TÜM SORULAR

Soru

Yağmur B.   28-02-2023   396

Öncelikle kolay gelsin bizi, gerçekleri merak edenleri aydınlattığınız için teşekkür ediyorum. Benim sorum şu kuran da büyünün yeri nedir? Büyü diye bir şey var mıdır? Varsa bu büyünün kaynağı nedir?

Yanıtlar

Zeki Çelik.      28-02-2023  

Değerli  Kardeşim ! Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Tarihte  geçmiş  toplumlarda  binlerce  yıldır  ve  bugün  de  ülkemizde  halk  arasında  inanılan  ve  peşinden  gidilen,  dertlere  deva,  hastalık  ve  rahatsızlıklara  şifa,  sihir  ve  büyüye  kalkan  olduğu  ileri  sürülen  rivayetlerle  büyü,  nazar,  sihir,  fal  gibi  inançlarla  insanların  sömürüldüğü,  maddi  ve  manevi  zararlara  uğratıldığı,  toplumsal  ve  sosyal  yaşam  için  çok  önemli  olan  bir  konuya  dikkat  çektiğiniz  için  size  teşekkür  ederim. Daha  önce  nazar  konusunda  soru  yönelten  bir  okuyucumuzun  sorusuna  gerekli  açıklamaları  yaptığımız  için  size  de  bu  yazımızda  büyü  konusunda  açıklamalarımızla  yardımcı  olmaya  çalışalım.

Büyü  inancı  ve  uygulamaları  da  tarihte  binlerce  yıldır  toplumların  yaşamında  görülmekte,  özellikle  bugünkü  ilaç  yapımı  demek  olan  Parmakoloji  biliminin  ilkel  yapısı  ile,  değişik  kimyasal  maddelerin,  zehirlerin,  bitkilerin  veya  otların  karıştırılarak,  renk,  koku,  duman  oluşturarak  insanların  kandırıldığı,  ama  bedenlerine,  ama  düşüncelerine  zarar  verilerek  etki  altına  alındığı  uygulamalardır.  Hala  bugün  ilkel  ve  geri  kalmış  toplumlarda  ve  ülkemizde  ne  yazıldığı  belli  olmayan  Arapça  harflerle  muska  ile  büyü  yapma,  büyü  bozma  gibi  bu  tür  uygulamalar,  aklını  kullanamayan  Kur'an  cahili  kesimlerde  devam  etmektedir. Bu  arada  büyü  ve  sihir  arasındaki  farklılıkları  da  bilmemiz  gerekmektedir. Sihir,  sözcüğü  üzerine  Arapların,  "  siyaha  baskın  olan  beyaz,  gecenin  sonu  seher  vakti,  sabahın  aydınlığı,  devenin  yağlı  bölgelerindeki  lekeler  ve  onların  beyazlaşması  "  gibi  anlamlar  vermiş  olmasına  karşın,  Kur'anda  geçen  ayetlerde  ise  "  İleri  derecede  bilgi  sahibi  olup,  zekice,  ustaca,  şeytanca  etkili  açıklama  yapma,  düzenbazlık  yapma,  bir  olayı  gerçeğinin  dışında  farklı  gösterme  "  anlamlarında  kullanılmaktadır.  Bu  nedenle  bir  çok  peygamberin  karşısında  reddiyeci  olan  ve  halkı  elde  tutmaya  çalışan  Haman  denilen  din  adamlarına,  hatta  peygamberlere  dahi  sihirbaz  denilmiştir.  Halk  arasında  ise   belli  kişilerce   cinlerin  ve  şeytanların  yardımıyla  yapıldığına  yanlış  olarak  inanılmış  olaylardır. Halbuki  gerçekte  cin  ve  şeytan  denilen  ontolojik  ve  meta  fizik  varlıklar  yoktur.  Özellikle  bu  tür  kandırmacanın  içinde  olan  sahtekârlar,  el  çabukluğu  marifet  ile,  kendi  özel  çalışmaları  ve  becerileri  ile  insanları  kandırmaktadırlar. Bu  tür  uygulamaların,  İslam’la  ve  Kur’anın  dini  ile  yakından  uzaktan  bir  ilgisi  yoktur.  Bir  takım  sahtekâr  ve  şarlatanın  göz  boyama  ve  kandırmalarından  başka  bir  şey  değildir.

Ancak  Kur’anda  Bakara  Suresinin  102. ayetinin  orijinalinde  yer  alan  " sihir "  sözcüğünün  gerçek  anlamı  yukkarıda  açıkladığımız  gibi  başka  olduğu  halde,  bazı  müfessirlerce  Süleyman  peygamber  zamanındaki  evli  çiftlerle  ilgili  olarak  "  eşlerin  arasını  açan  "  şeylerin  anlatılması  esnasında  büyü  sözcüğü  ifadesiyle  çevrilmesi, Felak  Suresinin  4. ayetinde  yer  alan  “  Ve  düğümlere  tükürüp  üfleyenlerin  şerrinden “  ifadesi  çoğu  tefsirciler  tarafından  “  birinin  talihini  bağlamak  için  iplere  düğüm  atarak  üfleyen  büyücülerin  “  varlığının  kastedildiğinin  de  söylenmiş  olmasından  dolayı  Kur'anda  da  büyünün  olduğu  inancı  ortaya  çıkmıştır.  Ve  ardından  bu  bağlamda  Ulema  tarafından  birçok  rivayet  de  ileri  sürülmüş  olduğundan,  İslam  toplumlarında  böylece  dolaylı  olarak  üfürükçülüğün,  muskacılığın,  varlığına  zemin  hazırlanmıştır. Dinimizde  yeri  olmadığı  halde  ve  üstelik  ayette  de  aslında  büyü  yapma  değil,  düğümün  çözülmesi  anlamı  bulunmasına   rağmen,  düğümler  atılarak  büyücülüğün  var  olduğuna  hükmedilmiştir.  Ardından  da  saf  insanların  sahtekârlarca kandırılarak  birkaç  lirasını  ellerinden  almalarının,  maddi  ve  manevi  her  yönden  istismar  edilmelerinin   kapısı  aralanmıştır. 

Öte  yandan  söz  konusu  Felak  Suresinin  içerisinde,  aslında   Allah’a  sığınılacak  kötülük  ayrıntılarından  söz  edilmektedir. Üstelik  de  gerçek  mesajı  saptırılan  bu  ayetle  aslında  bazı  müfessirlerin   yanlış  yönlendirmeleriyle  ortaya  çıkarılan  üfürükçü  ve  muskacıların  verebilecekleri  küçük  çaptaki  maddi  ve  manevi   zararlar,  Allah’a  sığınmaya  gerek  kalmayacak  kadar  basit  ve  kişisel   girişimlerle,  aklın  kullanılmasıyla  ortadan  kaldırılabilecek  niteliktedir.  Ayrıca  çok  eski  dönemlerden  bu  yana  her  toplumda  var  olan  bu  büyücü  ve  üfürükçüler  zümresinin  sahtekârlıklarından  başka,  bugüne  kadar  şerlerinden  / kötülüklerinden  korkulacak  bir  güç  ve  etkilerinin  olduğu  görülmemiştir. Bu  nedenlerle  aslında  dua,  niteliğinde  olan  bu  ayetlerle  insanın  kendi  elinde  olmayan  şeyleri  ancak  Allah'tan  yardımla  istemesi  anlatılmaktadır.  Dolayısıyla  dua  olan  bu  ayetin  orijinalindeki  ifadelerin  ve  verilmek  istenen  gerçek  mesajın,  büyücülükle  yakından  uzaktan  bir  ilgisi  yoktur.  Kur’anda  büyücülüğe  yer  vermek  diye  bir  şey  de  yoktur.  Bu  itibarla  bu  ayet  içerisinde  yer  alan  “ neffâsât  “  ve  “ ukad “  sözcüklerinin  ifade  ettiği  gerçek  anlamlarının  ve  Müslümanlara  verilmek  istenen   asıl  mesajın  ne  olduğuna  bakmamız  gerekecektir.

FELAK  1 – 5  :  Kul  eûzü  bi  rabbil  felak  2 : Min  şerri  mâhalak  3. Ve  min  şerri  gâsikın  izâ  vekab  4 : Ve  minşerrin  neffâsâti  fil  ukad  5 : Ve  min  şerri  hâsidîn  izâ  hased  ( Oluşturduğu  şeylerin  kötülüğünden  ve  çöktüğü  zaman  karanlığın  kötülüğünden  ve  düğümlere  tükürüp  üfleyenlerin  kötülüğünden,  çatlamaların /  karanlıklardan  aydınlığa  çıkaran  Rabbine,  Allah’a  sığınırım  “  de ! )

Ayette  yer  alan  Neffâsat  sözcüğünün  kökü  “ nefs “  dir  ve  nefes  etme,  üfleme  demektir. Bu  da  lafız  olarak  biraz  tükürükle  veya  tükürüksüz  olarak  üfürür  gibi  yapmak,  sıkışmış  olan  düğümü,  tükürükle  gevşeterek  çözmek  anlamına  gelir. Ukad  sözcüğü  de  düğüm  bağlamak,  düğümlemek  anlamına  gelen  akd  kökünden  türetilmiş  bir  isim  olup  düğüm  demektir. Bu  sözcükler  Arap  dil  kurallarına  göre  gerek  hakikat  ve  gerekse  de  mecaz  anlamlarıyla  birçok  anlamda  kullanılabilmektedir. Üstelik  de  düğümlere  üflemek  ifadesi   büyü  bağlamak,  oluşturmak  değil,  düğümleri  çözmek,  varsa  da  büyüyü  bozmak  demektir.  Dolayısıyla  burada  ise  ayetin  “  akitlere /  sözleşmelere  uymayanların  üfleyip  tükürenlerin /  bozanların  şerrinden,  kötülüğünden  Allah’a  sığınırım “  şeklinde  çevrilmesi  daha  isabetli   ve  gerçekçi  olur.  Eğer  insanlar  arasında  oluşturulmuş  akitler,  sözleşmeler  tek  taraflı  olarak  çözülürse,  bozulursa,  karşı  taraf  maddi  ve  manevi  olarak  büyük  zararlar  görebilir. Çünkü  sonuçta  Allah’a  sığınılacak  bir  şer /  kötülük,  ancak  önemli  ve  büyük  bir  zarar  çıkaracak  davranış,  iki  tarafın  oluşturduğu  bir  anlaşmanın,  sözleşmenin,  verilen  sözün ( örneğin  nikah  akdinin,  iş anlaşmalarının,  barış   anlaşmalarının,  bir  müteahhidin,  buluşmak  üzere  sözleşmiş,  randevulaşmış  olan  iki  kişinin  tek  taraflı  olarak  vazgeçmesiyle  muhatabına  vereceği  zarar  gibi  ) karşı  tarafın  haberi  olmadan  aktin,  anlaşmanın,  sözleşmenin  ancak  tek  taraflı  olarak  bozulması  olabilir.  Böyle  durumlarda  karşı  tarafın,  herhangi  bir  önlemi  önceden  alması  ve  bilmesi  söz  konusu  dahi  olamayacağından  dolayı  Allah’a  sığınmaktan  başka  çaresi  de  yoktur. Dolayısıyla  bu  ayetteki  sığınmalar,  tek  taraflı  bozulacak  olan  anlaşmalardır,  sözleşmelerdir,  zaman,  emek,  umut  ve  maddi  kayıplarıyla  uğranılacak  zararlar  ve  sıkıntılardır.  Ayetteki   ifadelerin  büyü  ve  büyücülerle,  üfürükçülerle,  muskacılarla  yakından  veya  uzaktan  bir  ilgisi  yoktur.

İslam’da  ve  Kur’anın  Hakk  Dininde  büyü  diye  bir  inanç  ve  uygulama  yoktur.  Müslümanlar,  ayetlerin  vermek  istediği  gerçek  mesajların  farkına  varamamış  olan  birtakım  işgüzarların  saptırmaları  sonucunda  aldatılarak  yanlış  yollara  ve  inançlara  sürüklenmişlerdir. Böylece  insanların  büyü  yapmanın  meşruluğu  etrafında  yanlış  yönlendirilerek  sahtekârlarca  istismar  edilmelerinin  yolu  açılmıştır. Bütün  musibetlerden,  kötülüklerden   karanlığın   bilinmeyenlerinden,  ileride  beklemediğimiz  zamanlarda  başımıza  ne  gibi  kötülüklerin  gelebileceğinden  sadece  Kur’an  ayetlerinin  doğrularını  öğrenerek,  büyücülere,  muskacılara  ve  sahtekârlara  değil,  Allah’a  ve  ayetlerine  sığınılarak  kurtulmaların  yolu  aranmalıdır  ve  dosdoğru  yolların  neler  olduğu  öğrenilmelidir.  Kur’anın  dosdoğru  yolunda  olanları  hiç  bir  sahtekârın  büyüsü  ve  üfürüğü  tutmaz.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !..

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET