TÜM SORULAR

Soru

Göksel Ç.   07-04-2024   241

Hocam merhaba Çorlu'dan selamlar Hocam tahminim üzere herhalde size en çok soru Namazdan geliyordur? Gelenek dini herşeyi özünden uzaklaştırdığı gibi namaz konusunda da yığınla tahrifat yapmış.. SALATın namaz olmadığını daha geniş bir kavram hatta ve hatta dinin en önemli mesajı olduğunu sizlerin gayretleriyle öğrendik. Ancak taktir edersiniz ki gelenek dininin yüzlerce yıllık öğretileri adeta üstümuze bombardıman edildiği için bazı şeylerin kabulü yerleşmesi veya resetlenerek yeni baştan kurulması bireyi hayli zorlayan bir mesele... Farsça kökenli olup dilimize yerleşen namaz Kuran'da tazarru ve dua olarak ele alınıyor ve ibadet değil nüsuk olarak geçiyor. Hocam geleyim sorularima: Gelenek dini en ince ayrıntısına kadar bir namaz ilmihal bilgisi oluşturdu. İki ayak arası dört parmağı geçmeyecek vb (Hakkın huzurunda bunun ne mantığı varsa artık) pek çok ayrıntı var gelenekte.. Peki ben vahye Kur'an'a göre davranacaksam Namaz olarak bilinen ama aslen dua olan bu nüsuku nasıl yapicam? Vakti var mı? Klasik namazdaki tekbir kıyam kıraat rükû secde kafe i ahirede son oturuş şeklindeki şematik hareketlere mi bağlı kalacam ? Yoksa dünya ile tüm alakami keserek gönüllü olarak gündüz veya gece uygun gördüğüm vakit bie köşede rabbimle baş başa kalma şuuruyla ona zilletimi bedenen ve kalben ve de dille göstererek onu överek onun büyüklüğünü kendi acizligiimi vurgulayarak ve taleplerimi sıralayarak dua mi edecem? Ve bu kendi zillet zincirimi oluşturup tazarrulu dua etmem farz mı? Ellerinizden öperim teşekkür ederim

Yanıtlar

Zeki Çelik.      09-04-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !  

Siz  sorunuza  başlarken  zaten  gerek  Salat  kavramı  ve  gerekse  de  Namaz  konusunu,  oldukça  ayrıntısı  ile  ve  gereği  gibi  de  analiz  etmişsiniz. Aslında  adeta  kendi  cevabınızı  da  vermişsiniz.  Ancak  soru  olarak  değindiğiniz  bazı  ayrıntılar  için,  sitemizde  yer  alan  “ Kur’ana  Göre  Namaz  Nedir ? “  “ Namaz  Allah’la  Konuşmaktır. “ “ Namazımı  Nasıl  Kılabilirim ? “ başlıklı  makalelerimizi  tekrar  tekrar  ve  gerekli  ayrıntıları  da  özellikle  not  alarak,  altını  çizerek  okumanızı  önerebiliriz.  Zira  kalıcı  öğrenmeler  ancak  tekrarlarla  sağlanabilir  ve  bilgiler  bu  yolla  pekiştirilebilir. Bazı  değindiğiniz  ayrıntılara  da  ana  hatlarıyla  biz  değinmeye  çalışalım.

Namaz,  kişinin  huşu  ve  hudu  ile  yerine  getirebileceği,  beden  dili  ile  yaptıklarının  yanında  asıl  olarak  zihni  ve  bütün  benliği  ile  yapması  gereken  bir  ibadet  şeklidir.  Namazın  esası,  insanın  içinden  geldiği  gibi,  öz  yakarışlarını  kendi  diliyle  Yaratıcıya  arz  etmesidir,  Ruhu  ise  Allah’a  karşı  bağlılık  ve  samimiyettir.  O  ruhu  yakalayıp  yakalayamamak  da  Allah  ile  kul  arasındadır. Mümin  Sûresinin  60.  ayetinde  “  Ve  sizin  Rabbiniz  “  Bana  yalvarın,  dua  edin  ki  size  karşılık  vereyim . “  ifadesinde  belirtildiği  gibi,  Namaz  kulu  Allah’ a   dua  etmeye,  yakarmaya  sevk  ederken  aynı  zamanda  Allah’ ı  zikretmek / anmak,  O’na  yönelerek  yakınlaşmaktır. Namazla  birlikte  kul,  gönlünü  Rabbine  açar, O’na  seslenir,  O’nunla  manevi  olarak  konuşur.  Zira  Allah  her an  bizimledir.  Her  şeyi   işiten,  en  iyi  gören  Semi  ve  Basir  olandır.  Sonsuz  merhamet  sahibi  Rahim  olandır. Çok  bağışlayan  esirgeyen  Tevvab  olandır,   karşılıksız  nimetle  mühlet  veren  Vehhab  olandır.

Allah’ a  ifrata  kaçmadan  yönelmenin  en  güzel  ifadesi  olan   Namazın,  aslında  ana  rüknü ;

*  Onlar  namazda  huşu  içindedirler.  ( Müminun  2  ) * İnanan  için  hala  vakti  gelmedi  mi ? ki  kalpleri  ürpersin.  ( Hadid  16 ) *  Onlar  öyle  insanlardır  ki  Allah  anıldığında  kalpleri  titrer,  sabrederler,  namazı   gözetirler,  ve  kendilerine  verdiğimiz  rızıklardan  infak  ederler.  ( Hac  35 )

Ayetlerinde  görüldüğü  gibi,  kişinin  Yaratanın  huzurunda, O’na  bütün  benliği,  içtenliği,  sabrı  ve  yüreğinin  ürpermesi  ile  yönelmesi,  doğrudan  hitap  etmesi,  duygu  ve  isteklerini  bizzat  kendisinin  dile  getirmesidir.

Her  Müslüman’ın,  Namaz  ritüeli  esnasında  Allah’a  en  yakın  olduğu  bir  anda,  en  çok  dikkat  etmesi  gereken  şey,  ağzından  çıkanı  kulağının  duyması,  namazın   başından  itibaren  sonuna  kadar  ne  dediğinin  bilinmesidir.  Aksi  halde  bu  tutum  insanı  küfre,  Allah’a  ortak  koşmaya  ve  Kur’an  ayetlerini  inkâr  sorumluluğuna   götürür. Uğraşları  da  boşa  gider. Bu  nedenle  aslında  Namazda  bedenen  yerine  getirilen  ve  sizin  de  değindiğiniz  tekbir,  kıyam,  rükû,  secde,  kade  oturuşlarının  her  birinin  şekli  ve  fiziki  hareketlerle  yansımasından  ziyade,  zihinde  yer  etmiş  olması   ve  o  anda  hatırlanarak  düşünülmesi  gereken  anlamları  bulunmaktadır. ( Bu  anlamların  ne  olduğunu  “  Namazımı  Nasıl  Kılabilirim “  başlıklı  makalemizde  de  bulabilirsiniz. )

Her  ne  kadar  kanıksandığı  gibi  2  veya  4  rekât  olarak  kılınıyor  ise  de  aslında  Kur’anda  doğrudan  doğruya  namaz  şu  kadar  rekâttır  diye  bir  hüküm  ve  ayrıntı  ve  bunun  yanı  sıra,  gece,  gündüz,  öğle  akşam  vakit  sınırlaması  da  yoktur.  Çünkü  Rabbimiz  Hayyu  ve  Kayyum  olandır,  O’nu  uyuklama  tutmaz,  O  her  zaman  hazır  ve  nazır  olandır  ve  bize  de  şah  damarımızdan  daha  yakındır. Üstelik  de  Müslümanlar  Mecusi  değildirler  ki  güneşe  tapsınlar,  güneşe  göre  ibadetlerini  ayarlasınlar.  Niyazda  bulunan  kişiler  hangi  vakitte  olursa  olsun,  o  andaki  psikolojik  durumlarına  göre  tekbirden  oturuşa  ve  selama  kadar  hudu,  huşû,  tazarru  ile  ve  şekilciliğe  düşmemek,  bütün  dünya  işlerini  ve  yaşamı  bırakıp  ifrata  kaçmamak  şartıyla  istedikleri  kadar  bir  süre  namazlarını /  dualarını  uzatabilirler,  hazır  ve  istekli  oldukları  zamanda  gece  de  olsa,   gündüz  de  olsa  her  zaman  Namaz  ile  Allah’a  yönelebilirler. 

Allah'a  has  kılınmış  Hakk  Dinin  ve  İbadetin  temelini,  şekli  bir  dış  görünüşten  ziyade,  her  türlü  riyadan,  gösterişten  uzak,  vakar  /  ağırbaşlılık  ve  mütevazilik  içerisinde,  bütün  özbenlikle  kalpte  yerleşmiş,  sorgulama  ve  tahkik  ile  ulaşılmış,  hayata  ve  davranışlara  yansıtılmış  gerçek  bir  iman  oluşturur. Bu  da  ancak  akıl  ile,  okuma,  bilgi  sahibi  olma,  tahkik  etme  ve  sorgulama   sonucu  Allah’ın,   Peygamberin,  Kitabın  yeterince  tanınabilmesiyle  oluşabilir. Bir  çok  ayette  değinildiği  gibi  Kehf  Sûresinin  103 - 104.  ayetlerinde  de  "  De  ki  :  "  Ameller  bakımından  en  çok  zarara  uğrayanları  haber  verelim  mi ?  Onlar  yapay  olarak  güzellik  ürettiklerini  sanırken,  dünyadaki  çalışmaları  da  boşa  gitmiş  olan  kimselerdir. "   ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  akılla  elde  edilmiş  gerçek  bir  iman  yoksa  Kur’an  ayetlerine  göre  bütün  ameller,  ibadetler  boşa  gider. Dolayısıyla  iman  bütün  amellerden  önce  gelir.

