Nuh tufani bolumunde hud suresi 34. Ayette Allah sizi azdirmayi murad ettiyse diye bir ifade geciyor Allahin kullari icin boyle bir muradi olurmu yoksa sapkinliklaricinde birakmakmi
Zeki Çelik.
22-12-2020
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun !
Sitemizde Nuh Tufanı konusu içerisinde Hud Suresinin 33 – 34. ayetlerinde “ Nuh : “ Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz O’nu aciz bırakanlar değilsiniz. Ben size öğüt vermek istemiş olsam da, eğer Allah sizi azdırmayı murat ediyorsa benim öğüdüm size bir yarar sağlamaz. O, sizin rabbinizdir ve yalnızca O’na döndürüleceksiniz. Dedi. “ ifadelerinin yer aldığı pasajda Allah’ın murat etmemesi halinde isteyerek onları sapkınlıklar içerisinde bırakabileceği düşüncesinin gerçeğinin ne olabileceğini merak etmişsiniz. Okuyarak ayrıntılarını merak ederek sorgulayan bir kardeşimiz olarak yönelttiğiniz ve bir çok insanın “ Allah’ın dilemesi “ konusundaki yetersiz bilgilere dayanan yanlış inançlarına dikkat çekmiş olduğunuzdan dolayı size teşekkür ederim.
Kur’anımızda Tekvir Suresinin 29. ayetinde “ Alemlerin Rabbi olan Allah, sizin düşünmenizi, öğüt almanızı dilemeyince siz dileyemezsiniz . “ ifadesi yer almaktadır. Ayetin ne demek istediğini anlayabilmek için öncelikle Allah’ın neyi dilediği, hem de kulun neyi dilediği belirlenmelidir. Aksi halde ayetin cümlesi tam olarak anlaşılmaz. Buna bağlı olarak Müddessir Suresinin 54 – 56. ayetlerinde de bize rehber olabilecek “ Öyleyse dileyen onu düşünür, öğüt alır. Ve onlar Allah’ın dilediğinin dışında öğüt alamazlar. “ ifadesi yer almaktadır. Bu cümle her dönemde Allah’ın ayetlerine karşı duranların inkar eden kafirlerin, ortak koşan müşriklerin bulunmasından dolayı “ Alemlerin Rabbi Allah size özgürlük vermeseydi, sizin kafir olmanızı, müşrik olmanızı dilemeseydi, siz kafirliği de müşrikliği de dileyemezdiniz, dolayısıyla da işleyemezdiniz. “ şeklinde olur. Dikkat edilirse insanın dilemesi Allah’ın dilemiş, murat etmiş olduğuna bağlıdır.
Gerçekten de Allah dilemedikten sonra hiç kimse, herhangi bir şeyi yapabilme irade ve gücüne sahip değildir. Her türlü ön hazırlığın yapıldığı ve gerçekleşmesi için gerekli uygun koşulların sağlandığı nice planların boşa çıkması sıklıkla karşılaşılan bir durum olabilmektedir. Bu demektir ki hayalini kurduğumuz herhangi bir arzumuzun, düşüncemizin, planımızın gerçekleşmesi ancak Allah’ın dilemesiyle, yada diğer bir ifadeyle Allah’ın izniyle mümkün olabilir. Bu tür ayetlerdeki mesajı doğru anlayabilmemiz için öncelikle “ meşiet “ kavramının Kur’an bütünlüğü içerisinde doğru anlaşılması gerekir. Aksi halde bir çok noktada çelişkiler ve farklı farklı yanlış kavram ve inançlar ortaya çıkabilir.
Meşiet sözcüğü Türkçeye de aynen Arapça anlamıyla geçmiş olan bir sözcüktür. “ Bir şey üzerinde karar vererek onu yapmaya azmetmek “ anlamındadır. Bu durumda nasıl ki “ İrade ” Allah’ın sıfatlarından biri ise “ Meşiet “ de Allah’ın İlim ve Kudret sıfatları gibi başka ayrı bir sıfatıdır. Allah’ın bu sıfatı dile getirilirken de genellikle “ irade “ sözcüğü kullanılmaktadır. Bu da irade sahibi bir varlığın önündeki seçeneklerden birini tercih etmesi, elindeki seçeneklerden biri üzerinde karar vermesi demek olan “ Meşiet “ sıfatı, Allah için söz konusu olduğunda “ Allah’ın olabilecek veya olmayabilecek her şeyi dilediği zamanda ve dilediği niteliklerde yapması veya yapmamasıdır. “ Evrendeki olmuş veya olacak her şeyin Allah’ın dilemesiyle olduğunu ve olacağını, O’nun her dilediğinin mutlaka olacağını, dilemediğinin de asla olamayacağını, Ali İmran Suresinin 47. ayetindeki “ Allah dilediği şeyi oluşturur ; O bir işe karar verdiği zaman onun için “ ol “ der, o da hemen olur. “ ifadelerinde de görmekteyiz. Fakat bunun yanı sıra Meşiet ( irade ) sahibi olan Allah, bu sıfatından kapasiteleri ölçüsünde insanlara da bahşetmiş ve insanlara özgür iradeleriyle seçme hakkı tanımıştır. Bu da Allah’ın bir meşietidir. Herkesçe bilinen bir gerçektir ki insanların baskıyla bir şeye inandırılımaları veya inançlarından vazgeçirilebilmesi mümkün değildir. İnanç bir gönül ve özgür irade ile bir seçim işidir. O nedenle Rabbimiz de Kehf Suresinin 29. ayetinde “ Ve deki : “ O gerçek Rabbinizdendir. O nedenle dileyen iman etsin, dileyen bilerek reddetsin. ( inanmasın ) “ ifadelerinde de gördüğümüz gibi izlenilecek yollarda verilecek kararlarda insanları özgür bırakmıştır. Allah’ın insanları inanç ve seçim konularında özgür bıraktığının anlaşılmasının yanı sıra “ Saptıranın da hidayete erdirenin de sadece Allah olduğu “ konusunun da iyi anlaşılması gerekir. Meşiet konusunu ve kavramını tüm boyutlarıyla incelememiş olanlar, Kur’an ayetlerinin bir çok yerinde yer alan ifadelere bağlı olarak “ saptırma, kalbi mühürleme, hidayet “ konularında yanılmakta “ Dalalet ve hidayetin “ herhangi bir esasa ve kurala bağlı olmadığını, Allah’ın rastgele birilerini saptırdığını, kimilerini de rastgele hidayete erdirdiğini ileri sürebilmektedirler. Oysa Allah’ın durup dururken birilerini saptıracağını iddia etmek, Allah’a zulüm yakıştırmak olur ki Allah hakkında böyle bir şey düşünülemez. Benzer ifadeler bir çok ayette yer aldığı gibi Fatır Suresini 8. ayetinde de “ Onun için kötü ameli kendisine süslü gösterilen sonra da onu güzel gören kişi mi ? Şüphe yok ki Allah dilediğini / dileyeni şaşırtır. Dilediğine / dileyene de kılavuzluk eder. “ ifadelerinde görüldüğü gibi Allah’ın kudret sıfatı öne çıkarılarak her şeye güç yetiren, Allah’ın dilediğini saptırdığı, dilediğini de doğru yola ilettiği ifade edilmiştir. Ancak dikkat edilirse bu ayetler rastgele değil, bir seçimi, meşieti, iradeyi ifade etmektedir. Bundan dolayı da Kur’anımızda Allah’ın insanları rastgele saptırmayacağına, kimlerin saptırılacağına veya hidayet edileceğine dair hepsini burada nakledemeyeceğimiz bir çok ayet görmekteyiz. Bütün bu ayetler Allah’ın her şeyin ve her işin asıl yaratıcısı olduğunu açıkça ifade eder, bu O’nun ilahlığının olmazsa olmazıdır. Bu halde dalaleti yaratan da, hidayeti yaratan da Allah’tır. Bunlardan birisini seçen ve isteyen de o yönde eğilim içerisinde olan da kulun kendisidir. Doğru ve yanlış yolun Allah’a izafesi yaratma açısından, insana izafesi ise seçme açısındandır.
Değerli kardeşim, soru olarak belirttiğiniz ayetin içerisinde de murat eden, dileyen ve meşieti ile o yolu yaratan Allah’tır. Ama kendi özgür iradeleri, eğilimleri ve yanlış seçimleri ile yanlış yolu seçen de bizatihi Nuh Peygamberin kavminin kendileridir. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !