TÜM SORULAR

Soru

Sinan Ş.   08-12-2023   35

Değerli hocam merhaba. merak ettiğim bir konuyu size sormak istedim. Bütün peygamberlerin neden arap yarım adasından çıktığı benim kafamda son derece soru işareti oluşturuyor. Neden Los Angeles'ta değil, neden Çin'de değil..Bu konuya açıklık getirirseniz sevinirim. Teşekkürler.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      09-12-2023  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti   üzerinize  olsun !

Sizin  oluşturduğunuz  sorunuzun  benzerlerini,  Ateist  olduklarını  söyleyen  Prof. öğretim  görevlisi  bazı  Akademisyenler  de  Kur’anı,  İslam’ı  ve  Dini  reddederek  aşağılamak,  karalamak  üzere  değişik  platformlarda  dile  getirmektedirler. Onlara   sitemizdeki  “  Ateistlerden  Bazı  İddialar “  başlıklı  makalemizde  gerekli  ve  çok  kapsamlı  olarak  cevaplarla  açıklamalar  yaptık. Değerli  kardeşim !  Sizin  oluşturduğunuz  onlara  benzer  türdeki  sorunuzdan  dolayı  sizin  iyi  niyet  ve  samimiyetinizden  asla  kuşkumuz  yoktur. Özellikle  oluşturduğunuz  soru  ile  bu  zeminde  de  birçok  okuyucumuzun  bu  konularda  bilgi  sahibi  olabileceklerine  vesile  olduğunuzdan  dolayı  size  teşekkür  ederim.  Bu  zeminde  mümkün  olduğu  kadarıyla  özet  ve  ana  hatlarıyla  sorunuz  için  size  yardımcı  olmaya  çalışalım.

İnsan  denen  varlık,  Nuh  Sûresinin  17. ayetinde  “  Vallahu  enbetekum  minel  ardi  nebata “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi,  insanlık  açısından  yaşadığının  ve  var  olduğunun   henüz  bilinmediği  Amerika,  Avustralya,  kıtaları,  Afrika’nın  içleri  de  dahil   yeryüzünün  yaşama  elverişli  her  bölgesinde  yaklaşık  8  milyon  yıl  önce  topraktan  eşeysiz  üreyebilen  çiçekli  bitki  olarak  bitirilip  aynı  anda  yüzbinlerce  yaratılmasından  ve  Kur’anın  bize  anlattığına  göre  aşama  aşama   geliştirilip,  milyonlarca  yıl  sürdüğü   belirtilen  evrim  döneminden  sonra  da,   sosyal  yapısı  nedeniyle  ünsiyet  kazanıp  kendisini  geliştirerek,  çoğalarak  yeryüzünün  her  bölgesinde  kabileler  halinde  toplu  yaşamaya  başlamıştır.  Milyonlarca  yıl  önceye  dayanan  bu  yaşamlardan  ve  toplulukların  varlığından  çok  uzun  yıllar  süresince  haberdar  olunamamıştır.  Kur’anın  indirilmesinden  neredeyse  800  yıl  sonra  1492  yılında  Amerika’nın,  Avustralya  kıtasının,  Afrika’nın  içlerinin  keşfedilmesiyle  birlikte  ancak  oralarda  hala  ilkel  ve  tam   gelişmemiş,  medenileşememiş  olarak  yaşayan  toplulukların  da  varlığından  haberdar  olunmaya  başlanmıştır.  Peygamberimize  ise  Kur’an  610  yılından  itibaren  vahyedilmeye  başlanmış  ve  bu  bildirim  de  Arap  yarımadasında  olmuştur. Ama  şunu  da  bilmemiz  gerekir  ki  İsmail  ve  aralarında  neredeyse  2500  yıla  yakın  bir  süre  farkı  olan  Muhammed  ( a.s. ) olmak  üzere  Mekke  bölgesindeki  Araplara  gönderilen  iki  peygamber  bulunmaktadır. Diğer  peygamberler  ise  İbrani,  Arami  ve  genel  olarak  Sami  dillerini  kullanan  toplumlara  gönderilen  peygamberlerdir,  Orta  doğudaki  Sümer,  Babil,  Asur,  Roma  medeniyetleri  ve  Mısır  Firavunları  dönemlerinde,  Harun  peygamber  Anadolu’da  Urfa  Harran  bölgesinde,  İlyas  peygamber  de  Van  bölgesinde  Urartuların  başkenti  Tuşba’da   yaşamışlardır. İbrahim  peygamberin  torunu  Yakub  peygamberin  soyundan  gelen  Musa  ve  İsa  peygamber  de  dahil  birçok  peygamber  de  Yahudi  kökenli  olup  Arap  değillerdir.  Arapça  da  konuşmamaktadırlar.

İnsanlık  için  gönderilen  son  peygamber  Muhammed  ( a.s. )  ve  onun  aracılığı  ile  indirilen  son  kitap  olan  Kur’anda,  bizim  peygamberimizin  de  dahil  olduğu  25  peygamberin  ismi  ve  onlarla  ilgili  olarak  kıssalar  ve  açıklamalar  yer  almakta  ve  hepsinin  de  Ortadoğu  Coğrafyası  olarak  bildiğimiz,  bugünkü  Suriye,  Filistin,  Ürdün,  Lübnan,  Irak,  Arap  yarımadası  ve  Mısır  topraklarında,  Anadolu’nun  Urfa  ve  Van  bölgesinde  de  Harun  ve  Tuşbalı  İlyas  Peygamberin  yaşadığı  ve  bu  bölgelerdeki   insanlara  hitap  ettikleri  bilinmektedir.

Kur’anın  içeriği,  anlatım  teknik  ve   yöntemleri,  nedenleri,  muhatap  aldığı  toplumun  o  zamandaki  sosyolojik,  ekonomik  ve  coğrafi  koşulları,  iletişimin  çok  kısıtlı  ve  yetersiz,  bilim  ve  teknolojinin  gelişmemiş  olduğu,  dünyanın  içinde  bulunduğu  konjonktür,  diğer  bölgelerinin  var  olup  olmadığının,  insanların  oralarda  yaşayıp  yaşamadığının  henüz  bilinmediği,  koşulların  tam  olarak  düşünülemediği  ve   kavranamadığı  zaman  bu  durumda,  düşünen,  araştıran,  sorgulayan  insanları  ister  istemez,  dünyanın  diğer  bölgeleri,  Uzakdoğu,  Batı  Avrupa,  Afrika’nın  içleri,  Amerika  ve  diğer  kıtalarda  neden  hiç  peygamber  ortaya  çıkmamıştır ?  gibi  sorulara  yöneltebilmekte  ve  eleştiriler  gündeme  gelebilmektedir. Bu  nedenle  de  Allah  katındaki  Hak  Din  olgusu  için,  özellikle  art  niyetli  olan  bazılarınca  bu  bir  eksiklik,  olumsuzluk  olarak  görülebilmektedir.

Hud  Sûresinin  116. ayetinde  “  İşte  sizden  önceki  devirlerden / bakıyye / söz,  erdem,  eser   sahipleri  akıllı  insanlar /  bilge  insanlar,  kendilerine  kitap  indirilmiş  olanlar   yeryüzünde  bozgunculuktan  vazgeçirmeye  çalışsalardı !  Fakat  onların  içinden  kurtardığımız  pek  az  kimse  bunu  yaptı.  Allah’ın  ortağı  olduğunu  kabullenerek,  Allah’ın  ilâhlığını  ve  rabliğini  bilerek  reddederek  yanlış  iş  yapan  o  kişiler  ise  şımartıldıkları  refahın  ardına  düştüler  ve  suçlular  oldular.  117  :  Ve  senin  rabbin,  halkları  düzeltici  iken,  o  memleketleri  haksız  yere  helâk  edici  değildir. “  ifadeleriyle  helâkten,  yok  olmaktan  kurtulmanın  bir  başka  yolunun  açıklandığı  bu  ayetlerde,  kötü  gidişat  sergileyen  toplumlarda  ortaya  çıkıp  mücadele  vermesi  gerekirken,  mal  mülk,  makam  mevki  düşünüp  çıkar  uğruna  suskun  kalan  bilgi  ve  akıl  sahibi  neme  lazımcı  önderlerin  olduğu  anlatılmaktadır.  Demek  ki  toplumların  bozulma  dönemlerinde,  o  toplumdaki  bilge  kişilerinin,  nitelikli  bireylerinin  öne  çıkıp  toplumun  düzeltilmesi  yolunda  çaba  harcamaları,  dilsiz  şeytan  olmamaları  gerekmektedir.  Ali  İmran  Sûresinin  104. ayetinde  “  Ve  içinizden  hayra  çağıran,  herkesçe  kabul  gören  iyi  şeyleri  emreden,  vahiy  ve  ortak  akıl  ile  kötülüğü,  çirkinliği  kabul  edilen  şeyleri  engelleyen  bir  önderli  toplum  bulunsun.  İşte  onlar  kurtuluşa  erenlerin  ta  kendileridir. “  ifadelerinde  anlatılmak  istendiği  gibi  her  toplum  kendi  bilgesini  yetiştirmek  zorundadır. Nitekim  uzak  doğuda  Asya’da  Bilge  Kaan,  Konfiçyus,  Buda,  batı  Avrupa’da  Aristo,  Sokrat,  Eflatun  gibi  bilge  kişiler  tarihin  değişik  zamanlarında  ve  toplumlarında  ortaya  çıkmışlardır.  Ulaşım  olanaklarının  zamanla  gelişmesi  ile  sonradan  keşfedilen  Amerika  kıtasında  Kızılderili  denilen  toplumlarında,  Aztek’lerde,  Afrika’nın,  Brezilya’nın,  Güney  Amerika’nın  ilkel  kabilelerinde  bile  o  toplumları  yönlendiren  kendi  çaplarında  bilge  insanların  olduğu  tablet  ve  kitabe  kalıntılarından  anlaşılarak  görülmüştür.  Ve  o  bilge  kişiler  de,  o  toplumlara  gönderilen  ismi  bildirilmeyen  peygamberleden  olabilir,  kaos  oluşmadığı  için  belki  de  peygamber  göndermeye   ihtiyaç  da  kalmamıştır. 

Bu  nedenlerden  dolayı,  Orta  Doğuda  ve  Arap  yarımadasında  ortaya  çıkmış  ve  Kur’anda  ismi  belirtilen  peygamberlerden  başka   o  bölgelere  de  peygamber  niye  gönderilmemiş  demek  doğru  ve  gerçekçi  bir  yaklaşım  olmaz. Çünkü  birçok  ayette  değinildiği  gibi,  Mümin  Sûresinin  78. ayetinde de   “ Ve  andolsun  ki  Biz  senin  önünden  nice  elçiler  gönderdik.  Onlardan  kimini  sana  anlattık,  onlardan  kimini  de  anlatmadık. “ denilen  ifadelerinde  görüldüğü  gibi  geçmişte  ve  dünyanın  çok  değişik  bölgelerinde  toplumlara  bir  çok  peygamber  gönderildiği,  Allah’ın  bazılarını  bildirdiği,  bazılarını  da  bildirmediği  açıklanmaktadır.  Fatır  Sûresinin  24. ayetinde  de   “  Şüphesiz  Biz  seni  hak  ile  bir  müjdeci,  bir  uyarıcı  olarak  gönderdik /  elçi  yaptık.  Her  ümmetin  de  içinde  bir  uyarıcı  kesinlikle  gelip  geçmiştir. “  denilerek  ifade  edildiği  gibi  daha  bir  çok  ayette  de  her  toplum  için  bir  yol  gösterenin  olduğu  dile  getirilmektedir.

Bu  bakımdan  neden  Kur'anda  sadece  Orta  doğu  bölgesinde  ve  Arap  yarımadasındaki  peygamberlerden  söz  edilmektedir ?  sorusuna  da  değinecek  olursak !  Orta  doğu  coğrafyası  ve  Arap  yarımadası,  özellikle  de  iklim,  ulaşım,  iletişim,  ticaret  ve  yaşam  koşullarına  uygunluğu  nedeniyle  tarih  boyunca  insanların  en  çok  yoğunlaştığı,  ticaret  kervanlarıyla,  ulaşımın,  iletişimin  daha  kolay  yapılabildiği  bir  bölgedir.  Medeniyetler  de  tarih  boyunca  en  çok  bu  bölgelerde  gelişmiştir.  M.Ö.  7000  li  yıllarında  Asya’da,  uzak  doğuda  ortaya  çıkan  olumsuz  iklim  değişiklikleri  ve  çölleşmeden  dolayı   büyük  çapta  toplumsal  olarak  batıya  doğru  gerçekleşen  göç  olayları  sonucunda  da,  yine  en  çok  göç  edilen,  yerleşilen  ve  Sümer,  Babil,  Asur,  Elam,  Akad  gibi  yeni  ve  büyük  medeniyetlerin  kurulduğu  sosyal  yaşamın  geliştiği  bölge  olmuştur. Ama  bu  sıkışıklığın  içerisinde  de  insan  topluluklarında  adaletsizlik,  haksızlık,  mazlumların  ezilmesi  ve  sömürülmesi,  insanların  köleleştirilmesi,  mal  gibi  alınıp  satılması,  savaşlar,  soygunlar,  gasplar,  öldürülmeler,  katliamlar  sonucu  yine  en  yoğun  ve  sürekli  kaos  da  bu  bölgedeki  insanlar  arasında  yaşanmıştır. Yalancı  ilâhlarla  Allah'ın  birliği  ve  Rabliği  en  çok  bu  bölgedeki  toplumlar  tarafından  inkâr  edilmiştir.  Sonradan  gelecek  İnsanlar  ve  toplumlar  için  bir  ibret  ve  ders  olsun  diye  Nuh  tufanı  bile  bu  bölgede  gerçekleşmiştir. 

İşte  bu  nedenlerle  Kur'anda  ismi  belirtilen  çok  sayıdaki  peygamber  bu  bölgelere  uyarıcı  olarak  gönderilmiştir. Bu  bölgede  gönderilmiş  olan  peygamberlerin  uyarıları  çoğu  zaman  reddedilmiş,  ya  da  kısa  zamanda  unutulmuş,  ya  da  insanlar  tarafından  tahrif  edilerek  saptırılmıştır. Unutulmamalıdır  ki  çok  sayıda  peygamber  isminin  yer  aldığı  bu  bölgelerdeki  yaşam,  insanlık  ve  ulaşması  gereken  erdemler  için  mücadelelerin  on  binlerce  yıl  sürdüğü  ve  gelişmenin  tam  olarak  sağlanamadığı  bir  süreçtir.  Kur’an  da  600  lü  yılların  başında  indirilmiş  olduğundan,  henüz   Dünyanın  yuvarlak  olduğunun  dahi  bilinmediği  gibi,  Evreni  de  tanıyamamış  olduklarından,  ulaşım,  iletişim  çok  kısıtlı  ve  yetersiz,  bilim  ve  teknoloji  de  olmadığından,  insanlar  sadece  yakın  çevrelerindeki  yaşanan  olayları  ve  o  bölgede  anlatılan  peygamber  hikâyelerini  bildiklerinden  elbette  ki  kendilerine  uyarı  olsun,  bildikleri  geçmişten  ders  alsınlar  diye  sadece  bu  bölgedeki  peygamberlerin  isimleri  ve  onlarla  ilgili  kıssaları  Kur’anda  yer  almıştır. İnsanların  henüz  bilmedikleri,  keşfetmedikleri,  görmedikleri  yerlerdeki  ve  duymadıkları  peygamber  örneklerinin  o  dönemde  ve  Kur’anda  o  insanlara  anlatılmasının  elbette  ki  bir  mantığı  olamaz.  O  nedenle  de  bilinmeyen  bölgelere  gönderilmiş  olan  peygamberlerden,  bilge  insanlardan  isim  ve  yer  olarak  Kur’anda  söz  edilmemiştir.  Allah’ın  selamı  ve  Kur’anın  doğruları  sizine  olsun !....

 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET