TÜM SORULAR

Soru

Göksel Ç.   28-04-2024   253

Merhaba Değerli Hocam .... Müslüman kişi için Kuran onu aydınlatan ve kurtuluşa ermesinin yollarını gösteren yegane kaynaktır, şüphesiz.... Ve yine söyleyebiliriz ki Kur'an bizim zihniyet dünyamıza bazı kelimeler kazandırır ki insan bu kavramlarla istikamet üzerine düşünebilsin... İman , tevekkül, tefekkür, şükür,infak,siratul müstakiym vb gibi kelimeleri kavram dünyamıza kazandırma gayreti içinde olduğumuzda öğrenir gelişir ve dosdoğru bir yol tutturmuş oluruz. Tam da bu sebebten Kur'an'ın ruhundan ayrılmamak konusu mühimdir. Kıymetli Zeki Hocam ; Kur'an'ın hayatımızı inşa ettiği kelime ve kavramlardan biri olan İTİKAF'ı bize öz ve yalın olarak anlatabilir misiniz? İtikaf nedir? Nasıl yapılır? Niçin yapılır? Şartları var mıdır varsa nedir? Simdiden teşekkür ederim....

Yanıtlar

Zeki Çelik.      29-04-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !  

Sorunuzun  özünü  teşkil  eden  İtikaf  sözcüğü,  Kur’anda  yer  almadığı  için  Kur’anın  hayatımıza  inşa  ettiği  bir  kavram   olmayıp,  özellikle  Kur’anın  onaylamamasına  rağmen,  Mezhep,  Tarikat  ve  Cemaat  bölünmeleriyle  oluşmuş  Ehli  Sünnet  inancının  uydurma  hadis  ve  rivayetlerle  ortaya  koyduğu,  bir  mescide  kapanarak  değişik  ibadetlerle  yanlışlarla  dolu  yapılan  bir  uygulama  şeklidir.  Nereden  ve  nasıl  ortaya  çıktığını  anlayabilmek  için   öncelikle  ve  özellikle  Cemaat  mensupları  tarafından  yoğun  bir  şekilde  Ramazan  ayının  son  on  gününde  gündeme  getirilen  itikaf  uygulaması  inancının  çıkış  noktasındaki  tutarsızlıkları  bilmemiz  gerekecektir.

Kadir  Sûresinin  asıl   mesajını  anlayamayan  klasik  tefsirciler,  Kadir  Gecesinin  ne  zaman  olduğunu  bulmak  için   bir  hayli  mesai  harcamışlar  ve  pek  çok  saçma  görüş  üretmişlerdir.  Rivayetlerde  anlatıldığına  göre  * İbn  i  Rezin,  Ramazan  ayının  ilk  gecesi  olduğunu  * Hasan  El  Basri  27. gecesi  olduğunu  söylemiş,  * Enes’ten  29. gece  olduğu  rivayet  edilmiş, * Şiiler  21. 23.  25. gecesinden  biri  demiş,  kimi  24. gece  demiş,  neredeyse  Ramazanın  her  gününe  birileri  talip  olmuş. * Uydurma  bir  hadise  göre  de  İbn i  Abbas, “  Bu  Sûre  otuz  kelimedir,  “  Hiye “  kelimesi  ise  27. kelimeyi  teşkil  eder. ”  Demiş  ve  ilmi  tartışılarak,  bundan  dolayı  da  Kadir  gecesi  27. gecedir  denilmiştir. * İbn i  Abbas’dan  yine  başka  bir  hadise  göre ; Kadir  Gecesi  “ Leyletül  kadr “  Arapça  olarak  dokuz  harftir.  Bu  ifade  Sûrede  üç  defa  geçer.  Dokuzu  üç  ile  çarptığımız  zaman  yirmi  yedi  olur.  Bundan  dolayı  da  Kadir  Gecesi  Ramazanın  27. gecesidir.  Denilmiş. ( Müslim  Şelati'l  Misafirin  179  - 180,  Şiyam  220 - 221,  Ebu  Davud  Şehru  Ramazan  2 - 6, Tirmizi  Şavm  72  )  Daha   buna   benzer  pek  çok  öneri  ve  iddia  ortaya  atılmıştır. Bugün  ülkemizde  büyük  bir  heyecan  ile  ihya  edildiği  zannedilen  Ramazan  ayının  27. gecesindeki  Kadir  Gecesi,  işte  böyle  tutarsız,  saçma  öngörülerle  hesaplanarak  belirlenmiş,  Kur'anın  uyarılarının  aksine  kutsallaştırılmış  bir  gece  oluvermiştir. 

Bu  saçma,  tutarsız  belirlemelere  aslında  hadisçilerin  kendileri  de  inanmamakta  bu  nedenle  de  Peygamberimize  atfedilen   " Kadir  Gecesini  Ramazan  ayının  son  on  gecesinde  arayınız  " (  Buhari  Fazlü  Leyleti'l  Kadr  2 -3  )  hadisine  göre  hareket   edilmesini   de   önermektedirler.  Bir  yanlış  başka  yanlışları  doğurmakta  ve  bunların  sonucunda  da  Kur'ana  göre  aslında  bilhassa  Hacc  etme  esnasında  "  Tevhit  öğretisi  ve  bilinci  için  Kur'an  ayetlerinin  eğitimi  ile  pekişerek  akif  /  Kur’an  ile  bilinçli  bir  öğretici  olmak  amacıyla  belirli  bir  süre  mescitlere  kapanarak  bir  araya  gelmek  "  olması  gereken  uygulama,  anlamı  saptırılarak  bugünün  bazı  Cemaat  mensupları  da  itikafa  girme  adı  altında,  dünya  işlerinden  vazgeçip,  garanti  olsun  diye  Ramazan  ayının  son  on  gününü  ibadetle  geçirip  Camilere  kapanmaktadır.  Uydurulan  hadislerin  etkisi  altında  kalarak  Kur'anın  gerçek  mesajlarının  aksine,  on  günden  birinde  olmayan  Kadir  gecesini  yakalamaya  çalışmaktadırlar. ( Buhari  İtikaf  1. Müslim  İtikaf  1 - 5 )

Kur’anda   bir  çok  ayette  olduğu  gibi  örneğin  Bakara  Sûresinin  125.  ayetinde  “  vel  âkifine “  Hacc  Sûresinin  25. ayetinde “ âkifü  fihi  vel  bâd “  ifadeleriyle   “ âkif “  sözcüğü  “ ısrarla  bir  şeye  yönelme “  anlamında  yer  almaktadır.  Siz  de  yukarıda  ana  hatlarıyla  yer  verdiğimiz  “  Kadir  Gecesi “  uygulamaları  bağlamında  aslında  Kur’anda  olmayan  ve  Fıkıh  alimleri  tarafından  sonradan  “  âkif  “  sözcüğünden  türetilerek  inançlara  yerleştirilmiş  olan  itikaf  sözcüğünün  kavramları  ve  yine  Ulema  tarafından  birçok  hadis  ve  rivayetle  uydurulmuş  olan  şartlarına  ve  yapısına  yönelik  bir  sorular  dizisiyle  Tarikat  ve  Cemaatler  tarafından  sıklıkla  Ramazan  ayının  dışında  da  zamanlı  zamansız,  bazen  bir  veya  bazen  de  birkaç  günlüğüne,  özellikle  de  Ramazan  ayının  son  on  gününde  Mescitlere  kapanarak  yerine  getirilen  bu  yanlış  inanç  ve  uygulamalar  zincirine  dikkat  çekmiş  olmanızdan  dolayı  size  teşekkür  ederim.

Akif  sözcüğünün  kökü “  akf “  olup,  anlamı “  Bir  şey  üzerine  sürekli  odaklanmak,  kendini  ona  adamak  ve  ondan  yüz  çevirmemek “  demektir. ( Lisan ; 6 / 385 ) Buradan  anlaşılmaktadır  ki  örneğin  ( Araf  138,  Taha  91,  Enbiya  52,  Şuara  71. )  ayetlerinde  görüldüğü  gibi  sözcük  “  Gayet  bilinçli  olarak  bir  konu  ve  nesneye  odaklanmak,  taparcasına  bağlanmak “  haddi  aşarak  tapma  boyutunda  bağlanmak  anlamında  da  yer  almaktadır.  Bakara  Sûresinin  187. ayetinde  de  “  ….Ve  siz  mescitlerde  âkif  /  ilâhiyat  eğitim  merkezlerinde  programlı  ibadet  halinde  iken  onlara  / eşlerinize  yaklaşmayın.  Bunlar  Allah’ın  sınırlarıdır…..” ifadesine  bakarak  da   akif  olma   sözcüğünün   “  mescitlerde   Tevhidi  öğrenme,  öğretme,  Dini  konularda  ikna  olma  ve  ikna  etme  amacıyla  planlı  ve  programlı  bir  çalışmaya  yönelme,  sonunda  da  bilgi  sahibi  bilinçli  bir  tevhit  öğretmeni  olabilmek  için  bir  nevi  kampa  girme  “   anlamına  geldiğini  söylemek  mümkündür.

Fıkıh  kitaplarında  “ akf “  köküne  sahip  “  akif “  sözcüğünden  Fakihler  tarafından  türetilen  ve  dini  bir  terim  olarak  adı  “  itikaf “  olarak  oluşturulan  sözcük,   meşruiyeti  Kur’an  ve  sünnet  ile  sabittir  denilerek  yalan  da  olduğu  halde  “  akıl  sağlığı  yerinde  ve  ergenlik  çağına  gelmiş  bir  Müslümanın  beş  vakit  namaz  kılınan  bir  Mescitte  Allah’a  yakınlık  elde  etme  niyetiyle  bir  süre  durması  demektir “  şeklinde  tarif  edilmiştir.  İtikafa  giren  kimseye  de  “  mu’tekif “ demişlerdir.  Mezhep  farklılığı  görüşleriyle  anlaşamadıkları  için  Vacip,  Sünnet  ve  Müstehap  olmak  üzere  itikaf  uygulaması  yükümlülüğünü  üçe  ayırmışlar,  itikafı  bozan  şeylerle  süre  açısından  da  anlaşamayarak  bazı  farklılıklar  da  öngörmüşlerdir. Fakihler  sünnet  ve  vacip  konusunda   da  ortak  bir  görüşte  anlaşamamış,  kimileri  de  itikafı  sünneti  kifâye  olarak  nitelemişlerdir. Bazıları  da  tarihten  bu  yana  bütün  dinlerde  devam  ede  gelen   bir  gelenek  olduğunu  ileri  sürerek  itikaf  uygulamasına  meşruiyet   kazandırmaya   çalışmışlardır. Bütün  bunlara  da  bazı  ayetlerin  asıl  mesajı  da  saptırılarak  delil  olarak  gösterilmeye  çalışılmıştır.

Bu  farklı  tarifler,  farklı  sınıflandırma  ve  yönlendirmelerle  beraber  itikafın  sahih  olabilmesi  için  itikafa  giren  kimsenin  cünupluk,  kadınların  hayız  ve  nifaz / doğum  sonrası  rahatsızlıkların  sonlanması  gibi  hallerinden  temizlenmiş  bulunması  ve  itikaf  için  de   niyet  etmesi  şarttır  denilmektedir.  Bazı  mezheplere  göre  de  itikafta  oruç  tutmak  şart  olduğu  halde  bazılarında  da  şart  değildir  denilmektedir.  Bazı  mezheplerde  de  itikafın  mutlaka  Cuma   namazının   kılındığı  Camilerde   yapılması  şart  koşulmaktadır. İtikafa  giren  kimsenin  gücü  yettiği  kadar  gece  gündüz  namaz  kılması,  Kur’an  okuması,  istiğfar  etmesi,  dua  ve  niyazda  bulunması  veya   kelimei  tevhit  ve  tekbir  getirmesi,  dini  eserleri  de  okuyarak  vakit  geçirmesi  gerektiği  anlatılmaktadır.  İtikafa  giren  kimse,  Camide  yer  içer,  uyur  ve  ihtiyacı  olan  şeyleri  mümkün  olduğu  takdirde  Camide  tedarik  eder.  Tuvalete  gitmek,  abdest  almak,  gusletmek  gibi  tabii  ihtiyaçları  için  de  Camiden  dışarı  çıkabilir  denilerek  daha  bir  çok  ayrıntıya  yer  verilmekte,  nafile  olan  itikafın  süre  olarak  en  az  bir  gün  olması  gerektiği,  kadınların  ise   evlerinde  namaz   kıldıkları   odada,  kocasından  izin  alabildiği  takdirde  Camide  de  eşi  ile  birlikte  itikafa  girebileceği  gibi  Mezhepten  Meshebe,  Fakihten  Fakihe  değişen  farklı  farklı  birçok  ayrıntılar  yer  almaktadır.

Bu  zeminde  gereksiz  gördüğümüz  ve  o  kadar  çok  sayıda  olduğu  için  yer  veremeyeceğimiz  ve  Kur’anın  dışında  yüzlerce  uydurma  ve  birbirinden  farklı  önerilerin  yer  aldığı  hadis,  rivayet  ve  şartlarla  oluşturulmuş  itikaf  konusundaki  bu  öngörülerin  hiç  birisi  de  aslında  Kur’anı  az  çok  bilen,  dini  inançlarının  temeli  ve  rehberi  olarak  görenleri  ilgilendirmemelidir.

Bugün  inançların  temeline  yanlış  olarak  yerleşen  bu  faaliyet  şekilleri  ise “  belli  bir  zamanda  belli  şartlara  riayet  ederek  özel  bir  yerde  özel  bir  itaate  devam  etmek “  şeklinde  tarif  edilmişse  de,  yine  de   bu  çerçevede  Mezheplerle  bölünmüş  birçok  dini  bütün  görünen,  ama  gerçekte  Kur’anın  ayetlerinden  haberi  bile  olmayan  kişilerce  kendi  önderlerinin  yönlendirmeleri  doğrultusunda  uygulanmaktadır.  Halbuki   Fıkıh  kitaplarında  Ulemanın,  sonradan   hadis  ve  rivayetlerle  oluşturduğu  ayrıntılarla,  farklı  görüşlerle  belirlenen  bu  şekildeki  itikaf  uygulamaları,  insanın  kendini  bir  mağaraya   hapsetmesi  olarak  değil  de,  aslında  ya  Mekke’de  Hacc  ibadeti   esmasında   Beytullah’ta  Kur’ana  odaklanarak,  veyahut  da  kendi  evinde  daha  sakin  ve  odaklanabileceği  şekilde  Kur’an  ayetlerini  öğrenerek,  öğretecek  noktaya  gelen  akif  / Tevhit  bilinçli  öğretmen  olabilme,  Allah’ın  mesajını  iyi  ve  doğru  anlamaya  çalışılması  olarak  anlaşılmalıdır. Kur’anı  anlamadan,  öğütlerini  öğrenmeden,  hayatın  rehberi  yapılmadan  yerine  getirilen,  adı  ne  olursa  olsun  bütün  uygulamaların,  zamanın  boşa  harcanmasının  yanı  sıra   havanda  su  dövmekten,  karanlık  ve  bulanık  suda   balık  avlamaya  çalışmaktan  başka,  kişilerin  Allah  katındaki  değerine  olumlu  bir  katkısının  olacağını  söyleyemeyiz.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !....

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET