TÜM SORULAR

Soru

Ozan S.   11-11-2024   62

Değerli hocam, tabbii biz müslümanız. Ben öldükten sonraki hayatı merak ediyorum. Cennete kimler girecek, Müslümanlardan başka kimse Cennete giremeyecek mi ? Peygamberimizden önce dünyaya gelip yaşamış milyarlarca insanın durumu ne olacak. Cenneti kazanmak için insanlar neler yapmalıdırlar ? Selamun aleyküm.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      12-11-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun ! 

Tarih  boyunca  bütün  toplumlarda  öldükten  sonraki  hayata  inanmış  olan  insanlar,  nasıl  ve  hangi  bir  dine  inanmış  olursa  olsun,  öldükten  sonraki  hayatlarında  da  en  güzeli  ve  yaşam  koşullarını  da  istemişler,  beklenti  içerisinde  olmuşlardır. Adem  peygamberle  başlayıp  bizim  peygamberimize  kadar  devam  ede  gelen  Allah  inancıyla  da   amel  eden,  yakın  çağlarda  gördüğümüz  ehli  kitap  denilen  Yahudiler  de,  Hristiyanlar  da  ve  hatta  Müslümanlar  da   öldükten  sonra  hep  sadece  kendilerinin  Cennete  gireceğini  dile  getirmekte,  diğer  insanlara  Cennette  yer  bırakmamaktadırlar. Siz  de  bu  bağlamda  çok  sıklıkla  dile  getirilen  bir  sorular  zinciriyle  özünde  “  Kimler  Cennete  girecek “  sorunuzla  dikkat  çekmişsiniz.

Cennet,  Allah’a  inanmış,  bütün  benliğiyle,  bilgisiyle  O’na  yönelmiş,  peygamberlerine,  kitaplarına  ve  Ahiret  gününe  iman  etmiş,  hayatı  boyunca  emir  ve  yasaklarına  uymaya  çalışmış,  insan  olabilme  adına  ahlâkı,  üretimleri,  paylaşımları  ve  çabalarıyla,  Allah'a  bağlılığı,  sakınması,  samimiyeti,  insanlar  arasında  ilişkilerindeki  davranışları  ile  dürüst  ve  iyi  bir  insan  olmayı  başarabilen  takva  sahibi  kullarına,  ölümden  sonraki  Ahiret  hayatında,  Allah'ın  vaat  ettiği  ödülüdür. 

Cennet,  ne  Yahudilerin,  ne  Hristiyanların,  ne  Müslüman  olduğunu  söyleyenlerin,  zamanımızda  ve  özellikle  ülkemizde  çoğunlukla  insanları  avucunun  içinde  tutan,  Din  ve  inanç  adına  hüküm  veren  ne  Tarikat  veya  ne  Cemaat  önderlerinin  de  tekelinde  değildir.  Ali  İmran  Sûresinin  113 – 114.  ayetlerinde  “  Hepsi  bir  değildirler.  Kitap  ehli  içinde  doğruluk  üzere  bulunan  bir  önderli  topluluk  vardır  ki  onlar,  gecenin  saatlerinde  boyun  eğip  teslimiyet  göstererek  Allah’ın  ayetlerini  okurlar.  Allah’a  ve  ahiret  gününe  inanırlar,  herkesçe  iyi  kabul  edilen  şeyleri  emrederler. Herkesçe  kötülüğü  kabul  edilen  şeylerden  vazgeçirmeye  çalışırlar,  hayırlarda  da  birbirleriyle  yarışırlar.  İşte  onlar  iyi  insanlardandırlar.”  Ali  İmran  Sûresinin  199.  ayetinde “  Şüphesiz  Kitap  Ehlinden,  Allah’a  inananlar,  size  indirilene  ve  kendilerine  indirilene  inananlar  da  vardır.  Onlar  Allah’ın  ayetlerini  az  bir  değere  değişmezler.  İşte  onlar,  ücretleri  Rabbleri  katında  olanlardır. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  tarih  boyunca  gönderilmiş  bütün  peygamberlerin  öğretileriyle  beraber  olarak  yaşayanlar,  Bakara  Sûresinin  62.  ayetinde  “  Şüphesiz  şu  iman  etmiş  kişiler,  Yahudileşmiş  kişiler,  Nasraniler  /  Hristiyanlar  ve  Sabiiler  her  kim  Allah’a  ve  ahiret  gününe  iman  eder  ve  salihi  işlerse,  artık  Rabbleri  katında  bunlar  için  ecirleri  vardır.  Bunlara  korku  yoktur.  Bunlar  mahzun  da  olmayacaklar. ”  İfadelerinde  de  gördüğümüz  gibi  inancının,  dininin  adı  ne  olarak  konulmuş  olursa  olsun,  Yahudiler  de,  Hristiyanlar  da,  Sabiiler  /  Yahya  peygamberin  öğretisinde  olanlar  da  ayetlerde  belirtilen  iyi  insanlık  ölçülerinde  hepsi  de  Cennete  gireceklerdir.

Ayetlerdeki  Yahudileşmiş  kişiler  ifadesi,  İbrahim  peygamberin  torunu  Yakub  Peygamber’e  ve  onun  soyundan  gelen  peygamberlere  inanmış  olan  bu  günkü  İsrailliler  veya  Yahudiler  denilen  insanların  atalarıdır.  Nasraniler  ifadesi,  İsa  Peygambere  inanan  Hristiyanlardır.  Sabiiler  ise  pek  çok  rivayetlerle  anlatılanların  dışında  burada  anlatılmak  istenen, “  akıllarıyla  Allah’ın  varlığı,  birliği  ve  Ahiret   hakikatine  ulaşan,  fakat  kendilerine  elçi  ve  vahiy  ulaşmayan  doğal  dindarlardır,  aynı  zamanda  bu  sözcüklerin  geçtiği  ayetlerde  ve  İncillerde  de  sözü  edilen  Yahya  peygamberin  öğretisinde  olan  insanlardır.

Allah’ın  tarih  boyunca  değişik  peygamberler  aracılığıyla  indirmiş  olduğu  bütün  Kitapların  öğretisinde  Allah  katında  tek  bir  din  vardır,  onun  adı  da  İslam’dır.  Musevi,  Yahudi,  Nasrani,  İsevi,  Hristiyan  isimlerini  insanlar  sonradan  kendileri  koymuşlardır.  Aslında  Kur’ana  göre  hepsi  de  Müslümandırlar.  Biz  de  Müslümanız  amma  lafla  sadece  Müslümanım  demekle  Müslüman  olunmamaktadır. Hücurat  Sûresinin  14. ayetinde  “ Bedevi  Araplar   inandık  iman  ettik  dediler.  De  ki  :  Siz  inanmadınız,  ama  eslemna  /  İslamlaştık,  sağlamlaştırdık  deyin.  İman  henüz  kalplerinize  girmedi .“  denildiği  gibi,  Kur’anı  anladığımız  dilde,  mealini,  tefsirini,  düşünerek,  öğüt  alarak,  okumadan,  O’nun  terbiyesine  girmeden,  Allah  Resulü  gibi  Kur’ana  tabi  olmadan  iman  etmiş  olmak,  sadece  beş  vakitte  ne  yaptığımızın  şuurunda  olmadan  namaz  kılmak,  bizi  Bedevi  Araplarının  durumlarından  farklı  bir  hale  getirmez. Enfal  Sûresinin  2 – 4. ayetlerinde Hiç  şüphesiz  müminler  ancak,  Allah  anıldığı  zaman  yürekleri  ürperen,  O'nun  ayetleri  kendilerine  okunduğu  zaman  iman  açısından  güç  kazanan  ve  yalnızca  Rabblerine  sonucu  havale  eden,  salatı  ikame  eden  ve  bizim  kendilerine  rızk  olarak  verdiğimiz  şeylerden  Allah  yolunda  /  Kamu  ve  insanlar  için  harcayan  kimselerdir.  İşte  bunlar,  gerçekten  inananların  ta  kendisidir.  Onlara  Rabbleri  katında  dereceler,  bağışlanma  ve  saygın  bir  rızk  vardır. “

Yüce  Rabbimiz  Allah,  Cennetin  hangi  şartlarda  kazanılabileceğini,  kimlerin  kendilerini  kurtarabileceğini  pek  çok  ayette  değişik  ifadelerle  açık  açık  belirtmiştir. Temelde  iyi  bir  insan  olabilme  hedefinde  adeta  insanlara  lütfedeceğim  dediği  Cennetin  bedeli  şudur  diye  hepsinin  ayrıntılarına  burada  yer  veremeyeceğimiz  Bakara  177,  Tevbe  111,  Saff  10,  Ali  İmran  92,  Kalem  34,  Ankebut  1 - 5,  Nebe  31 - 36,  ayetlerinde  bildirdiği  gibi   örneğin  Müminun  Sûresinin  1 – 11.  ayetlerinde  de  “  Kesinlikle  inananlar  zafer  kazandılar.  Onlar  salatlarında  gösterişsiz  /  samimi  olan  kimselerdir.  Ve  onlar  boş  şeylerden  yüz  çeviren  kimselerdir.  Ve  onlar  zekatı  /  vergiyi  veren  kimselerdir.  Ve  onlar  iffetlerini  koruyan  kimselerdir.  Ve  onlar  emanetlerine  ve  sözleşmelerine  riayet  eden  kimselerdir.  İşte  onlar  içinde  temelli  kalacakları  Firdevs  cennetine  son  sahip  olan  kimselerdir. “  Yine  Bakara  Sûresinin  25.  ayetinde   İman  edip  salihatı  işleyen  /  düzeltmeye  yönelik  işler  yapan  kimselere  de,  “  Şüphesiz  kendileri  için  altlarından  ırmaklar  akan  cennetlerin   olduğunu  “  müjdele. “  denildiği  gibi  *  Tevhit  /  Allah'ın  birliği  inancı  ile  ortak  koşmama  bilinciyle  sağlam  ve  şirke  bulaşmamış  tahkiki  iman,  *  Birr  ve  takva  / her  türlü  kötülükten  sakınma  ölçüsünde  yaşam  *  Allah  yolunda  ve  insanlık  için  harcanacak  çaba  ile  doğruya  yönelterek  salihatı  işlemek  *  Allah'ın  rızası  gözetilerek,  salat  etme  /  destekleşme,  paylaşma,  dayanışma  yardımlaşma  anlayışı  içerisinde  ihtiyacı  olan  insanlar  ve  yardım  kurumları  için  infak  edilerek  harcanacak  para,  mal,  emek... olarak  ana  hatlarıyla  ortaya  koymuştur. 

Salihati  işlemek  ifade  kalıbı  Kur’anda   62  ayette  yer  alır. İfadenin  orijinali  pek  çok  mealde  Ameli  Salih  olarak  çevrilmiştir  ki  bu  doğru  değildir. Islah  sözcüğünden  türemiş  olan  salihat,  düzeltmek  demektir.  Dinimizdeki,  düzeltmek  ise,  dinimize  göre  yanlış  ve  eksik  olan  şeyleri  doğruya  yöneltmek,  eksikleri  tamamlamak  için  gösterilen  çabalardır. Bu  tür  çalışmaları  yapanları  Kur’an,  muslih  olarak  isimlendirmiştir. ( Bakara  11.  220.  Araf  56.  85.  Hud  117.  Kasas  19. )

Allah’a  kulluk  ( ibadet )  etmenin  şekillerinden  olan  ve  bunlara  nüsuk  denilen,  kişinin  kendisi  için  şekli  görünümü  ile  yaptığı,  namaz  kılma,  oruç  tutma,  hacca  gitme,  zekât  verme,  ibadetleri,  salihatı  işlemek  değildir.  Ama  öğüt  verme  yolu  ile  ikna  ederek,  salatı  /  destekleşmeyi,  paylaşmayı,  yardımlaşmayı,  dayanışmayı,  dine  arka  çıkmayı,  öğrenme  ve  öğretmeyi  ve  bunların  kurumlarını  ikame  ettirmek,  namaz  kılmayanı  ikna  yolu  ile  namaz  kılar,  zekât  /  vergi   vermeyeni  zekât  verir,  oruç  tutmayanı  oruç  tutar  hale  getirmek,  onları  doğru  bildiklerini  zannettikleri  yanlışlarından  arındırarak,  Kur'anın  doğrularına  yöneltmek  salihatı  işlemektir. İçinde  yaşadığımız  toplumda  ve  zamanda  din  adına  görülen  her  türlü  sosyal,  ekonomik,  adli  olumsuzlukları  düzeltmek  için  yapılan  her  türlü  çalışmalar  da  salihatı  işlemektir.  Kur’anda,  kişinin  kendisi  için  evinde  kıldığı  namaz,  tuttuğu  oruç  gibi  dışa  ve  başkalarına  yansımayan  şekli  ibadetlere  “ hasenat "  denir.  Bunlar  Allah'la  kul  arasındadır  ve  Allah'a  yakınlaşma  vesileleridir. Hasenat  ile  salihatı  birbirine  karıştırmamak  gerekir. Bu  iki  farkı  gözeten  Rabbimiz,  her  bir  haseneye  on  karşılık  verirken,  ayette  de  gördüğümüz  gibi,  salihatı  işleme  karşılığında  cenneti  vaat  etmektedir. 

Peki  günahkâr  Müslümanların  durumu  hesap  gününde  ne  olacak ?  Bir  takım  kişilerin  iddia  ettikleri  gibi  önce  Cehenneme  girip,  günahları  kadar  azap  çektikten  sonra  arınıp,  ondan  sonra  mı  Cennete  girecekler ?  Eğer  öyle  olacaksa  Kur’anda  pek  çok  ayette  ifade  edilen  "  Allah’ın  tevbe  edin  emrinin  "  bir  anlamı  kalmaz. Oysa  Yüce  Rabbimiz,  tevbe  kapılarını  ardına  kadar  açmıştır,  tevbeleri  çokça   kabul  eden  Tevvab’tır. Her  fırsatta  tevbe  etmemizi,  cahillikle  işlediğimiz  günahlarımızı  bağışlayacağını  bildirmektedir. Bundan  dolayı  Ankebut  Sûresinin  7. ayetinde  "  Ve  inanan  ve  salihatı  işleyen  /  düzeltmeye  yönelik  işler  yapan  kimseler,  onların  kötülüklerini  elbette  örteceğiz  ve  kesinlikle  onlara  yaptıklarının  daha  güzeli  ile  karşılık  vereceğiz. " ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  Allah’a  ortak  koşmamış / şirke  bulaşmamış  Müslümanların  günahlarını  Rahman  ve  Rahim  olarak   affedecek  ve  onları  Cehenneme  koymadan  Cennetine  koyacaktır.

Haşr  Sûresinin  18. ayetinde  "  Ey  inanmış  olan  kişiler !  Allah'ın  koruması  altına  girin,  her  kişi  yarın  için  ne  hazırladığına  bir   baksın. "  uyarısından  dolayı  bu  dünyada  da,  Ahiret  hayatında  da   kurtuluş,  Kitabımız  Kur’ana   ve  Yüce  Allah'a  gerçek  manada  yönelmek,  Kur'anı  anlayabileceğimiz  dilde  okuyarak  anlamak,  bütün  hükümlerine  uymak  ve  aklı  egemen  kılarak  iyi  ve  dürüst  bir  insan  olmakla  ancak  mümkün  olabilecektir. Bu  dünyasını  Kur’an  ve  Allah’ın  ayetleriyle  güzelleştirebilenlerin  “ Benim  Ahretim  ne  olacak ? “  diye  endişe  etmesine  hiç  gerek  kalmayacaktır.  Bütün  bunlara  rağmen  Allah'ın  insanlar  için  bahşettiği  nimetlere  karşı,  hayat  boyunca  yerine  getirilecek  ibadetlerin  hiç  biri  aslında  Cennetin  kazanılmasına  yetmez.  Eğer  Allah,  Rahman,  Rahim  ve  Tevvab  sıfatlarıyla  bağışlayarak  lütufta  bulunmazsa  hiç  kimse  de  Cenneti  kazanamaz.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET