https://www.study-islam.org/turkce/kuranin-orijinal-kaynaklari/4-hiristiyanligin-ve-hiristiyan-apokrif-kitaplarin-etkisi Hocam apokrif inciller ve kuran hakkında araştırma yaparken böyle bir siteye rastladım site hrıstiyan sitesi. Birtakım çarpıtmalar doğru olmayan iddialar büyük ihtimalle vardır ama yazılanları okudum ve kafam karıştı size değinmek istedim. Acaba kuran apokrif incillerden alıntı mıdır bu sitede iddia edildiği gibi. Bu sitedeki yazıyı okuyup bana dönebilirseniz çok mutlu olurum. Bir de bu yazı içerisinden özellikle bir yere takıldım. Onu buraya kopyalıyorum : 8. Adem’in Yaratılışı ve Meleklerin Adem’e Tapınması Sure III, İmran, 52’de şöyle yazılmıştır: “Allah nezdinde İsa’nın durumu, Adem’in durumu gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra ona ‘Ol’ dedi ve oluverdi.” 77 Adem’in topraktan yaratılması konusunda hadiste bize, Yüceler Yücesi Allah’ın onu yaratmak istediğinde, Kendisine bir avuç toprak getirsinler diye, art arda başmeleklerini gönderdiği anlatılmaktadır. Adem’in soyundan gelenlerin çoğunun cehennem ateşine mahkum olacaklarını bilen toprak, bu habercilerden her birine, özünden bir parça almasınlar diye yalvarmıştır. Bu nedenle, sonuncuları olan Azrail’in dışında hepsi eli boş dönmüştür. Azrail bu yakarışa rağmen bir avuç toprak almıştır. Bazıları onun, daha sonra üzerine Kabe’nin inşa edildiği yerden, bazıları ise yeryüzünün her yerinden toprak aldığını söylemektedir. “Ey Allah’ım, Sen biliyorsun. Bak! Ben getirdim” diyerek toprağı Allah’a vermiştir 78. Ebu’l Fide, Kamil İbn-i Asir’in yetkisine dayanarak şöyle demektedir: “Allah’ın peygamberi ‘Kuşkusuz Yüceler Yücesi Allah, yeryüzünden aldığı bir avuç toprakla Adem’i yarattı.. ve onu, yeryüzünün yüzeyinden (adim) yarattığı için, ona haklı olarak Adem adı verildi’ demiştir.” Bu hadis ilginçtir, çünkü İslamiyet’in, sapkın görüşlere ne kadar borçlu olduğunun başka bir örneğidir. Hikayenin tamamı Markion’dan alınmıştır. Bunu, Ezniq’in “Sapkınlıkların Çürütülmesi” adlı Ermenice kitabında Markion’un yazılarından birinden yaptığı bir alıntıdan öğreniyoruz. İkinci yüzyıldaki bu sapkın liderden söz ederken Ezniq, onun kendine özgü görüşlerini içeren şu alıntıyı yapmaktadır: 79 “Yasa Tanrı’sı bu dünyanın güzel olduğunu gördüğünde, insanı ondan yaratmaya karar verdi. Ve Yeryüzüne, Maddeye (ϋλη) inerek ‘Bana toprağından ver, ben ona Kendi ruhumdan vereceğim’ dedi. Madde O’na toprağından verdiğinde, Tanrı onu (Adem’i) yarattı ve ona yaşam üfledi. … Bu nedenle ona Adem ismi verildi, çünkü o, topraktan yaratılmıştı.” ........... Bunu yazan arkadaş hadis örneği vermiş ama ben hadislere güvenmediğim için bu hadisin Markion'un yazılarından alındığı iddiası beni ilgilendirmiyor. Benim kafamı kurcalayan şey Kurandaki "ruhumdan üfledim" ifadesi. Yukarıda yazılana göre Markion denilen adam kim olduğunu tam bilmiyorum ama markion incili diye apokrif sayılan bir kitabı var heralde. Burada bu adamın yazısını alıntılamış : “Yasa Tanrı’sı bu dünyanın güzel olduğunu gördüğünde, insanı ondan yaratmaya karar verdi. Ve Yeryüzüne, Maddeye (ϋλη) inerek ‘Bana toprağından ver, ben ona Kendi ruhumdan vereceğim’ dedi. Madde O’na toprağından verdiğinde, Tanrı onu (Adem’i) yarattı ve ona yaşam üfledi. … Bu nedenle ona Adem ismi verildi, çünkü o, topraktan yaratılmıştı.” "Kendi ruhumdan vereceğim " ifadesi var . Bu ifade neredeyse Kuran'ın ifadesiyle aynı. Acaba kuranın "ruhumdan üfledim" ifadesi bu metinden kurana kopyalanmış geçirilmiş olabilir mi? Peygamberimizden önce yaşamış Markionun bu yazısında "ona kendi ruhumdan vereceğim" ifadesi ile kurandaki ruhumdan üfledim ifadesinin örtüşmesindeki hikmet nedir ? Bu arada şunu da ekleyeyim kurandaki ruh ifadesi vahiy bilgisi ya da başka anlamda da olabilir benim sorum ilk okuyuşta iki metnin arasındaki benzerliğin nedeni. Bana vakit ayırıp sorumu cevaplayacağınızı düşünüyorum ve bunun için şimdiden çok teşekkür ediyorum.
Zeki Çelik.
27-05-2021
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun !
Apokrif İncil ( gizli sözcükler ) diyelim, Kanonik İncil diyelim hepsi de aslında Rabbimizin bütün peygamberlere olduğu gibi İsa Peygambere de ilga ifadesiyle ( nüfuz ) ettirerek vahyettiği gerçek İncil ortada olmadığı halde, özellikle M.S. ikinci yüzyıldan itibaren sonradan insan eliyle hayal gücüne, kulaktan kulağa Havariler tarafından anlatılanlara yapılan eklemelerle ve Yunan mitoloji eserlerine dayalı Grekçe olarak yazılmış ve bunların birçoğunun da, Marcion Apokrif incili de dahil bazı Hristiyan kaynaklarında sonradan eklenmiş olduğu düşüncesiyle Kilise tarafından sahte İncil olduğu söz edildiği, bunların topluluk önünde, Kilise ayinlerinde de öncelikle kullanılmadığının belirtildiği eserlerle ( Şaban Kuzgun, Dört İncil Farklılıkları ve Çelişkileri ) oldukça zaman ve emek harcadığınız belli olmaktadır. Tabii ki takdir ettiğimiz gibi, bizce de araştırmak, sorgulamak çok değerlidir ve öğrenmenin, gerçeğe ulaşmanın ilk adımıdır.
Değerli Kardeşim bu bağlamda sizin özellikle de Kur’anımızla birlikte daha önce yazılmış olan Marcion Apokrif incilinde de yer aldığını belirttiğiniz “ Ruhumdan üfleyeceğim “ ifadesindeki benzerliklere dikkat çekmeniz hemen hemen sorularınızın ana mihenk taşını oluşturmaktadır. Müslümanım deyip Kur'an ayetlerini okuyarak bu ifadelere rastlayan birçok kardeşimizin de merak ettiği bir konuya dikkat çekmiş ve bize de bu konuda gerekli açıklama fırsatı oluşturmuş olduğunuzdan dolayı size teşekkür ederim. Ancak bu “ ruhun üfürülmesi “ kavramının gerçeğini, bunun öncesinde de Adem’in yaratılması ile ilgili olarak meleklerin yeryüzüne toprak almak üzere gönderildiği rivayetlerdeki anlatımların tamamen gerçek dışı hurafe olduklarını görebilmemiz için Kur’anımızın anlatım teknikleri, o yıllardaki Arap kültürü ve deyimleri, toplumsal yaşamın koşulları, Yunan mitolojileri ile oluşmuş batı medeniyetindeki kültürlerin, Cennet, Cehennem, Melek, Adem, Evrenin yaratılışı, Allah’ın bu yaratmalarda koyduğu kanunları, ilkeleri ile çok yönlü bilgi alt yapısının birleştirilmesi gerekmektedir.
Biz sitemizdeki birçok değişik başlıklardaki yazılarımızda bu ayrıntıların bir çoğuna değindik. Sizin de önemle dikkat çekmiş olduğunuzdan dolayı öncelikle “ Ruhumdan üfüreceğim “ ifadesinin Kur’anımızdaki gerçeğine ana hatlarıyla değinmeye çalışalım. Yine öncelikle şunu hatırımızda tutmamız gerekmektedir ki ; Adem Peygamberden başlayarak Kur’anımızda ismi bildirilen ve bildirilmeyen bütün peygamberlere ve son peygamber olan bizim Peygamberimize Rabbimizin Tevhit öğretisi çerçevesinde insanlar için öğüt ve hayatın rehberi olması amacıyla indirmiş olduğu vahiylerin hepsinin ana teması aynıdır ve değişiklik göstermez. Bundan dolayı sizin Marcion Apokrif incilinde de yer aldığını belirttiğiniz bu ifade, İsa Peygambere indirilmiş olan gerçek İncilin havariler tarafından kulaktan kulağa aktarılmış kalıntılarıyla, bunlara bağlı olarak oluşturulmuş senaryolar olabilir. Ama Kur’anımızda da yer alan bu ifadenin bire bir buradan alındığını söylemek doğru olmaz. Kur'an asla Apokrif incillerden alınmış bir Kitap değildir. Çünkü peygamberlerin ancak kendi soylarından gelebileceği iddiası ile böbürlenen Yahudi ve Hristiyanlara karşı, Kur’anın bize ( adeta Mekke’de doğup büyümüş, ana kentli olup sizlerle hiç bir bağı olmayan, eserlerinizden, kitaplarınızdan haberi olmayan ) alın size sizden olmayan ümmi bir peygamber diyerek tanıtmış olduğundan, Peygamberimizin Yahudi ve Hristiyan kaynaklarının hiç birisinden haberi ve bilgisi bulunmamaktadır. Birçok Kur'an ayetiyle de teyid edilmektedir. Üstelik de İsa Peygambere vahyedilmiş olan İncil’in orijinali zaten ortada yoktur, Kur’anımız da İsa şöyle dedi diye başlayan ifadelerle sonradan insanlar eliyle yazılmış hiç bir eseri onaylamamaktadır. “ Ruhumdan üfürdüğümde “ ifadesi Kur’anımızda da örneğin Sad Suresinin 71 – 72. ayetlerinde “ Hani Rabbin bir zaman meleklere / Evrendeki güçlere “ Şüphesiz Ben çamurdan bir beşer oluşturucuyum. Ruhumdan üfürüp / Onu düzgünleştirip bilgili hale getirdiğim zaman derhal ona secde edip / Boyun eğip teslim olun “ demişti. “ ifadeleriyle yer aldığı gibi Hicr 28 – 29, Secde 9, Bakara 30 – 34, Enbiya 91, Tahrim 12, Nisa 171, gibi değişik Sureler içinde de bir çok kez yer almaktadır.
Kadr Suresinden başlayarak Kur’anımızda birçok ayette yer alan ruh sözcüğü İsra Suresinin 85. ayetinde “ Ve sana ruhtan / vahiyden soruyorlar. De ki “ Vahiy, Rabbimin işindendir. Size ise az bilgiden başka bir şey verilmemiştir “ ifadelerinde gördüğümüz gibi Rabbimizin katından olan “ ilâhi esinti, vahiy ve güvenilir bilgi “ anlamlarında yer almaktadır. Gerçek anlamda Allah, bir insana benzetilip üfürmeyeceğine göre, ayetlerde yer alan “ üfürme “ ifadesi ise mecazi bir anlatımla 85. ayette de gördüğümüz gibi herhangi bir şeyden başkalarına çok az miktarda verilmesini ifade eder. Türkçemizde de buna benzer bir şekilde “ koklatmak “ deyimi kullanılır. Bu durumda ayetlerdeki “ ruhun üfürülmesi “ ifadesiyle “ bilginin çok az miktarda verilmesi, bilginin Allah’ın bilgisi yanında adeta koklatıldığı “ anlamını taşımaktadır. Sonuç olarak ayette söz konusu olan melekler / doğa güçleri, sıradan insana değil, kendisine ruh üfürülen ( Rabbimizin sonsuz bilgisi yanında çok az miktarda bir bilgi ile bilgilendirilmiş olan Adem’e ) dolayısıyla ünsiyet kazanmış “ Adam “ olmuş insana boyun eğecektir. Aklını kullanan ve geliştiren insan da bütün doğa güçlerini, enerji türlerini, enerji değişimlerine bağlı olarak oluşturulmuş Allah'ın kanunlarını, medeniyetinin gelişmesi için kullanacaktır.
Değerli Kardeşim ! Kur’anımızın bize öğüt vermesi, gerçek mesajlarını iletebilmesi bakımından kullandığı yöntemlerden birisi de sanki gerçekmiş ve bir tiyatro sahnesindeymiş gibi meleklerin, iblisin, Adem’in ( ünsiyet kazanmış insanın ) Allah’la bire bir karşılıklı konuşmalarla yapılan temsili anlatımlardır. Ancak öncelikle bu konuşma sahnelerinden gerçek mesajın ve öğüdün alınabilmesi için, ontolojik ve metafizik olarak insanların yanlış olarak inandırıldığı gibi ( Cebrail, Mikail, Azrail, İsrafil isimlerinde ) Melek, İblis, Şeytan gibi varlıkların gerçek olmadığını, konuşmalarda yer alan Adem’in peygamber ve cennette yaratılmış ilk insan olmadığını ve Kur’anımızda anlatılmak istenen Melek kavramının gerçekte ne olduğunu bilmek gerekir.
Kur’ana baktığımız zaman üstelik Nuh Suresinin 17. ayetinde “ Vallahu enbetekum minel ardi nebata “ ( Ve Allah sizi yeryüzünde bir bitki olarak bitirdi. ) Denilerek ilk insanların tek bir insan, Adem peygamber olarak değil, bizim zaman algımıza göre ve de Evrende kıyamet kopup bütün düzen bozulmamış olduğundan dolayı da henüz Cennet de oluşturulmamıştır. Bundan dolayı da ayette özellikle yeryüzünden, topraktan bitki olarak aynı anda birçok insanın yaratıldığı, kesin olarak ortaya konulmaktadır. Bu bitki olarak yaratılmanın ardından bilimsel gerçeklerle örtüşen, insanın evrimi için Allah’ın neler yaptığı da yine bize Nuh Suresinin 14. ayetinde “ Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır ( aşama aşama ) oluşturmuştur. ” İfadelerinde gördüğümüz gibi ve daha birçok ayetle ayrıntılarına yer verilerek insanın evrimden geçirilerek nasıl geliştirildiği anlatılmaktadır. Bu ayetler bütün Yahudi ve Hristiyan kaynaklarında, bunlardan esinlenmiş ve Müslümanlar için oluşturulmuş Kütübi Sitte denilen kitaplarda, Adem peygamberin Cennette yaratıldığı ana teması üzerine kurgulanmış bütün rivayet ve hurafelerin çöpe atılmasını gerektirir. Bu nedenle sizin Adem’in yaratılması ile ilgili meleklerin yeryüzüne toprak almak üzere gönderildiği örnek rivayetleri değerlendirmenin çok yersiz olacağını düşünüyoruz. Çünkü bize göre ontolojik ve metafizik olarak insan gibi görünebilen, konuşabilen, görünmeyen varlıklar olarak inanılan nesnel bir yapıda melek denilen varlık yoktur. Sitemizde “ Kur’andaki Melek Kavramı, Şeytan ve İblis Kavramı, Adem ve İnsan “ başlıklı makalelerimizde bu konularla ilgili çok geniş bilgiler bulabilirsiniz. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...