TÜM SORULAR

Soru

Rusif Q.   13-09-2024   283

Merhaba ben bir soru sormak istiyorum biz müsülmanlar iman ederizki Allahtan başka ilah yoktur,peki ola bilirmiki Allahtan başka bir ilah olmuş ve Allah onu yenmiş fakat bizlerden gizlemiş? Yani kuraninda söylemek istememiş

Yanıtlar

Zeki Çelik.      14-09-2024  

Değerli  Kardeşim !  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun ! 

Size  de  merhaba !  Zaman  zaman  değişik  zeminlerde  Kur’anın  Tevhit  /  Allah’ı  birleme  inancının  aksine  olan,  Dualist  /  iki  tanrıcı,  Politeist /  çok  tanrıcı  inançlara  dayalı  olarak  sorular  gündeme  gelebildiği  gibi  siz  de  her  ne  kadar   Müslüman  olarak  “  Allah’tan  başka  İlah  yoktur “  deme  olan  Tevhit  inancınızı dile  getirerek  başlamış  iseniz  de,  adeta  bir  zanna  dayalı  olarak  çok  ilginç  ama  sıklıkla  rastlanmayan  bir  soruyu  gündeme  getirmişsiniz. Aslında  herkes  anlayamadığı,  tereddüt  ettiği  konularda  uygun  zeminlerde  sorularını  sorabilmelidir.  İslam  dininde  düşünmek,  soru  sormak  gayet  insanidir  ve  doğaldır.  İbrahim  Peygamber  dahi  Rabbimize  “  Ahirette  insanları  nasıl  dirilteceğini “  sormuştur.

Zann  sözcüğü  Kur’anımızda  racih  itikat /  Tercih  edilen,  kanaat  getirilen  inanç  demektir. Bu  kanaat  eğer  herhangi  bir  bilgiye  dayanmıyorsa  da  şekk  /  kuşku,  sanı  olur.  Kur’anımızda  bir  çok  ayette  geçen  zann  sözcüğü,  “  yakin “  ifadesiyle  kesin  bilgiye  dayalı  olarak  geçer.  Bazı  ayetlerde  de  bilgiye  dayanmayan  “  sanı “  olarak  yer  alır. Ancak  size  daha  ayrıntılı  bilgilerle  yardımcı  olabilmek  açısından  sizin  sorunuzun  daha  fazla  ayrıntıya  dayanmamış  olduğundan  dolayı  zannınızın  hangi  bilgilere  dayalı  olduğunu  bilemiyoruz. Acaba  bu  sorunuzu  değişik  kaynaklarda  ve  zeminlerde  görülen  özellikle  Mecusilikteki  Dualist  ve  bir  çok  ülkede  de  görülmekte  olan  Politeist  gibi  farklı  inançlara  dayalı  anlatımlara  dikkat   çekmek  için  oluşturmuş  olabilir  misiniz ?

Bu  bağlamda  Eski  çağlardan  beri  Tevhit  ( Allah’tan  başka  ilâh  diye  bir  şey  yoktur )  inancından  habersiz  kalan  veya   reddeden,    Kur’anın  İslam’ı  dışında  insanlık  tarihi  boyunca,  yeryüzünde  çok  değişik  bölgelerde  yaşayan  bir  çok  topluluk  da  örneğin ;  

* Eski  Çin  dini  olan  Sinizm’e  göre  tanrı  Çang Ti’nin  soyundan  gelen  Çin  hükümdarları,  göğün,  güneşin  oğulları  idi.  Birbirleriyle  sürekli  savaşmışlardır.

* Hint  dinlerindeki  ilâhlardan  olan  İndra  Gök  gürültüsü,  yağmur,  fırtına  gibi  olayların  ilâhı  olarak  yıldırım  ile  şimşeği  silah  olarak  kullanan   çok  zalim  ve  gaddar  savaşçı  bir  ilâhtı. Vedalar  döneminde  yaygın  bir  politeizm  hakimdi.

* Buna  benzer  şekilde  Sümerlerin  ilâhı  olan  Marduk,  yüceliğini   diğer  tanrılarla  savaşarak  tıpkı  insanlar  arasındaki  krallar  gibi  elde  etmişti.

* Sümerlerin  dinleri  çok  tanrılı  bir  dindi. Tanrılar  da  insanlar  gibi  yaşamın  bütün  özelliklerine  sahip  idiler.  Savaşırlar,  sevişirler,  çocuk  ve  aile  sahibi  olurlardı. 

* İranda  Mecusilik’te  ikicilik /  Dualizm  prensibi  inancında  Hürmüz,  Ehrimen,  veya   Ahura  Mazda,  Ormazd  gibi  iyilik  ve  kötülük  tanrıları  devamlı  savaşırlardı.

Aztek’lerin  harp  tanrısı  olarak  kabul  ettikleri  Çiçli – Puçli  savaş  ve  güneş  tanrısı  olarak  kabul  ettikleri  Huitzilopochtli,   insan  yüreği  yemekten  hoşlanan  zalim  ve  savaşçı  bir  ilâhtı.

* Yahudilerin  milli  ilâhı  olan  Yehova,  kendi  kavmi  olan  İsraillilerin  dışında  kalan  kavimlere  son  derece  zalim  ve  gaddardı. Yahudilerin  Çıkış  18 /  11.  Babında   Yetro’nun “  Şimdi  Yahve’nin  bütün  Tanrılardan  büyük  olduğunu  biliyorum “  ifadesiyle  Eski  Ahitte  “  Tanrıların  Tanrısı  Yahve “  ifadeleri  de  başka  ilahlarla   çok  Tanrıcı  inançlardan  Monoteizme  yönelme  izlenimini  vermektedir. Örneklerinde  gördüğümüz  gibi  insan  davranışlarını  gösteren  pek  çok  sahte  ilâh  tarih  sayfalarına  kaydedilmiş,  bir  çok  kültür  ve  yaşam  tarzlarıyla  Tesniye /  İkicilik  ve  çok  Tanrıcılık  inaçlarına  yönelme  olmuştur.

Kur’anın  İslam’ı  ile  Müslümanlığın  doğduğu  Mekke  ve  Arap  Yarımadasında  Peygamberimizden  önceki  hayata  ve  Din  inancına  baktığımız  zaman,  Zuhruf  Sûresinin  9. ayetinde  “  Ve  hiç  kuşkusuz  eğer  sen  onlara : “  Gökleri  ve  yeri  kim  oluşturdu ? “  diye  sorsan,  kesinlikle  Azizül   Alim  Allah  oluşturdu  diyeceklerdir. “  yine  aynı  Sûrenin  87. ayetinde  de  “  Yine  andolsun  ki,  onlara  kendilerini  kimin  oluşturduğunu  sorsan,  kesinlikle :  “ Allah “  derler. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  orada  da  Mekke  Müşrikleri  aslında  İbrani  geleneğine  dayanan  bir  inançla   Allah’ın  varlığına  inanıyor,  fakat  bunun  yanı  sıra  O’nu  göremiyoruz,  ulaşamıyoruz  düşüncesi  ile  Lat,  Menat,  Uzza,  Hubel  isimlerindeki  Tanrılar  ve  Tanrıçalar,  kabileler  tarafından  koruyucu  ve  Allah’a  yaklaştıran  aracılar  olarak  görülürdü.  Ancak  bütün  inanılan  bu  Tanrıların  hepsi  de  insanların  kendilerinin  icat  ettikleri  Tanrılar  olmuştur  ve  hepsi  de  toplumlarla  birlikte  tarih  sayfasından  yok  olmuşlardır.  Bunlardan  dolayı  Peygamberimizle,  Kur’anla   birlikte  evveli  ve  sonu  olmayan  Allah  inancıyla  İslam’ın  kesin  ve  direkt  olarak  Monoteizme  dayalı  öğretisi  ise  hem  Kur’anın  oluşum  döneminde,  hem  de  daha  sonraki  dönemlerde  çok  açık  bir  şekilde  görünür. Arap  toplumunun  İslam  öncesi  Politeizmin  arka  planı  kabul  edildiğinde  Monoteizm /  Tek  Tanrıcılık  ise  daha  da  anlamlı  bir  hale  gelir.

Müslümanlar  olarak  hepimizin  inandığı  sizin  de  sorunuzun  başında  değindiğiniz  gibi  Kur’anın  İslam’ının  temeli  Tevhit  /  Allah’tan  başka  İlah  diye  bir  şey  yoktur  demenin  şuuru  ve  bilincine  dayanır. Şimdi  sizin   asıl  sormak  istediğiniz “  Allah’tan  başka  bir  İlâh  olmuş  ve  Allah  onu  yenmiş,  fakat  bizlerden  gizlemiş  ve  Kur’anda  da  söylemek  istememiş. “  ifadesine  gelelim.  Bu  konuda  bizim  ne  diyeceğimize ! Bu  sorunuza  size  biz  değil  de,  öncelikle  Kur’anda  bir  çok  ayette  değinildiği  gibi  Müminun  Sûresinin  91.  ayetinde  " Allah  çocuk  diye  bir  şey  edinmemiştir.  Onunla  beraber  hiç  bir  ilâh  da  yoktur.  Aksi  takdirde  her  ilâh  kesinlikle  kendi  oluşturduğu  şeyle  birlikte  gider  ve  kesinlikle  diğerleri  üzerine  üstün  olurdu.....Allah  onların  niteledikleri  şeylerden  arınıktır. ..."  denildiği  gibi  ve  Enbiya  Sûresinin  22.  ayetiyle  başlayarak  Yüce  Rabbimiz  Allah  verecek !  “ Eğer  yer  ile  gökte  Allah’tan  başka  ilâhlar  olsaydı,  bunların  ikisi  de  kesinlikle  kargaşa  içinde  olurdu /  düzenleri  bozulurdu.  O  halde  en  büyük  tahtın  Rabbi  olan  Allah,  onların  nitelemekte  oldukları  şeylerden  arınıktır. “  ifadelerinde  gördüğümüz  gibi  aslında  bu  ayetin  de  içinde  bulunduğu  21 – 25.  ayetlerinden  oluşan  paragrafta,  Mekke’deki  müşriklere  atfen  aktarılan  ayetlerin  muhtevası  ile  Rabbimiz  “  Evrende  birden  fazla  ilahın  bulunmasının  ondaki  düzenin  bozulması  sonucunu  doğuracağını  hatırlatarak,  düşünen   insanları  Tevhit  konusunda  düşünmeye  davet  etmekte,  akli  temelini  göstermektedir.  Aynı  anda  iki  İlahın  olması  ve  sizin  de  değindiğiniz  gibi  aralarında  kaosun,  kargaşanın   ve  savaşın  çıkması  elbette  ki  kaçınılmazdır.

Dinler  tarihinde,  karşılıklı  olarak  birbirlerini  ima  eden  bir  çok  ikiye  ayrılma  ve  kutuplaşmayla  karşı  karşıya  kaldığımızı  aklımızda  tutmak  zorundayız.  Ahlaki  bir  dualizmi  /  Tesniye  /  ikiciliği,  ima  etmeksizin  bir  karşıtlar  ve  gerilimler  sistemiyle  dünyayı  ve  insanın  durumunu  açıklayan,  gündüz  ve  gece,  kaos  ve  yaratma,  kış  ve  yaz,  erkek  ve  dişi,  doğum  ve  ölüm  gibi  bir  çok  mitler  buluruz. Bu  ikiye  ayrılmalar  Evrenin  ve  insanın  periyodik  yenilenmesinde  görülen,  hayat  kiplerini  ifade  ettikleri  gibi,  aynı  şekilde  gerçekliğin  tamamına  anlam  verme  hedefine  de  hizmet  ederler.  Kendisinde  zıtlıkların  karşılıklı  olarak  birbirlerini  ima  ettiği  bu  Dualizm  türü  inançlar,  fakat  yaratılmışlığın  bütününde  de  Tanrı  anlayışında  da  görülebilmekte, zaman  zaman  Şeytan  da  tanrılaştırılarak  Allah’ın  karşısına  ilah  olarak  konulabilmektedir. Ama  bu  bağlamda  bilinmelidir  ki  aslında  Şeytan  diye  ontolojik  bir  varlık  ve  şahsiyet  yoktur. ( "  Şeytanı  Kur'an  ile  Tanıyalım "   başlıklı  makalemize  bakabilirsiniz. )

Peki  iki   ya  da  daha  fazla  sayıda  Allah’la  birlikte  aynı  zamanda  başka   Allah’ın  da  olabileceği  düşünülebilir  mi,  kabul  edilebilir  mi ?  İlahların  ikililiği  veya  daha  çokluğu  varsayılırsa,  öncelikle  Kur’andaki  Tevhit  inancı  ortadan  kalkmış  olmaz  mı ?. Aslında  Kur'ana  göre  şirk  olabilecek  olan  bu  tür  inancın  ve  kabulün  ardından  da  neler  olabileceğini  fikir  cimnastiği  yaparak  pek  çok  olumsuzluklar  söylenebileceği  halde  biz  bir  kaç  sonuçla  dillendirmeye  çalışalım.  Ama  öncelikle  şuna  inanmalıyız   ve  bilmeliyiz  ki  "  Allah  hiç  bir  konuda  yalan  söylemez  ve  hiç  bir  şeyi  de  gizlemez. !  Kur'anda  bir  çok  ayette  yer  alan  vallahu /  andolsun  ifadeleri  de  bundan  dolayı  bir  yemin  ifadesi  değildir,  bilakis  arkadan  gelecek  somut  olay  ayrıntılarıyla  kanıt  gösterip  kasem  etmesi  ifadeleridir. "

1. Allah’ın  zatı  sıfatı  gereği  vacibu’l  vücut  olan  iki  varlığın  bulunduğunu  eğer  kabul  edersek,  onların  varlık  bakımından  müşterek /  her  şeye  ortak  olmaları  gerektiğini  de  kabul  etmiş  oluruz. Yani  Kâinattaki  bütün  yaratılmışlarda,  hükümlerde,  konulmuş  kanunlarda  bir  paylaşım,  ikilik  ve  farklılıklar  ortaya  çıkar. Yine  onlardan  her  birinin  bizzat  kendisi  nedeniyle,  “  başka  bir  şeye  ihtiyaç  duymaksızın “  diğerinden  ayrılması  gerekir.  Aksi  halde  mürekkep  / ikisi  de  bağımsız  diğer  bir  varlık  olur.  Halbuki  her  mürekkep /  içindeki  diğer  bir  varlık,  cüz’üne,  parçalarına  muhtaçtır  ki,  cüzler  kendisinden  başkadır. O  halde  her  mürekkep  varlık  başkasına  yani  diğerine  varlığı  hususunda  özellikle  de  başkasına  muhtaç  olandır. Dolayısıyla  ikisi  de   Allah  dışındaki  yaratılmışlardan  biridir. Çünkü  vacibu’l  vücut  olan  iki  varlığın  kabul  edilmesi  halinde  onlardan  hiç  birisinin  vacibu’l  vücut  olamayacağı  da  aşikârdır.  Aksi  halde  fesad  da,  savaş  da  kaçınılmaz  kesin  bir  sonuç  olur. 

2. Bizim  iki  ilâhın  varlığını  kabul  etmemiz  halinde,  o  zaman  onlardan  her  birinin  uluhiyette  diğerine  bağımlı   olması  gerektiğinden,  herhangi  bir  şey  nedeniyle  onlardan  her  birinin  diğerinden  ayırt  edilmesi  gerekir. Aksi  halde  ikilikten  söz  edilemez.  Dolayısıyla  kendisiyle  farklılığın  ve  seçilmenin  meydana  geldiği  şey,  ya  kemal  sıfatı  olur  veya  olmaz.  Eğer  bu  farklılık  kemal  sıfatı   olursa,  bu  vasfı  taşımayan  diğeri  bu  vasıftan  uzak  olur.  Böylece  de  nakıs / eksik  olur.  Eksik  olan  ise  ilâh  olmaz.  O  halde  ilâh  mutlaka  tektir.

3. İki  ilâhtan  birisi  alemi  idare  etmekte  ya  yeterli   olur  veya  olmaz.  Eğer  yeterli  olursa,  ikincisinin  gereği  olmaz.  Bu  da  diğeri  için  bir  eksikliktir,  Eksik  olan  ise  ilâh  olmaz.

4. Eğer  biz  önce   iki  ilâhın  bulunduğunu  farz  edersek,  o  ikisinin  kudretlerinin  toplamı,  yalnız  başına  her  birinin  kudretinden  daha  güçlü  olur.  Fakat  her  birinin  kudreti  bir  araya  gelip  toplanmış  olduğundan  kendi  kudretleri  sonlu  ve  sınırlıdır.  Dolayısıyla  gücü,  kuvveti  sonlu  ve  sınırlı  olanlar  Allah  olamaz.

5.  Allah,  doğmamış  ve  doğurmamıştır,  evveli  ve  sonu  olmayandır,  ezelden  beri  vardır.  Eğer  Onunla  beraber  başka  bir  Allah  da  var  olursa,  ikisi  de  sonu  olan  yaratılmış  olur  ve  ezeli  olmazlar.

Bu  nedenlerle  Kur’anımızda  bu  zeminde  yer  veremediğimiz  bir  çok  ayette  Tevhit  inancının  akli  delilleri  üzerinde  durulduktan  sonra,  Allah’tan  başka  peygamberler  ve  melekler  de  dahil  hiç  bir  varlığın  ilahlık  iddiasında  bulunamayacağı  mesajları  verilmektedir.  Tevhit  sözcüğü,  Kur’anda  doğrudan  kullanılan  bir  kavram  değildir. Buna  karşılık  “  Bir  ve  tek  olan  Allah’a  iman “  şeklinde  özetlenebilecek  ifadelerle  tekrar  tekrar  dile  getirilir.  Çeşitli  ayrıntılar  da  insanı  ikna  etmeye   yoğunlaşan  ayetlerle,  Allah’ın  zatı  sıfatları,  Evren  ve  insanla  olan  ilişkileri  bağlamında  ele  alınır.  Tevhit  nitelikli  olmayan  her  türlü  inanç  ve  davranışın  boşa  gideceği  çeşitli  boyutlarıyla  ortaya  konulur.  Kelimei  Tevhidin  söz  dizilimine  dikkat  edildiğinde  önce  tüm  ilahların  reddedildiği  görülür.  Ama  tüm  ilahların  reddedilebilmesi  için  insanın  önce  sahte  ilahları  veya  ilah  yerine  konulanları  iyi  tanıması  gerekir. Onları  iyi  tanıyıp  reddettikten  sonra  sıra  gerçek  ve  tek  olan  ilahı  kabul  etmeye  gelir.  Tabii  ki  Tek  ve  gerçek  ilah  da  Allah’tır.  “  O’ndan  başka  ilah  diye  bir  şey  yoktur. “  denilerek  fakat  sadece  sözle  Allah’ın  tek  ilah  olarak  kabul  edilmesi  ve  “  kabul  ettim “  denilmesiyle  Tevhit  inancı  ve  bilinci  mümkün  olmaz.  Allah’ı  gereği  gibi  tanıyabilmek  ise  ancak  Kur’anı  anlayarak  okuma  ile  mümkündür. ( Sitemizde  "  Allah'ı  Kur'an  İle  Tanıyalım  "  başlıklı  makalemize  bakabilirsiniz.) Bu  bağlamda  Allah’ın  zatı  ve  subuti  sıfatlarının,  güzel  isimlerinin  anlamlarının  Kur’andan  öğrenilmesi  ve  bunlara  inanılması  gerekir.  Aksi  halde  ne  sahte  ilahlar  tanınarak  reddedilmiş,  ne  de  Allah  gereği  gibi  tanınmış  olunur.  Tevhit / Tek  olan  Allah  inancı  da  kalplere  yerleşmemiş  olur. Allah’ın  selamı,  rahmeti  ve  Kur’anın  doğrularıyla  Tevhidin  şuur  ve  bilinci  sizinle  olsun !...

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET