Değerli büyüğüm, makalelerinizi zevkle okuyor, çok değerli bilgilere ulaştığına inanıyorum. Tevhid inancına erdiğimi, Cenabı ALLAH'ın bizden istediği kulluğun Kerim Kuran'ımızdan öğrenilmesi gerektiğine inanan bir kardeşiniz olarak, namaz ritüelinin şuanki zamanda gerçekleşen sözde ibadet olmadığına inanan birisi olarak EZAN konusunda bilgi almak istiyorum. Araştırmalarda maalesef tarihselci ve meshepsel yaklaşımla oluşan hadisi bilgilendirmeler bize doğrulara götürmemektedir. Rica etsem bu konuda bilgilendirme yapabilirmisiniz? Saygılarımla
Zeki Çelik.
14-12-2022
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Kur’anın Hakk Dini İslam adına bin dört yüz yıldır, Mezheplerin, Ulemanın ve dilden dile dolaşan farklı görüşleriyle, rivayetlerle anlatılan faziletleriyle, verilen fetvalarla, din çevrelerinin ve sorumlularınca yapılan açıklamalarla birçok umdenin yozlaştırıldığı gibi yine yozlaştırılan, aslında saptırılan, özünü ve ruhunu yitirmiş olan, bugün sadece kiliselerin çan sesleri ve sivil savunma siren sesleri gibi Müslümanların çoğunlukla anlamlarını da bilmediği, yalnız namaz vaktinin ilânı durumuna getirilmiş ve aslında yapısı ve anlamlarıyla müminlerin hayatında çok önemli bir yer tutması gereken ezan konusuna dikkat çektiğiniz için size teşekkür ederim.
Peygamberimizin Medine’ye hicret etmesinden sonra benimsenerek teşekkül etmeye başlamasıyla beraber İslam’da, salat ve salatın ikame edilmesi, toplanma ile yerine getirilmesi gerekli olan temel bir ibadet şekli ortaya çıkmıştır. Bu nedenle müminlerin ne zaman toplanıp bir araya gelecekleri de kaçınılmaz bir zorunluluk olarak gündeme gelmiştir. Aslında bugün bu toplanmanın, bir araya gelebilmenin çağrısı ve duyurusu için mektup, telefon, sms, gazete, radyo, televizyon, elektronik posta gibi çok yaygın ve modern iletişim araçları bulunmaktadır. Fakat bütün bunlardan ziyade gerçek anlamıyla bilinen ve yaşanan, o zamanın koşullarına göre de istihdam edilmiş olmasına rağmen ezanın yeri, önemi ve işlevi bambaşkadır. Aslında Kur’anımızda yer aldığı ayetlerde ve oluşmuş olan yapısına baktığımız zaman, ezan, Hristiyan ve Mecusilerinki gibi salt bir ilân, duyuru ve davetten ibaret değil, derin bir anlamı bulunan, müminleri Allah’a itaate, bilinçlenmeye, uyanıklığa, takvaya ve İslami şahlanışla ayağa kalkmaya davet eden, aynı zamanda da bir özgürlük sembolüdür, içeriği ile toplumlar için yüce bir öğreti ve uyarı mesajıdır, Müslümanlara ait özel bir davet şeklidir.
Ama bugün ezan konusunun gerçek işlevinin ve mesajının ne olduğundan habersiz olan, hadis ve rivayetlerin etkisinden sıyrılamayan Din sorumluları da bu daraltılmış ve basite indirgenmiş anlayış ve kabul çerçevesinde “ Ezan İslam’ın değişmez bir simgesidir. Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman varlığının ve kimliğinin bir göstergesidir, özgün dilinde okunması konusunda on beş asırlık bir gelenek ve ittifak söz konusudur. Ezanın asıl amacı vaktin girdiğini bildirip salata davet olduğundan değişik dilleri konuşan Müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması, ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki, bunun yolu da bilinen asli lafızlarıyla okunmasından geçer. “ ( Güncel Dini Meseleler Toplantısı 1. Sonuç Bildirgesi 36. Madde ) açıklamalarıyla yetinerek gerçekten İslam ve Dinimiz adına, salatı da sadece namaz olarak kabul ettiklerinden, ezanı sadece namaz davetine indirgeyerek çok yararlı bir görevi yerine getirdiklerini zannetmektedirler. Bu kısır ve asıl hedefinden saptırılmış anlayış, daha sonraları abartılarla kutsallaştırılmış, olmazsa olmaz kabulleriyle ezanın okunması gereken, gökyüzüne ok atan Nemrut'la yarışır, sanki Allah sadece gökyüzündeymiş gibi gökyüzüne uzatılan minareleri de yaratmış, bu minareler İslam'ın sembolü haline getirilmiştir.
Din görevlilerince Müslümanların böyle yetersiz ve yanlış yönlendirmelerle beyinleri yıkanmış olduğundan, ne ezanı okuyan hafızların, ne de duyan Müslümanların büyük çoğunluğu, ezanla ne denildiğini bilmemekte, buradaki derin mananın ve mesajın ne olduğunu anlamamakta, kanıksanmış, alışılmış, sadece namaz vaktinin girdiğinin anlaşıldığı ve düşünüldüğü rutin bir çağrı olarak bilmektedir. Elbette ki bu tür algılamalarla uygulanan ve bilinen ezanın, İslam’ın hedeflediği ezan davetiyle yakından uzaktan bir ilgisi bulunmamaktadır. Halbuki ezan sadece namaz için toplanma çağrısı değildir. Esasen namaz için çağrıya da gerek yoktur. Çünkü namaz zaman ve mekâna bağlı olmadan her vakitte, her anda gece gündüz, her yerde yerine getirilebilecek bir ibadettir. Dolayısıyla ezan aslında bir iman duyurusu, imanı güçlendirme daveti, Müslümanların bir birlik ilânı olup, tek bir Allah’a, tek bir öndere çağırmak, salatı ön plana çıkarmak suretiyle müminlere kurtuluşun yolunu göstermektir. Ezan aynı zamanda bir tebliğdir, yapılan bir davetin yanı sıra gayrimüslimleri de Allah’a teslim olmaya çağırmaktır. Çünkü ezanın özünde yer alan Salat daveti, Allah’a kulluğun bir simgesidir, dinin temel direklerindendir.
Lügat karşılığı olarak ezan, mastar olarak seslenme, duyurma, anons etme demektir. Kavram olarak ise “ Salatların ne zaman gerçekleşeceğini, Müslümanların bir araya gelmeleri gerektiğini duyurmak için dillendirilen özel lafızlardır. “ Kur’anda bu sözcük lügat anlamıyla çeşitli kalıplar halinde yer alırken Tevbe Suresinin 3. ayetinde “ Ve en büyük Hacc günü …. Şüphesiz Allah’ın ve O’nun Elçisinin ortak koşan kimselerden ilişiksiz olduğuna dair Allah’tan ve Elçisinden insanlara ezanühüm / bir bildiridir. “ ifadeleriyle “ bildiri, ilam “ olarak yer alır. Cuma Suresinin 9. ve Maide Suresinin 58. ayetinde de “ Ve siz onları salata / ve iza nâdeytüm / çağırdığınız zaman, onlar onu alay ve eğlence edinirler. Bu onların akıllarını kullanmayan bir toplum olmalarındandır. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi kavram olarak “ nida “ sözcüğü, Bakara 279, Araf 167, Hacc 27, gibi birçok ayette de “ fe’ zenü “ ifadesiyle fiil kalıplarında kullanılmıştır.
Ezanın sözleri hicretten sonra Medine döneminde Rasulullah ve sahabe ile birlikte ortak kararlarla tespit edilmiştir ve uygulanmaya başlanmıştır. İlk zamanlarda Müslümanlar salat / toplanma vakitlerini evlerinde beklerler, ezanı duyduklarında da sokağa çıkarak “ es salat “ diye seslenerek çağırıda bulunurlardı. Müslümanlar çoğalıp kenar semtlere de dağılmaya başlayınca, duyurunun herkese yapılabilmesi için bir çözüm yolu aranmaya başlandı, bu konuda çok farklı görüşler, çözümler üretildi, sonunda da bugünkü yapısıyla seslenilmesinde karar kılınarak uygulamaya konuldu. ( Buhari Ezan 1, Müslim Şalat 1, Davud Şalat 27, Tirmizi Şalat 25 ) Ezanın lafızlarını ele alacak olursak ;
* Allah’u ekber ( Allah, bütün yarattıklarından, her şeyden büyüktür. )
* Eşhedü enlâ ilâhe illallah ( Ben kesinlikle Allah’tan başka ilâh diye bir şey olmadığına şahadet ederim ) ( Peki Allah’ı Kur’an ayetleriyle okuyarak, afaki ve enfusi mucizeleriyle tanıma çabası içerisinde olmadan, hiç bir bilgiye sahip olmayanlar nasıl şahitlik edebileceklerdir ? ) ( Ezanla nasıl bağlantı kurabileceklerdir )
* Eşhedü enne Muhammeden Rasulullah ( Ben kesinlikle Muhammed’in Allah’ın Elçisi olduğuna şahitlik ederim. ) ( Peki gerçekten Muhammed’i tanıyor muyuz ? Hakkında ne biliyoruz ? ) ( Yoksa yalancı şahit miyiz ? )
* Hayye ales salate ( Haydin salata ) ( Salatın doğrudan doğruya namaz demek olmadığını, gerçekte ne olduğunu biliyor, ayrıntılarını da düşünebiliyor muyuz ? )
* Hayye ale’l felah ( Haydin Allah katındaki kurtulmaya, başarıya, zafere )
* Lâ ilâhe illallah ( Allah’tan başka ilâh diye bir şey yoktur. )
Ebu Davud Salat 3 rivayetine göre “ Bilal Habeşi, Necranoğullarından bir kadına ait olan yüksek bir evin damına çıkıp tarihte ilk olarak sabah ezanını okudu. Böylece ezan hicretten iki yıl sonra uygulanmaya başlandı. Daha sonra Mescidi Nebevinin arka tarafına ezan okumak için özel bir yer yapıldı. “ denilmektedir. Daha sonraları tarihte ezan ile ilgili bazı operasyonlar yapılmıştır. Halife Ömer, Şiilerin kaynaklarında ezanda farklı olarak belirttiği “ Hayye ale’l hayril amel “ haydi hayırlı işe, amele, ibaresini kaldırmıştır. ( Bahranî VII, 498 ) Aynı zamanda Halife Ömer, sabah ezanında “ essalatû hayrun minen nevm “ namaz uykudan hayırlıdır eklemesini yaptırmıştır. Şiiler de kendilerine göre “ Hayye alel hayril amel “ ifadelerini korurken bunun yanı sıra “ Eşhedü enne aliyyen ve aliyyullah, eşhedü enne aliyyen hüccetullah “ eklemelerini yapmışlardır. Elbette ki ezanın lafızları değişmez bir nass değildir. Salat için nida etmek, ayetlerde de değindiğimiz gibi Allah tarafından da tasvip edilmiştir. Esas olan şeklen ve ruhen gerçek mesajın ulaştırılmasıdır. Uydurma hadislerle de daha sonraları Cami içerisinde kılınacak farz namazlarının önünde “ kaamet “ getirme diye ilaveli ezan da hayata geçirilmiştir. Üzerine de birçok değişik fetva oluşturulmuştur.
Bugüne geldiğimizde maalesef ezan, sadece namaz vakitlerini bildiren birtakım kalıplaşmış, ezberlenmiş, kanıksanmış sözcükler yığını olup, kargaşaya da meydan vermemek adına özel yetiştirilmiş hafızlarla merkezi sistemde, en güçlü hoparlörlerin sonuna kadar açıldığı, adeta sağır sultan bile duysun denilircesine icra edilen, musikinin de devreye sokulup, saba, nihavent, hüzzam gibi makamlarla okunacağı, bir güfte haline getirilmiştir. Anlamı mesajı ve gerçek işlevi kaybolmuştur. Durum bu olunca da ezanı güzel sesli hafızların okuması, değişik vakitlerdeki ezanın, değişik makamlarda okunacağı ayrıntılar da gündeme getirilmiş, ön plana sokulmuştur. Böyle olunca, bu mantıkla hareket edilince de, değişik kalınlıktaki, tondaki ve büyüklükteki kilise çanlarından çıkan seslerden, sivil savunma sirenlerinden, mübarek ezanın herhangi bir farkı da kalmamaktadır. Uydurulan hadislerle oluşturulan ezan dualarıyla, ezanın asıl mesajı ve hedefi bir tarafa bırakılarak, ezanın arkasından ölmüş peygamber için uydurma salavat dualarının devamı ve bir benzeri olarak " Allahümme Rabbe hazeid davetit daamme " denilerek başlanılan ve peygamberi seyyid / efendimiz yaparak Makamı Mahmudun ne olduğunun doğrusu da bilinmediği halde Peygamberimizin de sanki buna ihtiyacı varmış gibi, Allah'tan Makamı Mahmuda ulaştırma dileğinde bulunulan dualar da devreye sokulmaktadır.
Halbuki aslında ezan sadece dinlenmez. Aynı zamanda müezzinle birlikte bilinçli bir mümin olarak huşu içerisinde takip edilir ve anlamları düşüncelerden, belleklerden geçirilir. Böylece kalplerde oluşacak heyecanla iman güçlenir, kurtuluşun yoluna kanalize olunmuş olunur. Ve ardından da uydurma dualar değil “ Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerike leh, lehul mülkü ve lehül hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadir. “ denilerek Allah tesbih edilebilirse, ezanla bütünleşilmiş olunur. Böylece ezan o kişiler üzerinde işlevini yerine getirmiş, mesajını ulaştırmış, kurtuluşun yoluna sokmuş olur. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...
Gürcan D.
15-12-2022
Değerli büyüğüm, Saygı değer Abim. Vermiş olduğun cevaba istinaden göstermiş olduğunuz ilgi için teşekkür ederim. Gayet rahatlatıcı, bilgilendirici bir cevap oldu, tekrardan çok teşekkür ederim. Ezan konusunda da maalesef değişimlerin olduğu da ortada. Bundan yola çıkarak ALLAH Resulünün bize ilettiği mesaj da yerine oturdu. Gerçek inananlar ve Cenabı ALLAH'ın affettiği kullarından olmak dileklerimle saygılar sunuyorum, ALLAH'a emanet olunuz.