Merhaba Muhterem Hocam ! Kâbe'deki Hacerul Esved denilen taş neden kutsaldır. Bu taş nasıl bir şeydir. Ona dokunmak öpmek sevap mıdır. Açıklarsanız memnun olurum. Selamlar.
Zeki Çelik.
19-06-2026
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Peygamberin Sünneti denilip, Ehli Sünnet Cemaatlerinin ve Fakihlerinin Kur’anın dışında aslında Müşrik Araplardan kalan, tamamen temelsiz, küfür ve şirkle dolu olduğu halde, hadis ve uydurma rivayetlere dayandırarak Hacc ibadetleri içerisinde çok önemli bir halka olarak gördükleri, çok önemli bir unsur olarak vazgeçemedikleri uygulamaların bir parçası olan Hacerül Esved’in ne olduğuna yönelik çok önemli bir soruyu gündeme getirmişsiniz. Biz de size bu zeminin olanakları içerisinde ana hatlarıyla mümkün olduğu ölçüsünde özetleyerek Kur’an ayetlerine de bağlantı kurarak konuyu açıklamaya çalışalım. Öncelikle belirtelim ki " Allah'ın vahyi olan ayetlerinden başka dünya yaşamında insanlar için, Mekke, Medine, Arabistan, Kâbe, Mescidil Nebevi de dahil mübarek denilen ve kutsal olan hiç bir yer, gün, ay, yıl gibi hiç bir zaman, Peygamber de dahil Evliya denilen hiç bir kimse, taş toprak gibi hiç bir şey yoktur. "
Kur’anımızda Necm Sûresinin 23. ayetinde “ Bunlar, Allah, haklarında bir kanıt indirmediği halde sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Andolsun onlara Rablerinden doğru yolun kılavuzu geldiği halde onlar, sadece zanna, bir de nefislerinin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. “ ve Casiye Sûresinin 31 - 32. ayetlerinde de yine “ Şu kâfirler / Allah’ın ilâhlığını ve Rabliğini bilerek reddetmiş olan kimselere gelince de, “ Peki size ayetlerim okunmadı mı da siz büyüklük tasladınız ve günah işleyen bir toplum oldunuz ? Ve Allah’ın sözü kesinlikle gerçektir. Ve kıyamet anına gelince onda kuşku yoktur denildiğinde kıyamet anının ne olduğunu bilmiyoruz, yalnızca biz sadece zannediyoruz, kesinlikle bir bilgi edinmiş değiliz “ dediniz. “ ifadeleriyle yapılmış olan uyarılara rağmen Hacerü’l Esved konusunda yapılan uygulamaların ve inançların tamamı, zanna, Kur’anın tamamen dışında küfür ve şirk olan, bu konudaki uydurma hadis ve rivayetlere dayanan yönlendirmelerin öncüsü, yönlendiricisi ve içinde olanları da ateşin azabına götürecek olan uygulama ve inançlardır.
Arapçada Hecerü’l Esved : Siyah taş anlamına gelir. 30 cm çapında ve yumurta şeklinde bir taştır. Renginin siyah olmasından dolayı siyah bir granit taş parçası olan ve mübarek denilip kutsallaştırılan Hacerü’l Esved taşı, Kâbe'nin doğu köşesinde olup, yerden bir buçuk metre yükseklikte, kapıya da yakın bir yerde yerleştirilmiştir. Üç büyük ve birkaç tane de küçük parçası bulunmakta idi. Etrafı da gümüş bir halka ile çevrilmiştir. Bu taşa Ruhul Esved / taşın ruhu da denilmiştir. İslamiyetten önce de Müşrik Araplar Hacerü’l Esved’e ayrı bir önem ve kutsiyet atfetmişler ve onu adeta Kâbe’nin kutsiyetinin sembolü saymışlardır.
Değişik Fakihler,
ilk defa
Kâbe’nin inşası esnasında
tavafın başlangıç noktasını
belirlemek üzere bu
taşın İbrahim peygamber
tarafından yerleştirildiği konusunda
ittifak etmekle beraber
bu taş inancının
aynı zamanda İbrahim
peygamberden itibaren devam
edip geldiğinden, bu
taşın menşei, tarihçesi
ve mahiyeti için
de ehli sünnet
içinde bu inancın
içinde olanlar, Bakara
Sûresinin 127. ayetinde “ Ve iz
yerfeu İbrahimül kavâide
minel beyti ve
ismâıyl Rabbenâ tekabbel
minnâ inneke entes
semiul alim ( Ve hani
İbrahim ve İsmail
Beyt’ten temelleri yükseltirler : Rabbimiz !
Bizden kabul buyur,
şüphesiz Sen en
iyi işiten, en
iyi bilenin ta Kendisisin. ) şeklinde
başlayan ifadeleri Hecerü’l Esved inancına delil
göstermektedirler. Oysa bu
ayet grubunun içerisinde
böyle bir taş
ile ilgili herhangi
bir ima dahi
bulunmamaktadır.
Ayette geçen “ kavâid “ sözcüğü bizde de çok kullanılan kaide sözcüğünün çoğulu olup, temel, oturak, oturaklaşan anlamlarına gelmektedir. Değişik konularda ilim dallarındaki kaideler, kurallar, kanunlar anlamında da kullanılır. Aynı zamanda “ beyt “ sözcüğü her ne kadar “ ev “ anlamında kabul ediliyorsa da Kur’anda hep “ okul “ anlamında kullanılmıştır. Yerfeu fiili de refah kökünden dolayı yükseltmek demektir. Ayetin orijinalinde “ kavâide minel beyti “ ifadesiyle “ min “ edatından dolayı da “ Beytten / okuldan yükseltilecek, yüceltilecek kaideler, temel kurallar, yani İslam Dininin temel kanunları “ anlamı ortaya çıkar. Dolayısıyla ayet grubunda İbrahim ve oğlu İsmail’in duvar ustalığından değil, İslam’ın Tevhit Dininin öğretisinin kaideleriyle temelini attıklarından / Kanun ve kurallarını ortaya koymaya başladıklarından söz edilmektedir.
Ehli Sünnet ekolünün hadis ve rivayetlere dayandırarak oluşturduğu inancında ise, Hacerü’l Esved’in Hac ve tavaf ibadetinin önemli bir ögesi olarak kabul edilmesi, o dönemde Müşrik Araplar arasında özellikle taşlara ve taşlardan yapılmış putlara tapınılması geleneğiyle de bağlantılı olmasından kaynaklanmış olabilir. Bu nedenle de bu taşın Arapların Lat, Menat, Uzza ve Hubel dedikleri eski putlarından arta kalan bir parçası olabileceği tarzında kanaatler de bulunmaktadır. ( Cevad Ali 6 / 436 ) Hacerü’l Esved’e Peygamberimizin vefatından sonra da eski sapık inançlardaki gibi işlerlik kazandırılması, birçoğu zayıf isnatlara, bazıları aynı zamanda sembolik bir anlam taşıyan çeşitli uydurma rivayetlere dayanmaktadır. ( Ezraki I / 62 - 66, Süheyl I / 270 – 275 ) Bu uydurma ve üstelik de sahih dedikleri rivayetlerde genellikle Hacerü’l Esved’in Cennetten indirildiği iddia edilmektedir. Bu mübarek taş, semavi bir taş olup Hz. İbrahim’e, Hz. Cebrail tarafından getirilmiştir. Kâbei muazzamanın sol tarafında yer alan ve tavaf başlangıcı olarak kabul edilen Hacerü’l Esved’in Cennetten getirildiği hakkında sahih hadisler mevcuttur. Denilmektedir. Bu rivayetlerden bazılarına bakacak olursak !
Süneni Tirmizi’de ibni Abbas’dan rivayet edilen hadis şöyledir. “ Hacerü’l Esved Cennetten indirildi. Sütten daha beyazdı, fakat onu Ademoğlunun hataları kararttı. ( Tirmizi Hacc 49. )
Müsnedde “ Hacerü’l Esved Cennetten gelmiştir. Kardan daha beyazdı. Fakat onu Müşriklerin hataları kararttı. “ ( El Fethü’l Rabbani 12 / 26 )
Bir rivayete göre de Kâinatın serveri peygamber efendimizin “ Ben peygamber gönderilmeden evvel, Mekke’de bana selam veren taşı hala biliyor ve tanıyorum. “ ifadelerinin işaret ettiği taş bu Hacerü’l Esved dir. Anlatımları da yapılmaktadır.
Abdullah b. Ömer’in naklettiğine göre Hz. Peygamber bir defasında dudaklarını Hacerü’l Esved’in üzerine koyarak uzun süre ağlamış. Daha sonra dönüp Ömer’in de ağladığını görünce şöyle demiştir. “ Ey Ömer ! Gözyaşları burada dökülür. ( İbn Mace Menasik 27 )
Yine başka bir rivayette, Bir gün bu taşa yaklaşıp öpen Hz. Ömer şöyle demiştir. “ Çok iyi bilirim ki, sen zararı ve menfaati olmayan bir taş parçasısın. Eğer Resulullah’ın seni öptüğünü görmese idim asla seni ben de öpmezdim. “ ( Buhari Hac 57, Müslim Hac 249, Tirmizi Hac 49, Serahsi el Mebsut 4 / 49 )
Hz. İbrahim, oğlu Hz. İsmail’le birlikte Kâbeyi inşa ederken tavaf başlangıcı olarak oğlu İsmail’den bir taş istedi. İsmail taşı aramaya gitti, fakat boş döndü. Bu sırada Hz. Cebrail, Hz. İbrahim’e bir taş getirdi. Nuh tufanında Kâbe de sular altında kalınca Cenabı Hak, Hacerü’l Esved’i Ebu Kubeys dağına emanet etmiş ve “ Benim dostumu Kâbeyi inşa ederken gördüğün zaman bu taşı ona çıkar. “ demişmiş.
El Muhib
et Taberi “ Onun siyah
olarak kalmasının sebebi, bir
ibret olmasıdır. Yani işlenen
günahlar, Cennetten gelen
bir taşı karartırsa
acaba insan kalbini
ne hale sokar. “
Taşın Hacerü’l Esved olarak isimlendirilmesi ise, Kâbe’nin duvarına konup insanların el sürmesi olsa gerektir. Çünkü daha önce Cennetten indiğinde beyaz bir yakuttu. ( Ebu’l Veled el Ezraki, Kâbe ve Mekke Tarihi sa. 36 – 54, Tuhfetü’l Ahzevi 3 / 617 )
Peygamberimizin vefatından sonraki dönemlerde de zaman içerinde Kâbe’nin sel ve yangın gibi çeşitli afetlerle, ayrıca insanların saldırılarına maruz kalması, Yezid’in parçalaması, Abbasiler döneminde 930 yılında Karmatilerin Lideri Ebu Tahir el Cennabi Mekke’de yaptığı katliam ve yağma sırasında taşı yerinden sökerek Hecel’e götürmesi, Mekke’nin bir süre taştan mahrum kalması gibi Hacerü’l Esvedin başına gelmeyen kalmamıştır, parçalanmalar da meydana gelmiştir. Hatta parçalardan birisi de Osmanlı Devleti Kanuni Sultan Süleyman zamanında İstanbul’a getirilmiştir.
Fakihler, Resulü Ekrem ve ashaptan rivayet edilen uygulamalara dayanarak ( Buhari Hac 60, 62, Müslim Hac 249, Ebu Davud Menasik 46 ) da belirtildiği gibi tavaf sırasında Hacerü’l Esvedi sünnete uygun şekilde ziyaret etmenin, istilam / ona el ile dokunup öpmekle gerçekleştiği konusunda görüş birliği içindedir. Hacerü’l Esvedi istilam ederken tekbir getirilmesi de aynı gerekçe ile de tavafın her şavtında yapılan istilam esnasında tekbir getirilirken ellerin havaya kaldırılmasıyla selamlanması da müstehab sayılmıştır. Peki Kur'anda böyle bir Hacc rüknü olmadığı halde kimlere ve neye göre ?
Böylece Kur’an ve ayetlerin uyarıları bir tarafa itilerek yüzlerce olan uydurma rivayetle Hacc ibadeti esnasında şirk ve küfür içindeki uygulamaların kapısı açılmış ve Din görevlileri, Hacı adayları tarafından da saçmalığı, tutarsızlığı, yanlışlığı sorulamayan gelenekler haline getirilmiştir. Elbette ki Kur’an ahlâkı ve kuralları ile eğitilmiş olan peygamberimiz rivayetlerde anlatıldığı gibi bu taşı öpmemiştir ve selamlamamıştır. * Kıyamet kopup henüz Cennet oluşturulmamış olduğu için Cennetten indirilen bir taş da, o taşı indirdiği söylenen Cebrail meleği diye bir melek de zaten yoktur. * Böyle bir kutsallık ve mübareklik Kur’anda olmadığı halde, ama O taşı öpmek, el sürmek, selamlamak küfürdür, şirktir, Hacca gidenlerin bütün ibadetlerinin, emeklerinin, yaptıklarının boşa gitmesinin ve azapla karşı karşıya gelmelerinin nedeni olur.* İslam Dininde rivayet ve zanlara uyularak inanç olmaz. * Uydurulmuş hadislere ne kadar sahihtir denilirse denilsin, Tek doğru, Allah’ın vahyi olan Kur’an ve ayetlerinin içerisindedir. Allah’ın selamı ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !....