Hocam. Meallerde gördüğümüz gibi bazı ilahiyatçılar da konuşmalarında Allah dilerse denizi de yarar demekte, Musa peygamberin, kavmini kızıl denizden geçirmek için asasını uzatarak gerçekten denizi ayırarak yol oluşturduğu anlatımları yapılmaktadır. Musa peygamber gerçekten asası ile kızıl denizi yarmış mıdır ? Bu Musa peygamberin mucizesi midir ? Lütfen bizi aydınlatır mısınız ?
Zeki Çelik.
08-10-2026
Değerli Kardeşim ! Allah’ın selamı ve rahmeti üzerinize olsun !
Musa Peygamberle ilgili anlatılanlar maalesef Yahudi kaynaklarının etkisiyle yerleşmiş yanlış mitolojik inançların sonunda halk kültüründe ve aynı zamanda ülkemizdeki ilâhiyatçı kesim anlayışında da gerçekte olmayan mucizelerle dolu bir hayat olarak bilinmektedir. Bu nedenle Musa Peygamberin asası halk kültüründe her ne kadar Allah'ın yaratma kanunlarına, akıl ve mantığa aykırı olsa da, türlü sihre ve güce sahiptir, büyük bir yılan / ejderha olup diğer yılanları yutmaktadır, dokunduğu Kızıldeniz’i ikiye yarıp yol açmakta, topraktan suları fışkırtmakta, Gökten çekirgeleri, kurbağaları sel gibi yağmuru yağdırmaktadır. Oysa birçok ayette değinildiği gibi Mümin Sûresinin 78. ayetinde " Ve andolsun ki Biz senin önünden nice elçiler gönderdik. Onlardan kimini sana anlattık, onlardan kimini de anlatmadık. Hiç bir elçi, Allah’ın izni olmaksızın bir ayet / alamet – gösterge / mucize getiremez. Artık Allah’ın emri gelince hak ile gerçekleştirilir. " ifadelerinde gördüğümüz gibi hiç bir peygamberin mucize oluşturma yetkisi ve gücü yoktur. Bu bağlamda siz de Kızıldeniz’in asa ile mucize olarak gerçekten yarılıp yarılmamasına yönelik bir soru oluşturmuşsunuz.
Bu konunun gerçeğini anlayabilmek için Kur’anda birçok ayette değinildiği gibi örneğin Şuara Sûresinin 63. ayetinde “ Sonra Musa’ya “ bi asakel bahr / vur asanı / birikimini o bol suya / nehire " diye vahyettik. Sonra o bol su yarıldı / Barajlar yapıldı her bir parça baraj, ulular ulusu bir dağ gibi oluverdi. “ ifadeleriyle anlatılanlara dikkatle eğilmemiz gerekecektir. Bu ayet ile ilgili olarak birçok mealde olduğu gibi özellikle Diyanet 2004 çevirisine baktığımız zaman ise “ Bunun üzerine Musa’ya “ asan ile denize vur “ diye vahyettik. Deniz derhal yarıldı. Her parçası koca bir dağ gibiydi. “ ifadeleriyle özellikle bir kıyıdan öbür kıyıya 103 km. uzunluğundaki Kızıldeniz, Musa'nın asası ile mucize olarak ikiye yardırılmıştır.
Şuara 63. ayetinde olduğu gibi Bakara Sûresinin 50. ayetinde de “ Hani bir zamanlar da Biz fi kümül bahra / bol suyu / nehri sizin için yarıp da sizi kurtarmıştık. “ ifadeleriyle aslında Musa’ya bilgi birikimini kullanarak etrafında bol suya sahip Nil nehri üzerinde barajlar kurmasının vahyedildiği, sonra da suyun dağlar gibi parçalara ayrıldığı, yani yüksek barajların yapıldığı açıklanmaktadır. Yani Musa mucize olarak Kızıldenizi yararak iki tarafta dağ gibi sular oluşturmamıştır. Musa birikimiyle gençliğinde Sarayın bir mensubu olarak uzun yıllar süresi içerisinde Nil nehri üzerine barajlar kurmuş ve her bir baraj dağ gibi yüksek imiş. Bu ayetlerde açıklanan budur. Daha sonra bu baraj patlatılarak Firavun ve yakınları baraj selinde öldürüleceklerdir.
Bu konu ile ilgili olarak ayetlerde “ bahr “ ve “ yemm “ sözcüklerinin doğru bilinmesi gerekir. Bu iki sözcük genellikle “ deniz “ diye çevrildiğinden doğal olarak Musa’nın İsrailoğullarını Kızıl Denizden geçirdiği ve Firavunun ve yanındakilerin / ordusunun da Kızıl Denizde boğulduğu kabul edilir. Ama Kur’an ve Arap dili kurallarına göre aslında bu tür bir kabul ve anlayış yanlıştır. Zira, bahr, “ ister tatlı, ister tuzlu olsun, çok su “ demektir. Bu sözcük “ kara parçası “ sözcüğünün karşıtıdır. Bu sözcüğün aslı “ yarmak “ demektir. Su kara parçasını yardığı için bu şekilde isimlendirilmiştir. Eski Arap şiirlerinde de bol su anlamına gelmek üzere Fırat nehri de “ bahr “ sözcüğüyle yer almaktadır. Büyük tuzlu sulara / denizlere “ bahr “ denilmesi de yaygındır. ( Lisan Bhr md. Tac. Bhr mad. )
Bahr sözcüğü, Musa ile ilgili olarak Araf 138, Yunus 90, Taha 77, ayetlerinde de yer alır. Yemm, sözcüğü de Kur’anda Taha Sûresinin 39. ayetinde Musa’nın annesine “ Bebeği sandık içine koy da fil yemmi / bol suya / nehre bırak, sonra yemmü / bol su / nehir onu sahile atsın “ ifadeleriyle “ yemm’e “ yani Mısır’daki Nil nehrine bırakması şeklinde vahyedilmiştir. Bu sözcük Araf 136, Kasas 7, Zariyat 40, ayetlerinde de geçer. Yemm sözcüğü, Süryanicede “ yam “ diye kullanılarak Araplara geçmiştir, “ bol su “ demektir. Dolayısıyla Yahudilerin Kitabı Mukaddes adındaki kitaplarındaki anlatımlarda “ bazı yerlerde deniz, bazı yerlerde Kızıldeniz, bazı yerlerde de Kamış deniz “ olarak geçmektedir. Ayetlerde, İsrail oğullarının bol sudan geçirilerek kurtarılmaları ile ilgili Kitabı Mukaddeste pek çok rivayet ve gerçek dışı masallara yer verilmiş, Musa peygamberin asası ile Kızıl Denizi yarıp yol açtığı ne yazık ki bizim tefsir kitaplarımıza bile aynen geçmiştir. Bu konudaki masal niteliğindeki doğa üstü anlatılanlardan bir örneğini özetle burada nakledelim.
* Musa, kavmi İsrail oğulları ile birlikte sevinçle gece yarısı Mısırdan ayrılarak yola çıktı. * Halkın kaçtığı Firavun’a bildirilince, kölelerimizi kaybediyoruz diyerek savaş arabalarını hazırlattı. * Ordusuyla peşlerine düştü. * Firavun yaklaşırken İsrailliler onları görünce dehşete kapılarak Rabba feryat ettiler. * Musa’ya “ Mısır’da mezar mı yoktu da bizi çöle ölmeye getirdin ? “ dediler. * Musa korkmayın dedi, yerinizde durup bekleyin. Rabb bu gün sizi nasıl kurtaracak görün. Rabb sizin için savaşacak, siz sakin olun yeter. * Rabb, Musa’ya “ Sen asanı kaldır, elini denize uzat, sular yarılacak ve İsrailliler kuru toprak üzerinde yürüyerek denizi geçecekler. * Musa dediğini yaptı. Rabb bütün gece güçlü doğu rüzgârları ile suları geri itti. Denizi karaya çevirdi. Sular ikiye bölündü. * İsrailliler denizi geçtiler. * Mısırlılar, ordusuyla Firavun arkalarından geliyordu. * O anda deniz olağan haline döndü. Firavun’un bütün ordusunu yuttu. * Rabb o gün İsraillileri Firavun’un elinden kurtardı. Bunun üzerine İsrail halkı Rabba ve kulu Musa’ya güvendi. ( Çıkış 14 : Bab 1 / 31 )
Müfessirlerin çoğu, ayetlerdeki ifadelere, sanki olaylar arka arkaya hemen aynı anda olmuş gibi yaklaşmaktadırlar. Halbuki Musa'nın kavmini kölelikten kurtarıp, Mısır'dan çıkarabilmek için verdiği bu mücadele sürecinde önce kavminin arasına girip onları eğitmesi, örgütlemesi gibi neredeyse 25 yıl süren bir hazırlık safhası ve gizli gizli yer altı çalışmaları vardır. Mısırdan çıkış süreci ise neredeyse 45 yıla ulaşmıştır. Yukarıdaki ayetlerde de değindiğimiz gibi ayetlerde daha önce Firavunun yanında Saray mensubu iken Musa’ya, aslında Asasını / bilgi birikimini kullanarak Nil nehri üzerinde barajlar kurmasının vahyedildiği, sonra suyun dağlar gibi parçalara ayrıldığı, yani yüksek barajların yapıldığı açıklanmaktadır. Çünkü o zamanda Afrika Kıtası ile Asya Kıtasını ayıran Süveyş kanalı da yoktu. Kıtalar birleşik durumda idi. Çok geniş bir alanda Nil nehrinin oluşturduğu geniş bir delta ovası ve üzerindeki nehir kolları bulunmakta idi. Tarihte de bilinen en eski barajın M.Ö. 2900 yıllarında Nil nehri üzerinde kurulmuş ve yüksekliği de 15 metre olan barajdır. Kur’anın açık ifadesine göre baraj birden çoktur. Ayrıca Musa sarayda iken aldığı eğitim ile tapınak inşaatlarında, nehirdeki bentlerin ve ovadaki kanalların, su arklarının yapımında sorumluluklar almış, mühendislik yapmıştır.
Bu bölgede papirüs, şeker kamışı ve çeltik tarımı yapılmakta olduğundan, arazi de sığ suların kaplandığı, bol ve yoğun bir su / deniz görünümünde idi. Bu nedenledir ki bu bölgeye de " Kamış Denizi " adını vermişlerdi. Kitabı Mukaddeste " Kamış denizini ikiye bölene, İsraili ortasından geçirene, Firavunla ordusunu kamış denizine dökene, kendi halkını çölde yürütene sevgisi sonsuzdur " ( Çıkış 14. Bab. Mezmurlar 136. Bölüm 1 - 16 ) şeklinde Yahudilerin şiirsel olarak dua ettikleri de dile getirilmektedir. Bu nedenledir ki ayette Firavun : “ Bu altımdaki nehirler benim değil mi ? “ demektedir. Dolayısıyla aslında Yahudi kaynaklarının bir kısmında da bahsedildiği gibi Kızıl Denizde değil, olayın Kamış denizi dedikleri barajlar bölgesinde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
İşte bu anlatılan masalların gerçeği olan olayda Musa, kavmini Kızıl denizden değil, kendisine inananları yanına alarak bu bentlerden ve arkların arasındaki kuru yollardan geçirmiş, kendilerini takip eden Firavun ve ordusunu bu kamış denizi denilen tarım arazilerine çekmiş, onlar arazide iken baraj kapaklarını açarak Firavun ve ordusunun boğulmasını sağlamıştır.
Bu olayın sonu ile ilgili olarak Kitabı Mukaddeste * Rabb Musa’ya “ elini denizin üzerine uzat dedi “ Sular Mısırlıların savaş arabalarının, atlılarının üzerine dönsün. “ * Musa elini denizin üzerine uzattı. Sabaha karşı deniz olağan haline döndü. Mısırlılar sulardan kaçarken Rab onları denizin ortasında silkip attı. * Geri dönen sular, savaş arabalarını, atlarını, Firavunun bütün ordusunu yuttu. * Ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçmişlerdi. Sular sağlarında, sollarında onlara duvar oluşturmuştu. * Rab o gün İsraillileri Mısırlıların elinden kurtardı. İsrailliler deniz kıyısında Mısırlıların ölülerini gördüler. ( Çıkış 14. Bab 25 - 31 cümleler ) Denilmekte, aynı bu ifadeyi teyit eder bir şekilde Kur’anda Bakara Sûresinin 50. ayetinde de “ Ve siz bakıp dururken Firavunun ordusunu suda boğmuştuk “ ifadesi yer almaktadır.
Buradan anlaşıldığına göre bu boğulma olayı Kızıl Denizde olmamıştır. Çünkü 103 kilometrelik bir mesafeden, denizin bir yakasından, diğer yakasındaki Firavunun ve ordusunun boğuluşunu ve cesetlerini görme imkânı yoktur. 103 km. lik denizin yarılarak ortasından kara yolunun oluşması da Allah’ın koyduğu kanunlara aykırıdır. Üstelik 103 km. lik yol binlerce insanın eşyası ve yanındaki hayvanlarıyla birlikte yaya olarak yürüyüşüyle kısa bir zamanda karşıya geçerek bitirilebilecek yol değildir. Dolayısıyla Musa'nın Kızıldeniz’i asasıyla yarması anlatımları gerçek değildir. Gerçekten olay, her şeyin net görülebileceği baraj havzası gibi daha küçük bir alanda cereyan etmiştir. Böylece Firavun ve toplumunun ileri gelenlerinin sonu, Sebe halkının “ Arim seli “ baraj seli ile helâk edildikleri gibi, onların da baraj selinde boğulmak olmuştur. Böylece onlar, kölelik düzeninde elde ettikleri yüce makamları, bahçeleri, nehirleri, malları, hükümranlığı, dünyanın bolluk içindeki mekânlarını terk etmek zorunda kalmışlar, doyumsuzluk ve sömürü düzenlerinin sonunda sanki nimetler denizinden çıkıp, cehennemin çukurunda, Kamış denizi dedikleri baraj alanında boğulmuşlardır. Allah’ın selamı, rahmeti ve Kur’anın doğruları sizinle olsun !.....