Hocam merhabalar benim kafamı karıştıran konular var ve çözüm için araştırdıkça daha başka problemlerle karşılaşıyorum iyice içine batıyorum ben bu işlerin uzmanı değilim araştırıyorum imkanlarım sebebiyle sadece Google üzerinden araştırmaya çalışabiliyorum. Ve araştırırken hristiyanların deistlerin ateistlerin iddiaları ile karşılaşıyorum aşağıya iki link koydum bu iki site aklımı aşırı karıştırıyor sizin bilginize güvenerek sizden kapsamlı bir cevap istiyorum şimdiden çok teşekkür ediyorum. http:// hakikatbununneresinde.blogspot.com/2012/04/yahudi-metinlerinden-kurana.html?m=1 https:// www.study-islam.org/turkce/kuranin-orijinal-kaynaklari/4-hiristiyanligin-ve-hiristiyan-apokrif-kitaplarin-etkisi Bu iki sitede yazanlar gerçekten kafamı çok karıştırdı. Sizden ricam ettiğim, linki dikkatlice okuyup degerlendirip sorularıma cevap vermeniz Hakikat bunun neresinde adlı sitede özet olarak kurandaki bazı ayetlerin( tevratta benzeri geçmeyen ayetler) Talmud gibi yahudi metinlerinden kopyalandığı iddia edilmiş. Örneğin karganın ölü gömmeyi göstermesi bu mesele tevratta geçmiyor fakat talmudta geçiyor. Diğer bir örnek, siteden alıntıladım:"Yine kurandaki Araf suresi 171. ayetinde geçen, Sina Dağı’nın yerinden sökülüp bir tehdit unsuru olarak Yasa’yı kabul etmeyen Yahudilerin başının üzerinde tutulduğu yolundaki anlatı 2. yüzyıla ait kutsal olarak kabul edilmeyen bir kitap olan Abodah Sarah’dan alınmıştır." Mesela burada kutsal kabul edilmeyen demiş bu konuda bilgim olmadığım için soruyorum kutsal kabul edilmeyen bir kitaptan niye alıntı var Kuran'da. Diğer sitede ise genel olarak benzer iddialar var. Daha çok apokrif kitaplarından bahsetmiş bu sitede. Ve burada da ilginç olan şeyler Hz İsa'nın beşikte konuşmasının apokrif kitaplarda gectigi ve dahası apokrif kitapların bu bilgiyi Budanın efsanelerinden aldığı aynı ifadelerin efsanelerde geçtiği örneğin efsanedeki Buda bebekken konuşuyor ve konuştuğu cümleler ile apokrif metindeki İsa'nın bebekken konuştuğu cümleler birbirine çok benziyor(özellikle dunyayı kurtarmak şeklindeki cümleler) attığım ikinci linke bakabilirsiniz(study-islam) başka iddialar da var Buda'nın annesinin hamilelikte ağaca dayanması Hz Meryem'in hamile iken ağaca dayanması hem buda efsanesi hem apokrif metinler hem Kuran'da çok benzer ifadeler var. Ben Kur'an'a inanıyorum ama Hz İsa Hz Meryem ile ilgili ifadelerin Hz İsadan önce yasamis Buda'nın efsanelerinde geçmesi sanki Budanın efsanesinden kopyalanmış gibi duran apokrif metinlerde de geçmesi Kur'an'ın uydurulmuş kitaplardan alıntılar yaptığını mi gösterir haşa böyle bir şey düşünmüyorum ama bu iddialar kafamı aşırı şekilde karıştırıyor. En kısa zamanda sorularıma cevap verebilirseniz çok sevinirim.
Zeki Çelik.
19-03-2022
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Öncelikle araştırdığınızı, bu esnada başka problemlerle karşılaştığınızı, kafanızın karıştığını dile getiriyorsunuz. Anlaşılmış, bütünlüğü ile kavranamamış ve tam sindirilememiş Kur’an hakimiyeti olmadan yer verdiğiniz kaynaklardan okumak, Kur’ana inandığını söyleyen Müslümanlar için imanın kayması, zayıflaması ve zedelenmesi açısından tehlikeli bir durumdur. Zira zamanımızda İlâhiyat eğitimi almış, imam ve önderlik yapmış olduğu halde, uydurulan hadis ve rivayetlerin etkisi altında kalıp, Tarikat ve Cemaatler eliyle Kur’anın dışında yanlış olarak yaşatılan ve yaşanan dinlere bakarak, bildiğini zannettiği Arapçayı da kullanarak, bugün Kur’anın karşısında olan ve karalama kampanyalarının başını çekip eserler yazarak maalesef Müslümanlığını terk edenler dahi bulunmaktadır. Dolayısıyla kafa karışıklıklarından kurtulmanın yegâne yolu, Kur’anımızın bütünlüğüne hakim olabilmek ve kavrayabilmek, doğru, sağlam ve gerçek bilgilere ulaşabilmek için sık sık Kur’anımızı anlayarak okumamız, değişik müfessirlerden Kur'an meallerini karşılaştırarak, aklımızı kullanmamız gerekmektedir.
Son yıllarda sosyal medya ve basılı kaynaklarla iletişimin çok yaygınlaşmış olduğu olanaklardan yararlanarak, Kur’anın İslam’ına, Din olgusuna saldırılar oldukça büyük boyut kazanmıştır. Bu bağlamda * Allah vardır ama peygamber diye birileri yoktur, Kur’an, baskı ve şiddet içerikli olup tutarsızlıklarla dolu, eski kaynaklardan, mitolojik olaylardan esinlenerek oluşturulmuş uydurulmuş bir kitaptır diyen deistler, * Allah’ın varlığı da, yokluğu da ispat edilemez diyen bilinmezci agnostikler, * Din olgusunun Orta doğuda yaşamış olan Sümer, Babil, Asur gelenek ve kültürlerinin bir devamı olduğunu, Evrendeki bütün olayların kendi iç dinamikleriyle oluştuğunu iddia eden ve bunlara bağlı olarak da Allah’ı da, Peygamberi de, Kitabı da reddeden ateistler ortaya çıkmıştır. Hele hele ateistler bu reddiyelerinde o kadar ileri gitmektedirler ki, ele geçirdikleri eski eserlerde, çok tanrılı din ve inançlarda, kültürlerde ne kadar mitolojik ve mistik anlatım varsa, onları kullanarak Dinimizi ve inancımızı karalamak için adeta gözünün üzerinde kaşın var der gibi bahaneler aramaktadırlar. Aslında kendilerinin Kur’andaki ayetleri tam olarak kavrayamadıkları, anlayamadıkları, o dönemdeki Arap kültürünün yaşam koşullarını, dil kalıplarını bilmedikleri ve Kur’anın anlatım tekniklerinden haberlerinin de bulunmamasına rağmen, üstelik de daha sonraları uydurulmuş hadis ve rivayetlere bağlı olarak Müslümanların yaşadıkları yanlışlıkları, buldukları her argümanı da karalama kampanyalarında delil olarak kullanmaya çalışmaktadırlar.
Değerli Kardeşim ! Siz de sosyal medya olanakları içerisinde yoğun olan bu karalama kampanyalarının içine bir şekilde düşerek girdiğiniz tereddütlerle oldukça ayrıntılı, kapsamlı ve değişik konuları içeren sorular oluşturmuşsunuz. Aslında her biri sayfalar dolusu açıklamaların ve delillerinin gösterilmesinin gerektirdiği açıklamalarımızı zeminin gerektirdiği zorunluluk nedeniyle mümkün olduğunca özetle ve ana hatlarıyla ele almaya çalışacağız. Sitemizde de bu konulara değişik makalelerimiz içerisinde yer vermekteyiz.
Öncelikle aklımızda tutmalıyız ki, Rabbimizin bizim Peygamberimize gelinceye kadar bütün peygamberlerine indirdiği vahyin Tevhit temelindeki öğretisi ve mesajları aynıdır ve Allah katında tek bir din vardır, o da İslam’dır. Fakat bugün Allah’ın indirdiği yazılı kaynak Kitaplar olarak bildiğimiz ne Zebur, ne Tevrat, ne de İncil’in orijinal yapısı ortada yoktur. Yahudilerde dinin kaynağı olarak bilinen Talmut, Tekvin, Levilliler, Tesniye, Çıkış gibi kaynaklar yüzyıllar içerisinde sonradan hahamlar tarafından, Hristiyanlarda da Kanonik İncil adında sonradan İsa Peygamberin havarilerinin anlattıkları kulaktan kulağa dolaştırılmış, kısmen değiştirilmiş ve kişilerin görüş ve hayal güçlerine dayalı olarak yazılmış 50 civarında Kutsal kitap, Hristiyanların büyük çoğunluğunca onaylanmayan ve Kutsal kabul edilmeyip Kilise ayinlerine bile sokulmayan M.S. 200 yıllarında eski kültürlerin inançlarının, mitolojik anlatımlarının içine yerleştirilerek, Yunan mitolojik eserlerine dayalı Grekçe yazılmaya başlanan yüzlerce Apokrif İncil ( Gizli sözcükler ) bulunmaktadır. Bütün bu eserlerin içerisinde anlatılan saçmalıkların, tutarsızlıkların yanı sıra kulaktan kulağa dolma olarak aktarılmış gerçek Tevrat ve gerçek İncilin bazı ayrıntılarının eksik ifadelerle de olsa kırıntıları da yer almaktadır, Rabbimiz ise bu eserlerdeki İsa şöyle söyledi denilerek başlanan eksik ve değiştirilmiş bilgileri onaylamamakta, doğrularına ise Kur’anda bizzat yer vermektedir.
Örneğin gelelim önce Kur’anımızda Maide Sûresinin 27 – 32. ayetleri arasında ele alınarak iki Ademoğlunun Allah’a yaklaşmak amacıyla yaptıkları salatın ayrıntıları anlatılırken 31. ayette de “ Sonra Allah, hemen ona kardeşinin cesedini nasıl gömmekte olduğunu göstermek için toprağı eşeleyen bir karga gönderdi. " ifadelerinin de Talmut gibi Yahudi metinlerinden kopyalandığı iddiasına ! Buna benzer metin evet gerçekten Yahudilerin zaten inanç olarak kullandıkları Tekvin 4 : 1 – 16 bablarında, Kurtubi, el Camiu il Ahkâmi’l Kur’an eserlerinde değişik versiyonlarla aslında karganın cesedi gömmeyi değil, saklayacağı yiyeceğini ihtiyaç duyacağı zamana kadar gizlemek üzere eşeleme yaptığı anlatılmaktadır. Kur'an ayetinde ise aslında karganın ölüsünü gömmeye çalıştığı değil eşeleyen bir karganın gösterildiği ifade edilmektedir. Kur’anımızda bu ayetlerin öncesinde ve sonrasında yer verilen ayrıntıların tamamında Medine’deki İsrailoğulları muhatap alınmakta, kendi kaynaklarında var olan, sahip oldukları ve bildikleri kıssaların doğrusu ile yaklaşılarak, geçmişten örneklerle öncelikle Medine’de yaşamakta ve Peygamberimizin muhatabı olan Kitap ehli Yahudilerin Allah’ın Elçisine karşı yanlış tavır almamaları nakledilip yapılan anlatımlarla da tüm insanlık uyarılmaktadır.
Sözünü ettiğiniz Araf Sûresinin 171. ayetinde “ Hani bir zamanlar, o dağ gölgelik / şemsiye gibi iken, onlar da, dağ üzerlerine yıkılacak diye zannederek inanmışlarken Biz, onların üst’ünü / en seçkinlerini o dağa çekmiştik. / yükseltmiştik. Allah’ın koruması altında olmanız için size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içindekini hatırınızdan çıkarmayın ! “ ifadelerine bağlı olarak dağın reddiyeci Yahudilerin başının üzerinde tutulduğu iddialarına gelince ! Ayetin orijinalinde yer alan “ zann “ sözcüğü burada yakîn / kesin bilgi anlamında kullanılmıştır. Ayette sözü edilen “ onların üst’ü “ diye kastedilen de Sina’da Tur dağına çıkarılan Musa Peygamberdir. Aslında burada Musa Peygambere Tevrat’ın vahyedilmesi sırasında meydana gelen yer sarsıntısı, yıldırım, şimşek gibi doğa olaylarına da atıfta bulunulmaktadır. İsrailoğullarının yaşadığı ve gördüğü bu olay, Kur’anın indirildiği bu dönemde zaten İsrailoğulları arasında bilinen ve dilden dile söylenip gelen bir olaydır. Yahudi kaynaklarından Çıkış 19. Bölümünde de “ Musa halkın Tanrı’yla görüşmek üzere ordugâhtan çıkmasına öncülük etti. Dağın eteğinde durdular. Sina dağının her yanından duman tütüyordu. Çünkü Rabb dağın üstüne ateş içinde inmişti. Dağdan ocak dumanı gibi duman çıkıyor, bütün dağ şiddetle sarsılıyordu. “ ifadeleriyle de yer almaktadır. İşin gerçeği Musa Peygamberin vahiy alması esnasında meydana gelen doğal afet diyebileceğimiz olaylar iken “ Dağın reddiyeci Yahudilerin başı üzerinde tutulduğu gibi yanlış bilinen bir olay yoktur. Ama maalesef masal ve mucize peşinde koşan bizim anlı şanlı ulemamız, Diyanet çevirleri de dahil birçok mealde bu ayetin çevirilerinde " Dağı onların üstüne kaldırmıştık " şeklinde meallendirmiş ve gerçek dışı bir algı oluşturmuşlardır. Allah'a söz verdikleri halde sürekli sözlerinden dönen Yahudilere ve bu olaya ait uyarılar Bakara 63 – 64, 93, Nisa 154 – 158. ayetlerinde de değinilmekte, konuya detaylandırılarak açıklık getirilmekte ve Yahudiler tarafından yanlış bilinen olayın gerçeği anlatılmaktadır. Kutsal : İnananlar tarafından saygı duyulması ve izinden gidilmesi gereken demektir. Kutsal kabul edilmeyen ve Allah'ın daha önceki peygamberlere vahyettiğinden başka hiçbir kitaptan da Kur’anda alıntılar olmaz. Kur’an başka kaynaklardan alıntıların yapıldığı bir Kitap değildir. Kur’anın nasıl bir kitap olduğunun ayrıntılarını sitemizdeki “ Kur’an Nasıl Bir Kitaptır “ başlıklı makalemizde genişçe bulabilirsiniz.
Apokrif ( Gizli sözcükler ) Kitaplarında İsa’nın beşikte bebekken konuştuğunun iddiası ve kabulü aslında Kur’anımızın orijinal lafızlarında o şekilde olmamasına rağmen, Bu kaynakların etkisinden kurtulamayan Diyanet çevirisi meallerinde olduğu gibi birçok Klasik ve gelenekçi müfessirin çevirisinde de maalesef Meryem Sûresinin 29 - 36. ayetlerindeki paragrafta anlatılanlar, yanlış yorumlanarak ve saptırılarak bebek şöyle konuştu diye çeviriler bulunmaktadır. Bu çeviriler bizim ulemamızın büyük çoğunluğunda da Kur’anın anlatım tekniklerinin farkında ve hakim olunmadığını göstermektedir. Bu paragrafın ayetlerinin ele aldığı ayrıntılara göre Meryem, bir erkekle evli olmadığı halde hamile kalmış, dünyaya bir çocuk getirmiş olmasından dolayı kınanacağından, onun koruyucusu ve hamisi olan Zekeriya Peygamber, kendisine Meryem Sûresinin 25. ayetinde belirtildiği gibi halktan hiç kimse ile konuşmaması için konuşmama orucu tutmasını öğütler. Bundan dolayı kucağında bebek ile gelen Meryem, kavminin üzücü ithamlarına rağmen cevap vermez. Ve size o cevap verecek anlamına gelmek üzere bebeği işaret eder. Bu durum tefsirciler ve rivayetçiler tarafından, ayetin ardından belirtilenlerin, sanki İsa peygamberin bebek iken konuştuğu şeklinde yorumlanır. Halbuki bu söylenenler yıllar sonra İsa Peygamberin görevine ait konuşmalardır. Meryem'le ilgili daha ayrıntılı bilgileri " Kur'anda İsa Mesih " başlıklı makalemizde bulabilirsiniz.
MERYEM 29 – 36 : ( 29 : 34 : 30 : 31 : 32 : 33 : 36 : ) “ …..Zekeriyya, Meryem’in zina etmeden çocuğu doğurduğuna kefil olup çocuğun ma’bedde yetiştirilmesini istedi. Onlar, “ Biz yüksek mevkide olan kişiler, Sabii, Bizim dinimizi terketmiş birine nasıl söz söyleriz / Sabii, bizim dinimizi terketmiş biri nasıl söz söyler “ dediler. İşte bu hak / gerçek söze göre, hakkında ihtilaf edip durdukları ; “ Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni bir peygamber yaptı. Beni, ben nerede olursam olayım mübarek kıldı. Hayatta bulunduğum müddetçe bana salatı ve zekâtı yükümlülük olarak ulaştırdı. Ve beni anneme iyi davranan bir kimse yaptı. Ve beni bir zorba ve mutsuz biri yapmadı. Ve doğurulduğum gün ve diri olarak yeniden diriltileceğim gün selam benim üzerimedir. Ve şüphesiz Allah benim Rabbimdir. Sizin de Rabbinizdir. O halde O’na kulluk edin. İşte bu dosdoğru yoldur. “ diyen Meryem oğlu İsa’dır.
Bizim klasik tefsircilerimiz ve rivayetçilerimizle, Apokrif incille anlatılanların ardından gidenlerin dışında, Yahudi ve Hristiyanlar, İsa Peygamberin beşikte konuştuğuna inanmamaktadırlar ve reddetmektedirler. Ayrıca Yahudilerin o dönemde İsa’ya düşman oldukları tarihi bir gerçektir. Nitekim İsa peygamber, elçiliğini ilan edince, O’nu öldürmek için mücadele vermişler ve sonunda da O’nun çarmıha gerilmesini sağlamışlardır. Bugün elimizde bulunan Kur’an Mushaf’ı düzenlenirken, İsa peygamber ile ilgili paragraflarda ayetlerin yerleri ( 30. ve 36. ayetlerin sıralaması ) ve kıraatleri, ( noktalama işaretleri ) İsa’ya özel bir statü verilmek amacıyla bilinçli olarak değiştirilmiş ve böylece İsa, meal çevirilerinde beşikte iken konuşturulmuştur. Eğer bu olay gerçekten bu şekilde meydana gelmiş olsaydı, çok ilginç ve etkileyici olması nedeniyle hızla yayılır ve hiç unutulmazdı. Eğer gerçekten İsa beşikte konuşmuş ve peygamberliğini ilan etmiş olsaydı Yahudiler daha o zaman O’nu bebekken öldürürlerdi. Halbuki Kur’anda orijinal lafızlarla paragraf bütünlüğünde verilmek istenen gerçek mesajlarla İsa Peygamberin bebekken değil, yetişkin ve peygamber olduktan sonra yapacakları anlatılmaktadır. ( İsa Mesih başlıklı makalemizde ayrıntılarını da açıkladık. )
Buda'nın annesi ile ilgili anlatımlarında da olduğunun belirtildiği gibi, hamile bir kadının ağaca dayanması ve benzer şekilde Kur’an ayetlerinde Meryem Sûresinin 23. ayetinde “ Sonra doğum sancısı onu bir hurma kütüğüne tutunup dayanmaya zorladı. “ Keşke bundan önce ölseydim ve büsbütün unutulan biri olsaydım ! “ dedi. “ ifadeleriyle yer alan Meryem’in de aynı şekilde ağaç kütüğüne yaslanmasında şaşılacak ve Kur’anın buralardan alındığını iddia etmek gibi bir saçmalık ve basitlik olamaz. Dünyanın her bölgesinde, her zamanında kırsalda yaşayan hamile bir kadının yolculuk esnasındaki yorgunluğunun ve sıkıntılarının sonucunda bir ağaca veya duvara yaslanmasından daha doğal ve normal bir şey olamaz. Halbuki Kur'anın ayetlerindeki ifadeleriyle burada belirtilen sözler, aslında Meryem’in izah edemeyeceği bir şekilde hamile kalması ve sahip olduğu çocuğunu halkından nasıl gizleyeceğini düşünen bir kadının üzüntüsünü ve pişmanlığı ile içinde bulunduğu psikolojisini yansıtan sözlerdir. Çünkü burada Allah'ın inayetiyle çok farklı bir doğum olayı yaşanmaktadır. Hiçbir anne adayı, normal yollarla oluşan hamilelik ve doğum esnasında çektiği sancı nedeniyle üzülmez ve pişmanlık duymaz. Bu ifadeler de hiç bir kaynaktan alınmış alıntılar değil, İsa peygamberin dünyaya gelmesi sürecinde yaşanmış gerçek olaylardır.
Değerli Kardeşim ! Biz size bir süre medyatik ortamlarda anlatılan bu tür İslam’ı ve Kur’anı karalamaya çalışan anlatımlarından, video yayınlarından şimdilik uzak durmanızı önerebiliriz. Çünkü Kur’an bütünlüğüne hakim olunmadan, gerçek ve doğru bilgilerle donanarak tahkiki iman seviyesine ulaşılmadan bu yayınların etkisinden kurtulmak pek kolay olamamaktadır. Müslümanların imanını da zedeleyerek yanlışlara yönelebilmesinin nedeni de olabilmektedir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !
Zeki Çelik.
19-03-2022
13-03-2022 01:31
Hocam cevapladığınız için çok teşekkür ediyorum yazınızın çoğu çok mantıklı geldi kafama oturdu ama birkaç yeri anlayamadım bu beşikte konuşma meselesinde dediklerinize göre kuran değiştirilmiş olmuyor mu ? Allah Kuran'da kitabı koruyacağım diyor. Bu bir çelişki oluşturmuyor mu? Niye böyle özel bir statü vermeye calişsinlar ki kuranı kitaplaştıran kişiler bu noktayı kafam almıyor. Beşikte konuşma meselesinin apokrif hristiyan metinlerde de geçmesi yazılan bu mushafin doğru şekilde yazılmış olma ihtimalini kuvvetlendirmiyor mu? İsa'ya özel bir statü kazandırmak amacıyla İsa peygamber beşikte konuşturuluyor ve bu bir apokrif İncil metni ile büyük benzerlik gösteriyor. Bu tesadüfi bir şekilde mi oluyor. İlk bakışta bu tesadüf değil gibi duruyor bence şu ihtimal daha yüksek herhangi bir ayette yer değişikliği yok kıraatler doğru noktalama işaretleri doğru orada gerçekten İsa peygamberimizin beşikte bebek iken konuştuğu anlatılıyor bu da apokrif incilde geçiyor ve Kur'an'ın beşikte konuşma iddiasını onaylıyor kuvvetlendiriyor. Yani bence bu ihtimal daha kuvvetli ayetler doğru bir şekilde yazıldı Kuran'daki ayetlerde beşikte konuşma anlatılıyor gerçekten ve bu başka bir metinde de geçiyor ve çok benzer şekilde " İsa konuştu ve gerçekten henüz beşikte yatarken annesi Meryem’e şöyle dedi " çocukluk incilinde bu şekilde bir yazı var birebir aynısı oluyor eğer kuran mushafındaki yazım doğru ise. Hristiyanlar, apokrif incileri saçma bir şekilde tamamen reddettikleri için bu kitapları yasakladılar ve bu mucize ünlenmedi apokrif incillerde çoğu şey uydurmadır ama doğrular da vardır diye düşünüyorum. Bu doğrulara örnek beşikte konuşma ve çamurdan kuş yapıp canlandırma. Bana bu görüş şu anda bir tık daha mantıklı geliyor ama sizin yazdiklarinizi tam anlamamış olabilir kusuruma bakmayın. Yazdiklarinizdan Kur'an'ın degistirildigi çıkıyor sanki ama bunu kastetmiyor da olabilirsiniz tam emin değilim. Yani kısacası dediklerinizde tesadüf zinciri var gibi özel statü verilmek için ayetlerin yeri değişiyor noktalama işaretleri ile oynanıyor İsa beşikte konuşturuluyor ve o dönemlerde bilinmesi ulaşılması çok güç olan apokrif çocukluk incili ile çok uyumlu bir metin haline geliyor. Mushaf yazarlarının bu apokrif metinlerden haberi vardı ve bu şekilde bir oynama yaptılar apokrif metindeki beşik hikayesini Kur'an'a eklediler denilebilir mi acaba? Ama yine de böyle bir ihtimal saçma geliyor çünkü araştırmalarıma göre apokrif incillere ulaşmak o dönemlerde imkansız gibi bir şey... Dediğim gibi sizi yanlış anlamış olabilirim . Ve size danışmak istediğim özel bir mesele var şu sıralar gerçekten bu konulara takılmış durumdayım ve bunları araştırırken strese giriyorum dinimi kaybetmekten korkuyorum 20 yaşındayım yaklaşık 6 senedir dini konulara kafam takılmış durumda araştırıyorum ama araştırırken de büyük bir strese giriyorum. Bu stresin neyden kaynaklandığını pek anlayamamıştım önceden ama sonraları bu konuda düşününce bu stresin ölüm korkusundan kaynaklandığının farkına vardım ya Allah yoksa ya İslam doğru değilse öldükten sonra yok olursam yakınlarımı Allah korusun kaybedersem ve onları bir daha görebileceğim bir ahiret yoksa ve onları bir daha göremezsem diye endişe duyuyor ,korkuyor ve stres oluyorum. Bu durum hayattan kopmama ve derslerimde basarisizliklara neden oluyor. Bu sorun hakkında ne yapmalıyım acaba? Ve ayrıyetten de bu konuları araştırırken sizin sitenizi buldum ve bana çok yardımcı oldunuz size çok teşekkür etmek istiyorum cevaplarınızı bekliyorum :)
13-03-2022 09:47
Değerli Kardeşim ! Allah'ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Kur'anımızın asıl vermek istediği mesajlara göre İsa Peygamberin beşikte konuşması diye bir gerçek olay yoktur. Kur'an önceki Kitapların daha sonra insan eliyle saptırılarak oluşturulmuş yanlış inançlarını, özellikle tekrar ele alarak düzeltme ve doğruları o topluma tekrar aktarma amacı ile eski yaşanmış kıssalara bizim de ders almamız ve bilgi sahibi olmamız için yer vermektedir. Bu anlatımlarda da özellikle o dönemdeki Arap toplumunun kültürüne ve dil kalıplarına göre deyimleri ve bazen de mecazi ifadeleri kullanmaktadır. Maalesef ilk dönemlerde bütün olması gerek yeteneklerden ve bilgilerden uzak olan müfessirler, o dönemde ellerinde bulunan Yahudi ve Hristiyan kaynaklarının etkisinden kurtulamamışlar ve bu ilk dönemin müfessirleri de Araplarda okur yazar hemen hemen olmadığı için zaten Yahudilikten veya Hristiyanlıktan dönme oldukları için ve önceki geleneklerini ve bilgilerini de tamamen terk edememişlerdir. Biz " Kur'anda İsa Mesih " başlıklı makalemizde bu ayetlerin çevirisinde yanlışlıkların nasıl ve neden yapıldığını ayetlerin orijinal lafızlarıyla ve nedenleriyle açıkladık. Aslında elbetteki Rabbimiz Kur'anı oluşturduğu anlatım bütünlüğü içerisinde korumaktadır ve Kur'anın bütün lafızları harflerine varıncaya kadar yerinde durmaktadır. Ama insanlar bu korumaya sadık kalamamakta ve kendi yetersiz veya özel çıkarlarına göre meal çevirilerinde ama hata ile veya bilinçli olarak farklılıklara yönelebilmeltedirler. Maalesef Diyanet çevirileri de dahil zamanımızın müfessirlerinin de büyük çoğunluğu kendileri bir çaba sarfetmeden Allah'ın yaratma kanunlarını düşünmeden, birçok ayrıntıda olduğu gibi bu konuda da mucize inancının peşine düşerek bu yanlış kabullerin peşinden gitmişlerdir.
Değerli Kardeşim genç yaşta Dinini anlamak üzere gösterdiğiniz çabadan dolayı sizi kutluyorum. Elbette ki araştırmak, sorgulamak çok güzel ve olması gereken bir şeydir. Kur'anımızda da bu eylem birçok ayetle aklın kullanılması ifadeleriyle de önerilmektedir. Ancak aklın kullanılabilmesi ve kişinin doğru yola kanalize olabilmesi için de gerçek ve doğru bilgilerle de önceden gerekli ölçülerde donanımlı olması gerekir. Ama sizin bu çabanızla eninde sonunda doğru yoldaki bilgilere ulaşabileceğinize inanıyoruz. Ölüm korkusu ve içine girdiğinizi belirttiğiniz stres de henüz Kur'anımız ile ilgili yeterli bilgilere sahip olamadığınızdan kaynaklanmış olabilir. Eğer Kur'anımızı gerçeği ile daha fazla ayrıntılarıyla tanıyabilir ve imanınızı, Allah'a ve Kur'ana güveninizi arttırabilirseniz ölümden korkmanıza hiç gerek kalmayacaktır, çünkü dünya hayatını doğruluk ve güzelliklerle donatan kişinin ebedi olan ahiret hayatı da güzelliklerle dolu olacaktır. Bu dünyadaki ölümle her şey bitip gitmemektedir. Madem sitemize ulaştığınızı söylüyorsunuz, fırsat buldukça değişik konu başlıklarını okuyarak bir çok konuda Kur'an ayetleriyle tanışmış ve aslında çok kolay ve güzel olan dinimizin maalesef Tarikat, Cemaat ve mezhepler eliyle toplumumuza Din adına yaşatılan yanlışlıkları da öğrenmiş olursunuz. Allah'ın var olduğunu biz bir çok makalemizde değişik değişik ayrıntıları ve kanıtlarıyla anlattık. Bu konudaki saldırılara da değişik makalelerimizde karşılıklar verdik. Cennetin Hurileri başlıklı makalemizde Allah'ın bizi bu Evrende üç boyutlu nesnel ve maddesel yarattığını, ama ölümden sonra tekrar ahiret hayatı için dirilttiğinde ise bambaşka bir boyutta, kozmik bir yapıda ve mekânda yaratabileceğini Kur'an ayetleriyle açıkladık. Metin olun, sağ duyulu olun Allah'ın izniyle önünüzde daha uzun yıllar bulunmaktadır inşaallah. Kâinatı ve Evreni muazzam bir tasarım ve mühendislik harikası ile oluşturan, Dünya gezegeninde biz insanları harika donanımla yaratan, bize karada, denizde ve havada sınırsız sayıda ve çeşitte nimetleri yaratan ve biz insanların hizmetine sunan Rabbimiz Allah'a güvenin. Unutulmamalıdır ki dünya yaşamında sahibi olmayan hiç bir sanat eseri olmadığı gibi, bu devasa Kâinat da sahipsiz değildir. Allah'ın selamı, rahmeti ve Kur'anın doğruları sizinle olsun !...
13-03-2022 17:56
Çok teşekkür ediyorum cevaplarınız için hocam. Allah sizden razı olsun.