Bugün  Camilerde,  evlerde  gece  gündüz  kılınan  namazlarla,  oysa  iki  namaz  arasındaki  yaşanan  hayatlara  baktığımız  zaman,  güzel  ahlâk,  huzur,  mutluluk,  adalet,  barış  ve  insanlık,  toplumsal  refah  ve  kalkınma  adına  kazanımların  iyi  bir  seviyede  olduğu  söylenemez. Bu  çerçevede  aslında  dinin  ve  Kur'anın  temelinde  ve  peygamberimize  ilk  vahiyde  "  ikra "  sözcüğüyle  emredilenin  Namaz  değil  de  Kur'anı  anlayarak  okumak,  Allah'ın  vahyine  çağırmak  ve  öğrenerek  öğretmek  olduğu  görülür.

Okuma  tembeli  olup  yeterli  bilgi  sahibi  olamamış,  Kur'an  cahili  kalmış  kişilerin  imanı,  yetersiz  ve  taklidi  imandan  öteye  geçmez. Bilgi  sahibi  olmayanlar,  neye  inanacağını  bilemez,  akledemez,  düşünemez  ve  tefekkür  edemez. Kendi  aklını  kullanarak,  araştırarak,  tahkik  ederek,  gerekli  bilgi  ile  gerçek  imana  sahip  olan  kişiye  de  Mümin  denir.  Kur'anın  İslam’ına  dahil  olmak  ise,  gerçek  ve  tahkiki  bir  iman  ile  bulunduğu  her  ortam  içerisinde  bütün  olumsuzlukları,  negatiflikleri  uzaklaştırıp,  adaleti,  barışı,  huzuru,  sağlamlaştırmak,  imanı  her  türlü  güzele,  doğruya  yönelmiş  amelle  birleştirerek  sürekli  bir  ibadet  şuuru  içinde  olmakla  ancak  mümkün  olabilir.   

Yüce  Rabbimiz  Allah,  iman  etmeyi  mutlaka  bir  fiille  beraber  zikreder.  Müminun  Sûresinin  1 - 11. ayetlerinde  "  Kesinlikle  inananlar  zafer  kazandılar.  Onlar  salatlarında  /  Dine  arka  çıkma,  destekleşme,  dayanışma,  paylaşma  ve  yardımlaşmada  gösterişsiz  samimi  olan  kimselerdir.  Ve  onlar  boş  şeylerden  yüz  çeviren  kimselerdir.  Ve  onlar  zekâtı  veren  kimselerdir.  Ve  onlar  iffetlerini  koruyan  kimselerdir.  Ve  onlar  emanetlerine  ve  antlaşmalarına   riayet  edenlerdir.  Ve  onlar  salatlarını  /  Sosyal  yardım  ve  dayanışma  kurumlarına  destek  olan,  koruyan  kimselerdir.  İşte  onlar  içinde  temelli  kalacakları  Firdevs  cennetinin  son  sahipleridir. " ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  Kur'anın  tanımladığı  müminler, / Gerçekten  İman  ettiğini  söyleyen  kişiler,   inanmış  olmanın  yanı  sıra  sürekli  bir  amel,  aksiyon  ve  güzel  şeyleri  üretme  halindedir. Necm  Sûresinin  39.  ayetinde  “  Gerçek  şu  ki,  insan  için  çalışıp  didindiğinden  başka  bir  şey  yoktur. “ denilerek  belirtildiği  gibi,  Dinimizde  miskinlik,  uyuşukluk  yoktur,  toplum  için  üretim,  alın  teri  ve  çaba  vardır.

İbadet,  Kur’an  içerisinde  Allah  tarafından  kullarına   bildirilmiş  görevlerini,  kayıtsız  şartsız  yerine  getirmeleri  gereken  bir  talimatnamedir. Bu  nedenle  İbadet,  halk  arasında  yaygınlaştığı  gibi  sadece  namaz  kılmak,  oruç  tutmak,  Hacc  ve  Umre   gibi  dış  görünümlü  ve  kişinin  kendisi  ile  doğrudan  ilgisi  olan  üç  beş  ameli  yapmaktan  ibaret  değildir. Üstelik  de  Kur’anda  bu  ibadet  şekillerinin   hiç  birisinin  yerine  getirilmemesi  durumunda  cezai  bir  müeyyide  yoktur.  Ancak  bu  araçları  kullanarak,  ibadetlerin  yapılması  da,  insanı  kirinden  temizler,  Allah’a  yöneltir  ve  sakınmaya  /  takvaya  yaklaştırdığı  için  de  hasene  sevabı  kazandırır. İşim  rast  gitti  değinildiği  gibi,  kendisi  için  İyilik  vesilelerinin  önüne  çıkmasını  sağlar. Bu  nedenle  nüsûk  olan  bu  tür  yönelmeler  de  Allah’a  yapılan  ibadetlerin  en  temizi,  riyasızı,  kusursuzu,  en  samimisi  olarak  yerine  getirilmeye  çalışılmalıdır. Zira  ibadet  sözcüğü  kapsamında  bu  tür  ibadetler,  Kur’anda  birçok  ayette  özellikle  nüsük,   menasik   kavramları   kullanılıp  önemsenerek  yer  almaktadır.  Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !....

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET