TÜM SORULAR

Soru

Burhanettin Ş.   19-06-2026   24

Merhaba Muhterem Hocam ! Kâbe'deki Hacerul Esved denilen taş neden kutsaldır. Bu taş nasıl bir şeydir. Ona dokunmak öpmek sevap mıdır. Açıklarsanız memnun olurum. Selamlar.

Yanıtlar

Zeki Çelik.      19-06-2026  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Peygamberin  Sünneti  denilip,  Ehli  Sünnet  Cemaatlerinin  ve  Fakihlerinin  Kur’anın  dışında  aslında   Müşrik  Araplardan  kalan,   tamamen  temelsiz,  küfür  ve  şirkle  dolu  olduğu  halde,  hadis  ve  uydurma  rivayetlere  dayandırarak  Hacc  ibadetleri  içerisinde  çok  önemli  bir  halka  olarak  gördükleri,  çok  önemli  bir  unsur  olarak  vazgeçemedikleri   uygulamaların  bir  parçası  olan  Hacerül  Esved’in  ne  olduğuna  yönelik  çok  önemli  bir  soruyu  gündeme  getirmişsiniz. Biz  de  size  bu  zeminin  olanakları  içerisinde  ana  hatlarıyla  mümkün  olduğu  ölçüsünde  özetleyerek  Kur’an  ayetlerine  de  bağlantı  kurarak  konuyu   açıklamaya  çalışalım. Öncelikle  belirtelim  ki  " Allah'ın  vahyi  olan  ayetlerinden  başka  dünya  yaşamında  insanlar  için,  Mekke,  Medine,  Arabistan,  Kâbe,  Mescidil  Nebevi  de  dahil  mübarek  denilen  ve  kutsal  olan  hiç  bir  yer,   gün,  ay,  yıl  gibi  hiç  bir  zaman,  Peygamber  de  dahil  Evliya  denilen  hiç  bir  kimse,  taş  toprak  gibi  hiç  bir  şey  yoktur. "

Kur’anımızda  Necm  Sûresinin  23.  ayetinde “  Bunlar,  Allah,  haklarında  bir  kanıt  indirmediği  halde  sizin  ve  atalarınızın  taktığı  isimlerden  başka  şeyler  değildir.  Andolsun  onlara  Rablerinden  doğru  yolun  kılavuzu  geldiği  halde  onlar,  sadece  zanna,  bir  de  nefislerinin  hoşlandığı  şeylere  uyuyorlar. “  ve  Casiye  Sûresinin  31 - 32. ayetlerinde  de  yine “ Şu  kâfirler /  Allah’ın  ilâhlığını  ve  Rabliğini  bilerek  reddetmiş  olan  kimselere  gelince  de, “  Peki  size  ayetlerim  okunmadı  mı  da  siz  büyüklük  tasladınız  ve  günah  işleyen  bir  toplum  oldunuz ?  Ve  Allah’ın  sözü  kesinlikle  gerçektir.  Ve  kıyamet  anına   gelince  onda  kuşku  yoktur  denildiğinde  kıyamet  anının  ne  olduğunu  bilmiyoruz,  yalnızca  biz  sadece  zannediyoruz,  kesinlikle  bir  bilgi  edinmiş  değiliz “  dediniz. “ ifadeleriyle  yapılmış  olan  uyarılara  rağmen  Hacerü’l  Esved  konusunda  yapılan  uygulamaların  ve  inançların  tamamı,  zanna,  Kur’anın  tamamen  dışında  küfür  ve  şirk  olan,  bu  konudaki  uydurma  hadis  ve  rivayetlere  dayanan  yönlendirmelerin  öncüsü,  yönlendiricisi  ve  içinde  olanları  da  ateşin  azabına   götürecek   olan  uygulama  ve  inançlardır.

Arapçada  Hecerü’l  Esved :  Siyah  taş  anlamına  gelir. 30  cm  çapında  ve  yumurta  şeklinde  bir  taştır.  Renginin  siyah  olmasından  dolayı  siyah  bir  granit  taş  parçası  olan  ve  mübarek  denilip  kutsallaştırılan  Hacerü’l  Esved  taşı,  Kâbe'nin  doğu  köşesinde  olup,  yerden  bir  buçuk  metre  yükseklikte,  kapıya  da  yakın  bir  yerde  yerleştirilmiştir. Üç  büyük  ve  birkaç  tane  de  küçük  parçası  bulunmakta  idi. Etrafı  da  gümüş  bir  halka  ile  çevrilmiştir. Bu  taşa  Ruhul  Esved  /  taşın  ruhu  da  denilmiştir.  İslamiyetten  önce  de  Müşrik  Araplar  Hacerü’l  Esved’e  ayrı  bir  önem  ve  kutsiyet  atfetmişler  ve  onu  adeta  Kâbe’nin  kutsiyetinin  sembolü  saymışlardır. 

Değişik  Fakihler,   ilk  defa  Kâbe’nin  inşası   esnasında  tavafın  başlangıç  noktasını  belirlemek  üzere  bu  taşın  İbrahim  peygamber  tarafından  yerleştirildiği  konusunda  ittifak  etmekle  beraber  bu  taş  inancının  aynı  zamanda  İbrahim  peygamberden  itibaren  devam  edip  geldiğinden,  bu  taşın  menşei,  tarihçesi  ve  mahiyeti  için  de  ehli  sünnet  içinde  bu  inancın  içinde  olanlar,  Bakara  Sûresinin  127. ayetinde “  Ve  iz  yerfeu  İbrahimül  kavâide  minel  beyti  ve  ismâıyl  Rabbenâ  tekabbel  minnâ  inneke  entes  semiul  alim ( Ve  hani  İbrahim  ve  İsmail  Beyt’ten  temelleri  yükseltirler :   Rabbimiz !  Bizden  kabul  buyur,  şüphesiz  Sen  en  iyi  işiten,  en  iyi  bilenin  ta  Kendisisin.  )  şeklinde  başlayan  ifadeleri  Hecerü’l  Esved  inancına  delil  göstermektedirler. Oysa  bu  ayet  grubunun  içerisinde  böyle  bir  taş  ile  ilgili  herhangi  bir  ima  dahi  bulunmamaktadır.

Ayette  geçen  “ kavâid “ sözcüğü  bizde  de  çok  kullanılan  kaide  sözcüğünün  çoğulu  olup,  temel,  oturak,  oturaklaşan  anlamlarına  gelmektedir. Değişik  konularda  ilim  dallarındaki  kaideler,  kurallar,  kanunlar  anlamında  da  kullanılır.  Aynı  zamanda  “  beyt  “ sözcüğü  her  ne  kadar  “  ev “  anlamında  kabul  ediliyorsa  da  Kur’anda  hep  “ okul “  anlamında  kullanılmıştır. Yerfeu  fiili  de  refah  kökünden  dolayı  yükseltmek  demektir.  Ayetin  orijinalinde  “ kavâide  minel  beyti “ ifadesiyle  “ min “  edatından  dolayı   da  “ Beytten / okuldan  yükseltilecek,  yüceltilecek  kaideler,  temel  kurallar,  yani  İslam  Dininin  temel  kanunları “  anlamı  ortaya  çıkar.  Dolayısıyla  ayet  grubunda  İbrahim  ve  oğlu  İsmail’in  duvar  ustalığından  değil,  İslam’ın  Tevhit   Dininin  öğretisinin  kaideleriyle  temelini  attıklarından  /  Kanun  ve  kurallarını  ortaya  koymaya  başladıklarından  söz  edilmektedir.

Ehli  Sünnet  ekolünün  hadis  ve  rivayetlere  dayandırarak  oluşturduğu  inancında  ise,  Hacerü’l  Esved’in  Hac  ve  tavaf  ibadetinin  önemli  bir  ögesi  olarak  kabul  edilmesi,  o  dönemde  Müşrik  Araplar  arasında  özellikle  taşlara  ve  taşlardan  yapılmış  putlara  tapınılması  geleneğiyle  de  bağlantılı  olmasından  kaynaklanmış  olabilir. Bu  nedenle  de  bu  taşın  Arapların  Lat,  Menat,  Uzza  ve  Hubel  dedikleri  eski  putlarından  arta  kalan  bir  parçası  olabileceği  tarzında  kanaatler  de  bulunmaktadır. ( Cevad  Ali  6 / 436 ) Hacerü’l  Esvede  Peygamberimizin  vefatından  sonra  da  eski  sapık  inançlardaki  gibi  işlerlik  kazandırılması,  birçoğu  zayıf  isnatlara,  bazıları  aynı  zamanda  sembolik  bir  anlam  taşıyan  çeşitli  uydurma  rivayetlere  dayanmaktadır. ( Ezraki  I /  62 -  66,  Süheyl  I / 270 – 275 )  Bu  uydurma  ve  üstelik  de  sahih  dedikleri  rivayetlerde  genellikle  Hacerü’l  Esved’in  Cennetten  indirildiği  iddia  edilmektedir. Bu  mübarek  taş,  semavi   bir  taş  olup  Hz.  İbrahim’e,  Hz.  Cebrail  tarafından  getirilmiştir. Kâbei  muazzamanın  sol  tarafında  yer  alan  ve  tavaf  başlangıcı  olarak  kabul  edilen  Hacerü’l  Esved’in  Cennetten  getirildiği  hakkında  sahih  hadisler  mevcuttur. Denilmektedir. Bu  rivayetlerden  bazılarına  bakacak  olursak !

Süneni  Tirmizi’de  ibni  Abbas’dan  rivayet  edilen  hadis  şöyledir.  “  Hacerü’l  Esved  Cennetten  indirildi. Sütten  daha  beyazdı,  fakat  onu  Ademoğlunun  hataları  kararttı. ( Tirmizi  Hacc  49.  )

Müsnedde  “ Hacerü’l  Esved  Cennetten  gelmiştir.  Kardan  daha  beyazdı.  Fakat  onu  Müşriklerin  hataları  kararttı. “ (  El  Fethü’l  Rabbani  12 / 26 )

Bir  rivayete  göre  de  Kâinatın  serveri  peygamber  efendimizin “  Ben  peygamber  gönderilmeden  evvel,  Mekke’de  bana  selam  veren  taşı  hala  biliyor  ve  tanıyorum. “  ifadelerinin  işaret  ettiği  taş  bu  Hacerü’l  Esved  dir.  Anlatımları  da  yapılmaktadır.

Abdullah  b.  Ömer’in  naklettiğine  göre  Hz.  Peygamber  bir  defasında  dudaklarını  Hacerü’l  Esved’in  üzerine  koyarak  uzun  süre  ağlamış.  Daha  sonra  dönüp  Ömer’in  de  ağladığını  görünce  şöyle  demiştir. “  Ey  Ömer !  Gözyaşları  burada  dökülür. (  İbn  Mace  Menasik  27 )

Yine  başka  bir  rivayette,  Bir  gün  bu  taşa  yaklaşıp  öpen  Hz.  Ömer  şöyle  demiştir. “ Çok  iyi  bilirim  ki,  sen  zararı  ve  menfaati  olmayan  bir  taş  parçasısın.  Eğer  Resulullah’ın  seni  öptüğünü  görmese  idim  asla  seni  ben  de  öpmezdim. “ ( Buhari  Hac  57,  Müslim  Hac  249,  Tirmizi  Hac  49,  Serahsi  el  Mebsut  4 / 49 )

Hz.  İbrahim,  oğlu  Hz.  İsmail’le  birlikte  Kâbeyi  inşa  ederken  tavaf  başlangıcı  olarak  oğlu  İsmail’den  bir  taş  istedi.  İsmail  taşı  aramaya  gitti,  fakat  boş  döndü.  Bu  sırada  Hz.  Cebrail,  Hz.  İbrahim’e  bir  taş  getirdi. Nuh  tufanında  Kâbe  de  sular  altında  kalınca  Cenabı  Hak,  Hacerü’l  Esved’i   Ebu  Kubeys  dağına   emanet  etmiş  ve  “  Benim  dostumu  Kâbeyi  inşa  ederken  gördüğün  zaman  bu  taşı  ona  çıkar. “  demişmiş.

El  Muhib  et  Taberi “  Onun  siyah  olarak  kalmasının  sebebi,  bir  ibret  olmasıdır. Yani  işlenen  günahlar,  Cennetten  gelen  bir  taşı  karartırsa  acaba  insan  kalbini  ne  hale  sokar. “

Taşın  Hacerü’l  Esved  olarak  isimlendirilmesi  ise,  Kâbe’nin  duvarına  konup  insanların  el  sürmesi  olsa  gerektir.  Çünkü  daha  önce  Cennetten  indiğinde  beyaz  bir  yakuttu. (  Ebu’l  Veled  el  Ezraki,  Kâbe  ve  Mekke  Tarihi  sa.  36 – 54,  Tuhfetü’l  Ahzevi  3 / 617 )

Peygamberimizin  vefatından  sonraki  dönemlerde  de  zaman  içerinde  Kâbe’nin  sel  ve  yangın  gibi  çeşitli  afetlerle,  ayrıca  insanların  saldırılarına  maruz  kalması,  Yezid’in  parçalaması,  Abbasiler  döneminde  930  yılında  Karmatilerin  Lideri  Ebu  Tahir  el  Cennabi  Mekke’de  yaptığı  katliam  ve  yağma  sırasında  taşı  yerinden  sökerek  Hecel’e  götürmesi,  Mekke’nin  bir  süre  taştan  mahrum  kalması  gibi  Hacerü’l  Esvedin  başına  gelmeyen  kalmamıştır,  parçalanmalar  da  meydana  gelmiştir. Hatta  parçalardan  birisi  de  Osmanlı  Devleti  Kanuni  Sultan  Süleyman  zamanında  İstanbul’a  getirilmiştir.

Fakihler,  Resulü  Ekrem  ve  ashaptan  rivayet  edilen  uygulamalara  dayanarak  (  Buhari  Hac  60,  62,  Müslim  Hac  249,  Ebu  Davud  Menasik  46 ) da  belirtildiği  gibi  tavaf  sırasında  Hacerü’l  Esvedi  sünnete   uygun  şekilde  ziyaret  etmenin,  istilam /  ona  el  ile  dokunup  öpmekle  gerçekleştiği  konusunda  görüş  birliği  içindedir.  Hacerü’l  Esvedi  istilam  ederken  tekbir  getirilmesi  de  aynı  gerekçe  ile  de  tavafın  her  şavtında  yapılan  istilam  esnasında  tekbir  getirilirken  ellerin  havaya  kaldırılmasıyla  selamlanması  da  müstehab  sayılmıştır. Peki  Kur'anda  böyle  bir  Hacc  rüknü  olmadığı  halde  kimlere  ve  neye  göre ?

Böylece  Kur’an  ve  ayetlerin  uyarıları  bir  tarafa  itilerek  yüzlerce  olan  uydurma  rivayetle  Hacc  ibadeti  esnasında  şirk  ve  küfür  içindeki  uygulamaların  kapısı  açılmış  ve  Din  görevlileri,  Hacı  adayları  tarafından  da  saçmalığı,  tutarsızlığı,  yanlışlığı  sorulamayan  gelenekler  haline  getirilmiştir.  Elbette  ki  Kur’an  ahlâkı  ve  kuralları  ile  eğitilmiş  olan  peygamberimiz  rivayetlerde  anlatıldığı  gibi  bu  taşı  öpmemiştir  ve  selamlamamıştır. * Kıyamet  kopup  henüz  Cennet  oluşturulmamış  olduğu  için  Cennetten  indirilen  bir  taş  da,  o  taşı  indirdiği  söylenen  Cebrail  meleği  diye  bir  melek  de  zaten  yoktur. * Böyle  bir  kutsallık  ve  mübareklik  Kur’anda  olmadığı  halde,  ama  O  taşı  öpmek,  el  sürmek,  selamlamak  küfürdür,  şirktir,  Hacca  gidenlerin  bütün  ibadetlerinin,  emeklerinin,  yaptıklarının  boşa  gitmesinin  ve  azapla  karşı  karşıya  gelmelerinin  nedeni  olur.*  İslam  Dininde  rivayet  ve  zanlara  uyularak  inanç  olmaz. * Uydurulmuş  hadislere  ne  kadar  sahihtir  denilirse  denilsin, Tek  doğru,  Allah’ın  vahyi  olan  Kur’an  ve  ayetlerinin  içerisindedir.  Allah’ın  selamı  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !....

 

 

 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET