Merhaba Değerli Hocam .... Müslüman kişi için Kuran onu aydınlatan ve kurtuluşa ermesinin yollarını gösteren yegane kaynaktır, şüphesiz.... Ve yine söyleyebiliriz ki Kur'an bizim zihniyet dünyamıza bazı kelimeler kazandırır ki insan bu kavramlarla istikamet üzerine düşünebilsin... İman , tevekkül, tefekkür, şükür,infak,siratul müstakiym vb gibi kelimeleri kavram dünyamıza kazandırma gayreti içinde olduğumuzda öğrenir gelişir ve dosdoğru bir yol tutturmuş oluruz. Tam da bu sebebten Kur'an'ın ruhundan ayrılmamak konusu mühimdir. Kıymetli Zeki Hocam ; Kur'an'ın hayatımızı inşa ettiği kelime ve kavramlardan biri olan İTİKAF'ı bize öz ve yalın olarak anlatabilir misiniz? İtikaf nedir? Nasıl yapılır? Niçin yapılır? Şartları var mıdır varsa nedir? Simdiden teşekkür ederim....
Zeki Çelik.
29-04-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Sorunuzun özünü teşkil eden İtikaf sözcüğü, Kur’anda yer almadığı için Kur’anın hayatımıza inşa ettiği bir kavram olmayıp, özellikle Kur’anın onaylamamasına rağmen, Mezhep, Tarikat ve Cemaat bölünmeleriyle oluşmuş Ehli Sünnet inancının uydurma hadis ve rivayetlerle ortaya koyduğu, bir mescide kapanarak değişik ibadetlerle yanlışlarla dolu yapılan bir uygulama şeklidir. Nereden ve nasıl ortaya çıktığını anlayabilmek için öncelikle ve özellikle Cemaat mensupları tarafından yoğun bir şekilde Ramazan ayının son on gününde gündeme getirilen itikaf uygulaması inancının çıkış noktasındaki tutarsızlıkları bilmemiz gerekecektir.
Kadir Sûresinin asıl mesajını anlayamayan klasik tefsirciler, Kadir Gecesinin ne zaman olduğunu bulmak için bir hayli mesai harcamışlar ve pek çok saçma görüş üretmişlerdir. Rivayetlerde anlatıldığına göre * İbn i Rezin, Ramazan ayının ilk gecesi olduğunu * Hasan El Basri 27. gecesi olduğunu söylemiş, * Enes’ten 29. gece olduğu rivayet edilmiş, * Şiiler 21. 23. 25. gecesinden biri demiş, kimi 24. gece demiş, neredeyse Ramazanın her gününe birileri talip olmuş. * Uydurma bir hadise göre de İbn i Abbas, “ Bu Sûre otuz kelimedir, “ Hiye “ kelimesi ise 27. kelimeyi teşkil eder. ” Demiş ve ilmi tartışılarak, bundan dolayı da Kadir gecesi 27. gecedir denilmiştir. * İbn i Abbas’dan yine başka bir hadise göre ; Kadir Gecesi “ Leyletül kadr “ Arapça olarak dokuz harftir. Bu ifade Sûrede üç defa geçer. Dokuzu üç ile çarptığımız zaman yirmi yedi olur. Bundan dolayı da Kadir Gecesi Ramazanın 27. gecesidir. Denilmiş. ( Müslim Şelati'l Misafirin 179 - 180, Şiyam 220 - 221, Ebu Davud Şehru Ramazan 2 - 6, Tirmizi Şavm 72 ) Daha buna benzer pek çok öneri ve iddia ortaya atılmıştır. Bugün ülkemizde büyük bir heyecan ile ihya edildiği zannedilen Ramazan ayının 27. gecesindeki Kadir Gecesi, işte böyle tutarsız, saçma öngörülerle hesaplanarak belirlenmiş, Kur'anın uyarılarının aksine kutsallaştırılmış bir gece oluvermiştir.
Bu saçma, tutarsız belirlemelere aslında hadisçilerin kendileri de inanmamakta bu nedenle de Peygamberimize atfedilen " Kadir Gecesini Ramazan ayının son on gecesinde arayınız " ( Buhari Fazlü Leyleti'l Kadr 2 -3 ) hadisine göre hareket edilmesini de önermektedirler. Bir yanlış başka yanlışları doğurmakta ve bunların sonucunda da Kur'ana göre aslında bilhassa Hacc etme esnasında " Tevhit öğretisi ve bilinci için Kur'an ayetlerinin eğitimi ile pekişerek akif / Kur’an ile bilinçli bir öğretici olmak amacıyla belirli bir süre mescitlere kapanarak bir araya gelmek " olması gereken uygulama, anlamı saptırılarak bugünün bazı Cemaat mensupları da itikafa girme adı altında, dünya işlerinden vazgeçip, garanti olsun diye Ramazan ayının son on gününü ibadetle geçirip Camilere kapanmaktadır. Uydurulan hadislerin etkisi altında kalarak Kur'anın gerçek mesajlarının aksine, on günden birinde olmayan Kadir gecesini yakalamaya çalışmaktadırlar. ( Buhari İtikaf 1. Müslim İtikaf 1 - 5 )
Kur’anda bir çok ayette olduğu gibi örneğin Bakara Sûresinin 125. ayetinde “ vel âkifine “ Hacc Sûresinin 25. ayetinde “ âkifü fihi vel bâd “ ifadeleriyle “ âkif “ sözcüğü “ ısrarla bir şeye yönelme “ anlamında yer almaktadır. Siz de yukarıda ana hatlarıyla yer verdiğimiz “ Kadir Gecesi “ uygulamaları bağlamında aslında Kur’anda olmayan ve Fıkıh alimleri tarafından sonradan “ âkif “ sözcüğünden türetilerek inançlara yerleştirilmiş olan itikaf sözcüğünün kavramları ve yine Ulema tarafından birçok hadis ve rivayetle uydurulmuş olan şartlarına ve yapısına yönelik bir sorular dizisiyle Tarikat ve Cemaatler tarafından sıklıkla Ramazan ayının dışında da zamanlı zamansız, bazen bir veya bazen de birkaç günlüğüne, özellikle de Ramazan ayının son on gününde Mescitlere kapanarak yerine getirilen bu yanlış inanç ve uygulamalar zincirine dikkat çekmiş olmanızdan dolayı size teşekkür ederim.
Akif sözcüğünün kökü “ akf “ olup, anlamı “ Bir şey üzerine sürekli odaklanmak, kendini ona adamak ve ondan yüz çevirmemek “ demektir. ( Lisan ; 6 / 385 ) Buradan anlaşılmaktadır ki örneğin ( Araf 138, Taha 91, Enbiya 52, Şuara 71. ) ayetlerinde görüldüğü gibi sözcük “ Gayet bilinçli olarak bir konu ve nesneye odaklanmak, taparcasına bağlanmak “ haddi aşarak tapma boyutunda bağlanmak anlamında da yer almaktadır. Bakara Sûresinin 187. ayetinde de “ ….Ve siz mescitlerde âkif / ilâhiyat eğitim merkezlerinde programlı ibadet halinde iken onlara / eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır…..” ifadesine bakarak da akif olma sözcüğünün “ mescitlerde Tevhidi öğrenme, öğretme, Dini konularda ikna olma ve ikna etme amacıyla planlı ve programlı bir çalışmaya yönelme, sonunda da bilgi sahibi bilinçli bir tevhit öğretmeni olabilmek için bir nevi kampa girme “ anlamına geldiğini söylemek mümkündür.
Fıkıh kitaplarında “ akf “ köküne sahip “ akif “ sözcüğünden Fakihler tarafından türetilen ve dini bir terim olarak adı “ itikaf “ olarak oluşturulan sözcük, meşruiyeti Kur’an ve sünnet ile sabittir denilerek yalan da olduğu halde “ akıl sağlığı yerinde ve ergenlik çağına gelmiş bir Müslümanın beş vakit namaz kılınan bir Mescitte Allah’a yakınlık elde etme niyetiyle bir süre durması demektir “ şeklinde tarif edilmiştir. İtikafa giren kimseye de “ mu’tekif “ demişlerdir. Mezhep farklılığı görüşleriyle anlaşamadıkları için Vacip, Sünnet ve Müstehap olmak üzere itikaf uygulaması yükümlülüğünü üçe ayırmışlar, itikafı bozan şeylerle süre açısından da anlaşamayarak bazı farklılıklar da öngörmüşlerdir. Fakihler sünnet ve vacip konusunda da ortak bir görüşte anlaşamamış, kimileri de itikafı sünneti kifâye olarak nitelemişlerdir. Bazıları da tarihten bu yana bütün dinlerde devam ede gelen bir gelenek olduğunu ileri sürerek itikaf uygulamasına meşruiyet kazandırmaya çalışmışlardır. Bütün bunlara da bazı ayetlerin asıl mesajı da saptırılarak delil olarak gösterilmeye çalışılmıştır.
Bu farklı tarifler, farklı sınıflandırma ve yönlendirmelerle beraber itikafın sahih olabilmesi için itikafa giren kimsenin cünupluk, kadınların hayız ve nifaz / doğum sonrası rahatsızlıkların sonlanması gibi hallerinden temizlenmiş bulunması ve itikaf için de niyet etmesi şarttır denilmektedir. Bazı mezheplere göre de itikafta oruç tutmak şart olduğu halde bazılarında da şart değildir denilmektedir. Bazı mezheplerde de itikafın mutlaka Cuma namazının kılındığı Camilerde yapılması şart koşulmaktadır. İtikafa giren kimsenin gücü yettiği kadar gece gündüz namaz kılması, Kur’an okuması, istiğfar etmesi, dua ve niyazda bulunması veya kelimei tevhit ve tekbir getirmesi, dini eserleri de okuyarak vakit geçirmesi gerektiği anlatılmaktadır. İtikafa giren kimse, Camide yer içer, uyur ve ihtiyacı olan şeyleri mümkün olduğu takdirde Camide tedarik eder. Tuvalete gitmek, abdest almak, gusletmek gibi tabii ihtiyaçları için de Camiden dışarı çıkabilir denilerek daha bir çok ayrıntıya yer verilmekte, nafile olan itikafın süre olarak en az bir gün olması gerektiği, kadınların ise evlerinde namaz kıldıkları odada, kocasından izin alabildiği takdirde Camide de eşi ile birlikte itikafa girebileceği gibi Mezhepten Meshebe, Fakihten Fakihe değişen farklı farklı birçok ayrıntılar yer almaktadır.
Bu zeminde gereksiz gördüğümüz ve o kadar çok sayıda olduğu için yer veremeyeceğimiz ve Kur’anın dışında yüzlerce uydurma ve birbirinden farklı önerilerin yer aldığı hadis, rivayet ve şartlarla oluşturulmuş itikaf konusundaki bu öngörülerin hiç birisi de aslında Kur’anı az çok bilen, dini inançlarının temeli ve rehberi olarak görenleri ilgilendirmemelidir.
Bugün inançların temeline yanlış olarak yerleşen bu faaliyet şekilleri ise “ belli bir zamanda belli şartlara riayet ederek özel bir yerde özel bir itaate devam etmek “ şeklinde tarif edilmişse de, yine de bu çerçevede Mezheplerle bölünmüş birçok dini bütün görünen, ama gerçekte Kur’anın ayetlerinden haberi bile olmayan kişilerce kendi önderlerinin yönlendirmeleri doğrultusunda uygulanmaktadır. Halbuki Fıkıh kitaplarında Ulemanın, sonradan hadis ve rivayetlerle oluşturduğu ayrıntılarla, farklı görüşlerle belirlenen bu şekildeki itikaf uygulamaları, insanın kendini bir mağaraya hapsetmesi olarak değil de, aslında ya Mekke’de Hacc ibadeti esmasında Beytullah’ta Kur’ana odaklanarak, veyahut da kendi evinde daha sakin ve odaklanabileceği şekilde Kur’an ayetlerini öğrenerek, öğretecek noktaya gelen akif / Tevhit bilinçli öğretmen olabilme, Allah’ın mesajını iyi ve doğru anlamaya çalışılması olarak anlaşılmalıdır. Kur’anı anlamadan, öğütlerini öğrenmeden, hayatın rehberi yapılmadan yerine getirilen, adı ne olursa olsun bütün uygulamaların, zamanın boşa harcanmasının yanı sıra havanda su dövmekten, karanlık ve bulanık suda balık avlamaya çalışmaktan başka, kişilerin Allah katındaki değerine olumlu bir katkısının olacağını söyleyemeyiz. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !....