Değerli hocam merhaba. merak ettiğim bir konuyu size sormak istedim. Bütün peygamberlerin neden arap yarım adasından çıktığı benim kafamda son derece soru işareti oluşturuyor. Neden Los Angeles'ta değil, neden Çin'de değil..Bu konuya açıklık getirirseniz sevinirim. Teşekkürler.
Zeki Çelik.
09-12-2023
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Sizin oluşturduğunuz sorunuzun benzerlerini, Ateist olduklarını söyleyen Prof. öğretim görevlisi bazı Akademisyenler de Kur’anı, İslam’ı ve Dini reddederek aşağılamak, karalamak üzere değişik platformlarda dile getirmektedirler. Onlara sitemizdeki “ Ateistlerden Bazı İddialar “ başlıklı makalemizde gerekli ve çok kapsamlı olarak cevaplarla açıklamalar yaptık. Değerli kardeşim ! Sizin oluşturduğunuz onlara benzer türdeki sorunuzdan dolayı sizin iyi niyet ve samimiyetinizden asla kuşkumuz yoktur. Özellikle oluşturduğunuz soru ile bu zeminde de birçok okuyucumuzun bu konularda bilgi sahibi olabileceklerine vesile olduğunuzdan dolayı size teşekkür ederim. Bu zeminde mümkün olduğu kadarıyla özet ve ana hatlarıyla sorunuz için size yardımcı olmaya çalışalım.
İnsan denen varlık, Nuh Sûresinin 17. ayetinde “ Vallahu enbetekum minel ardi nebata “ ifadeleriyle belirtildiği gibi, insanlık açısından yaşadığının ve var olduğunun henüz bilinmediği Amerika, Avustralya, kıtaları, Afrika’nın içleri de dahil yeryüzünün yaşama elverişli her bölgesinde yaklaşık 8 milyon yıl önce topraktan eşeysiz üreyebilen çiçekli bitki olarak bitirilip aynı anda yüzbinlerce yaratılmasından ve Kur’anın bize anlattığına göre aşama aşama geliştirilip, milyonlarca yıl sürdüğü belirtilen evrim döneminden sonra da, sosyal yapısı nedeniyle ünsiyet kazanıp kendisini geliştirerek, çoğalarak yeryüzünün her bölgesinde kabileler halinde toplu yaşamaya başlamıştır. Milyonlarca yıl önceye dayanan bu yaşamlardan ve toplulukların varlığından çok uzun yıllar süresince haberdar olunamamıştır. Kur’anın indirilmesinden neredeyse 800 yıl sonra 1492 yılında Amerika’nın, Avustralya kıtasının, Afrika’nın içlerinin keşfedilmesiyle birlikte ancak oralarda hala ilkel ve tam gelişmemiş, medenileşememiş olarak yaşayan toplulukların da varlığından haberdar olunmaya başlanmıştır. Peygamberimize ise Kur’an 610 yılından itibaren vahyedilmeye başlanmış ve bu bildirim de Arap yarımadasında olmuştur. Ama şunu da bilmemiz gerekir ki İsmail ve aralarında neredeyse 2500 yıla yakın bir süre farkı olan Muhammed ( a.s. ) olmak üzere Mekke bölgesindeki Araplara gönderilen iki peygamber bulunmaktadır. Diğer peygamberler ise İbrani, Arami ve genel olarak Sami dillerini kullanan toplumlara gönderilen peygamberlerdir, Orta doğudaki Sümer, Babil, Asur, Roma medeniyetleri ve Mısır Firavunları dönemlerinde, Harun peygamber Anadolu’da Urfa Harran bölgesinde, İlyas peygamber de Van bölgesinde Urartuların başkenti Tuşba’da yaşamışlardır. İbrahim peygamberin torunu Yakub peygamberin soyundan gelen Musa ve İsa peygamber de dahil birçok peygamber de Yahudi kökenli olup Arap değillerdir. Arapça da konuşmamaktadırlar.
İnsanlık için gönderilen son peygamber Muhammed ( a.s. ) ve onun aracılığı ile indirilen son kitap olan Kur’anda, bizim peygamberimizin de dahil olduğu 25 peygamberin ismi ve onlarla ilgili olarak kıssalar ve açıklamalar yer almakta ve hepsinin de Ortadoğu Coğrafyası olarak bildiğimiz, bugünkü Suriye, Filistin, Ürdün, Lübnan, Irak, Arap yarımadası ve Mısır topraklarında, Anadolu’nun Urfa ve Van bölgesinde de Harun ve Tuşbalı İlyas Peygamberin yaşadığı ve bu bölgelerdeki insanlara hitap ettikleri bilinmektedir.
Kur’anın içeriği, anlatım teknik ve yöntemleri, nedenleri, muhatap aldığı toplumun o zamandaki sosyolojik, ekonomik ve coğrafi koşulları, iletişimin çok kısıtlı ve yetersiz, bilim ve teknolojinin gelişmemiş olduğu, dünyanın içinde bulunduğu konjonktür, diğer bölgelerinin var olup olmadığının, insanların oralarda yaşayıp yaşamadığının henüz bilinmediği, koşulların tam olarak düşünülemediği ve kavranamadığı zaman bu durumda, düşünen, araştıran, sorgulayan insanları ister istemez, dünyanın diğer bölgeleri, Uzakdoğu, Batı Avrupa, Afrika’nın içleri, Amerika ve diğer kıtalarda neden hiç peygamber ortaya çıkmamıştır ? gibi sorulara yöneltebilmekte ve eleştiriler gündeme gelebilmektedir. Bu nedenle de Allah katındaki Hak Din olgusu için, özellikle art niyetli olan bazılarınca bu bir eksiklik, olumsuzluk olarak görülebilmektedir.
Hud Sûresinin 116. ayetinde “ İşte sizden önceki devirlerden / bakıyye / söz, erdem, eser sahipleri akıllı insanlar / bilge insanlar, kendilerine kitap indirilmiş olanlar yeryüzünde bozgunculuktan vazgeçirmeye çalışsalardı ! Fakat onların içinden kurtardığımız pek az kimse bunu yaptı. Allah’ın ortağı olduğunu kabullenerek, Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddederek yanlış iş yapan o kişiler ise şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve suçlular oldular. 117 : Ve senin rabbin, halkları düzeltici iken, o memleketleri haksız yere helâk edici değildir. “ ifadeleriyle helâkten, yok olmaktan kurtulmanın bir başka yolunun açıklandığı bu ayetlerde, kötü gidişat sergileyen toplumlarda ortaya çıkıp mücadele vermesi gerekirken, mal mülk, makam mevki düşünüp çıkar uğruna suskun kalan bilgi ve akıl sahibi neme lazımcı önderlerin olduğu anlatılmaktadır. Demek ki toplumların bozulma dönemlerinde, o toplumdaki bilge kişilerinin, nitelikli bireylerinin öne çıkıp toplumun düzeltilmesi yolunda çaba harcamaları, dilsiz şeytan olmamaları gerekmektedir. Ali İmran Sûresinin 104. ayetinde “ Ve içinizden hayra çağıran, herkesçe kabul gören iyi şeyleri emreden, vahiy ve ortak akıl ile kötülüğü, çirkinliği kabul edilen şeyleri engelleyen bir önderli toplum bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. “ ifadelerinde anlatılmak istendiği gibi her toplum kendi bilgesini yetiştirmek zorundadır. Nitekim uzak doğuda Asya’da Bilge Kaan, Konfiçyus, Buda, batı Avrupa’da Aristo, Sokrat, Eflatun gibi bilge kişiler tarihin değişik zamanlarında ve toplumlarında ortaya çıkmışlardır. Ulaşım olanaklarının zamanla gelişmesi ile sonradan keşfedilen Amerika kıtasında Kızılderili denilen toplumlarında, Aztek’lerde, Afrika’nın, Brezilya’nın, Güney Amerika’nın ilkel kabilelerinde bile o toplumları yönlendiren kendi çaplarında bilge insanların olduğu tablet ve kitabe kalıntılarından anlaşılarak görülmüştür. Ve o bilge kişiler de, o toplumlara gönderilen ismi bildirilmeyen peygamberleden olabilir, kaos oluşmadığı için belki de peygamber göndermeye ihtiyaç da kalmamıştır.
Bu nedenlerden dolayı, Orta Doğuda ve Arap yarımadasında ortaya çıkmış ve Kur’anda ismi belirtilen peygamberlerden başka o bölgelere de peygamber niye gönderilmemiş demek doğru ve gerçekçi bir yaklaşım olmaz. Çünkü birçok ayette değinildiği gibi, Mümin Sûresinin 78. ayetinde de “ Ve andolsun ki Biz senin önünden nice elçiler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık, onlardan kimini de anlatmadık. “ denilen ifadelerinde görüldüğü gibi geçmişte ve dünyanın çok değişik bölgelerinde toplumlara bir çok peygamber gönderildiği, Allah’ın bazılarını bildirdiği, bazılarını da bildirmediği açıklanmaktadır. Fatır Sûresinin 24. ayetinde de “ Şüphesiz Biz seni hak ile bir müjdeci, bir uyarıcı olarak gönderdik / elçi yaptık. Her ümmetin de içinde bir uyarıcı kesinlikle gelip geçmiştir. “ denilerek ifade edildiği gibi daha bir çok ayette de her toplum için bir yol gösterenin olduğu dile getirilmektedir.
Bu bakımdan neden Kur'anda sadece Orta doğu bölgesinde ve Arap yarımadasındaki peygamberlerden söz edilmektedir ? sorusuna da değinecek olursak ! Orta doğu coğrafyası ve Arap yarımadası, özellikle de iklim, ulaşım, iletişim, ticaret ve yaşam koşullarına uygunluğu nedeniyle tarih boyunca insanların en çok yoğunlaştığı, ticaret kervanlarıyla, ulaşımın, iletişimin daha kolay yapılabildiği bir bölgedir. Medeniyetler de tarih boyunca en çok bu bölgelerde gelişmiştir. M.Ö. 7000 li yıllarında Asya’da, uzak doğuda ortaya çıkan olumsuz iklim değişiklikleri ve çölleşmeden dolayı büyük çapta toplumsal olarak batıya doğru gerçekleşen göç olayları sonucunda da, yine en çok göç edilen, yerleşilen ve Sümer, Babil, Asur, Elam, Akad gibi yeni ve büyük medeniyetlerin kurulduğu sosyal yaşamın geliştiği bölge olmuştur. Ama bu sıkışıklığın içerisinde de insan topluluklarında adaletsizlik, haksızlık, mazlumların ezilmesi ve sömürülmesi, insanların köleleştirilmesi, mal gibi alınıp satılması, savaşlar, soygunlar, gasplar, öldürülmeler, katliamlar sonucu yine en yoğun ve sürekli kaos da bu bölgedeki insanlar arasında yaşanmıştır. Yalancı ilâhlarla Allah'ın birliği ve Rabliği en çok bu bölgedeki toplumlar tarafından inkâr edilmiştir. Sonradan gelecek İnsanlar ve toplumlar için bir ibret ve ders olsun diye Nuh tufanı bile bu bölgede gerçekleşmiştir.
İşte bu nedenlerle Kur'anda ismi belirtilen çok sayıdaki peygamber bu bölgelere uyarıcı olarak gönderilmiştir. Bu bölgede gönderilmiş olan peygamberlerin uyarıları çoğu zaman reddedilmiş, ya da kısa zamanda unutulmuş, ya da insanlar tarafından tahrif edilerek saptırılmıştır. Unutulmamalıdır ki çok sayıda peygamber isminin yer aldığı bu bölgelerdeki yaşam, insanlık ve ulaşması gereken erdemler için mücadelelerin on binlerce yıl sürdüğü ve gelişmenin tam olarak sağlanamadığı bir süreçtir. Kur’an da 600 lü yılların başında indirilmiş olduğundan, henüz Dünyanın yuvarlak olduğunun dahi bilinmediği gibi, Evreni de tanıyamamış olduklarından, ulaşım, iletişim çok kısıtlı ve yetersiz, bilim ve teknoloji de olmadığından, insanlar sadece yakın çevrelerindeki yaşanan olayları ve o bölgede anlatılan peygamber hikâyelerini bildiklerinden elbette ki kendilerine uyarı olsun, bildikleri geçmişten ders alsınlar diye sadece bu bölgedeki peygamberlerin isimleri ve onlarla ilgili kıssaları Kur’anda yer almıştır. İnsanların henüz bilmedikleri, keşfetmedikleri, görmedikleri yerlerdeki ve duymadıkları peygamber örneklerinin o dönemde ve Kur’anda o insanlara anlatılmasının elbette ki bir mantığı olamaz. O nedenle de bilinmeyen bölgelere gönderilmiş olan peygamberlerden, bilge insanlardan isim ve yer olarak Kur’anda söz edilmemiştir. Allah’ın selamı ve Kur’anın doğruları sizine olsun !....