TÜM SORULAR

Soru

Hasan Y.   15-02-2022   380

Slm Zeki Bey, islamda Kenzi , Zekatı anlatabilirmisiniz ayrıca Kuranda ihtiyaçtan fazlası malların verilmesi anlatılıyor , o zaman 1 müslümanın zengin yada milyader olmamasıda gerekir? Saygılarımla Hasan Yılmaz

Yanıtlar

Zeki Çelik.      16-02-2022  

Değerli  Kardeşim  Allah’ın  selamı  ve  rahmeti  üzerinize  olsun !

Biriktirme,  istifleme  olan,  aslında  da  zaman  zaman  kişilerce  hastalık  ve  saplantı  haline  getirilebilen,  bazı  insanları  da  toplumsal  sorunların  oluşmasında  da  ön  plana  çıkararak,  Tekasür  Suresinde  de  çoklukla  yarışmanın  kınandığı  ve  hatta  Araf  Suresinin  11 -  26.  ayetleri  arasında  temsili  konuşturma  sahneleriyle  anlatılan  “  Adem  ve  eşine  yasaklanmış  ağaç “  teması  içerisinde  bizlere  de  çok  önemli  öğütlerin  verilmeye  çalışıldığı,  Kur’anın  onaylamadığı  ve  bir  hastalık  olarak  görülen   kenz  ve  toplumsal  dayanışmanın,  salatın  yerine  getirilebilmesi,  ikame  edilebilmesi  için  Kur’anımızın  da  birçok  ayette  dile  getirdiği, ön  gördüğü  zekâtın  verilmesi,  uygulamaları  üzerine  iki  önemli  soru  oluşturmuşsunuz. Bu  dikkatinizden  dolayı  size  teşekkür  ederim.

Öncelikle  belirtelim  ki,  Kur’an  ve  Dinimiz,  kişilerin,  Müslümanların  meşru  yollarla,  hakça  ve  helâlinden  kazanılarak  elde  edilecek  olan  zenginleşmesine,  mal  ve  mülk  edinilmesine  asla  karşı  değildir. Necm  Suresinin  39.  ayetindeki  ifadelerle  de  bizzat  çalışmayı,  emeği,  alın  terini  önemsemekte,  o  çalışmanın  ve  emeğin  ölçüsünde  de  karşılığının  mutlaka  alınacağını,  elde  edilecek  olan  ihtiyaçtan  fazla  kazancın  da  dayanışma,  paylaşma  ile  salatın  bir  uygulaması  olarak  yerine  getirilmesiyle  Allah  katındaki  verilecek  ödüller  ve  kazançlar  da  ayrıca  belirtmektedir.

Kenz,  define,  yer  altında  saklı  kalmış,  değerli  eşya,  para,  altın  demektir.  Terim  olarak  da  “  Üretime,  istihdama,  ticarete  katılmayan,  istiflenen,  biriktirilen,  bankada,  yastık  altında,  kasada  tutulan  ve  havaici  asliyenin  dışında  kalan,  biriktirilen,  istiflenen  her  türlü  değer,  para,  altın, döviz,  mal,  mülk,  evler,  lüks  ve  son  model  pahalı  arabalar,  han,  hamam,  yalılar,  katlar,  lüks  villalar  demektir. Havaici  asliye  bir  kimsenin  ömür  boyu  içinde  oturacağı  orta  derecede  evi,  içine  donatacağı  eşyaları,  yıl  boyunca  giyecekleri,  yiyecekleri,  çalışma  ortamı,  bunun  için  gerekli  olan  araçları,  alet  ve  edevatı, yine  orta  derecede  binit  aracı,  borçlarının  tamamı,  bunlarla  beraber  bir  yıllık  kendisinin  ve  ailesinin  geçimini  sağlayacak  mali  imkânlarıdır. Bu  ölçü  ve  sınır  kişilere,  konumlarına,  yaşadıkları  koşullara  göre  değişir.  Vicdanen  de  sınırı  kendisinin  belirlemesi  gerekir.  Bu  ölçüler  çerçevesinde  Rabbimiz  Bakara  Suresinin  219.  ayetinde  “  Yine  sana  neyi  Allah  yolunda  harcayacaklarını  soruyorlar.  De  ki  :  İhtiyaçtan  fazlasını  harcayın.  Allah  iyiden  iyiye  düşünürsünüz  diye  ayetlerini  işte  böyle  sizin  için  ortaya  koyuyor. “  ifadeleriyle  belirtildiği  gibi  kişinin  belirleyeceği  ihtiyacından  /  Havaici  asliyesinden  fazlasını  Allah  yolunda  ve  insanların  yararına  harcamalarını  ve  infak  etmelerini  istemekte  yine  Bakara  Suresinin  195.  ayetinde  de “  Ve  Allah  yolunda  malınızı  harcayın,  kendinizi  ellerinizle  tehlikeye  bırakmayın  ve  iyileştirin / güzelleştirin.  Şüphesiz  Allah  iyileştirenleri  sever. “  ifadeleriyle  de  kullanılabilir,  ihtiyaçtan  fazla  olan  malın  infak  edilmesini  istemektedir,  bu  davranışın  Müslümanlar  için  daha  iyi  ve  Allah  katında  çok  daha  makbul  olduğu  dile  getirilmektedir.

Ali  İmran  Suresinin  92. ayetinde  “  Sevdiğiniz  şeylerden  Allah  yolunda  harcamadıkça  asla  “  iyi  adamlık “  mertebesine  eremezsiniz.  Ve  siz,  her  neyi  bağışlarsanız  kesinlikle  Allah,  onu  en  iyi  bilendir. “  denilmekte,  Hadid  Suresinin  7. ayetinde  “  Allah  ve  Elçisine  inanın.  Sizi  kendisine  sonradan  sahip  yaptığı  şeylerden  Allah  yolunda  harcayın.  Başta  kendi  yakınlarınız  olmak  üzere  başkalarının  nafakalarını  sağlayın.  Artık  sizden  inanan  ve  harcayan  kimseler ;  Kendileri  için  büyük  karşılık  vardır.  11  :  Kimdir  o,  Allah’a  güzel  bir  ödünç  verecek  olan  kişi  Allah  da  onun  için  kat  kat  arttırsın !  Onun  için  şerefli  bir  ödül  de  vardır. “  ifadeleriyle  Allah’ın  kullarından  gereksiz  yere  biriktirmeden,  istifleme  hastalığına  kapılmadan,  ihtiyaçlarından  fazlasını  ihtiyacı  olanlar  için  harcayarak  infak  etmenin  önemi  ve  şekli  konusundaki   isteklerini,  Enfal  Suresinin  27 – 28. ayetlerinde  ise “  Şüphesiz  mallarınızın  ve  evlatlarınızın,  kesinlikle  imtihan  aracı ;  sizi  dinden  çıkaracak  birer  varlık  olduğunu  ve  kesinlikle  de  Allah  katında  çok  büyük  ecir  olduğunu  bilin. “  denilerek  de  çok  ciddi  uyarıların  yapıldığını  görüyoruz.

Kur’anda  zekât,  malın  temizlenmesi,  saf,  arı,  duru,  hale  getirilmesi  demektir.  Terim  olarak  da  “  Müminlerden  oluşan  devletlerde,  toplumlarda  devlet  yönetiminin oluşabilmesi,  yönetimin  sağlanabilmesi,  devletin  güçlü  olup  ve  ayakta  durabilmesi,  salatın  devlet  tarafından  ikame  edilebilmesi   için,  müminlerin  iman  borcu,  kulluk  görevi  olarak  vermesi  gereken  mali  katkılardır.  “ Bugünkü  ekonomi  sistemlerinde  ise  elde  ettikleri  kazanca  göre  devlet  tarafından  konulan  ve  insanların  yaptıkları  bütün  harcamalarında  ödenen  vergilerdir. Toplumumuzda  yanlış  bilindiği  gibi  ihtiyaçtan  fazlası  malın  kırkta  birinin  verilmesi  anlayışındaki  zekât  uygulaması  ise  Kur’anda  yoktur. Bazı  görüşlerde  de  kırkta  bir  zekâtı  verilmiş  malın  stoklanmasının  kenz  olmadığı  ileri  sürülmektedir  ki,  Bakara  Suresinin  177. ayetinde “ … Kitaba,  peygamberlere  inanan,  malını  akrabalara / yakınında  bulunanlara,  yetimlere,  miskinlere,  yolcuya  ve  dilenenlere  ve  özgürlüğü  olmayanlara,  mala  sevgisi  olmasına  rağmen  Allah’a  veren  ve  salatı  ikame  eden,  zekâtı / vergiyi  veren  kimselerdir. “  denilerek  bu  görüşün  tamamen  yanlış  olduğu,  zekât  ile  infakın / fazla  malın  ve  paranın  ihtiyacı  olanlara  verilmesinin  aynı  şey  olmadığı  belirtilmektedir. Ayette  görüldüğü  gibi  zekât  ve  infak / malın  harcanması  ayrı  ayrı  ele  alınmıştır.

Toplum  olarak  Müslümanların  iş’e,  aş’a,  istihdama,  üretime  ihtiyaçları  varken,  servetin,  altın,  gümüş  ve  dövizin  biriktirilip,  istiflenerek,  ya  da  ikinci,  üçüncü  ve  lüks  evlere  ve  araçlara  harcanması  Müslümanlıkla  bağdaşmaz. Sebe  Suresinin  37. ayetinde  “ Ve  sizi  huzurumuza  yaklaştıracak  olan,  mallarınız  ve  evlatlarınız  değildir.  Ancak  kim  iman  eder  ve  düzeltmeye  yönelik  işleri  yaparsa,  işte  onlar,  kendileri  için  yaptıklarına  karşı  kat  kat  karşılık  olanlardır.  Ve  onlar  yüksek  köşklerde  güven  içindedirler. “ ifadeleriyle  Allah’ın  ayetlerine  iman  ederek  ve  inanarak  toplumsal  paylaşımlarda  bulunup,  insanların  sıkıntılarını  gidermede  fedakârlık  yapacak  olanlara  karşılık  verilecek  ödüllerden  söz  edilmekte,  Müminun  Suresinin  62. ayetinde  de “  Ve  Biz,  hiç  kimseyi,  gücünün  yettiğinden  başkası  ile ;  kapasitesi  dışındaki  bir  şeyle  yükümlü  tutmayız. “  denilerek  insanların  yapabilecekleri  harcamalar  ve  infaklar  konusunda  sınır  konulmaktadır. Bu  nedenlerle  Kişinin  ölmeden  evvel,  ihtiyacından  fazlası  malıyla,  mülküyle  başkaları  için  harcamada  bulunması,  infak  etmesi,  hayırlı  işlerde  malını,  servetini  kullanması,  meşru  yollardan  ve  haklı  kazançlarla  çok  çalışıp  servetini  arttırması,  zengin  olması,  bunları  yatırıma  yönelterek  çok  sayıda  insana  istihdam  yaratması,  bugünkü  ekonomi  sisteminde  çalmadan  vergisini  tam  olarak  yatırması  Allah  katında  çok  değerli  görülmekte  ve  onaylanmaktadır.  Fakat  o  servetin  kendisi,  ailesi  ve  çocuklarının  güvencesinin  sağlanmasından  sonraki  gerektiğinden  ve  ihtiyaçtan  fazlasının  toplumsal  dayanışmada  kullanılmaması,  ölene  kadar  elde  tutulması  ve  miras  bırakılması  ise  Allah  katında  çok  hayırlı  bir  davranış  olarak  görülmemektedir.  Kişinin  bırakacağı  tek  miras,  Kur’an  doğrultusundaki  imanla  oluşturulmuş  bir  yaşam  ve  amel  olmalıdır.  Allah’ın  selamı  ve  Kur’anın  doğruları  sizinle  olsun !...

 

 

 

Yanıtla yada Konuyla ilgili Soru Sor



SEN DE SOR
SORU SOR
Son Sorular
TAKİP ET