Allah'ın selamı üzerinize olsun hocam.Kıymetli hocam Kuran a göre: (1) hamd ve şükür arasında ki fark nedir,ne olunca hamd etmeliyiz,ne olunca şükretmeliyiz? (2) haram ve günah farklı kavramlar mı,büyük ve küçük günahlar nelerdir? (3) dilimizde"hayır" kelimesinin karşılığı "yok" demek;"hayırlısı olsun" dediğimizde olumsuz bir temennide mi bulunmuş oluruz? (4) birini öldürmek,o nun hayat hakkını elinden almak en büyük kul hakkına girmek değil midir,kul hakkı yemenin cezası nedir,pişman olan helalleşmeyi kimden,nasıl yapmalıdır? Cevaplamanızı çok rica ediyorum.teşekkür ederim hocam Allah'a emanet olun.
Zeki Çelik.
21-05-2022
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Peygamberimizin vefatından sonra geçen bin dört yüz yıllık zaman diliminde birçok ulemanın kendi görüşlerine göre fetvalar vererek, aslında Kur’anımızda her biri birçok ayetle etraflıca ele alınıp açıklanmış olduğu halde, Kur’anın dışında üzerlerine binlerce uydurma hadis oluşturularak Müslüman toplumlarına aktardıkları ve din adına bugün adeta yanlış ve kanıksanmış olarak uygulama ve inançlarla yerine getirilen yine her biri birçok kavramı ve ayrıntıyı kapsayan dört konuya yönelik sorular oluşturmuşsunuz.
Ülkemiz insanları okuyarak bilgi edinme ve doğruya ulaşabilme çabaları açısından, genellikle oldukça yorgun, isteksiz ve çabuk sıkılan bir yapıya sahiptir. Sizin bu dört sorunuzla ilgili birçok ayet ve ayrıntılarla ikna edici ve doyurucu açıklamalara bu zeminde çok sayıda ayet ayrıntılarıyla yer verilmesinin çok uzun ve sıkıcı olacağı, okunmasının zaman gerektireceği, birçok okuyucunun da aslında bu konulardaki yanlış algılamalarının olabileceği nedenlerine bağlı olarak sıkılmadan daha kolay kavrayabilmeleri açısından adeta olanaksız gibi görülmektedir. Dilerseniz bugünkü açıklamalarımızda sadece birinci sorunuza yer verelim, diğer zamanlarda da birer birer yönelteceğiniz diğer üç sorunuza da o zaman diliminde gerekli açıklamaları yapmaya çalışalım.
Hamd ve Şükür sözcükleri, bugün toplumumuzda adeta ikisi de aynı anlamda imiş gibi dil alışkanlığıyla arka arkaya kullanılmakta, Allah’ın bu sözcüklerle tesbih edildiği, anıldığı ve Allah’a karşı sorumluluğun yerine getirildiği zannedilmektedir. Çünkü bu sözcüklerin gerçek anlamı zaman içerisinde ulema tarafından değişik içtihatlarla farklı hale getirilmiş, kavramların içi boşaltılmış, sadece ağızda kalan, anlamları da bilinmeden, ağızdan çıkan laflarla ağız alışkanlığı haline dönüştürülmüştür.
Hamd : Nimetleri veren, yarattığı kullarına gerekli yardımları yapan Allah’ın, sonsuz güç ve kudretine, verdiği nimetlerin sınırsızlığına ve zenginliğine, O’nun Rabliğine duyulan hayranlık nedeniyle dile getirilen bir övgüdür. Allah'ı güzel isimleriyle ve Kur'an ayetleriyle yeterince tanıyan, O'na iman eden bir müminin, hatırına getirdiği herhangi bir anda bir defa ağız ve kalp ile Elhamdülillah demesi, Allah'ı anmaktır ve O'nu överek yüceltmektir. Bu nedenle de namaz kılanlar adeta günde kırk kez Fatiha Suresini okurken “ Elhamdülillahi Rabbil alemin, errahmanirrahim, maliki yevmiddiyn “ derler. Ve hesap gününün sahibi, Rahman ve Rahim olan, zerreden kürreye bütün yaratılmış Alemlerin Rabbi / Efendisi programlayan, çekip çeviren Allah’ı överek tesbih ederler. Elhamdülillah denildiği zaman, “ Allah’ım bütün övgüler sadece Senin içindir, sadece Sen övülmeye layık olansın. “ denilmiş ve Allah tesbih edilerek yüceltilmiş olunur. Ama bu söylem, Allah yeterince tanınarak, ancak kalbe yerleştirilmiş iman ve bilinçle olduğu zaman değer kazanır. Aslında Rabbimizin “ Elhamdülillah “ deyin diye bir isteği yoktur. Çünkü bilinçsizce sadece ağız alışkanlığıyla lafta kalacak olan, fakat anlamı da bilinmeyen, hayata geçirilemeyen imanın, bilinçsiz ve kalpte yerleşmemiş olan söylemlerin Allah katında hiç bir değeri yoktur. Rabbimizin isteği ise tüm övgülerin sadece Kendisi için olduğunun bilinerek, hayatın her alanında dikkat edilerek, Kendisinden başka Veli, Evliya, Mürşit, İmam, Şeyh denilen kişilerin veya Peygamber de olsa abartılar düzülerek övülmesini, Allah’a ortak ve aracılar oluşturulmasını istememektedir. İşte bundan dolayı Peygamberimize sadece lafta salavat getirme gibi, Şefaat ya Resulullah denilmesi gibi, Cami minarelerinden “ Sela verme “ adıyla okunan, abartılı methiyeler, okutanları da, okuyanları da farkında olmadıkları bir şirk bataklığına sürüklemektedir. Elhamdülillah diyerek Allah'la sözleştikleri halde, Hamd sözcüğünün gerçek anlamının aksine hareket ettikleri için onları da yalancı konumuna getirmektedir.
Şükür sözcüğü Kur’anda 74 kez değişik ayrıntıları ve örnekleri ile ele alınarak açıklanıp üzerinde çok durulmuş ve doğru anlaşılması gereken, Müslüman’ın imanının gereği olarak aslında yerine getirilmesi istenen temel görevlerinden biridir. Bundan dolayıdır ki örneğin Furkan Suresinin 62. ayetinde “ Ve O, öğüt almayı veya şükredenler / kendisine verilen nimetlerin karşılığını ödemeyi dileyen kimseler için gece ile gündüzü birbiri ardınca getirendir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi birçok ayette de inananlar aynı zamanda “ şükredenler “ olarak nitelendirilmişlerdir. İbrahim Suresinin 7. ayetinde de “ Rabbiniz ilan etmişti : Andolsun ki şükrederseniz / sahip olduğunuz nimetlerin karşılığını öderseniz, elbette size arttırırım ve eğer nankörlük / iyilik bilmezlik ederseniz hiç şüphesiz azabım çok çetindir. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi bazı ayetlerde şükür sözcüğü ile zıt anlamda olarak kullanılan “ küfran “ sözcüğü de yine müminin asla yapmaması gereken bir davranış olarak “ nankörlük “ anlamında yer almaktadır.
Arapçada Şükür : Hayvanın yediği besinin karşılığında verdiği süt ve semizliği ile belli etmesi demektir. ( Lisanül Arab c. 5. Sa. 163 ) Yani beslenen hayvanın yediklerinin karşılığını, örneğin tavuğun yumurta ve et, ineğin, koyunun süt, deri ve et şeklinde maddeten vermesi demektir. Din terminolojisinde ise şükür, insanların Allah’ın kendilerine verdiği nimetlere karşı, bu nimetlerin karşılığını Allah’a ödemesi, o nimetlerin bir kısmını Allah rızası için insanların yararlanabilmesi adına kullanması, harcaması, feda etmesi demektir. İnsanın Allah’a şükretmesi, kuru bir laf sözcüğü ile olmaz. Ama buna rağmen Ulema tarafından dilin şükrü, kalbin şükrü, bedenin şükrü gibi gereksiz tasniflere tutulmuş, gerçek mecrasından saptırılmıştır. Oysa şükrün bütün ayrıntıları Neml 19, Zümer 7, Ahkaf 15, Hacc 36, Araf 10, Yasin 34, 35, Nahl 14, 78, ayetlerinde bu zeminde ancak ana hatlarıyla belirtebileceğimiz gibi “ Allah’ın ana ve baba fedakârlıkları aracılığıyla insana lütfettiklerinden dolayı ana ve babaya da şükürden, büyük baş, küçük baş hayvanlardan, üzüm bağları, hurma bahçeleri, denizin nimetlerinden ve rızıklarından, yeryüzünde sağlanan geçimliklerden gibi nimetlerin karşılığının şükredilerek Allah'a ödenmesinin önemi belirtilirken Neml Suresinin 73. ayetinde de “ Ve hiç şüphesiz senin Rabbin, insanlara karşı büyük armağan sahibidir. Velâkin onların çoğu şükretmiyorlar / sahip olduklarının karşılığını ödemiyorlar. “ ifadeleriyle Zümer Suresinin 66. ayetinde de “ Yalnız Allah’a kulluk et ve sahip olduğun nimetlerin karşılığını ödeyenlerden ol. “ ifadeleriyle Bakara Suresinin 152. ayetinde de “ Öyleyse Beni anın ki, Ben de sizi anayım. Ve bana şükredin / verdiğim nimetlerin karşılığını ödeyin. Bana nankörlük / iyilik bilmezlik etmeyin. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi Allah’ın insanlara verdiği, bahşettiği sınırsız, sayısız nimetlerin karşılığının mutlaka ödenmeye çalışılması istenerek, inanmış insanların temel bir görevi yerine konulmaktadır. Ardından da Kamer 33, 35, Ali İmran 144, İnsan 22 ayetlerinde de görüldüğü gibi, Allah’ın şükreden, verdiği nimetlerin karşılığını ödeyen kullarını ödüllendireceği, İbrahim 6, Enam 160, Bakara 261. ayetlerinde gördüğümüz gibi şükredenlere karşı onların nimetlerinin daha da arttırılacağından söz edilmektedir.
Dolayısıyla sonuç olarak Hamd sözcüğü ile Şükür sözcükleri aynı anlamda olmayan, bilakis uygulamaları ve yerine getirilmeleri gereken fiilleriyle, işlevleriyle birbirinden çok farklı olan kavramlardır. Hamd, Allah’ı yeterince tanıyarak kalbe yerleştirilmiş iman ve bilinç ile başkalarını ortak koşmamayı sürekli akılda tutarak, ağızdan çıkarılacak lafla yerine getirilebilecek bir tesbihat olduğu halde, Şükür ise fiil, eylem, fedakârlık, paylaşma, dayanışma gerektiren davranışlar bütünüdür. Çok bolluk içerisinde yaşayan, sahip olduğu nimetlerin kim tarafından verildiğinin ve Allah'ın farkında olmayan, karnını tıka basa zengin sofralarında doyuran birilerinin sadece ağız alışkanlığıyla “ elhamdülillah yarabbi şükrü “ demesi ona herhangi bir şey kazandırmaz, bilakis Allah katında onu borçlu kılar. Bu borç üzerine yazılır. Ayetlerde “ Hala şükretmeyecek misiniz ? / Allah’ın verdiği nimetlerin karşılığını ödemeyecek misinz ? “ sorgulamasının muhatabı kılar. Bu borç ise salat etmek, destekleşmek, ihtiyacı olan insanlarla ihtiyaçtan fazlasının paylaşılması, infak edilmesi, yetimin, yoksulun, aç olan insanların ihtiyacının karşılanması yollarıyla, onların yanında olunmasıyla ancak giderilebilir. Yüce Rabbimiz Allah, da “ Beni arayan onların yanında bulur, yok mu bana borç veren “ diyerek şükür davranışlarına, eylemlerine mecazi ve veciz ifadelerle biz müminlere seslenmektedir. Rabbimiz bütün müminleri gerçekten şükredenlerden kılsın. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...
Fulya C.
22-05-2022
Allah razı olsun, ilminiz daim olsun inşaallah Allah'a emanet olun hocam