika önce başlayan zaman dilimidir. Bu üç vaktin kerahat vakti olma hikmeti, İrandaki Mecusi / Güneşe tapan ateşperestlerin ibadet zamanı olmasıdır. Bunun dışında tıbbi açıdan gün doğumu ve gün batımı vücudumuzdaki tüm sistemlerin en verimli seviyede çalıştığı zamandır. Gün ortası ve gün ortasının tam tersi olan saat ise vücudumuzdaki tüm sistemlerin neredeyse durma noktasına geldiği yarı ölüm dediğimiz uyku haline sebep olan bir zaman dilimidir. Bu bağlamda Kur’andaki bazı ayetlerin asıl mesaj ve anlamları da saptırılarak delil gösterilirken, bütün bunlar hadislerle belirlenmiş ve yasaklanmıştır denilmektedir. Örneğin ;
Ukbe b. Amir el Cüheni’den şöyle nakledilmiştir. “ Resulullah bize üç vakitte namaz kılmayı veya ölülerimizi defnetmeyi yasakladı. Güneşin doğmasından itibaren bir veya iki mızrak boyu yükselmesine kadar, güneşin gökyüzünde tam dik oluşundan batıya yönelmesine kadar ve güneşin sararmasından itibaren batmasına kadar. “ ( Müslim Salatü’l Misafirin 293, Ebu Davud Cenaiz 55 ) İslam Allah’tan başkasına ibadet etmeyi ya da bunu çağrıştıracak bütün tutum ve davranışları yasaklar. Belli vakitlerde namaz kılınmasının yasak veya mekruh olması da bu bağlamda değerlendirilmelidir. Bu üç kerahat vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar, ne vitir gibi vacip namaz, ne cenaze namazı kılınamadığı gibi, tilavet secdesi dahi yapılamaz. Aksi halde iade edilmeleri gerekir ifadeleriyle dayatılarak ve korkutularak bütün bunlar hadislerle belirlenmiş ve yasaklanmıştır denilmektedir.
Biz sondan söyleyeceğimizi baştan söyleyelim ki, Kur'anın İslamında Allah'a yönelmek ve ibadet etmek için mekruh ve yasak olan herhangi bir zaman dilimi yoktur. Allah'ın koymadığı bir yasağı da uydurma hadislerle hiç kimse koyamaz. Kerahat, sözlükte “ çirkin buldu, kötü gördü, istemedi, sıkıntı gördü, zorluk çekti “ gibi anlamlara gelmektedir. “ krh “ kök fiilinin mastarlarından biridir. Ayrıca uygun olmayan, yapılmaması istenen şeyleri de kapsar. Bu anlamlarıyla kerâhat sözcüğü Fıkıh usûlünde Şeriat koyucunun yapılmamasını kesin ve bağlayıcı olmayan bir şekilde talep ettiği fiil anlamında kullanılan mekruh / haram ifadesiyle aynı anlama gelmekte, bu bağlamlar çerçevesinde Allah’ın yerine işgüzarlıkla bazı Ulema mensupları tarafından da belirli vakitlerde kerahat vakti diye Müslümanlara Ramazanda dahi imsak vakti oluşturup bir saatten fazla oruç tutturulmakta, değişik ibadet yasakları konulmaktadır. Oysa Bakara Sûresinin 255. ayetinde “ Allah kendisinden başka ilâh diye bir şey olmayandır, hüvel hayyül kayyûm / her zaman diridir, her şeyi ayakta tutan, koruyan ve bütün kâinatın idaresini bizzat yürütendir. Kendisini uyuklama ve uyku yakalamaz…. “ denildiği gibi Allah zamandan ve mekândan münezzehtir, O’nu uyuklama tutmaz, gece ve gündüz her an bizimledir. Dolayısıyla Müslüman için kerahat vakti diye herhangi bir zamanda ibadet etme, Allah’a ve ayetlerine yönelme için zaman yasaklaması yoktur, kişi dilediği zaman, sabah, öğle, akşam, gece veya yarısında hazır olduğu herhangi bir zamanda Allah’la beraber olabilir, ibadetini, duasını yapar, namazını da kılar.
Müslümanlara bu kerahat vakti yasağını koyan ulema, Allah’ın yerine hüküm koyup, Şâri / Dinde şeriat / hüküm koyan olmakla beraber şirke girdiğinin de farkında değildir. Bu bağlamda aslında kerahat vakti ile hiç ilgisi olmadığı halde, Ulemanın delil olarak ortaya koymaya çalıştığı Hud 114, İsra 78 gibi ayetlere bakacak olursak :
Konunun aslını ve doğrusunu öğrenebilmek için aslında namazın vakitlerini değil de Salat etmenin / Destekleşme, paylaşma, eğitim öğretim çalışmalarıyla toplumu aydınlatma, peygamberimizin zamanındaki iklim ve yaşam koşullarına göre belirlenmiş olan zaman dilimlerine bağlı olan bu âyetleri iyi anlamak, bunun için de âyetlerde geçen ( dülûku’ş şems ) ( Kur’ânel fecr ) ( taraf ) ( teheccüd ) ( nafile ) gibi sözcüklerin anlamını da doğru ve iyi bilmek gerekir.
Dülûku’ş şems : Düluk ve şems sözcüklerinden oluşan bu isim tamlaması, “ güneşin batması, gözden kaybolması ” demektir. Dolayısıyla akşam vaktini ifade eder. Buna karşılık dülûk sözcüğüne, “ eğilme ” anlamı vererek sözcükten “ öğle vaktini ” anlayanlar da olmuştur. Oysa ;
İsrâ Sûresinin 78. ayetinde “ li dülûkiş şems / Güneşin batmasından / kaybolmasından gecenin kararmasına kadar salatı ikame et. Ve Kur’anel fecr / sabah öğrenip öğretilmesini sağla . Çünkü sabah öğrenip öğretilmesi görülecek şeydir. 79 : Ve geceden de fe tehecced / Ayrıca sana özgü nâfiletel / bir fazlalık olarak sen, salatı uyanıp uygula !... “ ifadeleriyle yer alan bu deyimden her iki anlamın birden anlaşılabileceği ileri sürülse de, salâtın vakitlerini belirleyen Hûd Sûresinin 114. ayetindeki “ Ve tarafeyn nehâri / gündüzün iki tarafında ve zülefem minel leyl / gecenin yakın saatlerinde salatı oluştur / ayakta tut. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir… “ ifadeleriyle söz konusu deyimden “ güneşin eğilmesi ” anlamının çıkarılmasına ve bu anlamdan da öğle salâtının kast edildiğinin sanılmasına engel olur. Çünkü Hûd Sûresinin 114. ayetinde Peygamberimize, “ Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın bir zamanda salâtı ikâme etmesi ” emredilmiş ve anlam netleşmiştir. Bu durumdan kesin olarak anlaşılmaktadır ki, bu âyetlerde, salâtın ikâme edileceği / Destekleşme, paylaşma, dayanışma çalışmalarıyla eğitim ve öğretimin gerçekleştirilmesi Kur'an ayetlerinin öğretilip öğrenilmesi çalışmalarının vakti olarak bir tek salâtın ( akşam salâtının ) vaktini belirlemektedir. O günün iklim ve yaşam koşulları gereği Araplar günün sıcağının azaldığı zaman dilimlerinde ancak toplanarak bir araya gelebilmektedirler. Peygamberimiz de Kur'anın eğitim ve öğretim çalışmalarıyla tebliğini çoğunlukla o zaman dilimlerinde yapmıştır.
Kur’âne’l fecr : “ Sabah okuması ” anlamına gelen bu ifade ile sabah salâtı kastedilmiş olup, bu salât, Kur’an ayetlerinin öğretilmesiyle ilgili olarak eğitim-öğretim ağırlıklıdır.
Taraf : Bu sözcük “ nahiye, yan bölge ” demektir. Bir şeyin “ taraf ” ından söz edildiği zaman, o şeyin içi değil, dışı anlaşılır. Nitekim Fıkıh’ta “ İnsanın iki tarafı ” ifadesinden, bir taraf olarak insanın anası, babası, dedesi, yani atası ; diğer taraf olarak da çocukları ve torunları anlaşılır. Benzer şekilde “ masanın iki tarafı ” denildiğinde de masanın ikiye ayrılmış hâldeki iki parçası anlaşılmaz, masanın sağında ve solundaki şeyler anlaşılır. Taraf sözcüğünün çoğulu etraf sözcüğüdür. Bu sözcük de Türkçe’ye aynen Arapça’daki anlamı ile geçmiştir, yöneltildiği şeyin dışı ile ilgilidir. Ayetteki, Gündüzün iki tarafı ifadesinden de “ gündüz’ün dışında kalan “ sabah ve akşam vakitleri anlaşılmalıdır.
Teheccüd sözcüğünün kökü olan hecd sözcüğü, “ ezdad ” dan olup iki zıd anlamı da ifade eder. Yani, hem “ uyumak ” hem de “ uyanmak ” demektir.
Nâfile : Bu sözcük “ aslın üzerine yapılan ziyade [ek] ” demektir. Âyetten anlaşıldığına göre, Peygamberimiz, gece salâtını herkes gibi karanlığın başladığı zaman ile tan ağarma zamanı arasında ikâme etmeyecek, uykusundan kalkıp ikâme edecektir. Bundan anlaşılıyor ki, topluma önderlik, rehberlik, öğretmenlik yapacak olan Allah Elçisi ( ve o’nun varisleri ) geceleyin tek başına eğitim-öğretim için plan - program hazırlayacaktır. Teheccüdün gerçek anlamı bu olduğu halde bugün ulema tarafından saptırılarak gece yarısında kılınması gereken namaz anlayışına dönüştürülmüştür.
Kur’ana göre 3 vakit olarak vakitlenmiş olan salatlar, Nur Sûresinin 58. ayetinde de isimleriyle anılmıştır. “ Ey iman etmiş olan kimseler ! Yasalar çerçevesinde himayenizde bulunanlar / Yeminlerinizin sahip olduğu kimseler, sizden erginlik yaşına gelmemiş olanlarınız üç durumda ; sabah salâtından önce, öğle vaktinde elbisenizi çıkardığınızda, işa / gece salâtından sonra izin istesinler. Bunlar sizin için üç avrettir / açık ve korumasız, üç zamandır. Bunlar dışında ne size ne de onlara bir günah yoktur. Aranızda dolaşırlar, birbirinize bakabilirsiniz. Allah, âyetleri size işte böyle açıklıyor. Allah Alîm’dir, Hakîm’dir. “
İsrâ Sûresinin 78 - 79 ve Hud Sûresinin 114. ayetlerinde 3 vakitte ; sabah, akşam ve gece salâtının ikâme edilmesi / eğitim - öğretimle zihnî yönden, sıkıntıların giderilmesiyle mâlî yönden destek sağlanması ve bu desteğin sürekli kılınması emredilmiştir. Rasûlullah, genelde “ salât ve namazı ” birlikte icra ettiği için salât vakitleri denildiğinde maalesef “ sonradan salatın bütün diğer işlevi bir tarafa bırakılıp terk edilmiş, sadece namaz vakitleri ” olarak kabul edilmiş, uygulamalara yanlış yerleştirilmiştir. Oysa Kur’anda belirlenmiş olan vakitler doğrudan doğruya namaz kılma vakitleri değil, salat etmenin vakitleridir. Bu vakitlerin de kerahat vakit yasaklarıyla yakından uzaktan bir ilgisi yoktur. ( “ Kur’anda Salat Gerçekten Namaz mıdır ? “ başlıklı yazımıza bakabilirsiniz. )
Sonuç olarak Kur’ana göre namaz için, herhangi bir ibadet için kerahat vakti diye bir yasak vakit yoktur. Vaktin kerihi / tiksindirici, nezihi / saf temiz olanı diye bir ey de olmaz. Gecenin, gündüzün her vaktinde de namaz kılınabilir. Dua ile Allah’a yönelinebilir. Bu yönelmelerin vakitleri için de Hikmet nedeni olarak falana veya filana benzememek gibi bir gerekçesi olamaz. Dünya üzerinde sadece Mecusiler değil, on binlerce yıldır, on binlerce farklı inanç grupları ve değişik yönelmeler bulunmaktadır. Kur’anda Allah’ın koymadığı bir yasak ve Dünya üzerinde bu kadar çok din ve ibadet türü varken onlara benzememek diye bir prensip olabilir mi ? Üstelik Enam Sûresinin 161. ayetinde “ ….… Şüphesiz Rabbim beni şirkten, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmekten dönmüş olan İbrahim’in dinine / yaşam tarzına / doğru yola, dimdik ayakta duran bir dine kılavuzladı “ ifadelerinde ve birçok ayette gördüğümüz gibi Peygamberimize kendinden önceki peygamberlerin izinden gidilmesini emretmesine rağmen, kerahat vakti denilerek Allah’ın Kendisine ibadet edenlere benzememek diye bir prensibi şart olarak koşması mümkün değildir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...