Merhabalar,meleklerle ilgili yazınızı okudum.Meryem suresi 17.ayet şöyle diyor:’Ve ailesiyle arasına bir perde germişti. Derken ona ruhumuzu göndermiştik de gözüne, azası düzgün bir insan şeklinde görünmüştü.’ Bunu nasıl yorumluyorsunuz.Teşekkürler
Zeki Çelik.
05-05-2019
Değerli Kardeşim size de merhabalar ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Melek Kavramı konusunu okuduktan sonra, Meryem Suresinin 17. ayetindeki ifadeler ile ilgili sorunuzda sizin de sorguladığınız zaman, doğal olarak pek çok kişide oluştuğu gibi daha önceden Müslümanların belleğine rivayetlerle yerleştirilmiş olan, meleklerin konuşturulması, insan yapısına dönüştürülmesi, tesbih ve secde etmeleri gibi Melek kavramı ile ilgili bir çok yanlış algılamalardan dolayı, ister istemez tereddütler ortaya çıkmaktadır. Yüzyıllardır atalardan gelen bu yanlış kavramlardan ve inançlardan bir anda vaz geçilmesi de hiç kolay olmamaktadır. Elbette ki İslam’ı ve onun yegane ve temel kitabı Kur’anı doğru anlamak ve doğruyu yaşamak için iman ettiğini söyleyen her Müslüman’ın okuduğunu, Din adına önüne konulanı düşünmesi, tefekkür etmesi ve sorgulaması gerekir. Sorunuzun daha iyi anlaşılması, tereddütlerin giderilebilmesi için, melek kavramı gibi bazı kavramların ve aslında Meryem Suresindeki ayetlerin ve bunların dışında da yine pek çok başka ayetlerin de, paragraf bütünlüğü içerisinde bu kavramları nasıl ele aldığını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Sorunuzun ana eksenindeki ayetin orijinaline ve çevirilerine baktığımız zaman ;
MERYEM 16 : Vezkür filkitabi Meryem izintebezet minehliha mekanen şarkiyya 17 : Fettehazet mindunihim hicaben fearselna ileyha ruhana fetemessele leha beşeren seviyya
Bu ayetin orijinalinde ve daha bir çok ayette yer alan Ruh sözcüğü Kur’anda “ İlahi esinti, Vahiy, Bilgi “ anlamında kullanılmıştır. Allah’ın vahyinin, bilgisizlikten dolayı ölü sayılan kalbe hayat verdiği, canın bedendeki işlevi ne ise vahyin de kişiler ve toplum için işlevinin aynı olduğu, yani kişileri ve toplumu kokuşmaktan koruduğu düşünülürse, ruh sözcüğünün sözlük ve ansiklopedik ve dini terim anlamlarıyla Kur’andaki anlamı arasında bir paralellik olduğu görülebilir. Kur’anda değişik ayetlerde bahsedilen ruh, yani ilahi esinti, vahiy, bilgi sadece isteyerek bu Ruh’a sahip olan ve bu Ruh’u, kendisine iletilen bilgileri hayatına geçirebilen kişilere ve toplumlara anlamlı bir canlılık veren, onları kokuşmuşluktan, cahillikten ve bilgisizlikle yanlış yollara sapmaktan koruyan bir iletidir. Fakat Kur’anda değişik ayetlerde yer alan Ruhullah, Ruhul Kudüs, Ruhana gibi ifadelerin geçtiği ayetlerde, ayetlerin orijinalinde Cebrail sözü olmadığı halde, parantez veya cümle içinde gösterilerek pek çok mealde, Cebrail olarak isimlendirilmekte ve Kur’anın asıl mesajından farklı olarak yanlış algılamalarla çelişkiye düşülmektedir. Örneğin Diyanet İşleri Vakfının 2004 yılı Kur’an mealinde Meryem Suresinin 16. 17. ayetlerinin çevirisine baktığımız zaman, ayetin orijinalinde yer almadığı halde Cebrail meleğinin gönderildiği ve sizin örneklediğiniz çeviride de Meryem’e bir insan şeklinde göründüğü ifade edilmektedir.
MERYEM 16 – 17 : ( Ey Muhammed ) Kitapta ( Kur’anda ) Meryem’i de an. Hani ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmiş ve ( kendini onlardan uzak tutmak için ) onlarla arasında bir perde germişti. Biz ona Cebrail’i göndermiştik de ona tam bir insan şeklinde görünmüştü.
Araştırmacı Yazar Hakkı Yılmaz’ın Tebyin ül Kur’an eserindeki çevirisine baktığımız zaman ise Cebrail meleğinin değil, ruhun, bilginin, vahyin gönderildiği ve Meryem’e bir beşerin, delikanlının örneğinin gösterildiği dile getirilmektedir ;
MERYEM 16 – 17 : Kitapta Meryem’i de an ! Hani o ailesinden ( yakınlarından ) ayrılarak doğu tarafında bir yere kaçıp gitmişti. Sonra ailesiyle kendisi arasına bir perde edinmişti de Biz ona ruhumuzu ( ilahi mesajımızı, gerekli bilgileri ) gönderdik. Sonra ruhumuzu ( ilahi mesajımızı ) getiren elçi, Meryem’e mükemmel bir beşeri örnek verdi.
Kur’anda değişik Surelerde de değinildiği gibi Meryem Suresinin 16. ayetinden başlayarak, 34. ayetine kadar geniş bir şekilde Meryem ve İsa peygamber ile ilgili konular anlatılır. Meryem ile ilgili ayetleri doğru anlayabilmek için, öncelikle O’nun hakkında bazı bilgilere sahip olmamız ve göz önünde tutmamız gerekecektir. Ali İmran Suresinin 35 ve 37. ayetleri arasında anlatıldığı gibi Meryem, Havra ( tapınak ) hizmetine adanmak için erkek çocuk isteyen ve bekleyen, çocuk kız olunca da pek sevinmeyen inançlı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Doğum anını anlatan ayetlerden de dünyaya gelen çocuğun kız mı erkek mi olduğu tereddütlerinin oluştuğu anlaşılmaktadır. ( Bu konuda daha geniş bilgiyi “ İsa Mesih “ başlıklı yazımızda bulabilirsiniz ) Buna rağmen 13, 14 yaşlarına gelince yine de Zekeriya peygamberin gözetiminde tapınağın getir götür işleri için tapınak hizmetine verilmiştir. Öte yandan Ali İmran Suresinin 37. ayetindeki “ Ve onu güzel bir bitki olarak bitirdi “ ifadesi de Meryem’in normal bir kadın özelliğinden farklı olduğu düşüncesini desteklemektedir. Bir insanın bitki özelliğinde olması Allah’ın yaratılış kanunlarına aykırı bir şey değildir. Çünkü ilk insanın yaratılış aşamalarından birisi de Nuh Suresinin 17. ayetinde “ Ve Allah sizi yer yüzünden bir bitki olarak bitirdi. “ denildiği gibi bitki evresidir. Meryem’in daha sonraki ayetlerle de erkeksiz hamile kaldığı da göz önüne alındığında, onun tıpkı çiçekli bitkilerin çoğunda görüldüğü gibi “ erselik “ yapıda olduğu, yani vücudunda hem dişi ve hem de erkek üreme organının bulunduğu ihtimalini ortaya çıkarmaktadır. Ali İmran Suresinin 42. ayetinde de “ seni alemlerin kadınlarına seçti “ ifadesi de bu ihtimali kuvvetlendirmektedir. Çünkü bu ifade ile belirtilen seçkinlik, Meryem’in meziyetleri dolayısıyla diğer kadınlardan üstünlüğünü değil, O’nun biyolojik farklılığını, fiziki bakımdan diğer kadınlarla aynı yapıda olmadığını ve böyle bir özellikle dünyaya bir erkek çocuk getirdiği ayrıcalığını anlatmaktadır. Ayrıca yine Meryem Suresinin 20. ayetinde de “ Bana bir beşer dokunmamıştır “ şeklindeki Meryem’in ifadesi de onun “ erselik “ yapıda olduğu ihtimalini kuvvetlendirmektedir. Meryem de zaten ergenlik çağına geldiğinde vücudundaki bu anormalliklerden dolayı evinden, ailesinden kaçmış ve psikolojik olarak böyle bir durumda olan genç bir kızın yapması gerekeni o da yapmıştır.
Meryem Suresinin 17. ayetinde “ Ona ruhumuzu gönderdik “ ifadesi ile Meryem’e içinde bulunduğu durumu açıklamak, sıkıntılarından ve korkularından dolayı onu teselli etmek üzere bir takım ilahi bilgilerin gönderildiği anlatılmaktadır. Ancak bu gerekli bilgiler ( ruh ) O’na doğrudan doğruya vahiy edilmemiş, ayetlerin paragraf bütünlüğünden anladığımız gibi bir elçi vasıtasıyla gönderilmiştir. Bu elçi de o dönemde yaşamış olan ve aynı zamanda Meryem’in tanıdığı, hamisi ve eniştesi olan Zekeriya Peygamberdir. Çünkü yine Kur’andan öğrendiğimize göre tapınak içerisinde görevli olan Meryem, o dönemde Zekeriya Peygamberin himayesindedir. Ayette vahyi, ruhu ( bilgiyi ) getirenin, ( Zekeriya Peygamberin ) elçinin Meryem’e örnek gösterdiği beşer ise o gün henüz altı aylık bir bebek olan ve Zekeriya Peygamberin eşinin yaşlılığında doğurduğu Yahya Peygamberdir. Çünkü O’nu annesi kısır ve yaşlı olduğu halde Allah’ın lütuf ve yaratması ile doğurmuştur. Zekeriya peygamber de bu olayı örnek gösterip, kendisine gelen bilgileri ona aktararak, bu bilgi sayesinde bir erkeğe gerek olmadan çocuk doğurabileceğini anlatarak görevini yerine getirmiş, bütün bunların Allah’ın yaratması olduğuna Meryem’i ikna ederek teselli etmiştir, korkularını, kaygılarını, toplum baskılarına karşı endişelerini gidermiştir. Ayetin orijinalinde yer alan fetemessele ( temessül ) sözcüğünün asıl anlamı, “ örnek vermek “ demektir. Bununla beraber sözcük, yerine göre değişik anlamlarda ve bir başka anlam olarak “ insan şekline girmek “ anlamında da kullanılmaktadır. Pek çok Kur’an çeviricileri de daha uzak bir anlam olan bu anlamı tercih etmişlerdir. Bunun sonucunda da Meryem ‘e haberci olarak Cebrail’in geldiği ve korkmasın diye de O’na bir beşer ( delikanlı ) kılığında göründüğü yorumları ortaya çıkmıştır. Halbuki sözcüğün “ örnek verme “ şeklinde kabul edilmesi, hem olayların akışı ve gerçekliği ile, hem de İncil’de 36. bölümde yer alan “ Bak senin akrabalarından Elizabet de yaşlılığında bir oğlana gebe kaldı. Kısır bilinen bu kadın şimdi altıncı ayındadır “ anlatımı ile de paralellik arz etmekte, uyum göstermektedir.
Kur’anda Melek Kavramı başlıklı yazımızda aktardığımız gibi, ontolojik ve metafizik olarak üç boyutlu nesnel insan yapısına dönüşebilen, gören, konuşan melek diye bir varlık yoktur. Yüce Rabbimiz Allah, yarattığı Kainatı, Evreni, üzerinde yaşadığımız dünyayı, bütün değişimleri ve birbirini izleyen olayları yine yarattığı kanun, düstur, hüküm, kural ve Sünnetullah ile yönetmektedir. Yüce Rabbimizin sağladığı bu düzeni de, Fizik, Kimya, Biyoloji, Uzay kanunları dediğimiz, her biri enerji ve enerji değişimleri olan, sıcaklık, basınç, genleşme, kaldırma, mıknatıslanma, manyetik alan itme ve çekim kuvvetleri, ışıma, elektro manyetik radyo dalgaları gibi doğanın güçleri olan melekler sürdürmektedir. Yüce Rabbimiz Allah, hiç bir zaman ve hiç bir nedenle de Kendi koyduğu kuralları değiştirmez. Dolayısıyla sizin örneklediğiniz çevirideki Meryem’e görünen beşer yapısına dönüşebilen melek diye bir varlık da yoktur.
Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...