Soru

Kamil Burhan K.   19-10-2020   114
Nuh tufani bolumunde hud suresi 34. Ayette Allah sizi azdirmayi murad ettiyse diye bir ifade geciyor Allahin kullari icin boyle bir muradi olurmu yoksa sapkinliklaricinde birakmakmi

Yanıtlar

Zeki Çelik.   22-12-2020  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  bereketi  üzerinize  olsun !

Sitemizde  Nuh  Tufanı  konusu  içerisinde  Hud  Suresinin  33 – 34.  ayetlerinde “  Nuh : “  Onu  size  ancak  dilerse  Allah   getirir. Ve  siz  O’nu  aciz  bırakanlar  değilsiniz. Ben  size  öğüt  vermek  istemiş  olsam  da,  eğer  Allah  sizi  azdırmayı  murat  ediyorsa  benim  öğüdüm  size  bir  yarar  sağlamaz. O,  sizin  rabbinizdir  ve  yalnızca  O’na  döndürüleceksiniz.  Dedi. “  ifadelerinin  yer  aldığı  pasajda  Allah’ın  murat  etmemesi  halinde  isteyerek  onları  sapkınlıklar  içerisinde  bırakabileceği  düşüncesinin  gerçeğinin  ne  olabileceğini  merak  etmişsiniz. Okuyarak  ayrıntılarını  merak  ederek  sorgulayan  bir  kardeşimiz  olarak  yönelttiğiniz  ve  bir  çok  insanın  “ Allah’ın  dilemesi “  konusundaki  yetersiz  bilgilere  dayanan  yanlış   inançlarına  dikkat  çekmiş  olduğunuzdan  dolayı  size  teşekkür  ederim.

Kur’anımızda  Tekvir  Suresinin  29. ayetinde  “ Alemlerin  Rabbi  olan  Allah,  sizin  düşünmenizi,  öğüt  almanızı  dilemeyince  siz  dileyemezsiniz . “  ifadesi  yer  almaktadır. Ayetin  ne  demek  istediğini  anlayabilmek  için  öncelikle  Allah’ın  neyi  dilediği,  hem  de  kulun  neyi  dilediği  belirlenmelidir. Aksi  halde  ayetin  cümlesi  tam  olarak  anlaşılmaz. Buna  bağlı  olarak  Müddessir  Suresinin  54 – 56. ayetlerinde  de bize  rehber  olabilecek  “ Öyleyse  dileyen  onu  düşünür,  öğüt  alır.  Ve  onlar  Allah’ın  dilediğinin  dışında  öğüt  alamazlar. “  ifadesi  yer  almaktadır. Bu  cümle  her  dönemde  Allah’ın  ayetlerine  karşı  duranların  inkar  eden  kafirlerin,  ortak  koşan  müşriklerin  bulunmasından  dolayı  “ Alemlerin  Rabbi  Allah  size  özgürlük  vermeseydi,  sizin  kafir  olmanızı,  müşrik  olmanızı  dilemeseydi,  siz  kafirliği  de  müşrikliği  de  dileyemezdiniz,  dolayısıyla  da  işleyemezdiniz. “  şeklinde  olur. Dikkat  edilirse  insanın  dilemesi  Allah’ın  dilemiş,  murat  etmiş  olduğuna  bağlıdır. 

Gerçekten  de  Allah  dilemedikten  sonra  hiç  kimse,  herhangi  bir  şeyi  yapabilme  irade  ve  gücüne  sahip  değildir. Her  türlü  ön  hazırlığın  yapıldığı  ve  gerçekleşmesi  için  gerekli   uygun  koşulların  sağlandığı  nice  planların  boşa  çıkması  sıklıkla  karşılaşılan  bir  durum  olabilmektedir. Bu  demektir  ki  hayalini  kurduğumuz  herhangi  bir  arzumuzun,  düşüncemizin,  planımızın  gerçekleşmesi  ancak  Allah’ın  dilemesiyle,  yada  diğer  bir  ifadeyle  Allah’ın  izniyle  mümkün  olabilir. Bu  tür  ayetlerdeki  mesajı  doğru  anlayabilmemiz  için  öncelikle  “  meşiet “  kavramının  Kur’an  bütünlüğü  içerisinde  doğru  anlaşılması  gerekir. Aksi  halde  bir  çok  noktada  çelişkiler ve  farklı  farklı  yanlış  kavram  ve  inançlar  ortaya  çıkabilir.

Meşiet  sözcüğü  Türkçeye  de  aynen  Arapça  anlamıyla  geçmiş  olan  bir  sözcüktür. “ Bir  şey  üzerinde  karar  vererek  onu  yapmaya  azmetmek “ anlamındadır.  Bu  durumda  nasıl  ki  “ İrade ”  Allah’ın  sıfatlarından  biri  ise  “ Meşiet “ de  Allah’ın  İlim  ve  Kudret  sıfatları  gibi  başka  ayrı  bir  sıfatıdır. Allah’ın  bu  sıfatı  dile  getirilirken  de  genellikle  “ irade “ sözcüğü  kullanılmaktadır. Bu  da  irade  sahibi  bir  varlığın  önündeki  seçeneklerden  birini  tercih  etmesi,  elindeki  seçeneklerden  biri  üzerinde  karar  vermesi  demek  olan  “ Meşiet “  sıfatı,  Allah  için  söz  konusu  olduğunda  “  Allah’ın  olabilecek  veya  olmayabilecek  her  şeyi  dilediği  zamanda  ve  dilediği  niteliklerde  yapması  veya  yapmamasıdır. “  Evrendeki  olmuş  veya  olacak  her  şeyin  Allah’ın  dilemesiyle  olduğunu  ve  olacağını,  O’nun  her  dilediğinin  mutlaka  olacağını,  dilemediğinin  de  asla  olamayacağını,  Ali  İmran   Suresinin  47. ayetindeki  “  Allah  dilediği  şeyi  oluşturur ; O  bir  işe  karar  verdiği  zaman  onun  için  “ ol “  der,  o  da  hemen  olur. “ ifadelerinde  de  görmekteyiz. Fakat  bunun  yanı sıra  Meşiet ( irade )  sahibi  olan  Allah,  bu  sıfatından  kapasiteleri  ölçüsünde  insanlara  da  bahşetmiş  ve  insanlara  özgür  iradeleriyle  seçme  hakkı  tanımıştır.  Bu  da  Allah’ın  bir  meşietidir. Herkesçe  bilinen  bir  gerçektir  ki   insanların  baskıyla  bir  şeye  inandırılımaları  veya  inançlarından  vazgeçirilebilmesi  mümkün  değildir.  İnanç  bir  gönül  ve  özgür  irade  ile  bir  seçim  işidir. O  nedenle  Rabbimiz  de  Kehf  Suresinin  29.  ayetinde “  Ve  deki : “ O  gerçek  Rabbinizdendir.  O  nedenle  dileyen  iman  etsin,  dileyen  bilerek  reddetsin. ( inanmasın ) “ ifadelerinde  de  gördüğümüz  gibi   izlenilecek  yollarda  verilecek  kararlarda  insanları  özgür  bırakmıştır.  Allah’ın  insanları  inanç  ve  seçim  konularında  özgür  bıraktığının  anlaşılmasının  yanı sıra  “  Saptıranın  da  hidayete  erdirenin  de  sadece  Allah  olduğu “  konusunun  da  iyi  anlaşılması  gerekir. Meşiet  konusunu  ve  kavramını  tüm  boyutlarıyla  incelememiş  olanlar,  Kur’an  ayetlerinin  bir  çok  yerinde  yer  alan  ifadelere  bağlı  olarak  “  saptırma,  kalbi  mühürleme,  hidayet “ konularında  yanılmakta  “  Dalalet  ve  hidayetin “  herhangi  bir  esasa  ve  kurala  bağlı  olmadığını,  Allah’ın  rastgele  birilerini  saptırdığını,  kimilerini  de  rastgele  hidayete  erdirdiğini  ileri  sürebilmektedirler. Oysa  Allah’ın  durup  dururken  birilerini  saptıracağını  iddia  etmek,  Allah’a  zulüm  yakıştırmak  olur  ki  Allah  hakkında  böyle  bir  şey  düşünülemez. Benzer  ifadeler  bir  çok  ayette  yer  aldığı  gibi  Fatır  Suresini  8.  ayetinde  de “  Onun  için  kötü  ameli  kendisine  süslü  gösterilen  sonra  da  onu  güzel  gören  kişi  mi ?  Şüphe  yok  ki  Allah  dilediğini /  dileyeni  şaşırtır. Dilediğine / dileyene de  kılavuzluk  eder. “  ifadelerinde  görüldüğü  gibi  Allah’ın  kudret  sıfatı  öne  çıkarılarak  her  şeye  güç  yetiren,  Allah’ın  dilediğini  saptırdığı,  dilediğini  de  doğru  yola  ilettiği  ifade  edilmiştir.  Ancak  dikkat  edilirse  bu ayetler  rastgele  değil,  bir  seçimi,  meşieti,  iradeyi  ifade  etmektedir.  Bundan  dolayı  da  Kur’anımızda  Allah’ın  insanları  rastgele  saptırmayacağına,  kimlerin  saptırılacağına  veya  hidayet  edileceğine  dair  hepsini  burada  nakledemeyeceğimiz  bir  çok  ayet  görmekteyiz. Bütün  bu  ayetler  Allah’ın  her  şeyin  ve  her  işin  asıl  yaratıcısı  olduğunu  açıkça  ifade  eder,  bu  O’nun  ilahlığının  olmazsa  olmazıdır. Bu  halde  dalaleti  yaratan  da,  hidayeti  yaratan  da  Allah’tır.  Bunlardan birisini  seçen  ve  isteyen  de  o  yönde  eğilim  içerisinde  olan  da  kulun  kendisidir. Doğru  ve  yanlış  yolun  Allah’a  izafesi  yaratma  açısından,  insana  izafesi  ise  seçme  açısındandır.

Değerli  kardeşim,  soru  olarak  belirttiğiniz  ayetin  içerisinde  de  murat  eden,  dileyen  ve  meşieti  ile  o  yolu  yaratan  Allah’tır.  Ama  kendi  özgür  iradeleri,  eğilimleri  ve  yanlış  seçimleri  ile  yanlış  yolu  seçen  de  bizatihi  Nuh  Peygamberin   kavminin   kendileridir. Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !

Bir Yanıt Yaz

DİĞER BAŞLIKLAR

ETİKETLER

Takip Et