Hocam namazdan sonra 33 defa tespih çekiyoruz. Neden çekiyoruz ? Anlamı nedir ? Denildiği gibi ahirette diriltildiğimiz zaman cennetteki herkes 33 yaşında mı olacak ? Cevaplarsanız sevinirim. Şimdiden teşekkürler
Zeki Çelik.
21-12-2023
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Müslümanlarca özellikle ülkemizde uygulandığı gibi, biten toplu veya bireysel namazın ardından örneğin ; " Kim namazdan sonra 33 defa Sübhanallah, 33 defa elhamdülillah, 33 defa Allah'ü ekber der, yüze tamamlamak için de Lâ ilâhe illallah derse günahları deniz köpüğü kadar çok olsa bile affedilir. " ( Müslim Mesacid 146 ) hadisinde söylendiği gibi, Allah'ın yerine hüküm verilerek, birçok hadis ve rivayete dayandırılarak Müslümanlara 33 er defa, gerçek zikir kavramının da saptırılarak ne olduğu da bilinmeden tespih zikirleri çektirilmektedir. Bu uygulama, Peygamberimiz ve dört halife dönemlerinden sonra Emevi Devleti zamanında, yapılan zulümleri gizlemek, Mescitlerdeki salat uygulamalarını ortadan kaldırmak, soru sorulmasını yasaklayıp adeta bir an önce tespihlerini çeksinler, gitsinler zihniyeti ile namaz ibadetinin içine sonradan sokulmuş olan bidattan dolayı çok yerinde ve ilginç bir soruyu yönelttiğiniz ve gündeme getirdiğiniz için size teşekkür ederim.
Bugün ülkemizde tespih aleti dediğimiz ve üzerinde değişik malzemelerden ve değişik renklerde dizilerek oluşturulmuş sayılı boncukların zikir ve daha başka amaçlarla kullanılması geleneği, tarih boyunca uzak doğu toplumlarından bu yana gelerek Budizm, Brahmanizm ve Hinduizm inançlarında olduğu gibi Hristiyan Katolik kiliselerinde de çok yaygın bir ibadet anlayışıyla bulunmaktadır. Öncelikle aralıklarla düğümlenmiş iplikler, sayılı taşlar, parmak boğumları veya başka araçlar kullanılmakta iken, bugün ise iplere dizilmiş değişik renkli ve delikli taşlardan veya plastiklerden oluşan bu aletlerin yapılması başlı başına bir el sanatı haline getirilmiş ve oldukça da değerli bir kazanç kapısına dönüştürülmüştür. Bu kültürlerden de aslında Kur’anda bu uygulama ve inançlarla ilgili olarak herhangi bir öneri olmamasına rağmen, Müslümanların inancına ve hayatına da ibadet diye sokulmuştur. ( Zikir Kavramı başlıklı makalemizde zikir konusunda çok geniş bilgi bulabilirsiniz. )
Kur’anımızda ise bu anlayış, inanç, gelenek ve oluşumlarla hiç ilgisi olmayan, Arapçada da “ p “ harfi olmadığı için Tesbih sözcüğüyle aynı kökten gelip birbirine karıştırıldığı halde sürekliliği ile Allah’ı tesbih etmeyi, O’nu yüceltmeyi, her türlü noksanlıklardan arındırmayı ifade eden Sübhan, Hamd, Şükür, Zikir, Kelimei Tayyibe, gibi sözcükler bir çok ayette yer almaktadır.
KALEM 28 : Onların en hayırlı olanları, “ Ben size Allah’ı tesbih etmiyor musunuz / noksanlıklardan arındırmıyor musunuz dememiş miydim ? “ dedi. 29 : Onlar : “ Rabbimiz seni tesbih / tenzih ederiz, doğrusu bizler yanlış ; kendi zararlarına iş yapan, haksız davranan kimselermişiz ! “ dediler.
ALA 1 – 5 : Oluşturup düzene koyan, ölçümlendirip sonra yol gösteren, otlağı çıkarıp sonra da onu kapkara bir sel atığı haline getiren Rabbinin yüce adını tesbih et / temize çıkar.
Tesbih : Arapçada Sebh kökünden türemiş bir sözcüktür. Sebh’in sözlük anlamı “ Havada ve suda hızlı hareket etmek, geçip gitmek, yüzerek uzaklara gitmektir. Tesbih ise, Allah’ı O’na yakışmayacak şeylerden uzak tutmak / tenzih etmek O’nun her türlü kemal sıfatlarla donanmış olduğunu kavrayarak yüceltmek, yaşamın içerisindeki her atılan adımda, her vesile ile de ilân etmek demektir. Yaratanı tüm nitelikleriyle tanımak ve tanıtmaktır. Allah’ın azametini her fırsatta hatırlamak, O’nu şirkten, eş ve çocuklar edinmişlik gibi iftiralardan uzak tutmak ve arındırmaktır. Bu da ancak Kur’an ayetlerinin doğru anlaşılması ve Allah’ın yüceliğinin kavranabilmesi ile mümkün olabilir. Allah’ı tesbih etmeyi ve O’nu yüceltmeyi ifade eden sözcükler, Kur’anda yüze yakın ayette yer alır. Aynı kökten gelen “ Sübhan “ Allah’ın bir ismi olup, her türlü kusurdan ve noksanlıktan uzak olan demektir. Allah’ı zikretmek ve her türlü noksanlıklardan arınık olduğunu ifade ederek yüceltmek olan tesbih sözcüğü daha sonraları ülkemizde zikirlerin sayısını belirlemek üzere ses uyumuna göre de tespih şeklinde isimlendirilerek kullanılan düğüm ve boncuklardan oluşturulan aracın adı olmuştur. Bu amaç için Araplar da “ misbaha “ sözcüğünü kullanırlar.
Namazların bitiminin ardından tespih aletinin kullanılarak 33 er defa değişik sözcüklerle yerine getirilen bu tür uygulamaların namazla da, zikirle de, Allah'ı tesbih etmekle de bir ilgisi yoktur. Namaz kılarken selam verildiği anda aslında namaz ibadeti bitmiştir. Tespih aletiyle defalarca " Sübhanallah " denilmesinin gereği yoktur. Bir defa anlamını bilerek ve kalpten gelerek " Sübhanallah " dediğinizde Allah'ı zikretmiş, her türlü noksanlıklardan arındırmış olursunuz. ( Namazımı Nasıl Kılabilirim başlıklı makalemizde bu konuda daha geniş bilgi bulabilirsiniz ) Anlamını bilmeden papağan gibi defalarca ve sayılarla değişik sözlerle Allah’ın zikredilmiş olunacağı bağlamındaki bu tür yanlış inançlar, Peygamberimizin adı kullanılarak birçok uydurulmuş hadis ve rivayetlere dayanmaktadır. Örneğin :
* Bazı ilâhi sırların açılabilmesi için belirli sayıda tesbihin veya salavatın çekilmesi gerekir. Nasıl ki kilide göre anahtar kullanmadığınız zaman kapıyı açamazsanız, bu sayı çekilmezse o ilâhi sırra da erişemezsiniz. ( Peki tespih çekildiği zaman o ilâhi sırra erişen hiç olmuş mudur ? Nedir o ilâhi sırlar ? )
* Cennet halkı kıyamet günü Adem’in suretinde, otuzüç yaşında, bıyıklı, bedeni kılsız, ve kara gözlü bir sima halinde haşredilirler. Sonra cennette bulunan bir ağacın yanına götürülürler ve ondan bir elbise giyinirler. Artık ne elbiseleri eskir ve ne de gençlikleri kaybolur. ( Ahirette 33 yaşında diriltilme iddiasının gerçekle yakından uzaktan bir ilgisi yoktur, tamamen uydurma düşüncelerdir. Bu rivayeti uyduran ve ardından giden arkadaşların Kur’anımızda Vakıa Sûresinin 60. ayetinde belirtildiği gibi, Ahiret diriltilmesinde insanların aynı dünyada olduğu gibi, bedensel bir yapı ile diriltilmeyeceğinden, bambaşka bir formda veya boyutta olabileceğinden haberleri herhalde bulunmamaktadır. ( Cennetin Hurileri başlıklı makalemize bakılabilir )
* Yaşın 33 olmasındaki hikmet, insanların olgunlaşmış, gücüne kavuşmuş, maddi manevi donanımları mükemmelleşmiş bir yaştır. Allah’ın 99 isminin 33 ün katı olması, tespihlerin adedinin 33 er olması, 33 sayısına bir değer de vermiş olur. Amme Sûresinde cennetteki kadınların yaşıt olduklarını ifade eden “ etrabe “ kelimesinin 33 numaralı ayette zikredilmesi de konuyla ilgili tevafuk penceresinden ince bir letafet göstermiştir. “ ( Müslim Misafirun, Tirmizi Daavat, Ebu Davut Vitir, Nesai Sehv, Buhari Ezan eserlerinde ) yer aldığı gibi uydurma dayatmalara dayanmaktadır. Bu uydurma rivayetlerde yer aldığı gibi aslında Allah’ın 99 ismi değil daha birçok ismi ve sıfatı bulunmaktadır. Kur’anda “ Amme “ diye bir Sûre de yoktur, Nebe Sûresi vardır ve o Sûrenin de 33. ayeti saptırılarak kullanılmıştır. Aslında ayette de kadınlardan, hurilerden değil, Cennetteki yapısı ve cinsiyeti belirtilmeyen sohbet arkadaşlarından, aynı yaştaki tomurcuklardan, üzüm bağları ve meyvelerinden söz edilmektedir. Ayetlerde yaştan değil, yaşlanmamaktan söz edilmektedir. ( Cennetin Hurileri başlıklı makalemizde daha geniş ayrıntıları bulabilirsiniz. )
Oysa Kur’anımıza göre gerçek anlamındaki Tesbih’in 33 lük ya da 99 luk imameli tespih aletleriyle namazlardan sonra otuzüç kere “ Sübhanallah “ demeyle bir ilgisi yoktur. Tesbih, Yaratan’ı tüm nitelikleriyle tanımak ve tanıtmaktır. Bu da sadece lafta kalan, herkesin bilinçsizce gelişi güzel yapacağı bir iş olmayıp, Allah’ı hakkıyla takdir eden bilgi sahibi kişilerin ancak yapabileceği bir iştir. Çünkü insanoğlunun dışında yaratılmış olan bütün canlı ve cansız varlıklar da Kur’anımızda Cuma 1, İsra 44, Rad 13, Hadid 1, Saffat 1, Tegabün 1, ve daha birçok ayette yer aldığı gibi doğadaki yaratılmış bütün canlı veya cansız varlıklar da Allah’ın yaratma fıtratı ile tesbihatına / Allah'ı her türlü noksanlıklardan arındırmaya riayet ettikleri gibi örneğin Sad Sûresinin 18. ayetinde de “ Gerçekten Biz dağlara secde ettirdik. / boyun eğdirdik, yapısal olarak insanların yararına kullanılacak biçimde yarattık. Her zaman kendisiyle birlikte Allah’ı tesbih ederler. / tüm noksanlıklardan arındırırlar, Allah'ın varlığının kanıtıdırlar. “ ifadesiyle belirtildiği gibi, yerde ve gökte olan her şeyin Allah’ı sürekli tesbih ettiği bildirilir. Bunun anlamı, “ En küçüğünden en büyük olanına kadar Evrendeki tüm varlıkların Allah’ın her türlü kusurdan uzak olduğunun delili olması “ demektir. Yoksa var olan canlı cansız her şey, elde tespih aleti ile “ 33 defa Sübhanallah, Sübahnallah “ der demek değildir.
Bütün canlı ve cansız varlıklar Evrendeki işleyişin, düzenin ve dengenin korunması için kendilerine verilmiş olan görevi hiç aksatmadan yerine getirmekte, nankörlük etmemektedir. Atom, atom altı parçacıkları, molekül, bileşik, virüs, bakteri gibi mikro organizmalar dahil en küçüğünden, yeryüzündeki bitkiler, dağlar, ormanlar, denizde yaşayanlar, küçük büyük hayvanlar, gökyüzündeki gezegenler, yıldızlar, galaksiler gibi en büyüğüne varıncaya kadar Evrendeki tüm varlıklar, muazzam tasarımlarla oluşturulmuş ve kodlanmış olduğundan dolayı Allah’ın bütün kusurlardan, eksikliklerden uzak olduğunun delili olmaktadır. En büyüğünden, en küçüğüne varıncaya kadar Evrendeki bütün canlı veya cansız varlıklar, her biri üzerlerine hüküm ve kanunla yüklenmiş, kodlanmış olan görevleri hiç aksatmadan aynen yerine getirirler, kıyamete kadar sürecek olan düzenin ve hayatın devamını sağlarlar, böylece Allah'a tesbihlerini gösterirler. Kaf Sûresinin 39 - 40. ayetlerinde de insanlar için ibadetin ve Allah’ın tesbih edilmesinin sürekliliğine dikkat çekilmek üzere “ Ve güneşin doğmasından önce ve batmasından önce ve geceden bir bölümde ; Her fırsatta Rabbinin övgüsü ile birlikte tesbih et. / arındır. 40 : Ve secde edip / boyun eğip teslim olduktan iman ettirdikten sonra inkârcıya da O’nu tesbih ettir. / arındırt. “ denilmektedir. Bütün bunlar “ Rabbim Sen bunları ne güzel ve ne mükemmel yaratmışsın, Sen bunları mutlaka boşuna yaratmadın “ diyebilen şuurun, Müslümanlarca da bilincinde olmaktır. Yoksa halk arasına yerleştirildiği gibi elde tespih aleti ile, Allah'ı da yeterince tanımadan, otuz üç defa papağan gibi Sübhanallah demek Allah’ı tesbih etmek değildir. Kur’anımızda onca ayetle yapılan uyarılara rağmen saptırılan ayet yorumları ile, üstelik de uydurulan yüzlerce hadis şartlandırmaları ile örneğin :
* Dertlerden kurtulmak ve murada kavuşmak için 500 kere ( La havle vela kuvvete illâ billah ) demeli, okumaya başlamadan önce ve okuduktan sonra yüzer kere salavatı şerife okuyup dua etmelidir. ( İmam Muhammed 2 / 33 ) ( Peki bu sözleri zikir olarak tekrarlayanlar, anlamlarını ve ne dediklerini bilmekte midirler ? )
* İmam Rabbani : Dilek ve isteklerinizin yerine gelmesi ve sıkıntılardan kurtulmak için kelime i temcidi ( La havle vela kuvvete illâ billah il aliyilazim ) 500 kere, dinimize dünyamıza gelecek zararlardan kurtulmak için, cinnden ve korkulardan korunmak için de 500 kere okunup dua edilmelidir. demiştir. ( Berekat – S. Ebediye )
* Ebu Derda ( r.a. ) dan rivayet edilmiştir : Resulü Ekrem ( s.a.v. ) “ Size amellerinizin en hayırlısı ve sevap bakımından en temiz olan mertebelerinizi yükselten, altın, pırlanta infak etmekten ve harp meydanında düşmanlarınızla çarpışmaktan daha hayırlı bir ameli haber vereyim mi ? “ diye sordular. Ashab, “ Evet ya Resulullah ! “ dediler. Rasulümüz ; “ Allah ( c.c ) Hazretlerini zikretmektir. “ diye buyurdular. Peygamber efendimiz “ Cennette her şey var. Dünyadaki hiç bir şeye hasret çekilmez, ancak dünyada zikirsiz geçen saatlere acıyıp, ne olaydı da, o boş geçirdiğimiz saatleri de zikir ile geçirseydik diye hasret çekeceklerdir. “ buyurmuştur. Yine Peygamberimiz ; “ Müminin üç kalesi vardır. Birisi Zikrullah, birisi Kur’an okumak, diğeri de namazdır “ buyurmuşlardır. ( Tirmizi Daavat 6. ) hadislerinde gördüğümüz gibi insanlar Din diye kandırılarak çok yanlış uygulamalara yöneltilmişlerdir. Yüzlerce olan bu uydurma hadislerle kalınmamış, ayetlerdeki tesbih, secde, salavat, zikir, cinn gibi kavramlar ve belirtilen zaman dilimleri ifadeleri de maalesef asıl hedefinden saptırılmış, pek çok uydurulmuş rivayet ve hadis ile gerçek anlamları dışında, namaz kılma ve namaz vakitleri olarak yansıtılmış, böylece İslam’la hiç alakası olmayan namazın içindeki bazı davranışlara ve ritüellere zemin hazırlanmış, dinimizin adeta en önemli, gelenekselleştirilmiş ve kanıksanmış ibadetleri haline getirmeyi başarmışlardır.
Sonuç olarak maalesef Kur’an ve ayetleri anlaşılmak üzere okunmadığından, insanların önüne konulan bidatlar, yanlışlar sorgulanamadığından, özellikle ülkemizde bazı insanlar dindar görünüm vasfı kazanmak için ulu orta elde tespihle dolaşır olmuş, sabır çekmek için de tespih aleti makbul bir dini araç haline gelmiş, hacıların en önde gelen hediyesi olarak üretimi el sanatına dönüşmüştür. Camide namazın ardından eline tespih almayanlar kınanır, adeta önüne atılıp, emrivaki ile eline tespih tutuşturulur olmuştur. Tarikat dergâhlarında 99 luk tespihlerle, zikir sayaçları ile binlik, onbinlik zikirle, ağızdan tekrarlanarak çıkan ama anlamı da bilinmeyen sözlerle tespih çekilmesi, Müslümanları cennete götürecek, dünyadaki sıkıntılardan, tasalardan, dertlerden kurtaracak yanlış inanç ve uygulamaların, Dinde gerçekten varmış gibi Dinin vazgeçilemez araçları haline getirilmiştir. Bu bağlamda Kur'anın dışında uydurulan birçok hadis ve rivayet de insanların yanlış zikir anlayışı konusundaki inançlarının dayanağı olmuştur. Ne diyelim Yüce Rabbimiz Allah, sadece lafla “ Müslümanım Elhamdülillah “ diyenlere kendi kitabını anlayarak okumayı ve onunla önüne konulan yanlışları sorgulamayı nasip eylesin ! Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğrularıyla yerine getirilebilecek zikir ve tesbihat sizinle olsun !....