Slm Zeki Bey, islamda Kenzi , Zekatı anlatabilirmisiniz ayrıca Kuranda ihtiyaçtan fazlası malların verilmesi anlatılıyor , o zaman 1 müslümanın zengin yada milyader olmamasıda gerekir? Saygılarımla Hasan Yılmaz
Zeki Çelik.
16-02-2022
Değerli Kardeşim Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Biriktirme, istifleme olan, aslında da zaman zaman kişilerce hastalık ve saplantı haline getirilebilen, bazı insanları da toplumsal sorunların oluşmasında da ön plana çıkararak, Tekasür Suresinde de çoklukla yarışmanın kınandığı ve hatta Araf Suresinin 11 - 26. ayetleri arasında temsili konuşturma sahneleriyle anlatılan “ Adem ve eşine yasaklanmış ağaç “ teması içerisinde bizlere de çok önemli öğütlerin verilmeye çalışıldığı, Kur’anın onaylamadığı ve bir hastalık olarak görülen kenz ve toplumsal dayanışmanın, salatın yerine getirilebilmesi, ikame edilebilmesi için Kur’anımızın da birçok ayette dile getirdiği, ön gördüğü zekâtın verilmesi, uygulamaları üzerine iki önemli soru oluşturmuşsunuz. Bu dikkatinizden dolayı size teşekkür ederim.
Öncelikle belirtelim ki, Kur’an ve Dinimiz, kişilerin, Müslümanların meşru yollarla, hakça ve helâlinden kazanılarak elde edilecek olan zenginleşmesine, mal ve mülk edinilmesine asla karşı değildir. Necm Suresinin 39. ayetindeki ifadelerle de bizzat çalışmayı, emeği, alın terini önemsemekte, o çalışmanın ve emeğin ölçüsünde de karşılığının mutlaka alınacağını, elde edilecek olan ihtiyaçtan fazla kazancın da dayanışma, paylaşma ile salatın bir uygulaması olarak yerine getirilmesiyle Allah katındaki verilecek ödüller ve kazançlar da ayrıca belirtmektedir.
Kenz, define, yer altında saklı kalmış, değerli eşya, para, altın demektir. Terim olarak da “ Üretime, istihdama, ticarete katılmayan, istiflenen, biriktirilen, bankada, yastık altında, kasada tutulan ve havaici asliyenin dışında kalan, biriktirilen, istiflenen her türlü değer, para, altın, döviz, mal, mülk, evler, lüks ve son model pahalı arabalar, han, hamam, yalılar, katlar, lüks villalar demektir. Havaici asliye bir kimsenin ömür boyu içinde oturacağı orta derecede evi, içine donatacağı eşyaları, yıl boyunca giyecekleri, yiyecekleri, çalışma ortamı, bunun için gerekli olan araçları, alet ve edevatı, yine orta derecede binit aracı, borçlarının tamamı, bunlarla beraber bir yıllık kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayacak mali imkânlarıdır. Bu ölçü ve sınır kişilere, konumlarına, yaşadıkları koşullara göre değişir. Vicdanen de sınırı kendisinin belirlemesi gerekir. Bu ölçüler çerçevesinde Rabbimiz Bakara Suresinin 219. ayetinde “ Yine sana neyi Allah yolunda harcayacaklarını soruyorlar. De ki : İhtiyaçtan fazlasını harcayın. Allah iyiden iyiye düşünürsünüz diye ayetlerini işte böyle sizin için ortaya koyuyor. “ ifadeleriyle belirtildiği gibi kişinin belirleyeceği ihtiyacından / Havaici asliyesinden fazlasını Allah yolunda ve insanların yararına harcamalarını ve infak etmelerini istemekte yine Bakara Suresinin 195. ayetinde de “ Ve Allah yolunda malınızı harcayın, kendinizi ellerinizle tehlikeye bırakmayın ve iyileştirin / güzelleştirin. Şüphesiz Allah iyileştirenleri sever. “ ifadeleriyle de kullanılabilir, ihtiyaçtan fazla olan malın infak edilmesini istemektedir, bu davranışın Müslümanlar için daha iyi ve Allah katında çok daha makbul olduğu dile getirilmektedir.
Ali İmran Suresinin 92. ayetinde “ Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça asla “ iyi adamlık “ mertebesine eremezsiniz. Ve siz, her neyi bağışlarsanız kesinlikle Allah, onu en iyi bilendir. “ denilmekte, Hadid Suresinin 7. ayetinde “ Allah ve Elçisine inanın. Sizi kendisine sonradan sahip yaptığı şeylerden Allah yolunda harcayın. Başta kendi yakınlarınız olmak üzere başkalarının nafakalarını sağlayın. Artık sizden inanan ve harcayan kimseler ; Kendileri için büyük karşılık vardır. 11 : Kimdir o, Allah’a güzel bir ödünç verecek olan kişi Allah da onun için kat kat arttırsın ! Onun için şerefli bir ödül de vardır. “ ifadeleriyle Allah’ın kullarından gereksiz yere biriktirmeden, istifleme hastalığına kapılmadan, ihtiyaçlarından fazlasını ihtiyacı olanlar için harcayarak infak etmenin önemi ve şekli konusundaki isteklerini, Enfal Suresinin 27 – 28. ayetlerinde ise “ Şüphesiz mallarınızın ve evlatlarınızın, kesinlikle imtihan aracı ; sizi dinden çıkaracak birer varlık olduğunu ve kesinlikle de Allah katında çok büyük ecir olduğunu bilin. “ denilerek de çok ciddi uyarıların yapıldığını görüyoruz.
Kur’anda zekât, malın temizlenmesi, saf, arı, duru, hale getirilmesi demektir. Terim olarak da “ Müminlerden oluşan devletlerde, toplumlarda devlet yönetiminin oluşabilmesi, yönetimin sağlanabilmesi, devletin güçlü olup ve ayakta durabilmesi, salatın devlet tarafından ikame edilebilmesi için, müminlerin iman borcu, kulluk görevi olarak vermesi gereken mali katkılardır. “ Bugünkü ekonomi sistemlerinde ise elde ettikleri kazanca göre devlet tarafından konulan ve insanların yaptıkları bütün harcamalarında ödenen vergilerdir. Toplumumuzda yanlış bilindiği gibi ihtiyaçtan fazlası malın kırkta birinin verilmesi anlayışındaki zekât uygulaması ise Kur’anda yoktur. Bazı görüşlerde de kırkta bir zekâtı verilmiş malın stoklanmasının kenz olmadığı ileri sürülmektedir ki, Bakara Suresinin 177. ayetinde “ … Kitaba, peygamberlere inanan, malını akrabalara / yakınında bulunanlara, yetimlere, miskinlere, yolcuya ve dilenenlere ve özgürlüğü olmayanlara, mala sevgisi olmasına rağmen Allah’a veren ve salatı ikame eden, zekâtı / vergiyi veren kimselerdir. “ denilerek bu görüşün tamamen yanlış olduğu, zekât ile infakın / fazla malın ve paranın ihtiyacı olanlara verilmesinin aynı şey olmadığı belirtilmektedir. Ayette görüldüğü gibi zekât ve infak / malın harcanması ayrı ayrı ele alınmıştır.
Toplum olarak Müslümanların iş’e, aş’a, istihdama, üretime ihtiyaçları varken, servetin, altın, gümüş ve dövizin biriktirilip, istiflenerek, ya da ikinci, üçüncü ve lüks evlere ve araçlara harcanması Müslümanlıkla bağdaşmaz. Sebe Suresinin 37. ayetinde “ Ve sizi huzurumuza yaklaştıracak olan, mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak kim iman eder ve düzeltmeye yönelik işleri yaparsa, işte onlar, kendileri için yaptıklarına karşı kat kat karşılık olanlardır. Ve onlar yüksek köşklerde güven içindedirler. “ ifadeleriyle Allah’ın ayetlerine iman ederek ve inanarak toplumsal paylaşımlarda bulunup, insanların sıkıntılarını gidermede fedakârlık yapacak olanlara karşılık verilecek ödüllerden söz edilmekte, Müminun Suresinin 62. ayetinde de “ Ve Biz, hiç kimseyi, gücünün yettiğinden başkası ile ; kapasitesi dışındaki bir şeyle yükümlü tutmayız. “ denilerek insanların yapabilecekleri harcamalar ve infaklar konusunda sınır konulmaktadır. Bu nedenlerle Kişinin ölmeden evvel, ihtiyacından fazlası malıyla, mülküyle başkaları için harcamada bulunması, infak etmesi, hayırlı işlerde malını, servetini kullanması, meşru yollardan ve haklı kazançlarla çok çalışıp servetini arttırması, zengin olması, bunları yatırıma yönelterek çok sayıda insana istihdam yaratması, bugünkü ekonomi sisteminde çalmadan vergisini tam olarak yatırması Allah katında çok değerli görülmekte ve onaylanmaktadır. Fakat o servetin kendisi, ailesi ve çocuklarının güvencesinin sağlanmasından sonraki gerektiğinden ve ihtiyaçtan fazlasının toplumsal dayanışmada kullanılmaması, ölene kadar elde tutulması ve miras bırakılması ise Allah katında çok hayırlı bir davranış olarak görülmemektedir. Kişinin bırakacağı tek miras, Kur’an doğrultusundaki imanla oluşturulmuş bir yaşam ve amel olmalıdır. Allah’ın selamı ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !...