Hocam Ashabı Uhdud ne demektir. Bu Kur'anda geçiyor mu ? Saygılar.
Zeki Çelik.
26-04-2026
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Peygamberimizin risaletinin Mekke dönemindeki ilk yıllarında vahyedilmiş olan ve Kur’anda 27. sırada yer alan Buruc Sûresi bulunmaktadır. Bu Sûre, müminlerin en sıkıntılı olduğu dönemde Mekke müşriklerinin Müslümanlara dinlerinden dönmeleri için zulmettikleri, her türlü eziyeti yaptıkları, hatta onları şehit ettikleri bir dönemde vahyedilmiştir. Aslında Müminler için büyük bir destek ve teselli olan bu Sûre, müşriklere de yaptıkları zalimliklerden dolayı da ileri derecede tehdit niteliğindedir. İşte bu bağlamda sorunuzda yer alan “ Ashabı Uhdud “ ifadesi de bu Sûrenin 4 – 10. ayetlerinde “ Uhdud’un / şiddetli tutuşturulmuş ateşin ashabı öldürüldü. Hani onlar onun üzerine oturmuşlar ve inananlara yaptıklarına tanık idiler. Müminleri cezalandırmalarının sebebi de, onların yalnız azîzil hamîd / çok güçlü, övgüye lâyık, mülküs semâvâti vel ard / göklerin ve yerin hükümranlığı Kendisinin olan ve her şeye tanık olan Allah’a inanmalarından başka bir şey değildi. Şüphesiz ki inanan erkek ve kadınları ateşlerde işkence edip sonra da tevbe etmeyenler için cehennem azabı vardır. Yangın azabı da onlar içindir. “ ifadeleriyle anlatılanlarla yer almaktadır.
Ashab sözcüğü “ s h b “ kökünden türemiş ve “ arkadaş, yar / yaran, birbirlerine gelecek kötülüğü engel olup destek olanlar anlamında sahib sözcüğünün çoğuludur. Aynı zamanda bir amaç çevresinde toplanmış veya aynı amacı güttükleri için bir araya gelmiş olan arkadaşların tümüdür. ( Tacül Aras ve Lisan ) Ashab sözcüğü Kur’anda örneğin “ Ashabü’l Araf, Ashabü’l meymene, Ashabü’l meşeme, Ashabı Kehf, Ashabı Rakim, Ashabı Uhdud gibi değişik tamlamalarla 78 kez yer alır.
Uhdud sözcüğü, uzun ve derin kuyu, hendek, kanal demektir. İtaatkâr olmayan halkı zalim yöneticilerce hendeklere doldurarak işkence ile yakarak öldürme olaylarının tarihi kaynaklarda çeşitli zamanlarda örneğin Yemen’de Tubba, Babil’de Buhtanassar, Kral Kostantin devirlerinde kuyularda insanların ateşte yakılarak işkence edildiği benzeri olayların meydana geldiği çok çeşitli rivayetle bilinmekte, Kur’anda da bu kıssalar, Müminlere eziyet eden müşriklerin ibret almaları ve müminlerin de sıkıntı ve zorluklar karşısında sabır ve tahammül göstermeleri için anlatılmaktadır.
Kur’an bu tür olayları yer zaman ve faillerinin kimler olduğunu belirtmeden zikretmektedir. Kur’anın anlatışına göre Allah’a inanmayan kâfir bir beldenin hükümdarı, inananları dinlerinden çevirmek ve tekrar eski sapık dine döndürmek için uzun ve derin hendekler, kanallar / uhdud kazdırarak içine büyük ateşler yaktırmış ve Allah’a inanmakta ısrar edenleri bu ateşin içine atmıştır. Sadece Allah’a inandıkları için cezalandırılan insanların maruz kaldıkları bu vahşet ise üstelik Allah’a iman etmeyen kâfirler, zalimler tarafından da eğlence olarak seyredilmiştir.
Tarihin ilk dönemlerinde de kaynaklarda “ Uhdud halkı “ ile ilgili değişik bilgiler yer aldığı gibi, yine Tarih kitaplarında verilen bilgilere göre Kureyş de İslamı seçen kölelere ve toplumun zayıf, güçsüz ve kimsesizlerine karşı savaş açmıştır. Yapılan işkenceler dövmek, günlerce aç susuz bırakmak, üzerlerine büyük taş parçaları koyarak, kızgın kumlarda yatırmak ve akıllara durgunluk verecek derecede buna benzer vahşice uygulamalar şeklindeydi. Aslında azmış muktedir insanların saltanatlarını sürdürebilmek, insanlara hükmedebilmek için bu tür değişik zalimlikleri, tarihin bütün dönemlerinde olduğu gibi bugün de Dünyanın çeşitli bölgelerinde kuyulara atılmış cesetlerin bulunmasıyla görebilmekteyiz. Ama unutulmamalıdır ki aynı Sûrenin 12. ayetinde “ Rabbinin kıskıvrak yakalaması gerçekten çok şiddetlidir. “ ifadeleriyle belirtildiği gibi zalimlerin ne şekilde olursa olsun insanlara yaptıkları zulümler yanlarına kâr olarak kalmayacaktır. 10. ayetin orijinalinde yer alan “ fetenu “ sözcüğünün karşılığı olan “ yangın azabı “ ifadesi aslında müminleri ateşe atıp sıkıntı ve acılara soktukları halde de tevbe etmeyenlerin bu dünyada çekecekleri ruhsal acıdır, vicdan azabıdır, onların kendilerinin de bu Dünyada iken iç çekişme, kavga, kargaşa, kışkırtma, birbirine düşme, huzursuzluk gibi acı ve ıstırap içerisinde olacakları yaşamları ile adalet mutlaka bu dünyada da veya sonunda mahşer gününde Allah’ın huzurunda da sağlanacaktır. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...
.