Merhaba ben bir soru sormak istiyorum biz müsülmanlar iman ederizki Allahtan başka ilah yoktur,peki ola bilirmiki Allahtan başka bir ilah olmuş ve Allah onu yenmiş fakat bizlerden gizlemiş? Yani kuraninda söylemek istememiş
Zeki Çelik.
14-09-2024
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Size de merhaba ! Zaman zaman değişik zeminlerde Kur’anın Tevhit / Allah’ı birleme inancının aksine olan, Dualist / iki tanrıcı, Politeist / çok tanrıcı inançlara dayalı olarak sorular gündeme gelebildiği gibi siz de her ne kadar Müslüman olarak “ Allah’tan başka İlah yoktur “ deme olan Tevhit inancınızı dile getirerek başlamış iseniz de, adeta bir zanna dayalı olarak çok ilginç ama sıklıkla rastlanmayan bir soruyu gündeme getirmişsiniz. Aslında herkes anlayamadığı, tereddüt ettiği konularda uygun zeminlerde sorularını sorabilmelidir. İslam dininde düşünmek, soru sormak gayet insanidir ve doğaldır. İbrahim Peygamber dahi Rabbimize “ Ahirette insanları nasıl dirilteceğini “ sormuştur.
Zann sözcüğü Kur’anımızda racih itikat / Tercih edilen, kanaat getirilen inanç demektir. Bu kanaat eğer herhangi bir bilgiye dayanmıyorsa da şekk / kuşku, sanı olur. Kur’anımızda bir çok ayette geçen zann sözcüğü, “ yakin “ ifadesiyle kesin bilgiye dayalı olarak geçer. Bazı ayetlerde de bilgiye dayanmayan “ sanı “ olarak yer alır. Ancak size daha ayrıntılı bilgilerle yardımcı olabilmek açısından sizin sorunuzun daha fazla ayrıntıya dayanmamış olduğundan dolayı zannınızın hangi bilgilere dayalı olduğunu bilemiyoruz. Acaba bu sorunuzu değişik kaynaklarda ve zeminlerde görülen özellikle Mecusilikteki Dualist ve bir çok ülkede de görülmekte olan Politeist gibi farklı inançlara dayalı anlatımlara dikkat çekmek için oluşturmuş olabilir misiniz ?
Bu bağlamda Eski çağlardan beri Tevhit ( Allah’tan başka ilâh diye bir şey yoktur ) inancından habersiz kalan veya reddeden, Kur’anın İslam’ı dışında insanlık tarihi boyunca, yeryüzünde çok değişik bölgelerde yaşayan bir çok topluluk da örneğin ;
* Eski Çin dini olan Sinizm’e göre tanrı Çang Ti’nin soyundan gelen Çin hükümdarları, göğün, güneşin oğulları idi. Birbirleriyle sürekli savaşmışlardır.
* Hint dinlerindeki ilâhlardan olan İndra Gök gürültüsü, yağmur, fırtına gibi olayların ilâhı olarak yıldırım ile şimşeği silah olarak kullanan çok zalim ve gaddar savaşçı bir ilâhtı. Vedalar döneminde yaygın bir politeizm hakimdi.
* Buna benzer şekilde Sümerlerin ilâhı olan Marduk, yüceliğini diğer tanrılarla savaşarak tıpkı insanlar arasındaki krallar gibi elde etmişti.
* Sümerlerin dinleri çok tanrılı bir dindi. Tanrılar da insanlar gibi yaşamın bütün özelliklerine sahip idiler. Savaşırlar, sevişirler, çocuk ve aile sahibi olurlardı.
* İranda Mecusilik’te ikicilik / Dualizm prensibi inancında Hürmüz, Ehrimen, veya Ahura Mazda, Ormazd gibi iyilik ve kötülük tanrıları devamlı savaşırlardı.
* Aztek’lerin harp tanrısı olarak kabul ettikleri Çiçli – Puçli savaş ve güneş tanrısı olarak kabul ettikleri Huitzilopochtli, insan yüreği yemekten hoşlanan zalim ve savaşçı bir ilâhtı.
* Yahudilerin milli ilâhı olan Yehova, kendi kavmi olan İsraillilerin dışında kalan kavimlere son derece zalim ve gaddardı. Yahudilerin Çıkış 18 / 11. Babında Yetro’nun “ Şimdi Yahve’nin bütün Tanrılardan büyük olduğunu biliyorum “ ifadesiyle Eski Ahitte “ Tanrıların Tanrısı Yahve “ ifadeleri de başka ilahlarla çok Tanrıcı inançlardan Monoteizme yönelme izlenimini vermektedir. Örneklerinde gördüğümüz gibi insan davranışlarını gösteren pek çok sahte ilâh tarih sayfalarına kaydedilmiş, bir çok kültür ve yaşam tarzlarıyla Tesniye / İkicilik ve çok Tanrıcılık inaçlarına yönelme olmuştur.
Kur’anın İslam’ı ile Müslümanlığın doğduğu Mekke ve Arap Yarımadasında Peygamberimizden önceki hayata ve Din inancına baktığımız zaman, Zuhruf Sûresinin 9. ayetinde “ Ve hiç kuşkusuz eğer sen onlara : “ Gökleri ve yeri kim oluşturdu ? “ diye sorsan, kesinlikle Azizül Alim Allah oluşturdu diyeceklerdir. “ yine aynı Sûrenin 87. ayetinde de “ Yine andolsun ki, onlara kendilerini kimin oluşturduğunu sorsan, kesinlikle : “ Allah “ derler. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi orada da Mekke Müşrikleri aslında İbrani geleneğine dayanan bir inançla Allah’ın varlığına inanıyor, fakat bunun yanı sıra O’nu göremiyoruz, ulaşamıyoruz düşüncesi ile Lat, Menat, Uzza, Hubel isimlerindeki Tanrılar ve Tanrıçalar, kabileler tarafından koruyucu ve Allah’a yaklaştıran aracılar olarak görülürdü. Ancak bütün inanılan bu Tanrıların hepsi de insanların kendilerinin icat ettikleri Tanrılar olmuştur ve hepsi de toplumlarla birlikte tarih sayfasından yok olmuşlardır. Bunlardan dolayı Peygamberimizle, Kur’anla birlikte evveli ve sonu olmayan Allah inancıyla İslam’ın kesin ve direkt olarak Monoteizme dayalı öğretisi ise hem Kur’anın oluşum döneminde, hem de daha sonraki dönemlerde çok açık bir şekilde görünür. Arap toplumunun İslam öncesi Politeizmin arka planı kabul edildiğinde Monoteizm / Tek Tanrıcılık ise daha da anlamlı bir hale gelir.
Müslümanlar olarak hepimizin inandığı sizin de sorunuzun başında değindiğiniz gibi Kur’anın İslam’ının temeli Tevhit / Allah’tan başka İlah diye bir şey yoktur demenin şuuru ve bilincine dayanır. Şimdi sizin asıl sormak istediğiniz “ Allah’tan başka bir İlâh olmuş ve Allah onu yenmiş, fakat bizlerden gizlemiş ve Kur’anda da söylemek istememiş. “ ifadesine gelelim. Bu konuda bizim ne diyeceğimize ! Bu sorunuza size biz değil de, öncelikle Kur’anda bir çok ayette değinildiği gibi Müminun Sûresinin 91. ayetinde " Allah çocuk diye bir şey edinmemiştir. Onunla beraber hiç bir ilâh da yoktur. Aksi takdirde her ilâh kesinlikle kendi oluşturduğu şeyle birlikte gider ve kesinlikle diğerleri üzerine üstün olurdu.....Allah onların niteledikleri şeylerden arınıktır. ..." denildiği gibi ve Enbiya Sûresinin 22. ayetiyle başlayarak Yüce Rabbimiz Allah verecek ! “ Eğer yer ile gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, bunların ikisi de kesinlikle kargaşa içinde olurdu / düzenleri bozulurdu. O halde en büyük tahtın Rabbi olan Allah, onların nitelemekte oldukları şeylerden arınıktır. “ ifadelerinde gördüğümüz gibi aslında bu ayetin de içinde bulunduğu 21 – 25. ayetlerinden oluşan paragrafta, Mekke’deki müşriklere atfen aktarılan ayetlerin muhtevası ile Rabbimiz “ Evrende birden fazla ilahın bulunmasının ondaki düzenin bozulması sonucunu doğuracağını hatırlatarak, düşünen insanları Tevhit konusunda düşünmeye davet etmekte, akli temelini göstermektedir. Aynı anda iki İlahın olması ve sizin de değindiğiniz gibi aralarında kaosun, kargaşanın ve savaşın çıkması elbette ki kaçınılmazdır.
Dinler tarihinde, karşılıklı olarak birbirlerini ima eden bir çok ikiye ayrılma ve kutuplaşmayla karşı karşıya kaldığımızı aklımızda tutmak zorundayız. Ahlaki bir dualizmi / Tesniye / ikiciliği, ima etmeksizin bir karşıtlar ve gerilimler sistemiyle dünyayı ve insanın durumunu açıklayan, gündüz ve gece, kaos ve yaratma, kış ve yaz, erkek ve dişi, doğum ve ölüm gibi bir çok mitler buluruz. Bu ikiye ayrılmalar Evrenin ve insanın periyodik yenilenmesinde görülen, hayat kiplerini ifade ettikleri gibi, aynı şekilde gerçekliğin tamamına anlam verme hedefine de hizmet ederler. Kendisinde zıtlıkların karşılıklı olarak birbirlerini ima ettiği bu Dualizm türü inançlar, fakat yaratılmışlığın bütününde de Tanrı anlayışında da görülebilmekte, zaman zaman Şeytan da tanrılaştırılarak Allah’ın karşısına ilah olarak konulabilmektedir. Ama bu bağlamda bilinmelidir ki aslında Şeytan diye ontolojik bir varlık ve şahsiyet yoktur. ( " Şeytanı Kur'an ile Tanıyalım " başlıklı makalemize bakabilirsiniz. )
Peki iki ya da daha fazla sayıda Allah’la birlikte aynı zamanda başka Allah’ın da olabileceği düşünülebilir mi, kabul edilebilir mi ? İlahların ikililiği veya daha çokluğu varsayılırsa, öncelikle Kur’andaki Tevhit inancı ortadan kalkmış olmaz mı ?. Aslında Kur'ana göre şirk olabilecek olan bu tür inancın ve kabulün ardından da neler olabileceğini fikir cimnastiği yaparak pek çok olumsuzluklar söylenebileceği halde biz bir kaç sonuçla dillendirmeye çalışalım. Ama öncelikle şuna inanmalıyız ve bilmeliyiz ki " Allah hiç bir konuda yalan söylemez ve hiç bir şeyi de gizlemez. ! Kur'anda bir çok ayette yer alan vallahu / andolsun ifadeleri de bundan dolayı bir yemin ifadesi değildir, bilakis arkadan gelecek somut olay ayrıntılarıyla kanıt gösterip kasem etmesi ifadeleridir. "
1. Allah’ın zatı sıfatı gereği vacibu’l vücut olan iki varlığın bulunduğunu eğer kabul edersek, onların varlık bakımından müşterek / her şeye ortak olmaları gerektiğini de kabul etmiş oluruz. Yani Kâinattaki bütün yaratılmışlarda, hükümlerde, konulmuş kanunlarda bir paylaşım, ikilik ve farklılıklar ortaya çıkar. Yine onlardan her birinin bizzat kendisi nedeniyle, “ başka bir şeye ihtiyaç duymaksızın “ diğerinden ayrılması gerekir. Aksi halde mürekkep / ikisi de bağımsız diğer bir varlık olur. Halbuki her mürekkep / içindeki diğer bir varlık, cüz’üne, parçalarına muhtaçtır ki, cüzler kendisinden başkadır. O halde her mürekkep varlık başkasına yani diğerine varlığı hususunda özellikle de başkasına muhtaç olandır. Dolayısıyla ikisi de Allah dışındaki yaratılmışlardan biridir. Çünkü vacibu’l vücut olan iki varlığın kabul edilmesi halinde onlardan hiç birisinin vacibu’l vücut olamayacağı da aşikârdır. Aksi halde fesad da, savaş da kaçınılmaz kesin bir sonuç olur.
2. Bizim iki ilâhın varlığını kabul etmemiz halinde, o zaman onlardan her birinin uluhiyette diğerine bağımlı olması gerektiğinden, herhangi bir şey nedeniyle onlardan her birinin diğerinden ayırt edilmesi gerekir. Aksi halde ikilikten söz edilemez. Dolayısıyla kendisiyle farklılığın ve seçilmenin meydana geldiği şey, ya kemal sıfatı olur veya olmaz. Eğer bu farklılık kemal sıfatı olursa, bu vasfı taşımayan diğeri bu vasıftan uzak olur. Böylece de nakıs / eksik olur. Eksik olan ise ilâh olmaz. O halde ilâh mutlaka tektir.
3. İki ilâhtan birisi alemi idare etmekte ya yeterli olur veya olmaz. Eğer yeterli olursa, ikincisinin gereği olmaz. Bu da diğeri için bir eksikliktir, Eksik olan ise ilâh olmaz.
4. Eğer biz önce iki ilâhın bulunduğunu farz edersek, o ikisinin kudretlerinin toplamı, yalnız başına her birinin kudretinden daha güçlü olur. Fakat her birinin kudreti bir araya gelip toplanmış olduğundan kendi kudretleri sonlu ve sınırlıdır. Dolayısıyla gücü, kuvveti sonlu ve sınırlı olanlar Allah olamaz.
5. Allah, doğmamış ve doğurmamıştır, evveli ve sonu olmayandır, ezelden beri vardır. Eğer Onunla beraber başka bir Allah da var olursa, ikisi de sonu olan yaratılmış olur ve ezeli olmazlar.
Bu nedenlerle Kur’anımızda bu zeminde yer veremediğimiz bir çok ayette Tevhit inancının akli delilleri üzerinde durulduktan sonra, Allah’tan başka peygamberler ve melekler de dahil hiç bir varlığın ilahlık iddiasında bulunamayacağı mesajları verilmektedir. Tevhit sözcüğü, Kur’anda doğrudan kullanılan bir kavram değildir. Buna karşılık “ Bir ve tek olan Allah’a iman “ şeklinde özetlenebilecek ifadelerle tekrar tekrar dile getirilir. Çeşitli ayrıntılar da insanı ikna etmeye yoğunlaşan ayetlerle, Allah’ın zatı sıfatları, Evren ve insanla olan ilişkileri bağlamında ele alınır. Tevhit nitelikli olmayan her türlü inanç ve davranışın boşa gideceği çeşitli boyutlarıyla ortaya konulur. Kelimei Tevhidin söz dizilimine dikkat edildiğinde önce tüm ilahların reddedildiği görülür. Ama tüm ilahların reddedilebilmesi için insanın önce sahte ilahları veya ilah yerine konulanları iyi tanıması gerekir. Onları iyi tanıyıp reddettikten sonra sıra gerçek ve tek olan ilahı kabul etmeye gelir. Tabii ki Tek ve gerçek ilah da Allah’tır. “ O’ndan başka ilah diye bir şey yoktur. “ denilerek fakat sadece sözle Allah’ın tek ilah olarak kabul edilmesi ve “ kabul ettim “ denilmesiyle Tevhit inancı ve bilinci mümkün olmaz. Allah’ı gereği gibi tanıyabilmek ise ancak Kur’anı anlayarak okuma ile mümkündür. ( Sitemizde " Allah'ı Kur'an İle Tanıyalım " başlıklı makalemize bakabilirsiniz.) Bu bağlamda Allah’ın zatı ve subuti sıfatlarının, güzel isimlerinin anlamlarının Kur’andan öğrenilmesi ve bunlara inanılması gerekir. Aksi halde ne sahte ilahlar tanınarak reddedilmiş, ne de Allah gereği gibi tanınmış olunur. Tevhit / Tek olan Allah inancı da kalplere yerleşmemiş olur. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğrularıyla Tevhidin şuur ve bilinci sizinle olsun !...