Değerli hocam, tabbii biz müslümanız. Ben öldükten sonraki hayatı merak ediyorum. Cennete kimler girecek, Müslümanlardan başka kimse Cennete giremeyecek mi ? Peygamberimizden önce dünyaya gelip yaşamış milyarlarca insanın durumu ne olacak. Cenneti kazanmak için insanlar neler yapmalıdırlar ? Selamun aleyküm.
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Tarih boyunca bütün toplumlarda öldükten sonraki hayata inanmış olan insanlar, nasıl ve hangi bir dine inanmış olursa olsun, öldükten sonraki hayatlarında da en güzeli ve yaşam koşullarını da istemişler, beklenti içerisinde olmuşlardır. Adem peygamberle başlayıp bizim peygamberimize kadar devam ede gelen Allah inancıyla da amel eden, yakın çağlarda gördüğümüz ehli kitap denilen Yahudiler de, Hristiyanlar da ve hatta Müslümanlar da öldükten sonra hep sadece kendilerinin Cennete gireceğini dile getirmekte, diğer insanlara Cennette yer bırakmamaktadırlar. Siz de bu bağlamda çok sıklıkla dile getirilen bir sorular zinciriyle özünde “ Kimler Cennete girecek “ sorunuzla dikkat çekmişsiniz.
Cennet,
Allah’a inanmış, bütün benliğiyle, bilgisiyle
O’na yönelmiş, peygamberlerine, kitaplarına ve
Ahiret gününe iman etmiş, hayatı boyunca
emir ve yasaklarına uymaya çalışmış, insan
olabilme adına ahlâkı, üretimleri, paylaşımları ve çabalarıyla, Allah'a bağlılığı,
sakınması, samimiyeti, insanlar
arasında ilişkilerindeki davranışları
ile dürüst ve iyi bir insan
olmayı başarabilen takva sahibi kullarına,
ölümden sonraki Ahiret hayatında, Allah'ın
vaat ettiği ödülüdür.
Cennet, ne
Yahudilerin, ne Hristiyanların, ne Müslüman olduğunu
söyleyenlerin, zamanımızda ve özellikle ülkemizde çoğunlukla insanları avucunun içinde tutan, Din ve inanç adına hüküm veren ne Tarikat
veya ne Cemaat önderlerinin de tekelinde değildir. Ali İmran
Sûresinin 113 – 114. ayetlerinde
“
Hepsi bir değildirler.
Kitap ehli içinde
doğruluk üzere bulunan
bir önderli topluluk
vardır ki onlar,
gecenin saatlerinde boyun
eğip teslimiyet göstererek
Allah’ın ayetlerini okurlar.
Allah’a ve ahiret
gününe inanırlar, herkesçe
iyi kabul edilen
şeyleri emrederler. Herkesçe kötülüğü
kabul edilen şeylerden
vazgeçirmeye çalışırlar, hayırlarda
da birbirleriyle yarışırlar.
İşte onlar iyi
insanlardandırlar.” Ali İmran
Sûresinin 199. ayetinde “ Şüphesiz
Kitap Ehlinden, Allah’a
inananlar, size indirilene
ve kendilerine indirilene
inananlar da vardır.
Onlar Allah’ın ayetlerini
az bir değere
değişmezler. İşte onlar,
ücretleri Rabbleri katında
olanlardır. “ ifadelerinde gördüğümüz
gibi tarih boyunca
gönderilmiş bütün peygamberlerin öğretileriyle
beraber olarak yaşayanlar, Bakara
Sûresinin 62. ayetinde “ Şüphesiz şu iman etmiş kişiler, Yahudileşmiş kişiler, Nasraniler / Hristiyanlar
ve Sabiiler her kim Allah’a ve
ahiret gününe iman eder ve salihi
işlerse, artık Rabbleri katında bunlar için
ecirleri vardır. Bunlara korku yoktur.
Bunlar mahzun da olmayacaklar. ” İfadelerinde de
gördüğümüz gibi inancının,
dininin
adı ne olarak konulmuş
olursa olsun, Yahudiler
de, Hristiyanlar da,
Sabiiler / Yahya peygamberin öğretisinde
olanlar da ayetlerde
belirtilen iyi insanlık
ölçülerinde hepsi de
Cennete gireceklerdir.
Ayetlerdeki Yahudileşmiş kişiler ifadesi, İbrahim peygamberin torunu Yakub Peygamber’e ve onun soyundan gelen peygamberlere inanmış olan bu günkü İsrailliler veya Yahudiler denilen insanların atalarıdır. Nasraniler ifadesi, İsa Peygambere inanan Hristiyanlardır. Sabiiler ise pek çok rivayetlerle anlatılanların dışında burada anlatılmak istenen, “ akıllarıyla Allah’ın varlığı, birliği ve Ahiret hakikatine ulaşan, fakat kendilerine elçi ve vahiy ulaşmayan doğal dindarlardır, aynı zamanda bu sözcüklerin geçtiği ayetlerde ve İncillerde de sözü edilen Yahya peygamberin öğretisinde olan insanlardır.
Allah’ın tarih
boyunca değişik peygamberler
aracılığıyla indirmiş olduğu
bütün Kitapların öğretisinde
Allah katında tek
bir din vardır,
onun adı da
İslam’dır. Musevi, Yahudi, Nasrani,
İsevi, Hristiyan isimlerini
insanlar sonradan kendileri
koymuşlardır. Aslında Kur’ana
göre hepsi de
Müslümandırlar. Biz de
Müslümanız amma lafla
sadece Müslümanım demekle
Müslüman olunmamaktadır. Hücurat
Sûresinin 14. ayetinde “ Bedevi Araplar inandık iman ettik
dediler. De ki : Siz inanmadınız, ama
eslemna / İslamlaştık, sağlamlaştırdık
deyin. İman henüz kalplerinize girmedi .“ denildiği gibi, Kur’anı
anladığımız dilde, mealini, tefsirini, düşünerek,
öğüt alarak, okumadan, O’nun terbiyesine
girmeden, Allah Resulü gibi Kur’ana tabi
olmadan iman etmiş olmak, sadece beş
vakitte ne yaptığımızın şuurunda olmadan
namaz kılmak, bizi Bedevi Araplarının
durumlarından farklı bir hale getirmez.
Enfal Sûresinin 2 – 4. ayetlerinde “ Hiç
şüphesiz müminler ancak, Allah anıldığı
zaman yürekleri ürperen, O'nun ayetleri
kendilerine okunduğu zaman iman açısından güç
kazanan ve yalnızca Rabblerine sonucu
havale eden, salatı ikame eden ve bizim
kendilerine rızk olarak verdiğimiz şeylerden
Allah yolunda / Kamu ve insanlar
için harcayan kimselerdir. İşte bunlar, gerçekten
inananların ta kendisidir. Onlara Rabbleri
katında dereceler, bağışlanma ve saygın bir
rızk vardır. “
Yüce
Rabbimiz Allah, Cennetin hangi şartlarda
kazanılabileceğini, kimlerin kendilerini kurtarabileceğini
pek çok ayette değişik ifadelerle açık açık belirtmiştir. Temelde iyi bir insan olabilme hedefinde
adeta insanlara lütfedeceğim dediği Cennetin
bedeli şudur diye
hepsinin ayrıntılarına burada
yer veremeyeceğimiz
Bakara 177, Tevbe 111, Saff 10, Ali
İmran 92, Kalem 34, Ankebut 1 - 5,
Nebe 31 - 36, ayetlerinde bildirdiği gibi örneğin Müminun
Sûresinin 1 – 11. ayetlerinde de “ Kesinlikle inananlar
zafer kazandılar. Onlar
salatlarında gösterişsiz / samimi
olan kimselerdir. Ve onlar
boş şeylerden yüz
çeviren kimselerdir. Ve
onlar zekatı / vergiyi
veren kimselerdir. Ve
onlar iffetlerini koruyan
kimselerdir. Ve onlar
emanetlerine ve sözleşmelerine riayet
eden kimselerdir. İşte
onlar içinde temelli
kalacakları Firdevs cennetine
son sahip olan
kimselerdir. “ Yine Bakara
Sûresinin 25. ayetinde “ İman
edip salihatı işleyen / düzeltmeye yönelik
işler yapan kimselere de, “ Şüphesiz kendileri için
altlarından ırmaklar akan cennetlerin olduğunu
“ müjdele. “ denildiği gibi * Tevhit / Allah'ın
birliği inancı ile ortak koşmama bilinciyle
sağlam ve şirke bulaşmamış tahkiki iman,
* Birr ve takva / her türlü
kötülükten sakınma ölçüsünde yaşam * Allah
yolunda ve insanlık için harcanacak çaba
ile doğruya yönelterek salihatı işlemek *
Allah'ın rızası gözetilerek, salat etme /
destekleşme, paylaşma, dayanışma yardımlaşma anlayışı
içerisinde ihtiyacı olan insanlar ve
yardım kurumları için infak edilerek
harcanacak para, mal, emek... olarak ana
hatlarıyla ortaya koymuştur.
Salihati işlemek ifade kalıbı Kur’anda 62 ayette yer alır. İfadenin orijinali pek çok mealde Ameli Salih olarak çevrilmiştir ki bu doğru değildir. Islah sözcüğünden türemiş olan salihat, düzeltmek demektir. Dinimizdeki, düzeltmek ise, dinimize göre yanlış ve eksik olan şeyleri doğruya yöneltmek, eksikleri tamamlamak için gösterilen çabalardır. Bu tür çalışmaları yapanları Kur’an, muslih olarak isimlendirmiştir. ( Bakara 11. 220. Araf 56. 85. Hud 117. Kasas 19. )
Allah’a kulluk ( ibadet ) etmenin şekillerinden olan ve bunlara nüsuk denilen, kişinin kendisi için şekli görünümü ile yaptığı, namaz kılma, oruç tutma, hacca gitme, zekât verme, ibadetleri, salihatı işlemek değildir. Ama öğüt verme yolu ile ikna ederek, salatı / destekleşmeyi, paylaşmayı, yardımlaşmayı, dayanışmayı, dine arka çıkmayı, öğrenme ve öğretmeyi ve bunların kurumlarını ikame ettirmek, namaz kılmayanı ikna yolu ile namaz kılar, zekât / vergi vermeyeni zekât verir, oruç tutmayanı oruç tutar hale getirmek, onları doğru bildiklerini zannettikleri yanlışlarından arındırarak, Kur'anın doğrularına yöneltmek salihatı işlemektir. İçinde yaşadığımız toplumda ve zamanda din adına görülen her türlü sosyal, ekonomik, adli olumsuzlukları düzeltmek için yapılan her türlü çalışmalar da salihatı işlemektir. Kur’anda, kişinin kendisi için evinde kıldığı namaz, tuttuğu oruç gibi dışa ve başkalarına yansımayan şekli ibadetlere “ hasenat " denir. Bunlar Allah'la kul arasındadır ve Allah'a yakınlaşma vesileleridir. Hasenat ile salihatı birbirine karıştırmamak gerekir. Bu iki farkı gözeten Rabbimiz, her bir haseneye on karşılık verirken, ayette de gördüğümüz gibi, salihatı işleme karşılığında cenneti vaat etmektedir.
Peki günahkâr Müslümanların durumu hesap gününde ne olacak ? Bir takım kişilerin iddia ettikleri gibi önce Cehenneme girip, günahları kadar azap çektikten sonra arınıp, ondan sonra mı Cennete girecekler ? Eğer öyle olacaksa Kur’anda pek çok ayette ifade edilen " Allah’ın tevbe edin emrinin " bir anlamı kalmaz. Oysa Yüce Rabbimiz, tevbe kapılarını ardına kadar açmıştır, tevbeleri çokça kabul eden Tevvab’tır. Her fırsatta tevbe etmemizi, cahillikle işlediğimiz günahlarımızı bağışlayacağını bildirmektedir. Bundan dolayı Ankebut Sûresinin 7. ayetinde " Ve inanan ve salihatı işleyen / düzeltmeye yönelik işler yapan kimseler, onların kötülüklerini elbette örteceğiz ve kesinlikle onlara yaptıklarının daha güzeli ile karşılık vereceğiz. " ifadeleriyle belirtildiği gibi Allah’a ortak koşmamış / şirke bulaşmamış Müslümanların günahlarını Rahman ve Rahim olarak affedecek ve onları Cehenneme koymadan Cennetine koyacaktır.
Haşr Sûresinin 18. ayetinde " Ey inanmış olan kişiler ! Allah'ın koruması altına girin, her kişi yarın için ne hazırladığına bir baksın. " uyarısından dolayı bu dünyada da, Ahiret hayatında da kurtuluş, Kitabımız Kur’ana ve Yüce Allah'a gerçek manada yönelmek, Kur'anı anlayabileceğimiz dilde okuyarak anlamak, bütün hükümlerine uymak ve aklı egemen kılarak iyi ve dürüst bir insan olmakla ancak mümkün olabilecektir. Bu dünyasını Kur’an ve Allah’ın ayetleriyle güzelleştirebilenlerin “ Benim Ahretim ne olacak ? “ diye endişe etmesine hiç gerek kalmayacaktır. Bütün bunlara rağmen Allah'ın insanlar için bahşettiği nimetlere karşı, hayat boyunca yerine getirilecek ibadetlerin hiç biri aslında Cennetin kazanılmasına yetmez. Eğer Allah, Rahman, Rahim ve Tevvab sıfatlarıyla bağışlayarak lütufta bulunmazsa hiç kimse de Cenneti kazanamaz. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...